Salgında kanser tedavisinin ötelenmesi endişesi 'depresyon ve anksiyeteye' yol açıyor

ANKARA (AA) – Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 16 ülkede gerçekleştirilen anket, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde, Avrupa’da kanser hastalarının yüzde 64’ünün, Türkiye’de ise yüzde 80,5’inin rutin tedavilerine devam edebildiklerini ortaya koydu.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kadın Doğum Jinekolojik Onkoloji Kliniği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Gültekin, Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sertaç Ak, Medikal Onkoloji Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zafer Arık yürütücülüğünde, Başkent Üniversitesinden Prof. Dr. Ali Ayhan, Kanserle Dans Derneği Başkanı Sevil Gürkan, Avrupa Kadın Kanserleri Hasta Dernekleri Birliği Eş Başkanlığının destekleriyle, “Kovid-19 pandemisinde jinekolojik onkoloji hastaları ne hissetti, korkuları, kaygıları ve Kovid-19’a bakış açıları neler?” başlıklı Avrupa’nın en büyük anket çalışması, Türkiye merkezli olarak gerçekleştirildi.

Anket mayıs ayında Türkiye, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, Yunanistan, Çekya, Almanya, Hollanda, Danimarka, Polonya, Sırbistan, Macaristan, Belarus, İrlanda ve Finlandiya’da yapıldı.

Çalışmada, 18 yaş üzerinde toplam 1480 jinekolojik kanser hastası yer aldı. Ankette, katılımcılara hastanın yaş, kanserin türü, seviyesi gibi demografik soruların yanı sıra Kovid-19’a ilişkin düşünceleri, anksiyete ve depresyon seviyelerine ilişkin sorular soruldu.

“Avrupa ülkeleri içinde en büyük katılımcı ile yapılan anket Türkiye’nin”

Anket çalışmasının sonuçları hakkında AA muhabirine açıklama yapan Doç. Dr. Gültekin, anketi Avrupa ülkeleri içinde en büyük katılımcıyla Türkiye’nin yaptığını söyledi.

Gültekin, salgın sürecinde özellikle kanser hastalarının nasıl etkilendiğinin ortaya konmasını, gelecekte yaşanabilecek salgınlarda kanser hastaları için yol haritasının belirlenmesini istediklerini ifade eden Gültekin, “Çalışma ile gelecek pandemi dalgalarında politika geliştirilmesinde hasta temsilcilerinin de yer alması açısından önemli sonuçlar elde edildi.” dedi.

“Hastaların yüzde 80’nin rutin takip ve tedavisinin devam ettiği belirlendi”

Avrupa genelinde anksiyete ve depresyon skorlarının yüksek çıkmasının, çalışmanın en önemli bulgularından olduğuna işaret eden Gültekin, “Açık uçlu sorulara yanıtlar değerlendirildiğinde bunun sebebi medyanın etkisi olarak görüldü. Bu dönemde özellikle 65 yaş üzeri ve kanserli hastaların evden çıkmamaları yönündeki haberlerin özellikle yaşlı hasta psikolojisini olumsuz etkilediği düşünüldü.” diye konuştu.

Gültekin, “Avrupa’da pandemi döneminde katılımcıların yüzde 40’nın kemoterapi ve cerrahi planlamasının ötelendiği tespit edildi. Türkiye’de ise yüzde 80’in üzerindeki katılımcının rutin takip ve tedavisinin devam ettiği belirlendi.” açıklamasında bulundu.

Hastalara, “Kanserli olmak Kovid için risk faktörü mü” sorusuna katılımcıların yüzde 70’inin “Evet, risk faktörüdür” yanıtını verdiğini anlatan Gültekin, “Hastaneye gitmen gerektiğinde Kovid-19 virüsü kapma korkusu yaşıyor musun” sorusuna ise katılımcıların yüzde 17,5’inin “Evet korkuyorum”, yüzde 82,5’inin ise “Korkmuyorum” cevabını verdiğini söyledi. Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kalıtımcıların büyük oranı, hastaneye gidememekten dolayı hekimine ulaşamamaktan, tedavisinin devam edememesinden, hastalığının nüksetmesinden ya da ilerlemesinden de korktuğunu belirtti. Oransal olarak kalıtımcılardan yüzde 71’i bu dönemde tedavisinin aksamasından ve hastalığının ilerlemesinden endişe ettiğini dile getirdi.

