Salgın koşullarına rağmen yaptıkları nakillerle böbrek hastalarını diyalizden kurtardılar

İSTANBUL (AA) – Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Böbrek Nakli Sorumlusu Doç. Dr. Melih Kara ve ekibi, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde böbrek nakli bekleyen hastaları, sağlıklarına kavuşturmak amacıyla yoğun mesai harcayarak, Türkiye’nin organ naklindeki başarısını kanıtlar nitelikte 3 ay içerisinde biri pediatrik, ikisi yurt dışından olmak üzere 10 böbrek hastasının diyalizden kurtulmasını sağladı.

Çin’in Vuhan kentinden dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılan Kovid-19, ortaya çıktığında bilinmez birçok yönü bulunması ve hızlı yayılım göstermesi nedeniyle sosyal hayatın yanı sıra sağlık hizmetlerinin de hızlı bir dönüşüm geçirmesine yol açtı.

Türkiye’de salgınla etkin mücadele yürütülmesi amacıyla Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler, üniversite ve vakıf hastaneleri ile tüm özel sağlık kuruluşları pandemi hastanesine çevrildi.

Sağlık Bakanlığı’nın, Koronavirüs Bilim Kurulu’nun önerisiyle sağlık kuruluşlarındaki yoğunluğun en aza indirilmesi, sağlık personeli üzerindeki yükün azaltılması ve halkın bulaş riskinden korunması amacıyla aldığı karar doğrultusunda acil ve kritik sağlık sorunları dışındaki rutin muayeneler, acil olmayan ameliyat ve tedaviler bir süre askıya alındı.

Enfeksiyon kontrol önlemleri kapsamında bir süre ertelenmesinin gerekli görüldüğü sağlık hizmetlerinden biri de organ nakilleriydi.

Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Böbrek Nakli Sorumlusu Doç. Dr. Melih Kara ve ekibi de ameliyat yapamadıkları bu süreçte hastalarına tek tek ulaştı ve uzaktan takiplerini gerçekleştirdi.

Ayrıca ekip, pandemi öncesinde nakil yaptıkları ve daha sonra Kovid-19’a yakalanan hastalarında da salgının nasıl seyrettiğini gözlemledi.

Normalleşme süreciyle yeniden başlanan böbrek nakli ameliyatları kapsamında hastanedeki sterilizasyon önlemleri dahilinde hasta kabulüne ve cerrahi operasyonlarına devam eden ekip, salgın koşullarında imza attıkları başarılı nakillerle böbrek hastalarını sağlıklarına kavuşturmayı başardı.

Salgın tedbirlerine adapte olmakta zorlanmadılar

Doç. Dr. Melih Kara, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir bilinmezlikle karşılaşılan salgın sürecinin başında hastaları riske atmamak için cerrahi işlemleri yapamadıklarını, Kovid-19 şüphesiyle hastanelere başvuracak hasta boyutu bilinmediği için standart hastalara hizmet verilemez hale gelindiğini, bu durumun sağlık çalışanlarında psikolojik ve fiziksel yorgunluğa yol açtığını, özellikle mart, nisan, mayısta ciddi şekilde psikolojilerinin bozulduğunu söyledi.

Salgın başladığında hasta kabulünün, tedavi protokolünün ve böbrek nakli ameliyatlarının değişikliğe uğradığını hatırlatan Kara, nakil bekleyen hastaların viral enfeksiyon kapmalarının en korkulan durumlardan olması ve salgının başında Kovid-19’un bu hastalara nasıl etki edeceğinin bilinmemesi nedeniyle onları tehlikeye atmamak için martın ilk haftasından sonra nakil işlemlerinin bir süre durduğunu, acil ameliyatlar dışında hiçbir cerrahi müdahalenin yapılmadığını ifade etti.

Ameliyatların durduğu dönemde, önceden nakil yapılan hastaları takip ettiklerini, Kovid-19’a yakalananlarda hastalığın nasıl seyrettiğini gözlemlediklerini anlatan Doç. Dr. Melih Kara, zamanla ne gibi şartlar sağlanması ve tedbirler alınması gerektiği, hangi hastalara nakil yapılabileceği konularında bilgileri arttıkça nakil protokollerinin tekrar başladığını dile getirdi.

