Şanlıurfa'daki turistik mekanlar özel ışıklandırmayla gece de görenleri cezbediyor

ŞANLIURFA(AA) – Şanlıurfa’da Valilik ve Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında gerçekleştirilen dış cephe aydınlatmaları, tarihi şehrin gecelerine ayrı bir güzellik katıyor.

Özel ışıklandırma sisteminin kurulduğu şehrin simgelerinden olan Balıklıgöl Yerleşkesi hem kent merkezinde oluşu hem de doğal mekanlarıyla sıra gecesi sonrası şehirde tur atanlar için ayrı bir güzelliği bünyesinde barındırıyor.

Tarihi Urfa Kalesi ile 2 bin yıllık kaya mezarlarının bulunduğu Kızılkoyun Nekropolü de ışıklandırılarak farklı bir görsel şölen sunan bir diğer önemli mekan olarak dikkati çekiyor.

Şehrin hemen hemen her yerinde görülebilen tarihi Ulu Cami minaresinin ışıklandırılması da kente mistik bir görüntü katıyor.

Şanlıurfa, UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde bulunan dünyanın en eski yerleşim yerlerinden 7 asırlık Harran Ören Yeri’ndeki kazı alanın da ışıklandırmasıyla geceleri ziyaretçilerine cezbedici bir görsel güzellik sunuyor.

“Gerdanlık gibi geldi”

Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül, AA muhabirine, kadim bir kent olan Şanlıurfa’nın cazibesini artırmaya yönelik çok yönlü çalışmalar içerisinde olduklarını söyledi.

Kentteki ışıklandırmaların halk tarafından büyük bir beğeni kazandığını vurgulayan Beyazgül, şöyle konuştu:

“Şu an şehrimizdeki birçok önemli durağı ışıklandırdık şimdilerde bu mekanların gece de kendilerini ortaya koymasına vesile olduk. Kızılkoyun içerisinde bulunan Nekropol alanındaki mağaraları da ışıklandırdık. Şanlıurfa’ya ışıklandırmalarımız inci gerdanlık gibi geldi. Şimdi başka tarihi yerlerimizi de ışıklandırmaya yönelik çalışmalarımız devam etmektedir. Bunlar belki çok masraflı olan işler değil ama şehrin güzelliğine güzellik katan o şehre takılar takılmasına vesile olan çalışmalardır. Şanlıurfa’nın bu tür güzellikleri üzerine yönelik çalışmalarımız gerek ışıklandırma gerekse de betonarme yapılardan arındırmaya ve restorasyona yönelik olarak sürecek.”

“Farklı bir atmosfer oluyor”

Türkiye Turist Rehberleri Birliği Denetim Kurulu Başkanı ve Şanlıurfa Bölgesel Turist Rehberleri Odası Başkanı Müslüm Çoban da kentte yerli ve yabancı turistlerin görebileceği çok sayıda mekanın bulunduğuna dikkati çekti.

Bazen turist rehberlerinin şehrin tamamını ziyaretçilere gezdirmekte zorlandığını anlatan Çoban, ışıklandırmalar sayesinde kentin bazı bölgelerinin artık geceleri de gezilebilecek duruma geldiğini belirtti.

Işıklandırmaların şehre ayrı bir güzellik kattığını vurgulayan Çoban, şunları kaydetti:

“Özellikle Balıklıgöl ile Kızılkoyun Nekropolü ışıklandırıldı çok güzel oldu. Bu ışıklandırma sayesinde insanlar geceleri daha keyifli yürüyüş yapıyor, farklı bir atmosfer oluyor. Yakın zamanda Harran Ulu Camii’nin de restore edilerek, gece ışıklandırılması sağlandı. Biz eskiden Harran’a turist rehberleri olarak giderken hep dua ederdik ki akşam karanlığına orada kalıp, ziyaretçilere mahcup olmayalım diye ama şimdi tam tersi oldu, Harran’a gidince süremizi biraz daha uzatabiliyoruz. Işıklandırmayla Harran’daki kalış süresi gün batımını seyretme gibi faktörlerde eklendiğinde uzayabiliyor. Harran’daki ilk İslam Üniversitesi ışıklandırmayla çok daha güzel oldu. Bu tür ışıklandırmaların olmasını bekliyoruz. Halfeti’de de benzer ışıklandırmaların olması turizm hareketliliğine katkı sunacaktır. Işıklandırmalar turistlerin bulunduğu bölgedeki kalış sürelerini çok net bir şekilde uzatıyor.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ŞANLIURFA(AA) – Neolitik dönemin önemli yerleşimleri arasında yer alan Karahantepe’de gün yüzüne çıkarılan eserler, 11 bin yıl önce yaşamış insanların sanatsal becerilerini gözler önüne seriyor.

Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesi sınırlarında kalan Karahantepe’nin tanıtımının Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un da katıldığı törenle gerçekleştirilmesinin ardından Neolitik döneme ait önemli eserlerin bulunduğu ören yeri, tüm dünyanın dikkatini yeniden bu bölgeye çekti.

