Sakarya'daki kadınlardan Diyarbakırlı çocuklara yürek ısıtan destek

SAKARYA (AA) – Sakarya'nın Kaynarca ilçesinde ihtiyaç sahibi çocukların gönüllerini ısıtmak amacıyla "Çocuklar Üşümesin" projesi kapsamında kadınların ördüğü 300 bere, atkı ve eldiven, Diyarbakır'ın Dicle ilçesindeki Koru İlkokulu'na gönderildi.

Kaynarca Belediyesi, Kaynarca Halk Eğitim Merkezi, Kaynarca Belediye Tiyatrosu (KABET), yetişkin perspektif kursiyerleri ve drama kursu öğrencileri iş birliğiyle başlatılan "Çocuklar Üşümesin" projesi kapsamında bir araya gelen kadınlar, zorlu kış şartlarında okuyan öğrencilerin yüreklerini ısıtmak için harekete geçti.

İlmek ilmek ördükleri 300 parça bere, atkı ve eldivenleri Diyarbakır'ın Dicle ilçesindeki Koru İlkokulu'na ulaştıran kadınlar ve öğrenciler, büyük mutluluk yaşadı.

– "Onlara anne sevgisi gönderiyorlar"

Kaynarca Belediye Başkanı Murat Kefli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin ülkenin doğusu ile batısını birleştireceğini belirterek, "Oradaki çocuklarımıza da kış döneminde bir nebze olsun katkımız olacak. Kadınlarımız onlara anne sevgisi, çocuklarımız da kardeş sevgisi gönderiyorlar." dedi.

Kaynarca Halk Eğitim Merkezi Müdürü Ayhan Alıkçı da 1986 yılında ilk öğretmenlik mesleğine Diyarbakır'da başladığını aktararak, Kaynarca'dan oradaki çocuklara onları ısıtacak bir şeyler gönderebilmenin kendilerini çok mutlu ettiğini söyledi.

Kaynarca Halk Eğitim Merkezi kurs hocası Suzan Tufan ise öğrencilerinin ipleri anne ve anneannelere dağıtıp 300 eldiven, kaşkol ve berenin örülmesini sağlayarak büyük duyarlılık örneği sergilediğini ifade etti.

Doğudaki çocuklara küçücük bir katkıda bulunmak istediklerini vurgulayan Tufan, "Okula giderken kaşkollarını, berelerini takabiliyorlarsa bizim için büyük mutluluk." dedi.

– "Çığ gibi büyüyen bir destek gördük"

Öğrenci Banu Can ise Dicle'nin çok soğuk ve karlı bir yer olduğunu belirterek, kardeşlerine destek olmak istediklerini kaydetti.

Dicle Koru İlkokulu ana sınıf öğretmeni Ebru Tunçay da toplumun bu konuda duyarlı olmasının kendilerini çok mutlu ettiğini dile getirerek, "Çığ gibi büyüyen bir destek gördük. Bir çocuğun bile yüzünü güldürmenin öneminin büyük olduğu şu günlerde annelerimiz onlarca çocuğun yüzünü güldürdü." şeklinde konuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

DİYARBAKIR(AA) – Tarımın ilk yapıldığı yerler arasında bulunan Çayönü höyüğünde 1964 yılında başlatılan, 1991 yılında güvenlik nedeniyle ara verilen ve 4 yıl önce yeniden başlatılan arkeolojik kazılar, Prof. Dr. Aslı Erim Özdoğan’ın başkanlığındaki ekip tarafından sürdürülüyor.

Kazı sahasında incelemede bulunan Vali Münir Karaloğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekilleri Oya Eronat, Mehmet Mehdi Eker ve Ebubekir Bal, Özdoğan’dan çalışmalar ve elde edilen buluntular hakkında bilgi aldı.

İncelemelerin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Karaloğlu, Çayönü höyüğünün insanoğlunun yeryüzünde ilklerinin yaşandığı bir bölge olduğunu söyledi.

İnsanoğlunun göçebe hayattan yerleşik hayata, kültürel tarıma Çayönü’nde geçtiğini ve burasının madencilik tarihinde önemli bir yerde olduğunu aktaran Karaloğlu, “İlk defa bakır madeninin sıcak ve soğuk olarak işlendiği, dericiliğin belki ilk defa yapıldığı bölgedir Çayönü. Özellikle insanlığın yerleşik hayata geçmesi bakımından çok önemli bir yer.” ifadelerini kullandı.