Organ nakli biriminde çalışanların salgın sürecindeki tedbirlere adapte olmakta zorlanmadığını aktaran Kara, “Bizim çok yabancı olmadığımız bir hayat. Hatta diyorum ki, insanlar şimdi bizim gibi yaşamaya başladı. Organ nakli yapıyorsanız kliniğinizin hijyen koşullarını en üst düzeyde tutmak zorundasınız. Hastayla da gerekli kişiler temas eder. Nakil servisi yönetiyorsanız zaten bunları yaşıyorsunuz. Bizim için adaptasyon çok zor olmadı.” dedi.

Hastalara tek tek ulaşarak, uzaktan takiplerini yaptılar

Doç. Dr. Kara, salgın sürecinde Kovid-19’a yakalanma korkusuyla hastaların hastaneye gelmemeye başladıklarını, bunun Kovid-19’dan korunmaları için iyi ama hastalıklarının takibi için kötü olduğunu belirterek, hasta takiplerine ilişkin şu bilgileri verdi:

“Hastalara biz ulaştık çünkü bazen rapor, ilaç yazdırması gerekiyor yazdıramıyor, ilacını almıyor. Başka bir sebeple hastaneye gelip tetkik yaptırması gerekiyor, gelmiyor. Sonra takipsizlik başladı. Koordinatörlerimiz vasıtasıyla hastalarımıza tek tek ulaşarak o takipsizliği aşmaya çalıştık. Erken dönem hastalarımızın kan vermesi gerekiyordu. Hastaneye gelemiyorlardı. Aile hekimlerimize ‘Tüpleri alır mısınız?’ diye rica ettik. Bu konuda İl Sağlık Müdürlüğü de bize yardımcı oldu. Böylece hastaların evinden kanlarını aldırıp takip etmeye çalıştık. Herkesi tabii ki takip edemedik ama büyük bir çoğunluğunu evden takip etmeye çalıştık. İlaçlarını düzenledik, kan düzeylerine göre ilaç tedavileri planladık. Gelmesi gerekiyorsa da çağırdık.”

10 hastayı diyalizden kurtardılar

Doç. Dr. Melih Kara, haziranda göreve başladığı Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde böbrek nakli ameliyatlarını temmuzdan itibaren yapmaya başladıklarını aktararak, “3 aylık süreçte 10 nakil yaptık. Önemli olan başarıdır, uygun hastaya nakil yapmaktır, hastayı diyalizden kurtarmaktır. 10 hastamızı diyalizden kurtardık çok şükür.” dedi.

Bu süreçte, 1 pediatrik naklin yanı sıra Kazakistan ve Cibuti’den 2 hastaya canlı nakil yaptıklarını belirten Kara, pandemide yurt dışındaki hastanın sadece tıbbi anlamda değil hukuki anlamda da eş olduğunu kanıtlaması gerektiğini, evraklar için kendilerinin gelip gidemediklerini, yazışmaların uzun sürdüğünü ancak buna rağmen Türkiye’nin sağlık turizmi ve hastanenin alt yapısı sayesinde yazışmaların hızlı yürütülmesiyle ameliyatı gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Türkiye’nin organ nakli konusunda özellikle Türki Cumhuriyetler, Orta Asya, Afrika, Arap Yarımadası ve Balkanlarla ciddi şekilde iletişimde olduğuna işaret eden Doç. Dr. Kara, “Türkiye, dünyada organ naklinde çok iyi yerde. Özüne baktığınızda organ nakli kadavradan nakildir. Tek eksiğimiz bu. Bu da zamanla eğitimlerle bir şekilde düzelecek. Nakil başarısı, takibi, hazırlığı anlamında Türkiye dünyada ilk 5’tedir. O yüzden cazibe merkezidir. Yurt dışına ciddi derecede hizmet verebilecek yapıya sahibiz.” diye konuştu.

“Diyaliz merkezlerinden enfeksiyon oranı düşürülmüş durumda”

Doç. Dr. Melih Kara, salgın döneminde diyaliz merkezlerinin bulaş riskini azaltmak için ciddi tedbirler alındığını belirterek, şöyle devam etti:

“Eskiden biraz endişemiz vardı. Sonuçta birçok hastanın gittiği, seanslarla girdiği, aynı yatağa günde 3 kişinin yattığı yerde diyalize giriyorsunuz. Ama diyaliz merkezleri bunu hemen organize ettiler. Bu anlamda diyaliz merkezlerinden enfeksiyon oranı ciddi derecede düşürülmüş durumda. Normal popülasyonda ne kadarsa orada da o kadar. Hastalar orada daha fazla enfeksiyon oluyor diye bir konu yok ama enfeksiyon olabilme ihtimalleri daha fazla. Niye? Sonuçta bir yol mesafesi var, insanlarla temasları var. Bilmediği insanlarla görüşüyor.”

