Şarbon hastalığı için hayvan sahiplerine tazminat ödenecek

ANKARA (AA) – Tarım ve Orman Bakanlığının “Hayvan Hastalıklarında Tazminat Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik”i Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yönetmelikle, hayvan hastalıklarından hangilerine tazminat ödeneceği, ödeme yapılacak yeri ve uygulama zamanı hükme bağlandı.

Düzenleme kapsamındaki hastalıklar arasına şarbon da eklendi. Buna göre, şarbondan dolayı yerel kıymet takdir komisyonunca belirlenen miktarlar üzerinden ve yönetmelikteki esaslara göre hayvan sahiplerine tazminat ödenecek.

Tazminat tutarı, şarbon hastalığına yakalandığı laboratuvar muayenesi ile tespit edilen sığır cinsi, koyun keçi türü ve tek tırnaklı hayvanların takdir edilecek kıymetlerinin dörtte üçü oranında olacak.

Şarbon hastalığının resmi laboratuvarlarca tespiti tazminat ödemesi için esas oluşturacak.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANTALYA(AA) – Antalya’nın Alanya ilçesinde ikamet eden ve çevresinde “Hanım ağa” olarak bilinen Fadime Kroll, çiftliğinde yetiştirdiği hayvanları Kurban Bayramı öncesi kurulan pazarda satışa sundu.

Alman vatandaşı 51 yaşındaki üç çocuk annesi Fadime Kroll, altı yıl önce Almanya’dan emekli olduktan sonra Alanya’ya yerleşti.

İlçede satın aldığı evi çocuklarının eğitim masrafını karşılamak için kiraya verip dağ evine yerleşen Kroll, hayvancılık yapmaya karar verdi.

Dağ evinde bir keçi ve iki tavukla başladığı besicilikte azmi ve çalışkanlığıyla başarıyı yakalayan Kroll, birikimini de kullanarak içinde 350 kuzu ve 50 büyükbaş hayvanın bulunduğu çiftlik kurdu.

Her sabah güneş doğmadan kalkıp hayvanlarıyla ilgilenen Kroll, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi kurulan pazarda hayvan satışı yapıyor.

“Hayvandan aldığınız sevgi sizi besliyor”

Pazarın tek kadın besicisi Fadime Kroll, AA muhabirine, bir Yörük kızı olduğunu, özünde olduğu için de bu mesleğe ilgi duyduğunu söyledi.

Almanya’da 17 yıl yaşadığını aktaran Kroll, çocukları için her zorluğa katlanmaya hazır olduğunu dile getirdi.

Kroll, hayvanlarla ilgilenmeyi çok sevdiğini belirterek, “İşe küçük atılımlarla başladığım için ilk önce kimse fark etmedi. 2-3 kuzu derken bu süreç devam etti, gitti. Pazarda tek kadın olduğum için herkes bana yardım ediyor, destek çıkıyor. Hayvan demek stresten, hastalıktan uzaklaşmak demek. Hayvandan aldığınız sevgi sizi besliyor. Hepsini doğal yollarla besliyorum. Tek sıkıntım bulunduğum yer kira, taşınmada zorluk yaşıyorum.” ifadesini kullandı.

“O bizlerin Hanım Ağası”

Kurban satışı yapan Şevket İhtiyar ise Fadime Kroll’un kurban pazarının vazgeçilmezi olduğunu söyledi.

Onun her zaman bir ayrıcalığının olduğunu vurgulayan İhtiyar, “Kurban pazarında arkadaşlarımız arasında olması bizi gururlandırıyor. Girişimci ablayı her haliyle kutluyoruz.” dedi.

Besicilerden Ramazan Tunç ise kurban satış noktasındaki 82 kişiden birinin Fadime Kroll olduğuna değinerek, “Fadime abla kadar mücadele eden ve başarılı birini görmedim. Burada birbirimize destek veriyoruz.” diye konuştu.

Kenan Türk ise bir kadının bu sektörde olmasının kendilerini sevindirdiğini anlatarak, “O bizlerin ‘Hanım Ağası.’ Ayrıca bize moral ve güç veriyor. Çiftliğini de gezdim. Bir hanımın eli değdiği belli, çok güzel.” ifadesini kullandı.

İSTANBUL (AA) – Nüfusa geç kaydedilmesinden ötürü resmi doğum tarihi 10 Mayıs 1972 olsa da 7 Kasım 1971’de Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Yeşilköy’de doğan Kazım Koyuncu, Cavit Bey ve Hüsniye Hanımın 6 çocuğundan 5’incisi olarak dünyaya geldi.

Koyuncu, çocukluğunda babaannesinden masallar, “Kemençeci Yaşar” lakabıyla tanınan Yaşar Turna’dan türküler dinleyerek büyüdü.

