Şanlıurfalıların bu 'reçeli' ağızları yakıyor

ŞANLIURFA(AA) – Şanlıurfa’da isot (pul biber) yapım işiyle uğraşan aileler tarafından pazardan alınarak evlere ve bahçelere götürülen kırmızı biberler, yıkanıp saplarından ve çöplerinden arındırılıyor. Makinede parçalanan biberler, hava alması için naylonların üzerinde bir gün bekletiliyor.

Daha sonra toplanan biberler makinede çekildikten sonra, güneş altında bekletilmek üzere havuzlara seriliyor. Hava sıcaklığına göre yaklaşık 3-5 gün güneşte bekletilen çekilmiş biberler, zeytinyağı ile harmanlanarak “isot reçeli”ne dönüşüyor. Genellikle kadınlar tarafından hazırlanan biber salçası, tezgah ve sofralardaki yerini alıyor.

Birçok yemeğe katılarak tüketilen salça, özellikle soğuk kış günlerinde kahvaltılarda içine yumurta kırılarak veya zeytinyağıyla kızartılarak da tercih ediliyor.

Kilosu 40-50 lira arasında satışa sunulan biber salçası, Şanlıurfa dışında ülkenin farklı kentlerinden ve yurt dışından da talep görüyor.

Üreticiler bu sezondan umutlu

Şanlıurfa İsot Üreticileri Kooperatifi Başkan Yardımcısı Murat Mermer, AA muhabirine, kentte “isot reçeli” olarak bilinen biber salçasının yapımına başladıklarını söyledi.

Bölge ağırlıklı olarak kadınların salça yapımını gerçekleştirdiklerini ve bu sayede aile bütçesine katkı sağladıklarını aktaran Mermer, şöyle konuştu:

“Kırmızı biberler kadınlar tarafından parçalandıktan 1 gün güneşte bekletilir, daha sonra makinede çekilerek güneşte kurutulur. Yaklaşık 3-5 gün içinde güneşte hazır hale gelen reçel ambalajlanarak kentteki esnafa ve Türkiye’nin faklı kentlerine gönderilir. Genelde sabahları kahvaltılarında yağda kızartılarak veya yumurtalı olarak hazırlanıp tüketilir, isteyen yemeklerde de kullanabilir. Son iki yılda salgından dolayı işlerimizde düşüş oldu ama bu sezon iyi olacağını düşünüyoruz. Gelen talepler bizi umutlandırıyor. Kentte bu işi yapan çok sayıda kişi var. İsot ve reçel yapımında çalışan işçisinden esnafına, çiftçisinden pazarcısına kadar çok kişi ekmek parasını kazanıyor.”

Yetkililerden kendilerine yer konusunda destek isteyen Mermer, “Sanayileşmek istiyoruz, bu konuda yetkililerden bize yardımcı olmalarını istiyoruz. Sanayileşme olursa ürünlerimiz daha çok talep görür, dolayısıyla herkes bu işten karlı çıkar.” diye konuştu.

Üreticilerden Muhammed Bakır Mermer ise temmuz ayı ortalarında ilk olarak isot yapımına başladıklarını, daha sonra ise biber salçası üretimine de geçtiklerini anlatarak, “İsot reçelinin işlemleri yaklaşık bir hafta sürüyor. İsot reçelini genellikle kentteki esnafa, yurt içi ve yurt dışındaki taleplere göre gönderiyoruz. Salgın dolayısıyla biraz sıkıntılar çektik ama inşallah bu sezon işlerimizin iyi olacağını ümit ediyoruz.” diye konuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ŞANLIURFA(AA) – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2015’te ziyarete açılan Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, insanlığın ilk çağlarından günümüze kadar uzanan serüvenini, tarihi eser, canlandırma ve imitasyonlarla ziyaretçilere görme imkanı sunuyor.

“Tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe ile kentin birçok noktasında devam eden kazılarda çıkan eserler ile amazon kadınlarının resmedildiği eşsiz mozaikler, alanında uzman restoratörler tarafından titizlikle inceleniyor.

Müze bünyesindeki laboratuvarlarda hassas işlemlerden geçirilen eserler, gelecek kuşaklara ulaştırılması için özenle koruma altına alınıyor.

Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi Müdürü Celal Uludağ, AA muhabirine, kazılardan elde edilen ve müzede sergilenen eserlerin gelecek kuşaklara aktarılmasının önem arz ettiğini belirterek, bu kapsamda eserlerin laboratuvarda alanında uzman kişiler tarafından periyodik aralıklarla kontrollerinin yapıldığını söyledi.