Karahantepe Ören Yeri Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, AA muhabirine, Karahantepe’deki kazılara 2019 yılında başladıklarını, kısa sürede arkeolojik açıdan çok verimli iki sezon geçirdiklerini söyledi.

Kazılar sırasında çapı 23 metreyi bulan bir binanın açığa çıkarıldığını ve bunun büyük bir kısmının ana kayaya oyulmuş durumda olduğunu, yüzeyden 5,5 metre derinliğe ulaştığı bilgisini veren Karul, bunun çok büyük bir mühendisliğin sonucu inşa edildiğini belirtti.

İnsan heykelleri dikkati çekiyor

Karul, Karahantepe’de şu ana kadar bulunan eserlerle Göbeklitepe’de çıkarılan eserlerin birbirine benzerlik gösterdiğini ancak ayrıştığı noktaların da olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

“Karahantepe’de bugüne kadar yapmış olduğumuz kazılarda insana ait betimlerin, 3 boyutlu heykellerin sayısı biraz fazla, sayısı fazla olunca da öne çıkıyorlar. Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde bununla ilgili Karahantepe’de Neolitik İnsan Sergisi düzenlendi. Bu sergide de görülebileceği gibi çok sayıda insan başı, çifte insan başları ya da dikilitaşların üzerinde insan betimlemeleri gibi insan ögesinin sıkça işlendiği örneklerle karşılaştık. Bu yönüyle Göbeklitepe ile farklılaşıyor ama şu anlama gelmiyor, Göbeklitepe’de daha sonraki yıllarda ileride yapılacak kazılarda insan betimlemeleriyle karşılaşılmayacağı ya da hiç olmadığı anlamına da gelmiyor. Ama bugüne kadar yapılan kazılarda Karahantepe’deki insan heykelinin sayısının fazlalığı dikkati çekiyor.”

3 boyutlu leopar taşıyan insan heykeli

Prof. Dr. Karul, Karahantepe’de çıkarılan 3 boyutlu heykellerin en iyi örneklerinden birinin de sırtında leopar taşıyan insan heykeli olduğunu söyledi.

“Dikkati çeken unsur heykelde leoparın canlı betimlenmesi, bu tür hayvanlar biliyorsunuz Göbeklitepe’de de kabartma halinde, bir atak saldırgan pozisyonunda betimleniyorlar.” diyen Karul, şunları dile getirdi:

“Birinin sırtında canlı bir hayvan taşımasının anlamı farklı olsa gerek. Yine atak pozisyonları ağzı açık, dişleri görünür şekilde betimlenmiş ama bu defa bir insanın sırtında taşınır vaziyette, bunu yorumlamak çok güç. Ama en azından eğer biz bir yorum yapacaksak Neolitik Çağ’ın yani günümüzün yaklaşık 11 bin yıl öncesinde insanların hayvanlarla kurdukları ilişkinin bugünkünden çok çok farklı olduğunu görmek mümkün. Nitekim bu ilişkinin bize göre çok da barışçıl bir ilişki olduğunu anlıyoruz çünkü etnografik örnekler de bunun benzeri birçok şeyi taşıyor.”

Eserlerin yapıldığı zamanın yazılı dönem olmadığını hatırlatan Karul, bu döneme ait eserler üzerindeki üslup yorumlarının tamamen yorumu yapan arkeologları ya da konuya ilgi duyanları bağladığını söyledi.

Karul, bu dönemde insanların sanatsal becerilerinin ne düzeyde olduğunun ortaya çıkan eserlerden rahatlıkla görüldüğünü belirterek, “Artık 3 boyutlu, çok ciddi anlamda şematik değil, gerçekçi bir üslubun benimsendiğini görüyoruz, bu da belki de Göbeklitepe ile karşılaştırmaktansa çok daha uzağa gidelim, 2. bin yıla, Hitit’e gidelim mesela, bu tür heykellerin benzerlerini bir neolitikte bu kadar eski bir dönemde, bir de çok sonra Anadolu için konuşuyorum, Hitit’te görüyoruz. Bu arada herhangi bir şey olmadığı, boşluk olduğu anlamına gelmiyor ama (bulunan eserler) Neolitik Çağ’da insanların geldiği sanatsal becerinin, başarının, yeteneklerinin, beğenilerinin ne düzeyde olduğunu kanıtlıyor.” diye konuştu.

ŞANLIURFA(AA) – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2015’te ziyarete açılan Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, insanlığın ilk çağlarından günümüze kadar uzanan serüvenini, tarihi eser, canlandırma ve imitasyonlarla ziyaretçilere görme imkanı sunuyor.

“Tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe ile kentin birçok noktasında devam eden kazılarda çıkan eserler ile amazon kadınlarının resmedildiği eşsiz mozaikler, alanında uzman restoratörler tarafından titizlikle inceleniyor.

Müze bünyesindeki laboratuvarlarda hassas işlemlerden geçirilen eserler, gelecek kuşaklara ulaştırılması için özenle koruma altına alınıyor.

Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi Müdürü Celal Uludağ, AA muhabirine, kazılardan elde edilen ve müzede sergilenen eserlerin gelecek kuşaklara aktarılmasının önem arz ettiğini belirterek, bu kapsamda eserlerin laboratuvarda alanında uzman kişiler tarafından periyodik aralıklarla kontrollerinin yapıldığını söyledi.