Kovid-19’dan korktuğu için hastaneye gitmekten kaçındığını dile getiren katılımcılara baktığımızda özellikle yaşı ileri olanların bunu durumu yoğun yaşadığı tespit edildi. Avrupa genelinde sadece 70 yaş üstündekiler Kovid’den korkuyor, diğer hastalar kendi hastalığının ilerlemesinden ve tedavisinin gecikmesinden korkuyor. Avrupa genelinde katılımcıların yüzde 64’ü normal tedavisini aldığını, yüzde 7,5’i kendi istediğiyle tedavisini almadığını belirtti.”

Türkiye’de ise ankete katılanların yüzde 80,5’inin rutin tedavisini yaptırdığını söylediğini aktaran Gültekin, “Türkiye, Avrupa genelinde pandemi sürecinde kanser hastalarında tedavisi değiştirilmeden devam eden en yüksek orana sahip ülke olarak öne çıktı. Türkiye’de katılımcıların sadece yüzde 3,8’i Kovid-19’dan korktuğu için kendi isteğiyle hastaneye gitmediğini ve yüzde 7,6’sı da hekim ya da hastane tarafından tedavi ya da takibinin ötelendiğini belirtti.” diye konuştu.

“Tedavinin ertelenme düşüncesi depresyon ve anksiyete nedeni”

Doç. Dr. Gültekin, katılımcılardaki depresyon ve anksiyete seviyelerine ilişkin de inceleme yapıldığını, skorlamada 8 ve 8’in altının normal, 8’in üstünün anormal olarak görüldüğünü belirterek “Avrupa’nın anksiyete skoru 8,1, depresyon seviyesi ise 8,8. Türkiye’de de bu skorlar Avrupa gibi hafif yüksek. Pandeminin yoğun etkisinin görüldüğü İspanya, İtalya gibi ülkelerde de skorlar yüksek.” dedi.

Ankette, tedavilerinin ertelenme düşüncesinin depresyon ve anksiyete nedeni olarak belirlendiğini vurgulayan Gültekin, “Çalışma, pandemi sürecinde kanser hastalarınının korku ve endişesinin tedavilerini alamamak, kontrollerini yaptıramamak, değişen ya da geciken tedavilere bağlı kanserlerinin ilerlemesinden korktuklarını ve endişe ettiklerini ortaya koydu. Katılımcılar, bu dönemde sağlık çalışanlarının daha şeffaf bilgi verilmesini istiyor.” diye konuştu.

“Kanser tanısı bulunan gençler, Kovid-19’dan değil, kanserden korkuyor”

Medikal Onkoloji Öğretim Üyesi ve Onkoloji Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Zafer Arık da salgında tedavinin aksamamasının önemine işaret ederek “Çünkü kanserin kendisi Kovid-19’dan daha tehlikeli bir hastalıktır. Hastalarımız da bunun bilincinde olmalı. Şu ana kadar Türkiye’de, önerilen kılavuzlara uyulduğunda ölüm riski çok düşüktür. Hastalar pandemi sürecinde, maske, mesafe, hijyen kuralına uyarak tedbirlerini almalı ve Kovid olacağım endişesiyle tedavilerini aksatmamalı.” ifadelerini kullandı.

Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sertaç Ak ise Kovid-19’un bir nevi toplumsal travma oluşturduğunu dile getirerek şunları kaydetti:

“Politikacılar, bilim insanları ve medya tarafından travmaya karşı ilk cevap ‘Korkmayın, genelde yaşlıları etkiliyor’ oldu ama yaşlıların bu cümleyi nasıl algılayacakları düşünülemedi. Bu çalışmada, hem yaşlı hem de kanseri olan vakaların diğer hastalardan nasıl ayrıştığını gördük. Çalışmada da anksiyete ve kaygıları en çok olan grup, yaşlılar olarak saptandı. Kanser tanısı bulunan gençler Kovid-19’dan değil kanserden korkarken; yaşlı grup mevcut, tanısı konulmuş ve halihazırda en sabit gerçek olan kanserlerinden daha çok, kapmaları bir olasılık olan Kovid-19’dan korkuyorlardı.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

KAYSERİ (AA) – Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Borlu, AA muhabirine, her yıl mayıs ayının sonunda melanom (deri kanseri) konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla etkinlikler düzenlediklerini, “melanom tarama günü” gerçekleştirdiklerini ancak salgın süreciyle daha kısıtlı etkinliklerle çalışmalara devam ettiklerini ifade etti.

Borlu, melanomun çok ciddi bir hastalık olduğunu vurgulayarak, “Deride renk veren hücrelerden kaynaklanan, normal deriden veya benlerden oluşabilen, oldukça hızlı yayılan ve yaşamı kısa sürede sonlandırabilen kötü bir kanser çeşididir. Ben gibi görülen melanom, hem erkekler hem de kadınlarda görülen oldukça öldürücü olabilen bir deri kanseridir. Genellikle ilk başlarda ben gibi görüldüğü ve bazen de benlerden geliştiği için benlerin değişik görünenlerini incelemek gerekiyor.” diye konuştu.

Vücuttaki yeni benleri kontrol etmenin erken teşhis açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Borlu, şunları kaydetti:

“Erken yakalanıldığında küçük bir cerrahi işlemle bile son derece kolay ve basit bir şekilde tedavi edilirken, geç dönemlerde maalesef tedavi mümkün değil. Genellikle ağrı ve kanama gibi sıkıntılar oluşturmuyor. Bu belirtileri geç dönemlerde oluşturuyor. Bu nedenle erken dönemde hastalığın yakalanması zor oluyor. Sadece şüpheyle bu mümkün. Onun için kişinin ‘vücudumda yeni bir ben var mı’ diye ayna karşısında kendisini muayene etmesi gerekir. Ayrıca vücudunda çok beni olan insanların yılda bir kez deri muayenesine girmesi, benlerinde asimetrik görünüm, kenarlarında düzensizlik, birden fazla renk, büyüme veya değişiklik olduğunda da dermatoloji uzmanlarına başvurup dermaskopi dediğimiz, tanıyı koymada kolaylık sağlayan bir metotla bu benlerini inceletmesi son derece önemli.”

“Yüksek dozda güneş ışığı riski artırıyor”

Melanomun genellikle ileri yaşlarda görüldüğünü anlatan Borlu, güneşlenme alışkanlıkları ve yanlış uygulamalar nedeniyle hastalığın görülme sıklığının genç yaşlara düştüğünü ifade etti.

Borlu, yüksek dozda güneş ışınlarına maruz kalmanın melanoma yakalanma riskini artırdığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Eskiden genellikle 50-60’lı yaşların üzerinde görülürken şimdi 30’lu yaşlara kadar melanom görülüyor. Tabii burada genetik yatkınlık önemli. Açık tenli olmak, güneşe maruz kalmak, özellikle çocuk yaşta güneş yanığı oluşup oluşmaması, ailede deri kanseri olup olmaması, birtakım genetik hastalıklara sahip olunup olunmaması gibi birçok faktör var ama inkar edilemeyen bir şey var, yüksek dozda güneş ışığına maruz kalmak. Özellikle toplam güneş ışığı miktarı değil de belli zamanlarda çok yoğun güneş ışığına maruz kalmak. O yüzden yaz aylarında saat 11.00 ile 15.00 arası çocuklar başta olmak üzere uzun süre hiçbirimizin bronzlaşmak amacıyla fazla güneşte kalmaması gerekiyor. Güneşin en tehlikeli ışınlarının yeryüzüne düştüğü saatler 11.00 ile 15.00 arasıdır. Bu saatler arası güneşlenmeyi dermatologlar olarak kesinlikle önermiyoruz.”