Müze bünyesinde 3 laboratuvarın bulunduğunu, kazı çalışmalarında elde edilen eserlerin ilk olarak burada fotoğraflanarak belgelendirildiğini ifade eden Uludağ, şöyle konuştu:

“Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi laboratuvarları hem ekipman olarak hem de personel olarak yeterli donanıma sahiptir. Gelen eserler cinsine, niteliğine göre bu laboratuvarlarda restorasyona tabi tutulmaktadır. Ayrıca bizim laboratuvar dışında da yerinde yaptığımız müdahaleler bulunmaktadır. Özellikle arkeolojik kazı alanlarındaki müdahaleler çok önemlidir. Taşınmaz kültür varlığı niteliğinde olan mozaikler bu anlamda özellikle arazide restorasyona-konservasyona, temizliğe tabi tutulmaktadır. Bu eserlerin periyodik olarak gerekli bakımları yapılmaktadır.”

Celal Uludağ, müzede görev yapan alanında uzman restoratörlerin uygun tekniklerle esere hiçbir şekilde zarar vermeden çalışma yaptığını aktararak, laboratuvar bünyesinde taş, pişmiş toprak, bronz, demir, gümüş, altın, kemik, cam gibi her türlü malzeme grubuna restorasyon-konservasyon işlemini gerçekleştirdiklerini vurguladı.

Müze kompleksi içerisinde yer alan 5 bin metrekarelik alana sahip Haleplibahçe Mozaik Müzesi’nde savaşçı “amazon kadınları”na ait dünyadaki ilk mozaik örneğinin yer aldığını ve bu alandaki eserlerin yerinde titizlikle korunduğunu anlatan Uludağ, şunları kaydetti:

“Burada Roma dönemine tarihlenen bir saray yapısı var ve içerisinde de çeşitli mozaikler resmedilmiş. Özellikle bu mozaiklerin üzerindeki mitolojiler, betimlemeler çok önemli. Bunlardan en önemlisi de amazon kadınlarının resmedilmiş olduğu mozaikler. Mozaik müzemiz sürekli restoratör arkadaşlarımız tarafından kontrol ediliyor, bozulmalar, kirlenmeler, tozlanmalar hepsi müdahalelerle temizleniyor. Özellikle mozaikler üzerinde çok titizlikle çalışmamız gerekiyor, arkadaşlarımız süngerler ve yumuşak uçlu fırçalarla mozaik üzerindeki toz tabakasını suyla alıyorlar. Tabi suyun mozaiklerin altına işlememesi çok önemli, bu noktada yine suyu süngerle emerek temizlik çalışmalarını gerçekleştiriyorlar. Bu kontroller restoratörlerimiz tarafından rutin olarak gerçekleştiriliyor.”

“Sabır gerektiren bir iş yapıyoruz”

Müzede görevli restoratör Ayşenur Çömlekçi ise kendilerine gelen yeni veya müzedeki eserleri ilk olarak fotoğraflayarak kayıt altına aldıklarını ve gerekli tutanak işlemlerini gerçekleştirdiklerini belirtti.

Eserin yapısına göre malzemeler kullanarak işlemleri gerçekleştirdiklerini anlatan Çömlekçi, “Eserin cinsine göre pişmiş toprak olabilir, taş olabilir, bronz olabilir, gümüş olabilir ne gibi müdahale gerekiyorsa ona göre malzeme ve alet kullanıp işlemimizi gerçekleştiriyoruz. Bu işte çok sabırlı olmamız gerekiyor çünkü yaptığımız bir müdahaleden dolayı dönüşü zor olan bir şeyle karşılaşabiliriz, o yüzden çok yavaş ve hassas davranıyoruz.” diye konuştu.

“Esere bir annenin bebeğine yaklaştığı hassasiyetle yaklaşıyoruz”

Restoratör Tanju Yıldırım da yüzeyinde bozulmalar olan toprak kaba gerçekleştirdiği müdahale aşamalarını anlatarak, “Alkol, su karışımıyla yüzeydeki kalker ve sertleşmiş toprak tabakasını öncelikle yumuşatıyoruz. Daha sonra mekanik olarak yüzeyden yumuşayan parçaları temizleyerek arındırıyoruz. Genelde kap üzerinde daha lokal temizliğe gidiyoruz. Hedefimiz minimum müdahale maksimum koruma. Dolayısıyla sadece bozulmaya yönelik bölgelerde lokal olarak eserler üzerinde çalışmalarımızı yürütüyoruz.” dedi.

Çalışmalarını aşama aşama ve kontrollü bir şekilde gerçekleştirmek zorunda olduklarını ifade eden Yıldırım, “Elimizdeki eserler kırılgan olabildiği için biz de çok nazik bir şekilde esere yaklaşıp müdahalelerimizi gerçekleştiriyoruz. Gözden kaçabilecek en ufak bir detayda geri dönüşü olmayan hatalar olabilir. Bu nedenle biz de esere bir annenin bebeğine yaklaştığı hassasiyetle yaklaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.