Hastalara her zaman eğer vericileri varsa nakil merkezlerine başvurmalarını, tetkikleri yapıldıktan sonra nakil olmalarını önerdiklerini dile getiren Kara, “altın standart” olarak tanımladığı nakil işleminin yapılamadığı ya da nakil koşullarının oluşmadığı durumlarda diyalize başvurulduğunun, böbrek naklinin tek tedavi olduğunun altını çizdi.

“Nakil olmuş hastalara 6. aydan sonra aşıyı öneriyoruz”

Doç. Dr. Melih Kara, nakil hastalarının Kovid-19 şüphesi varsa kendilerine hemen ulaştığını, test sonuçlarının pozitif çıkması halinde klinikleriyle doğru orantılı olarak immünsüpresif tedavilerinde bazı değişiklikler yapıldığını anlattı.

Kovid-19’a yakalananların Sağlık Bakanlığının önerdiği ilaçları kullandıklarını aktaran Kara, bütün isteklerinin hastalarda sitokin fırtınası olmaması, akciğer tutulumunun minimumda seyretmesi olduğunu, bu anlamda durumun başarılı gittiğini belirtti.

Sağlık sisteminde devlet-özel diye ayırmamak gerektiğini, Türkiye’de sağlık konusunda hiçbir problem olmadığını, tedaviye ulaşımda da sorun yaşanmadığını söyleyen Kara, “Hastalar en küçük bir klinik şüphesi olduğunda bize geliyorlar. Dünyada böyle değil. Akciğer enfeksiyonu ilerliyor, 5’nci 6’ncı günde hastaneye başvuruyorlar. Biz şüphe olduğunda gelin dediğimiz için en ufak şüphede geliyorlar. Saptadığınızda da henüz hiçbir klinik bulgu yokken, hafif ateşi varken müdahale ediyorsunuz.” şeklinde konuştu.

“Nakil olmuş hastalara mümkün mertebe izolasyon, maske, mesafe ve temizlik kurallarına uyuyorlarsa 6. aydan sonra aşıyı öneriyoruz.” diyen Doç. Dr. Kara, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Önce kliniklerini görüyoruz. Zaten izole yaşadıkları için enfeksiyon oranları çok düşük. Beraber yaşadıkları aileleri de onlara göre tedbir alıyorlar. İlk planda biz canlı aşıları zaten önermeyiz. Bu aşılar nakilden 3 ay önce yapılabilir. Canlı aşılar nakil sonrası önerilmez. Rekombinant (DNA, mRNA) aşılar nakil sonrası ideal olan 6. aydan sonra planlanabilir. Pandemi durumlarında ise nakil sonrası 3. aydan sonra yapılabilir.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Türkiye’de üniversite sıralamaları yapan kuruluş olan ODTÜ URAP Laboratuvarı Koordinatörü Prof. Dr. Ural Akbulut ile dünyanın önde gelen hakemli bilimsel tıp dergilerinden The Lancet’te, Türkiye’nin Sinovac aşısına ilişkin Faz-3 çalışmasının sonuçlarını dünyaya duyuran makalenin koordinatör yazarı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova, konuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Ural Akbulut, Kovid-19 salgını nedeniyle, bazı bilimsel dergiler ile Oxford Yayıncılık ve Avrupa Üniversiteler Birliği gibi 160 saygın kuruluşun, 31 Ocak 2020’de yazılı bir basın açıklaması yaparak, Kovid-19 konusunda dergilere ulaşan makalelerin hakem incelemesine göndermeden önce dergilerin internet sayfalarında yayımlanmasının yararlı olacağını açıkladığını ve bu önerinin saygın bilimsel dergilerin çoğu tarafından uygulamaya konulduğunu belirtti.

Saygın bilimsel dergilerin, kendilerine sunulan makaleleri bilim insanlarından oluşan hakemlerin olumlu görüşlerini aldıktan sonra yayımladığına dikkati çeken Akbulut, bu nedenle makalelerin basılmasının genellikle bir yıl, bazen daha uzun zaman aldığını söyledi.

