Adnan Menderes

Adnan Menderes öncülüğünde makineleşmeyle birlikte tarım devrimi yaşandı

ANKARA (AA) – Merhum Adnan Menderes’in başbakanlığı döneminde atılan adımlarla tarım sektöründe büyük bir devrim yaşandı. Traktör sayısından ekilen arazi ve verim artışına kadar Türk çiftçisi ve köylüsü kapsamlı dönüşüm geçirdi.

AA muhabirinin, Demokrat Parti (DP) dönemine ilişkin yayımlardan derlediği bilgiye göre, merhum Adnan Menderes’in başbakanlığında tarıma yönelik çok önemli atılımlar art arda geldi.

Aydın’da bir çiftçinin oğlu olarak Çakırbeyli Çiftliği’nde doğan Menderes, tarıma ve toprağa çok yakın bir insandı. 23 yaşında çiftliğin yönetimini eline alan Menderes, tarımdan anlıyor, sorunları iyi biliyordu.

Menderes, iktidara geldiğinde ise izlenecek tarım politikalarının mesajını, “Türkiye’nin yüzde 80’i köylerde yaşıyor. Toprak, iyi tohum, gübre, makine ve sulama ister. Köylümüz bunları bir başına yapamaz, devlet olarak elimizi uzatmamız gerekli.” sözleriyle vermişti.

DP yönetiminin 10 yıllık iktidarı döneminde Tarım Bakanlığına bütçeden ayrılan payı artırması, tarım kesimini vergi kapsamı dışında bırakması, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu çerçevesinde köylü halka milyonlarca dönüm arazi dağıtması ve ziraat fakülteleri açarak tarım eğitimi faaliyetlerine önem vermesi, DP yönetimini diğer hükümetlerden belirgin şekilde ayıran belli başlı özellikler arasında yer aldı.

Traktör sayısında artış

Tarıma dayalı büyümenin ön plana çıktığı bu dönemde traktör, traktör pulluğu ve diğer alet ve makinelerin sayısında ciddi artış görüldü, kara sapandan makineli tarıma geçiş bu dönemde gerçekleşti. Marshall Planı’ndan sağlanan fonlar bu alana yönlendirildi. Marshall yardımları, özellikle tarımda makineleşmeyi hızlandırdı. Traktör sayısı 1949-1958 döneminde 6 bin 281’den 48 bin 873’e (7,8 kat), traktör pulluğu sayısı 6 bin 50’den 48 bin 214’e (yaklaşık 8 kat), diğer alet ve makinelerin sayısı da 9 bin 239’dan 67 bin 261’e (7,3 kat) yükseldi. Makineleşme, tarımın temel yapısını değiştirdi. Biçerdöver sayısı da 1948 ile 1962 arasında 1994’ten 6 bin 72’ye ulaştı.

Bu dönemde traktör alımları için köylülere uygun imkanlarla kredi de sağlandı. Köylüler, tarımsal kredilerden önceki dönemlere göre daha fazla yararlanmaya başladı. 1950 yılında tarımsal kredi miktarı 810 milyon lira iken, 1960’ta 4 milyar 755 milyon liraya ulaştı. Tarım, krediler yanında, taban fiyat ve destekleme alımlarıyla da teşvik edildi.

Ekili alanlar arttı

Traktörün tarıma girmesi bu sektördeki verimliliği artırmasının yanında ekilebilir alanların da genişlemesi sonucunu doğurdu. Ekili alan sayısı 1948’de 13 milyon 900 bin hektar iken 1959 itibarıyla 22 milyon 940 bin hektara yükseldi. Böylece, Türkiye’nin bir tahıl ihracatçısı haline gelmesini sağlayan tarımsal üretim artışı gerçekleşti. Bu dönemde, hububat, bakliyat, pamuk ve sınai bitkilerin ekiliş sahaları ve üretimleri arttı.

DP hükümetleri döneminde 4 bin 85 köyde, 322 bin 61 aileye 16 bini aşkın dönüm arazi dağıtıldı. Ayrıca, bu ailelere yaklaşık 12 milyon dönüm mera arazisi tahsis edildi.

Makineleşme ve kredi politikası, tarım kesiminde feodal mülkiyetin büyük ölçüde tasfiyesini sağladı. Sahiplerince işletilen işletme sayısı 1950’de 2,1 milyon iken 1963’te 3,1 milyona ulaştı.

Tarım kesiminin milli gelir içindeki payı 1947-48 döneminde yüzde 42 iken, 1952-53 döneminde yüzde 45,2’ye çıktı.

Ayrıca 1950-1960 döneminde en küçük köylere ulaşacak şekilde yollar yapılırken, binlerce köy de içme suyuna kavuştu. Tarımda makineleşmeyle beraber 40 bin kilometre kara yolu, 30 bin kilometre köy yolu yapılması, kırsal kesimin şehre bağlantısını artırma yanında, tarım kesiminin pazar ekonomisiyle bütünleşmesini de sağladı.

İlk gübre üretimi GÜBRETAŞ ile başladı

Bu dönemde gübrelerin ithal edilmesi ve ihtiyaca cevap verecek düzeyde üretiminin olmaması, gübre kullanımının yaygınlaşmasının önünde engel teşkil ediyordu. Bu kapsamda, hem gübre araştırma merkezleri hem de gübre fabrikaları kurulması gündeme geldi.