ŞANLIURFA (AA) – Türkiye’nin zengin yemek kültürüyle öne çıkan şehirlerinden Şanlıurfa’da tescillenen “Urfa peyniri” kahvaltının yanı sıra kullanıldığı tatlılarla da halkın vazgeçilmezi arasında yer alıyor.

Zengin mutfağıyla ünü ülke sınırlarını aşan Şanlıurfa’da aralarından çiğ köfte, soğan kebabı, lahmacun, tirit, ciğer kebabı, şıllık tatlısı, sade yağ ve patlıcanlı kebabın da bulunduğu birçok ürün Türk Patent ve Marka Kurumunca tescillendi.

Kentin birbirinden lezzetli yemeklerini ve geleneksel ürünlerini tescil ettirmek için yoğun çaba harcayan Şanlıurfa Ticaret Borsası (ŞTB), son olarak tarihi kentte geleneksel yöntemlerle hünerli ellerde üretilen peyniri de gelecek nesillere aktarılması için bir süre önce tescil ettirdi. Kentte sabah kahvaltıda közlenmiş “Urfa biberi” ile tüketilen, özellikle künefe ve helva gibi tatlılardan kullanılan “Urfa peyniri”, tadıyla adeta damak çatlatıyor.

ŞTB Başkanı Mehmet Kaya, AA muhabirine, Şanlıurfa’nın dünyanın en eski kentlerinden biri olduğunu, zengin yemek kültürüyle de ününün sınırları aştığını söyledi. Kenttin değerleri ve lezzetlerine sahip çıkmaya çalıştıklarını belirten Kaya, “Kentin önemli bir değerini tescil etmek büyük emeklerle oluyor. Borsa olarak daha önce büyük çabalarla tescilini aldığımız sade yağın ardından geçen hafta Urfa peynirimizin de coğrafi işaretini de aldık. Urfa peyniri tadıyla, yağ oranıyla, rengiyle kendine has bir peynir. Peynirimiz doğal saf koyun sütünden üretiliyor ve kesinlikle hiçbir kimyasal katkı maddesi yok. Organik yüzde 100 el emeğiyle üretilen bir peynir. Ülkemizde çok çeşit peynir çeşidi bulunmakta fakat biz Urfa peyniri ile bu konuda çok iddialıyız. ” diye konuştu.

Urfa peyniri tadını endemik bitkilerden alıyor

Kaya, her bölgenin kendine has güzelliklerinin ve tatların bulunduğunu anımsatarak şöyle konuştu:

“Şanlıurfa peyniri dediğimizde akla ilk gelen Urfa kadayıfı oluyor. Peynirimiz özellikli kadayıfta çok kullanılıyor. Urfa peyniriyle yapılan kadayıfının tadı bir başka oluyor. Bunun yanında helvamıza tadı veren en büyük etken peynir ve sade yağımızdır. Bunlar olmadığı zaman o muhteşem tadı hiçbir yerde bulamazsınız. Bu tatlarımız özellikle küçükbaş hayvanlarımızın otlandığı Tek Tek Dağları ve Karacadağ bölgesinde yetişen endemik bitkilerden geliyor. Peynirimizin tadı ve yağ oranı, tarım ve ilaçlanmanın yapılmadığı bakir bölgelerde otlayan hayvanların sütünden kaynaklanıyor. Bu lezzeti hiçbir yerde bulamazsınız. Herkesi bu eşsiz lezzetleri tatmak için Şanlıurfa’ya davet ediyoruz.”

Urfa künefesinin lezzeti peynirden geliyor

Künefe ustası Murat Ateş ise kentte has lezzetlerin tescillenmesinin kendilerini memnun ettiğini ifade ederek “Kentte yıllardan beri künefe yapıyorum. Urfa kadayıfımızı ana ürünü peynir ve sade yağ. Urfa peyniri ve sade yağı dediğimiz iki lezzet bir araya geldiği zaman ortaya muazzam bir lezzet çıkıyor. Sade yağ gibi peynirimiz de tescillendi. Kentte gelen yerli ve yabancı konuklarımıza bu lezzeti tatmalarını öneriyoruz.” dedi.

Peynir üreticisi Ahmet Oldurur da Urfa peynirinin tescillenmenin ekonomik açıdan kendilerine olumlu yansımalarının olacağını vurguladı.

Bölgenin en iyi peynirini ürettiklerini dile getiren Oldurur, “Urfa peynirinin tescillenmesi çok güzel oldu. Ürünümüzün tescillenmesi gurur verici. Peynirimizin tescillenmesiyle ürüne talep de artı. Türkiye’nin birçok illinden talepler var. Ürünümüzün merak edip tadına bakmak isteyenlere gönderiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Yasin Dikme