İnşaat teknolojisinin de tarihsel temellerinin bulunduğu bir bölgede olduklarını aktaran Karaloğlu, şöyle devam etti:

“Hocamız bu sene yeni bir müjde verdi. Dedi ki, ‘Sandık tipi bir mezar açtık.’ Ve Çayönü’nü 3 bin yıl daha bugüne yaklaştırdık. Bizler de heyecanlandık, geldik, gördük. İçerisinde pişmiş, farklı formlarda çok ince, zarif, estetik kapların bulunduğu gördük. Kapların içerisinde ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Açıldığında onları da öğreneceğiz. Bizim bütün amacımız, Diyarbakır’ı tarihiyle kültürüyle medeniyet değerleriyle hak ettiği şekilde tekrar insanlığın gündemine taşımak.”

Eker de uzun yıllar Diyarbakır’ın terörden dolayı zarar gördüğünü aktardı.

Terör nedeniyle kazı çalışmalarının bir süre durdurulduğunu anımsatan Eker, “İnsanların büyük kısmının besin kaynağı olan buğdayın anavatanı burası. Bu tesadüf değildir. Son 5-6 bin yıllık süreçte medeniyetlerin yerleşim yeri. Dicle Nehri bütün Mezopotamya milletlerinin beslendiği kaynaktır. Terör bize çok zarar verdi ve Diyarbakır’ın mücevherleri bilinmez hale geldi. Çünkü bu şehrin tek gündem maddesi terör oldu. Kazı çalışmaları da bu süreçlerde durdurulmuş ve bu da çok acı bir şey. Bu aslında insanlığın hafızasına vurulmuş bir darbe.” diye konuştu.

ANKARA(AA) – AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 22 gün süren yoğun çatışmaların ardından zaferle sonuçlanan Sakarya Meydan Muharebesi, “Türk’ün zaferi” olarak tarihe geçti.

Anadolu’nun düşman işgalinde olduğu İstiklal Harbi sürecinde, Türk ordusu Eskişehir Muharebesi sonrası 100 kilometrelik sahayı terk ederek Sakarya Nehri’nin doğusuna çekildi.

Bu çekilmenin ardından bölgeye Yunan güçlerinin gelmesi, halk arasında umutsuzluğa, Mecliste ise sert tartışmalara yol açtı.

Durumun önlenebilmesi için harekete geçen Meclis, Türk milletinin kaderini belirleyecek savaşta Mustafa Kemal Atatürk’ü 5 Ağustos 1921’de “Türk Orduları Başkomutanı” olarak görevlendirdi.

Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak amacıyla, kanunla kendisine verilen yetkiyi kullanan Mustafa Kemal Paşa, tüm halkı fedakarlığa çağırarak, “Tekalif-i Milliye Emirlerini” çıkardı.

Böylece, kaynakların önemli bir kısmının Sakarya Cephesi’ne aktarılmasını sağlayan Atatürk, 12 Ağustos 1921’de Batı Cephesi’ne giderek, düşmanın muhtemel hareketlerine yönelik stratejileri de belirledi.

13 Ağustos’ta ileri saldırıya başlayan Yunan kuvvetleri, 23 Ağustos’tan itibaren ağırlık merkezi Sakarya mevzisinin güney kanadı olmak üzere taarruza geçti.

Yaklaşık 100 kilometrelik cephede başlayan, büyük çarpışmaların yaşandığı savaş, tarihin önemli meydan muharebeleri arasında yer aldı.

“Tarihi emir, tarihi mücadeleyi başlattı”

Düşmanın üstün kuvvet ve silahlarla yaptığı taarruzlar, Sakarya mevzisinde zaman zaman çekilmelere yol açtı.

Bu süreçte, kuşatmayı karşılamak için manevralar yapan Türk ordusu büyük kayıplar verdi.

Yunan ordusunun, Türk savunma hatlarını zaman zaman kırdığı böyle bir ortamda Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos’ta çizgiye bağlı cephe sistemini değiştiren o tarihi emrini verdi: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz.”