Kovid-19 salgını ortaya çıktıktan sonra aşı, ilaç ve virüs gibi, salgınla ilgili çeşitli konularda 10 binlerce makalenin bilimsel dergilere sunulduğunu aktaran Akbulut, şöyle konuştu:

“Salgının ilk 10 ayında dergilere Kovid-19 ile ilgili 125 bin makale gönderildi. Makale sayısı 1 Ağustos 2021’de 210 bin 183’e ulaştı. Kısa sürede sadece bir konuda bu kadar çok sayıda makale yazılması bilim dünyasında ilk kez gerçekleşti. Bu makalelerin hakemlere gönderilip görüş alınması çok zaman alacağı ve sürmekte olan salgına hızla önlem alınıp çözüm bulunabilmesi için Kovid-19 makalelerine ayrıcalık tanıdı. Yayın kuruluşları Kovid-19 makalelerini kısa süren bir ön incelemenin ardından ‘preprint’ (ön baskı) adı altında internet sayfalarında yayımlıyorlar. Burada amaç, salgının önlenmesine yardımcı olabilecek verilerin bilimsel çevreye ve topluma kısa sürede duyurulması. Bilim insanları, bu makaleler hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşlerini ilgili web sayfasına ekleyebiliyor.”

Bu yöntemle bilimsel olarak doğruluğu ve salgını önlemeye yardımcı olacağı anlaşılan makalelerdeki verilerin kısa sürede tüm dünyada bilim insanlarına ışık tuttuğunu dile getiren Akbulut, bilimsel açıdan güvenilir olmayan, verilerinin hatalı olduğu anlaşılan veya önerilen yöntemlerin zararlı olabileceği belirlenen makalelerin ise web sitelerinden çıkartıldığını aktardı.

Böylece, bilim insanlarının yanlış bilgiler nedeniyle zaman kaybetmesinin önlenmeye çalışıldığını ifade eden Akbulut, bu yöntemle dergilerin internet sayfalarında hakem incelemesi olmadan yayımlanan Kovid-19 makalelerinin bazılarının çok ilgi çektiğini, binlerce atıf alabildiğini anlattı.

Bazı makaleler negatif atıf alıyor

Hakem aşamasından geçmedikleri için bazı Kovid-19 makalelerindeki verilerin ve sonuçların güvenilmez olduğunu fark eden bilim insanlarının, “negatif atıf” da yaptığını belirten Akbulut, şöyle devam etti:

“Bu tür negatif atıf alan çok sayıda makale, yayıncı kuruluşlarca sayfadan kaldırılıyor veya makale yazarları tarafından geri çekiliyor. Bu tür tartışmalı makaleler nedeniyle, bazı ülkelerde Kovid-19 hastalarına yararsız ve tehlikeli olduğu kanıtlanan ilaçların verilmeye devam edildiği rapor ediliyor. Kovid-19 ile ilgili çok sayıda makalenin hakem incelemesi olmadan kısa sürede internet sayfalarında yayımlanması faydalı bilgilerin sağlıkçılara ulaşmasını hızlandırmaktadır. Ancak hatalı verilere dayanan makalelerin salgının önlenmesini yavaşlatma tehlikesi bulunmaktadır.”

Ural Akbulut, bilimsel dergilerin hakem incelemesinden geçmeden internet sayfalarında yayımladıkları makaleleri hakemlere gönderip, olumlu görüş alanları cilt ve sayfa numaralarıyla yayımlayacaklarını kaydetti.

“Akademik yükseltmelerde hakemsiz yayımlanmış makaleler dikkate alınmamalı”

Akbulut, URAP’ın her yıl üniversite sıralaması yapan kuruluşlardan biri olduğunu hatırlatarak, geçen yıl hakemsiz ve sadece internet sitelerinde yayımlanan makalelerle ilgili aldıkları yeni kararı da açıkladı.

Prof. Dr. Ural Akbulut, şunları kaydetti:

“Hakem incelemesinden geçmeyen ve aralarında çok sayıda hatalı veriye dayalı Kovid-19 makalesi, binlerce atıf alabildiği için bu makaleler üniversite sıralamalarının güvenirliğini sarsacaktır. Bu tür makalelerin önemli bir bölümü hakemlerce reddedilince, bu yıl üniversite sıralamalarında çok üst sıralara çıkan bazı üniversiteler önümüzdeki yıl alt sıralara düşecektir. Bu nedenle URAP sıralamalarında bu yıl, 2020 yılında sadece internet sitesinde yayımlanmış ve hakem kontrolü olmayan Kovid-19 makaleleri değerlendirme dışında tutulmuştur. Bu makalelerden, hakemlerden olumlu görüş alıp normal şekilde yayımlananlar, önümüzdeki yıldan itibaren sıralamalarda değerlendirmeye alınacaktır. Öte yandan, hakemsiz makaleler çok sayıda atıf da alabiliyor. Bu nedenle üniversite yönetimlerinin, öğretim üyesi atama ve yükseltme kriterlerinde, sayı ve cilt numarası olmayan, web sitelerinde sadece malumat olması için hakemsiz yayımlanmış dergilerdeki makaleleri dikkate almamaları gerekir.”

