Rusya'nın İdlib'deki tavuk çiftliği saldırısında 6 kayıp veren aile yardım bekliyor

İDLİB (AA) – Kıteyş ailesi, Suriye’de Beşşar Esed rejimine destek veren Rusya’nın saldırılarında hayatı kararan ailelerden sadece biri.

Hama’nın Bab et-Taka köyünden 1 yıl önce yerinden edilen aile, İdlib’in Marrıtmısrin bölgesinde bir tavuk çiftliğine sığınmıştı.

Ancak tavuk çiftliği, Rus savaş uçaklarının 5 Mart’ta gerçekleştirdiği saldırıda hedef alındı ve Kıteyş ailesinden 6 kişiye mezar oldu.

Beş çocuğundan 15 ve 5 yaşlarındaki 2 kızını kaybeden acılı anne Hitam Kıteyş, 4 akrabasını toprağa verdi.

1,5 yaşındaki Mira vücuduna saplanan şarapnel parçalarının izleriyle yaşayacak

Anne Kıtayş’ın 1,5 yaşındaki Mira isimli bebeği ise kafatasındaki çatlak ve vücuduna saplanan şarapnel parçalarının izleriyle yaşayacak.

Saldırı sonrası evsiz kalan aile, Suriye-Türkiye sınırındaki Atme sığınmacı kampları bölgesine göç etti.

Hitam Kıteyş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, saldırı anını ve sonrasında yaşadıklarını anlattı.

Kıteyş, “Güven içerisinde uyuyorduk. Bir anda Rus uçağı bizi hedef aldı. Enkazdan eşimin inleme seslerini duyuyordum. İki kızımın, eltim, onun kızı, kayınpederimin ve kayınvalidemin seslerini duyamadım. Öldüklerini anlamıştım. Kaybettiklerimiz inşallah şehit oldular.” dedi.

“5 yaşındaki kızımın öldüğünü anlamıştım”

Saldırı sonrasında tavuk çiftliğin çatısının çöktüğünü belirten Kıteyş, şöyle devam etti:

“Hatırladığım kadarıyla 5 yaşındaki kızım yanımdaydı. Hiç hareket etmiyordu. Anlamıştım öldüğünü. Oğlumu çektim. Hareket edip dışarıya çıktı. Bebeğim Mira’nın ayakları üzerine taşlar düşmüştü ve ağlıyordu.”

“1,5 yaşındaki bebeğim terörist miydi?”

“Şimdi benim 1.5 yaşındaki bebeğim terörist miydi? Allah intikamımızı alsın.” diyen anne, şunları kaydetti:

“Temenni ederim ki; durumumuz daha iyi olsun. Barışın gelmesini ve savaşın bitmesini istiyoruz. Bu durumdan kurtulmak istiyoruz. Burada her şeye ihtiyacımız var. Saldırıdan sonra hiçbir şeyimiz kalmadı.”

İdlib’de durum

Türkiye, Rusya ve İran’ın katıldığı, 4-5 Mayıs 2017’deki Astana toplantısında, İdlib ve komşu illerin (Lazkiye, Hama ve Halep vilayetleri) bazı bölgeleri, Humus ilinin kuzeyi, başkent Şam’daki Doğu Guta ile ülkenin güney bölgeleri (Dera ve Kuneytra vilayetleri) olmak üzere 4 “gerginliği azaltma bölgesi” oluşturuldu. Ancak rejim ve İran destekli teröristler, ateşkes ilanıyla durumun muhafaza edilmesinin kararlaştırıldığı 4 bölgeden 3’ünü Rusya’nın hava desteği sayesinde ele geçirdi ve İdlib’e yoğunlaştı. Rejim güçlerinin Eylül 2018’de askeri yığınağına hız vermesi üzerine, Türkiye ve Rusya, 17 Eylül 2018’de ateşkesi güçlendirmek için Soçi’de ek mutabakata vardı. Saldırılarına kısa bir süre ara verdikten sonra yeniden başlayan rejim güçleri, Mayıs 2019’da bölgeyi tümüyle ele geçirmek için kara operasyonu düzenledi. Rejim ve destekçileri bu çerçevede İdlib’in önemli ilçelerinin yanı sıra güneyi ve güneydoğusu, Hama’nın kuzey ve doğu kırsalı ile Halep’in güney ve batı kırsalında çok sayıda yerleşimi ele geçirdi.

Soçi mutabakatından bu yana rejim ve destekçilerinin İdlib’e saldırılarında 1800’den fazla sivil can verdi. Ocak 2019’dan bu yana göç edenlerin sayısı 1 milyon 942 bini buldu.