Başkomutanın bu emrini alan Türk ordusu ile Yunan ordusu arasında takip eden günlerde çarpışmalar bütün şiddetiyle sürdü.

Emrin ardından geri çekilmek zorunda kalan birçok birlik, ilk tutunabildiği yerde durmaya, yeniden çarpışmaya başladı. Türk ordusunun birçok neferi bu süreçte mevzisini savunma çabası içinde son nefesini verdi.

“Düşman tamamen yok edildi”

Türk ordusunun “çelikten bir kale” gibi düşman karşısında çıktığı bu süreçte, Mehmetçik şehit oldu ancak vatan savunmasını bırakmadı.

Canla, başla savaşan Türk kuvvetlerini, 23-30 Ağustos’taki yoğun saldırılarına rağmen kuşatamayan Yunan birlikleri, bu sefer şansını Haymana istikametinden denemeye çalıştı.

Bu taarruzda da başarılı olamayınca, bulunduğu hatları savunarak buralarda kalmaya çalışan Yunan kuvvetleri, Türk ordusunun 10 Eylül’de başlattığı genel karşı taarruz ile ağır bir hezimete uğradı.

22 gün 22 gece devam eden Sakarya Meydan Muharebesi, 13 Eylül 1921’de, düşmanın Sakarya Nehri’nin doğusunda tamamen yok edilmesiyle sonuçlandı.

Türk Kurtuluş Savaşı’nın müjdecisi oldu

Bozgun halinde kaçan Yunan askerleri, Sakarya Nehri’nde boğuldu.

Tarihin akışını değiştiren bu zafer, Türk halkının esarete izin vermeyeceğini bir kez daha dünyaya ilan etti.

Bu büyük başarı üzerine 19 Eylül 1921 günü TBMM tarafından, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya “Mareşal” rütbesi ve “Gazi” unvanı verildi.

Türk ordusunun, Yunan ordusunu hezimete uğrattığı Sakarya Meydan Muharebesi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanacağının en büyük müjdecisi oldu.

“Atatürk’ün askeri dehası çok önemli”

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Birol Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sakarya Zaferi’nin Türk tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi.

Bu zaferin genç nesillere iyi anlatılmasının önemine işaret eden Çetin, o dönemdeki Anadolu’nun iktisadi, askeri ve moral açısından zor bir dönemde bulunduğunu kaydetti.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin Anadolu’nun “harim-i ismeti”nde yapıldığını anımsatan Çetin, “Top sesleri Ankara’dan duyuluyor. Böyle bir ortamda Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehası çok önemli bir rol oynuyor. Anadolu’nun böyle bir direnç göstereceğini kimse beklemiyordu. Hep savunmada kalmışız, toprak kaybetmişiz, geri gitmişiz. Aslında Sakarya bizim kendimize geldiğimiz bir dönemeçtir. Sakarya, kendimize olan güvenimizi tekrar sağlamamız açısından çok önemli.” dedi.

Türk ordusunun yeterli mühimmatı, silahı olmamasına rağmen çok büyük bir fedakarlıkla savaşı kazandığını vurgulayan Çetin, bu zaferde, hem milleti tanıma hem de askeri imkanları bilme noktasında Atatürk’ün tecrübesinin çok önemli olduğunun altını çizdi.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin her günü, her dakikasının çok önemli olduğunu ifade eden Çetin, Yunan kuvvetlerinin aldığı tüm desteğe rağmen Türk ordusunun Sakarya hattını başarıyla savunup, taarruza geçtiğini kaydetti.

“Bugün de emellerinden vazgeçmediler”

Bu zaferin çok önemli olduğunu vurgulayan Çetin, “Sakarya Zaferi ile Türk’ün bitmediğini, askeri gücünün, milli kuvvetinin henüz var olduğunu dünyaya gösterdik. Bunu beklemiyorlardı. Dolayısıyla ezberlerini bozan bir çıkıştı bu.” dedi.

Emperyalist saldırılara karşı kazanılan Sakarya Zaferi’nin dünya için de çok büyük bir örnek olduğunu belirten Çetin, Sakarya’da hezimete uğrayan güçlerin bugün de bu emellerinden vazgeçmediğine dikkati çekti.