Türkiye’nin makalesi, 5 farklı hakem sürecinden geçirildi

The Lancet’te yayımlanan Türkiye’nin Sinovac aşısına ilişkin Faz-3 çalışmasının sonuçlarını dünyaya duyuran makalenin koordinatör yazarı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova ise bu yıl mayıs ayında gönderdikleri makalelerinin, temmuz ayında basıldığını ve 5 farklı hakem kontrolünden geçtiğini bildirdi.

Normal koşullarda bir makalenin basılma süresinin 4-5 ayı geçebildiğini dile getiren Akova, “Kovid-19 salgını, bilgi paylaşımını acilen gerektiren bir durum yarattı. Bazı tıp dergileri, bu durumu hızlandırmak için yayın öncesi web siteleri adını verdikleri sayfalarda makaleleri yayımlamaya başladılar. Bu makaleler, bu sayfalarda yayımlanmadan önce sadece şekilsel olarak bakılıyor ve hakem kontrolünden geçirilmiyor. Aslında hakemden geçmeyen bu makalelerin, bilimsel olarak içerikleri ve nitelikleri de belli değil.” diye konuştu.

Yayın öncesi internet sitelerinde yayımlanan ve yeterli niteliğe sahip makalelerin hızlı şekilde hakem kontrolünden geçtikten sonra dergide basıldığını anlatan Akova, bu konudaki bir istatistiği kaynak göstererek, “Mayıs 2021 tarihine kadar hakemli dergilerdeki Kovid-19 ile ilişkili makalelerin sadece yüzde 5’i önceden preprint (ön baskı) olarak yayımlanmış.” bilgisini aktardı.

Ön baskıya, çok önemli bilimsel dergilerde yayımlanacak önemli makalelerin yanı sıra bilimsel olarak çok değeri olmayan bilimsel içeriklerin de alınabildiğine dikkati çeken Akova, “Bu nedenle bilimsel anlamda bir verinin doğru olduğunun kanıtlanabilmesi için ancak hakem eleştirisinden geçmesi gerekir ve ciddi bir dergide yayımlandıktan sonra bilimsel kanıt olarak kabul edilebilir. Bazı veri tabanlarında, hakem eleştirisinden geçmeyen bazı makaleler de taranır hale geldi.” dedi.

Sinovac ile ilgili Brezilya’nın hakemsiz yayını bir şekilde yayıldı

Akova, bu duruma örnek gösterirken, hakemli dergide yayımladıkları ve Sinovac aşısına ilişkin ilk Faz-3 araştırmasının sonuçlarının bir benzerinin Brezilya’da yapıldığını belirterek, şunları kaydetti:

“Brezilyalıların bu çalışmaları, bizden önce bir internet sitesinde yer aldı ancak o çalışma hiç bir zaman bir dergide yayımlanmadı. Ancak Sinovac ile ilgili bu çalışmalara çok sayıda atıf aldı. O makalede aşının etkinliği yüzde 50 gösterilmişti. Bu durumu bilmeyen çoğu kişi ise ‘Çin aşısı yüzde 50 etkili’ diye o makaleyi örnek gösterdi. Halbuki o makale bir hakem eleştirisinden bile geçmedi. Makalemizin yayımlandığı The Lancet ise dünyanın bu konudaki en önemli ikinci yayınevi, buradaki makalemizde Sinovac aşısının etkinlik oranını yüzde 83 gösterdik. Hala bu aşıyla ilgili hakemli bir dergide yayımlanmış başka bir Faz-3 çalışması yok. Bazen internet sitelerindeki bu hakemsiz yayınlar, böyle çelişkiler de yaratabiliyor, insanlar duymak istediklerini orada duyunca hakemsiz şekilde yayımlanan bir makaleye bile bir şekilde itibar edebiliyor.”

ANKARA (AA) – Yeni sanat sezonunda zengin bir repertuvarla sanatseverlerin karşına çıkmaya hazırlanan Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB), ünlü opera “Saraydan Kız Kaçırma”nın kısaltılmış versiyonunu, 2 Ekim’de izleyiciyle buluşturacak.