Okumayı çok seven, müziğe ortaokuldayken, babasının aldığı mandolinle başlayan Koyuncu, futbolla ilgilendi ve köydekilerin aksine sıkı bir Trabzonspor taraftarı oldu.

Kazım Koyuncu, 1989’da köyünden ayrılarak İstanbul Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünde eğitime devam etti.

Müzik çalışmalarına üniversite yıllarında ağırlık veren sanatçı, 1992’de Ali Enver’le birlikte “Dinmeyen” isimli müzik grubunu kurarak ilk profesyonel çalışmalarını yaptı.

Karadeniz müziğini rock müzikle birleştirip kendi tarzını oluşturdu

Tiyatro oyunlarına da müzik yapan sanatçı 1993’te okulu bıraktı.

Koyuncu, daha sonra okulu bırakma kararına ilişkin sorulan bir soruya, “Zor dönemler… O okulu bitirip kaymakam falan olacaksın ya da kendi istediğin işi yapacaksın ama hep soru işaretleri olacak. Sonu nereye varacak? Bu tercihlerden soru işaretli olanını tercih ettim.” cevabını vermişti.

Okulu bırakmasının ardından sadece müzik yapmaya karar veren Koyuncu, Karadeniz müziğini rock müzikle birleştirip kendi tarzını oluşturdu.

Aynı yıl arkadaşlarıyla birlikte “Zuğaşi Berepe” adında bir grup kurdu ve hem yeni grubuyla hem “Dinmeyen” grubuyla çalıştı.

Koyuncu, yeni grubuyla ilk albümü “Va Mişkunan”ı (Bilmiyoruz) 1995’te müzikseverlerin beğenisine sundu.

Yeni tarzıyla müzikseverlerin beğenisini daha fazla kazanan sanatçı, Dinmeyen grubuyla 1996’da “Sisler Duvarı” albümünü, Zuğaşi Berepe ile de 1999’da “İgzas” adlı ikinci albümlerini yayımladı.

Sanatında yenilik ve denemeler yapmaktan kaçınmayan, Karadeniz müziğinin hem sert hem de duygusal yapısını eserlerine taşıyan Koyuncu’nun, “Dido” adlı şarkısının da yer aldığı ilk kişisel albümü “Viya!”, 2001’de müzik marketlerdeki yerini aldı.

“Ha kanser ha konser”

Kazım Koyuncu, 2002’de yayınlanan “Gülbeyaz” adlı dizinin müziklerini yapmaya başladıktan sonra ününü katladı, konser programları artmaya başladı.

“İlk albümde Gülbeyaz dizisinin çok etkisi oldu. Bu albümü, farklılığı tercih eden insanlar aldı.” diyen Koyuncu, 2004’te ikinci solo albümü “Hayde”yi çıkardı.

Aralık 2004’te kanser teşhisi konulan sanatçı, doktorların fazla yorulmaması gerektiğini söylemesine rağmen konserlerine devam etti. Son konserini 4 Şubat 2005’te Taksim’deki Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde veren Koyuncu’nun o gün söylediği “Ha kanser ha konser” sözleri sevenleri tarafından unutulmadı.

Koyuncu, hüzün kokan albümlerinde Türkçe’nin yanı sıra Hemşince, Lazca ve Gürcüce eserlere de yer verdi.

Karadeniz’de olduğu kadar, hem Türkiye hem de yurt dışında halen yoğun bir hayran kitlesine sahip olan sanatçı, bir açıklamasında, “Çocukken şiirle güzel oynuyordum. Şairlerle çok uğraşıyordum. Bir ceket yaptırmak istedim o zamanlar, İstanbul’a gelirken, şair ceketi…” ifadelerini kullanmıştı.

Genç sanatçı, tedavi gördüğü hastanede 25 Haziran 2005’te, henüz 33 yaşındayken yaşamını yitirdi.

Koyuncu, vefatından iki gün sonra, dünyaya geldiği Yeşilköy’de, fındık ağaçlarının çevrelediği köy mezarlığına defnedildi.

“Biz bize yetebiliyoruz”

Doğru bildiği şeyleri ortaya koymaktan çekinmediğini her fırsatta dile getiren Koyuncu, verdiği bir röportajda, şunları kaydetmişti:

“Bence bir sanatçının ya da şarkıcının çok cesur olması gerekiyor. Cesaretin ve çalışma arzun varsa hiçbir sorun yok, en fazla para kazanamazsın. Bir albümün satmaz ya da 1 milyon satar. Bunlarla ilgilenmek istemiyorum. Çok büyük bir popülaritem yok. O yüzden biz bize yetebiliyoruz.”

Koyuncu’nun ölümünün ardından Paluri Arzu Kal Demirçi, sanatçıyla ilk karşılaşmasından son ana kadar süren dostluğunu anlattığı “Şair ceketli çocuk: Kazım” kitabını kaleme aldı.