Çetin, bağımsızlık, milli mücadele noktasında Sakarya’dan alınacak dersler olduğunu vurgulayarak, milli ruhun yeniden inşa edilmesi gerektiğini kaydetti.

“Milli Mücadele’nin kaderini doğrudan etkiledi”

Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Temuçin Faik Ertan da Sakarya Meydan Muharebesi’nin Türklerin 2. Viyana kuşatması sırasında yaşanan bozgunla başlayan geri çekilme sürecinin sona erdiğini belirtti.

Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutan olması ve hemen ardından Tekalif-i Milliye Emirlerini yayınlamasının, savaşın sonucunu doğrudan etkilediğini ifade eden Ertan, 22 gün, 22 gece süren muharebenin, halkın maddi ve manevi desteğiyle kazanıldığını söyledi.

Savaş sonunda işgal güçleri arasında ciddi görüş ayrılıkları çıktığını, Fransızlar ve İtalyanların Yunan ordusunun Türkler karşısında başarılı olamayacağını gördüğünü dile getiren Ertan, şunları kaydetti:

“Bu nedenle de İngiltere’nin Doğu Akdeniz politikasına verdikleri desteği geri çekmişlerdir. Fransızlar, TBMM Hükümeti ile Ankara Antlaşması’nı imzalayıp TBMM’nin varlığını kabul ederken, İtalyanlar işgal ettikleri topraklardan tümüyle çekilmiştir. Bu arada İngiltere’de de Yunanlarla ilgili tereddütler ortaya çıkmıştır. İngiltere, Yunanistan’a verdiği askeri destekten büyük ölçüde vazgeçmiş ve sadece siyasi destekle yetinmiştir. Kısacası İtilaf Devletleri arasındaki birlik ve dayanışma büyük ölçüde son bulmuştur. Hatta İngilizler, Sakarya Zaferi sonrasında Malta’da esir olarak tuttukları Türkleri serbest bırakmışlardır. Bu bağlamda Sakarya Meydan Muharebesi hem Türk hem de dünya tarihi üzerinde etkili olmuştur. Milli Mücadele’nin kaderini doğrudan etkilemiştir.”

“Büyük bir zafer kazanılmıştır”

Sakarya Meydan Muharebesi’nin, Milli Mücadele’nin en fazla insan kaybı olan çatışması olduğuna dikkati çeken Ertan, “Türk ordusu 5 bine yakın şehit vermiştir. Ama sonunda da büyük bir zafer kazanılmıştır. Sakarya Meydan Muharebesi bir savunma zaferi olmakla birlikte Yunan ordusunun saldırı gücü büyük ölçüde kırılmıştır.” dedi.

Bunun, Türk halkının zafere olan inancını güçlendirdiğine işaret eden Ertan, şunları ifade etti:

“Mustafa Kemal Paşa’nın siyasi ve askeri önderliği kesinleşirken, halkın TBMM’ye karşı güveni de artmıştır. Bundan sonra genel saldırı hazırlıkları başlamış ve yaklaşık bir yıl sürecek olan bu dönemde siyasi ve askeri hamleler yapılmıştır. Ayrıca Sovyet Rusya’da Anadolu hareketi ile ilgili tereddütler büyük ölçüde ortadan kalkmış ve maddi yardım yolu açılmıştır. Sakarya Zaferiyle Yunan ordusunun mağlup edilebileceğini gören Türk halkının nihai zafere olan inancı artmıştır. Bu durum Büyük Taarruz’a giden yolu açmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Meydan Muharebesi’ni başkomutan olarak yönetmiş ve zaferin kazanılmasında doğrudan rol oynamıştır.”

Yunan tarafının Ankara Savaşı dediği, Haymana-Polatlı ekseninde gerçekleşen bu savaşın Mustafa Kemal Paşa’nın yaşamında da iz bıraktığına dikkati çeken Ertan, “100 yıl önce Mustafa Kemal Paşa”ya TBMM tarafından Gazilik unvanı ile Mareşallik rütbesi verilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Atatürk soyadını alıncaya kadar Gazi unvanını kullanmış ve bu kutsal unvanı içselleştirmiştir. Bu tutum da onun Sakarya Zaferi’ni ne denli önemsediğini göstermektedir.” diye konuştu.