İSTANBUL (AA) – Medicana Avcılar Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Op. Dr. Bilal Cengiz Şahbaz, "Tarama testleri, rahim ağzı kanserine dönüşebilecek olası hücrelerin tespit edilmesine yardımcı olabilmektedir. Çoğu kaynak, 21 yaşından itibaren rahim ağzı kanseri ve kanser öncesi değişiklikler için taramaya başlanmasını önermektedir." ifadelerini kullandı.

Medicana Avcılar Hastanesi'nden yapılan açıklamaya göre, rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserler arasında yer alıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Op. Dr. Bilal Cengiz Şahbaz, serviks yani rahim ağzı kanserinin, rahim ağzının vajinaya bağlanan alt kısmında rahim ağzı hücrelerinde meydana gelen bir kanser türü olduğunu belirterek, ortalama 45-55 yaşları arasında görüldüğünü aktardı.

Tarama metotlarının geliştirilmesi ve yaygınlaşması ile son yıllarda bu kanserin görülme sıklığı ve ölüm oranlarının azaldığını bildiren Şahbaz, "Rahim ağzı kanseri için en önemli ve ilişkisi kanıtlanmış risk faktörü, genellikle cinsel yolla bulaşan, yüksek riskli human papilloma virüslerle enfeksiyondur. Bununla birlikte, maruz kalan kişilerin küçük bir kısmında virüs yıllarca hayatta kalır ve bazı rahim ağzı hücrelerinin kanser hücrelerine dönüşmesine neden olan sürece katkıda bulunur. Erken evre rahim ağzı kanseri genellikle hiçbir belirti veya semptom göstermez. Erken evrelerde serviks kanseri tanısı rutin kontroller veya hastanın şikayeti üzerine tarama yöntemleri sonucunda alınan servikal örneklerle konur. İlişki sonrası kanama, adetler arasında veya menopozdan sonra vajinal kanama, kötü kokulu, sulu, kanlı vajinal akıntı ve cinsel ilişki sırasında pelvik (kasık) ağrı dikkat edilmesi gereken şikayetlerdendir." değerlendirmesini yaptı.

Şahbaz, tarama testlerinin, rahim ağzı kanserine dönüşebilecek olası hücrelerin tespit edilmesine yardımcı olabildiğinin altını çizerek, çoğu kaynağın, 21 yaşından itibaren rahim ağzı kanseri ve kanser öncesi değişiklikler için taramaya başlanmasını önerdiğini bildirdi.

Tarama testleri sonrası olası rahim ağzı kanserinden şüpheleniliyorsa, rahim ağzının kapsamlı bir muayenesinin yapılacağını belirten Şahbaz, şu ifadeleri kullandı:

"Bu muayene esnasında, anormal hücreleri belirlemek için, görsel büyütme özelliği olan aletler kullanılmaktadır. Kolposkopik muayene sırasında, rahim ağzı hücrelerinden örnek alınması, kesin tanıyı oluşturmak amacıyla yapılabilmektedir. Rahim ağzı kanseri tanısı kesinleşirse, evresini belirlemek için başka testler de yapılmaktadır. Kanserin evresi, tedavinin belirlenmesinde önemli bir faktördür.

Görüntüleme yöntemleri, X-ışını, CT, MRI ve Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) gibi incelemeler, kanserin rahim ağzının dışında yayılıp yayılmadığının belirlenmesinde yardımcı olmaktadır. Hastalıktan korunmak için, cinsel yolla geçiş gösteren hastalıklara karşı tedbir almak, sigarayı bırakmak, kansere yatkın olan lezyonların etkin takip ve tedavisini yaptırmak önemlidir. HPV'ye karşı geliştirilen aşılar da korunmada önemli rol oynamaktadır."