Doğumundan ölümüne kadar geçen süreçte insanın iyi ve kötü davranış biçimlerinin ve üzerine çöken büyük bir felaket karşısında bile aymazlığını sürdürmesinin ele alındığı “C-19” balesi, 9 Ekim’de prömiyer yapacak.

Bu sezon birçok farklı konsepte konseri izleyicinin beğenisine sunacak ADOB, Gala Konseri’ni ise 13 Ekim’de CSO Ada Ankara Ana Salon’da verecek.

ADOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Feryal Türkoğlu, yeni sanat sezonuna ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, 20 aylık bir salgın sürecinden sonra sanatseverlerle kapalı salonlarda buluşmaya başlamanın heyecanını yaşadıklarını söyledi.

Sahnede olmayı ve seyircinin alkışlarını duymayı çok özlediklerini dile getiren Türkoğlu, Kovid-19 önlemlerine uyarak yeni sanat sezonunu yürüteceklerini belirtti.

Seyircilerden aşı kartı ya da en az 48 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR testi isteyeceklerini, salonda bir boş bir dolu koltuk şekilde oturumu sağlayacaklarını, salonun dezenfekte edileceğini anlatan Türkoğlu, “Seyircilerimiz gönül rahatlığıyla salonlarımıza gelebilirler. Ben hiç şüphe duymuyorum, buradaki ortam evlerinden farklı olmayacak.” dedi.

“Hem sağlığımızdan hem sanatımızdan ödün vermeden ortada buluşmaya çalışıyoruz”

Türkoğlu, sanatseverlerin yanı sıra sanatçılar için de önlemler aldıklarını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çalışma odalarımızda piyanoyla sanatçının arasına kalın naylon perdeler yaptırdık. Çalışma anında herhangi bir virüs yayılımını önlemek için onları çekiyoruz. Bütün provalarımızı sahnede yapıyoruz. Çalışma salonlarımıza henüz sanatçılarımızı sokmadık. Provalarda genellikle koroyu seyirci kısmına, solistleri yan tarafa orkestrayı da sahneye yerleştiriyoruz. 1,5 metre sosyal mesafeye riayet ediyoruz.”

Feryal Türkoğlu, provaları henüz kostümlü yapmadıklarını, tedbirli davrandıklarını belirterek, sosyal mesafeyi koruma adına kadrosu daha dar eserleri seçtiklerini, orkestra çukurunu kullanmadıklarını, orkestra üyelerini sahnenin arkasına yerleştirdiklerini anlattı.

“Hem sağlığımızdan hem sanatımızdan fazla ödün vermeden ortada buluşmaya çalışıyoruz.” diyen Türkoğlu, balede orkestrayı çukura indirmeden sahneyi kullanmanın mümkün olmadığını, bu nedenle bale eserlerini bant eşliğinde sergilediklerini dile getirdi.

“Bol bol konser yapacağız”

ADOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Feryal Türkoğlu, Kovid-19 salgını öncesi hazırlanan ve sahneye çıkarmak üzere oldukları eserleri, salgın nedeniyle ertelemek zorunda kaldıklarını belirterek, yeni sanat sezonunda bunları seyirciyle buluşturacaklarını ifade etti.

Maskeli Balo, Tosca, C-19, Midas’ın Kulakları’nın yeni eserler arasında yer aldığını dile getiren Feryal Türkoğlu, şöyle konuştu:

“Ayrıca sahne üzerinde bol bol konser yapacağız, orkestralı, piyanolu. Hatta belki bazı eserlerimizi konsertan şeklinde yapmaya çalışacağız. Sahne üzerinde küçük gruplarımız var, kuartetlerimiz var. Onlarla baleyi birleştirerek bir tango akşamı yapıyoruz. Ben de eserin içinde tango söylüyorum. Bir A planı bir de B planı yaparak programlarımızı yürütmeye çalışıyoruz. Bu çok da kolay olmuyor. Ama yeter ki sanatımız ve bizler sağlıkla devam edelim, gerisi önemli değil.”



Koronavirüs Haber Indeksi


Rusya Koronavirüs  | Hindistan Koronavirüs | İngiltere Koronavirüs | Almanya Koronavirüs | Fransa Koronavirüs | İtalya KoronavirüsKoronavirüs AşısıKoronavirüs TedbirleriSokağa Çıkma KısıtlamasıSağlık Bakanı AşıBrezilya KoronavirüsBioNTechSputnik-VYerli Aşıİran KoronavirüsABD KoronavirüsKoronavirüsü YenenJaponya KoronavirüsEsnaf Koronavirüs Haberleri