Müze bünyesinde 3 laboratuvarın bulunduğunu, kazı çalışmalarında elde edilen eserlerin ilk olarak burada fotoğraflanarak belgelendirildiğini ifade eden Uludağ, şöyle konuştu:

“Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi laboratuvarları hem ekipman olarak hem de personel olarak yeterli donanıma sahiptir. Gelen eserler cinsine, niteliğine göre bu laboratuvarlarda restorasyona tabi tutulmaktadır. Ayrıca bizim laboratuvar dışında da yerinde yaptığımız müdahaleler bulunmaktadır. Özellikle arkeolojik kazı alanlarındaki müdahaleler çok önemlidir. Taşınmaz kültür varlığı niteliğinde olan mozaikler bu anlamda özellikle arazide restorasyona-konservasyona, temizliğe tabi tutulmaktadır. Bu eserlerin periyodik olarak gerekli bakımları yapılmaktadır.”

Celal Uludağ, müzede görev yapan alanında uzman restoratörlerin uygun tekniklerle esere hiçbir şekilde zarar vermeden çalışma yaptığını aktararak, laboratuvar bünyesinde taş, pişmiş toprak, bronz, demir, gümüş, altın, kemik, cam gibi her türlü malzeme grubuna restorasyon-konservasyon işlemini gerçekleştirdiklerini vurguladı.

Müze kompleksi içerisinde yer alan 5 bin metrekarelik alana sahip Haleplibahçe Mozaik Müzesi’nde savaşçı “amazon kadınları”na ait dünyadaki ilk mozaik örneğinin yer aldığını ve bu alandaki eserlerin yerinde titizlikle korunduğunu anlatan Uludağ, şunları kaydetti:

“Burada Roma dönemine tarihlenen bir saray yapısı var ve içerisinde de çeşitli mozaikler resmedilmiş. Özellikle bu mozaiklerin üzerindeki mitolojiler, betimlemeler çok önemli. Bunlardan en önemlisi de amazon kadınlarının resmedilmiş olduğu mozaikler. Mozaik müzemiz sürekli restoratör arkadaşlarımız tarafından kontrol ediliyor, bozulmalar, kirlenmeler, tozlanmalar hepsi müdahalelerle temizleniyor. Özellikle mozaikler üzerinde çok titizlikle çalışmamız gerekiyor, arkadaşlarımız süngerler ve yumuşak uçlu fırçalarla mozaik üzerindeki toz tabakasını suyla alıyorlar. Tabi suyun mozaiklerin altına işlememesi çok önemli, bu noktada yine suyu süngerle emerek temizlik çalışmalarını gerçekleştiriyorlar. Bu kontroller restoratörlerimiz tarafından rutin olarak gerçekleştiriliyor.”

“Sabır gerektiren bir iş yapıyoruz”

Müzede görevli restoratör Ayşenur Çömlekçi ise kendilerine gelen yeni veya müzedeki eserleri ilk olarak fotoğraflayarak kayıt altına aldıklarını ve gerekli tutanak işlemlerini gerçekleştirdiklerini belirtti.

Eserin yapısına göre malzemeler kullanarak işlemleri gerçekleştirdiklerini anlatan Çömlekçi, “Eserin cinsine göre pişmiş toprak olabilir, taş olabilir, bronz olabilir, gümüş olabilir ne gibi müdahale gerekiyorsa ona göre malzeme ve alet kullanıp işlemimizi gerçekleştiriyoruz. Bu işte çok sabırlı olmamız gerekiyor çünkü yaptığımız bir müdahaleden dolayı dönüşü zor olan bir şeyle karşılaşabiliriz, o yüzden çok yavaş ve hassas davranıyoruz.” diye konuştu.

“Esere bir annenin bebeğine yaklaştığı hassasiyetle yaklaşıyoruz”

Restoratör Tanju Yıldırım da yüzeyinde bozulmalar olan toprak kaba gerçekleştirdiği müdahale aşamalarını anlatarak, “Alkol, su karışımıyla yüzeydeki kalker ve sertleşmiş toprak tabakasını öncelikle yumuşatıyoruz. Daha sonra mekanik olarak yüzeyden yumuşayan parçaları temizleyerek arındırıyoruz. Genelde kap üzerinde daha lokal temizliğe gidiyoruz. Hedefimiz minimum müdahale maksimum koruma. Dolayısıyla sadece bozulmaya yönelik bölgelerde lokal olarak eserler üzerinde çalışmalarımızı yürütüyoruz.” dedi.

Çalışmalarını aşama aşama ve kontrollü bir şekilde gerçekleştirmek zorunda olduklarını ifade eden Yıldırım, “Elimizdeki eserler kırılgan olabildiği için biz de çok nazik bir şekilde esere yaklaşıp müdahalelerimizi gerçekleştiriyoruz. Gözden kaçabilecek en ufak bir detayda geri dönüşü olmayan hatalar olabilir. Bu nedenle biz de esere bir annenin bebeğine yaklaştığı hassasiyetle yaklaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.