Türkiye Milli Savunma Bakanlığından 10 Ocak’ta yapılan açıklamada, Türkiye ve Rusya’nın bölgede 12 Ocak 2020 tarihinde saat 00.01’den itibaren ateşkes uygulanması konusunda mutabık kaldığı belirtilmişti. Ancak Esed rejimi ve müttefikleri, ateşkesi hiçe sayarak İdlib’deki saldırılarını sürdürdü. Bunun üzerine Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 5 Mart’ta Rusya’nın başkenti Moskova’da yeni bir mutabakat sağlamış, son ateşkes 6 Mart 2020 saat 00.01’den itibaren yürürlüğe girmişti.

Rejim güçlerinin birkaç noktadaki ihlallerine rağmen, ateşkese büyük ölçüde riayet ediliyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (AA) – 21 Eylül’de başlayacak üst düzeyli BM 76. Genel Kurul Görüşmelerine katılmak üzere New York’a gelen Çavuşoğlu, BM Genel Sekreteri Guterres ile bir araya geldi.

Görüşmenin ardından Çavuşoğlu, Twitter hesabından ”Dünyamızın gündemindeki küresel sınamaları BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’le ele aldık. Kıbrıs, Afganistan, Libya, Suriye ve iklim değişikliği konularındaki görüşlerimizi paylaştık.” paylaşımında bulundu.

Çavuşoğlu, ayrıca BM 76. Genel Kurul Başkanı Abdulla Shahid ile görüştü ve göreve yeni başlayan Shahid’i tebrik etti.

Sri Lanka Dışişleri Bakanı Gamini Lakshman Peiris ile de bir araya gelen Çavuşoğlu, Twitter hesabından, “Coğrafi uzaklığa rağmen ilişkilerimizi geliştirme irademiz tam.” mesajı verdi.

Muhabir: Betül Yürük

CENEVRE (AA) – Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonunun 1Temmuz 2020- 30 Temmuz 2021 döneminde Suriye’deki insan hakları durumuna ilişkin hazırladığı 46 sayfalık rapor açıklandı.

Raporda, ülkenin kuzeyinde ve güneyinde çatışmaların ve şiddetin arttığına dikkat çekildi.

Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu Başkanı Brezilyalı Paulo Pinheiro, rapora ilişkin yaptığı açıklamada, Suriye’de 10 yıldır devam eden iç savaşta tarafların savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar işlemeye devam ettiğini belirtti.

Komisyon, daha önceki yıllarda yayımladığı raporlarda, Suriye’de ABD öncülüğündeki koalisyon, Rusya, rejimin ve terör örgütü YPG/PKK’nın eylemlerinin savaş suçları kapsamına girebileceğini bildirmişti.

Pinheiro, “Suriyeli sivillere yönelik savaş devam ediyor ve savaşın harap ettiği bu ülkede sivillerin güvenli bir yer ya da sığınak bulmaları zor.” ifadesini kullandı.

Esed rejimine sert tepki

Beşşar Esed rejiminin sivillere yönelik eylemlerine dikkati çeken Pinheiro, Suriyelilerin temel insan haklarının ihlaline devam edildiğini vurguladı.

Raporda, Esed’in yönetimde dördüncü dönemine girerken ülke topraklarının yaklaşık yüzde 70’ini, savaş öncesi nüfusun da yüzde 40’ını kontrol ettiği belirtilerek, Esed’in ülkeyi birleştirme veya bir uzlaşı sağlanması için girişimde bulunmadığının altı çizildi.

Esed rejiminin keyfi gözaltı uygulamalarının hız kesmeden devam ettiği aktarılan raporda, “Komisyon, sadece gözaltı süreçlerindeki işkence ve cinsel şiddeti değil, aynı zamanda gözaltındaki ölümleri ve zorla kaybetmeleri de belgelemeye devam etti.” ifadesi yer aldı.

“Ekonomi dibe vurdu”

Komisyon raporunda, mültecilerin “güvenli” ve “onurlu” dönüşü için Suriye’de uygun bir ortam olmadığına vurgu yapıldı.

“Suriye’deki genel durum giderek daha kasvetli görünüyor. Yoğunlaşan şiddete ek olarak, ekonomi dibe vuruyor.” ifadesini kullanan Komisyon üyesi Karen Koning Abuzayd ise ülkeden geçen nehirlerin yıllardır en kurak dönemini geçirdiğini, savaşın harap ettiği sağlık sisteminin de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadeleyi zorlaştırdığını kaydetti.

Abuzayd, “Kimsenin Suriye’nin mültecilerinin geri dönmesi için uygun bir ülke olduğunu düşünmesinin zamanı değil.” değerlendirmesinde bulundu.

Raporda, Suriye’de SDG ismini kullanan terör örgütü YPG/PKK’nın işgali altındaki bölgelerde durumun her geçen gün daha da kötüleştiği uyarısında bulunuldu.

Komisyon raporunda, İdlib’de sivil unsurlara yönelik saldırılar da geniş şekilde yer aldı.