Menderes’in başbakanlığı döneminde 6 Kasım 1952’de dönemin Bakanlar Kurulu, ülke tarımında kimyevi gübre kullanımı yoluyla verimliliğin artırılması amacıyla Gübre Fabrikaları Türk AŞ’nin (GÜBRETAŞ) kurulması kararını aldı ve şirket resmi olarak 1953’te faaliyete geçti. Türkiye’nin ilk gübre şirketi olarak kurulan işletme, İskenderun tesislerinde ilk gübre üretimine başladı. GÜBRETAŞ 100 bin ton kapasiteli bu ilk fabrikasında NSP (Normal Süper Fosfat) gübresi üretimini başlatarak, o yıldan itibaren Anadolu çiftçisinin kullanımına sundu. Eski gübresiz yıllarda büyük sıkıntılar ve mağduriyetler yaşayan Anadolu çiftçisi, Menderes döneminde tarımsal ekipmanlara ve kimyasal gübreye kavuştuğunda tarlalarından kaldırdığı mahsul de katlanarak arttı.

GÜBRETAŞ’ın milli ve yerli üretim yolculuğu, 1961 yılındaki Kocaeli-Yarımca’da kurulan ikinci fabrika ve yıllar içinde yapılan diğer tesis yatırımlarıyla bugünlere ulaştı.

GÜBRETAŞ, bugün itibarıyla yüzde 25’i borsada ve yüzde 75’i de Türkiye’nin en büyük çiftçi ailesi olan Tarım Kredi Kooperatiflerine ait olarak, “yüzde 100 halkın şirketi” olma özelliğini sürdürüyor.

Milli iradeyi sandığa yansıtan ilk başbakan: Adnan Menderes

ANKARA (AA) – “Yeter söz milletindir.” diyerek çıktığı siyaset yolunda güçlü Türkiye hayalini, politikaları ve kalkınma atılımlarıyla gerçekleştirmeye çalışan merhum Başbakan Adnan Menderes, Türkiye’de 1946’da çok partili siyasi hayata geçişin ardından milli iradeyi sandığa yansıtan ilk başbakan sıfatıyla da Türkiye’nin önemli siyasi isimleri arasında yer aldı.

Türk siyasi tarihinin nazik başbakanlarından ve simge isimlerinden Ali Adnan Menderes, 1899’da Aydın’da dünyaya geldi. Annesi Tevhide Hanım, babası Ethem Bey ve ablası Melike’yi verem hastalığından kaybeden Ali Adnan, okulunu bitirmesinin ardından dedesi Hacı Ali Paşazade’nin kendisine miras bıraktığı Çakırbeyli Çiftliği’nin başına geçti. Çiftliğin büyük bir bölümünün köylüler tarafından kullanıldığını fark eden Menderes, 1932’de çiftliğin bu bölümünü tapu terki yoluyla köylülere bıraktı.

İzmir’in tanınmış ailelerinden Evliyazadelerin kızı Fatma Berrin Hanım ile 2 Eylül 1928’de hayatını birleştiren Menderes’in bu evliliğinden Yüksel, Mutlu ve Aydın adında üç çocuğu oldu.

Siyasi kariyerine Serbest Cumhuriyet Fırkası’nda (SCF) başlayan Menderes, bu parti kurulmadan önce CHP’den bir teklif almış ancak kabul etmemişti. Menderes, Celal Bayar, İttihat ve Terakki Mektebi’nden hocası Vasıf Çınar ve çok iyi tanıdığı Halit Onaran ile görüşmesi sonrasında CHP’ye katıldı.

Atatürk’ün keşfiyle milletvekilliğine giden yol

CHP il yönetiminde göreve başlayan Menderes, parti teşkilatını Aydın’da yeniden kurdu.

Atatürk, Aydın’ı ziyareti kapsamında kendisine iletilen “Eski SCF’liler il yönetimini ele geçirdi” iddiası üzerine CHP il yönetimini ziyaret etmek istememiş ancak heyetin ısrarı üzerine ziyaret gerçekleşmişti. Bu ziyaret kapsamında bir araya gelen Gazi Mustafa Kemal ve Menderes arasında soğuk başlayan görüşme 4 saat sürdü. Menderes’in görüşleri Atatürk’ün dikkatini çekti ve bir rapor hazırlamasını istedi. Menderes, hazırladığı raporu Atatürk’e iletti.

1931 yılındaki erken seçimde aday olmadığı halde milletvekili seçilen Menderes, kendisini aday listesine Atatürk’ün koyduğunu öğrendi. Menderes, 1935, 1939 ve 1943 seçimlerinde CHP Aydın Milletvekili olarak aralıksız 14 yıl parlamentoda CHP grubunda görev aldı. Menderes, hükümetin Toprak Reformu Tasarısı’nın 1945’te Meclis’teki görüşmeleri sırasında sergilediği karşı duruş sonrasında siyaset sahnesinde tanınan bir isim haline geldi.

Dörtlü Takrir

İzmir Milletvekili Celal Bayar, Aydın Milletvekili Adnan Menderes, İçel Milletvekili Refik Koraltan ve Kars Milletvekili Fuad Köprülü, 7 Haziran 1945’te CHP Meclis Grubu’na, kanunlardaki ve parti tüzüğündeki antidemokratik hükümlerin kaldırılmasını içeren bir önerge verdi.

Türk siyasi hayatına “Dörtlü Takrir” olarak geçen önergenin verilmesinin ardından Celal Bayar’ın deyimiyle “partide fırtına koptu”.

Parti içindeki çatışma üzerine Başbakan Şükrü Saraçoğlu basın toplantısı düzenleyerek, Türkiye’de demokrasi olmadığına inananların Hükümete gazete kapatma yetkisi veren Basın Kanunu’nun 50. maddesini gerekçe gösterdiklerini ancak bunun savaş yıllarının getirdiği bir tedbir olduğunu savundu.

Menderes’in Başbakan Saraçoğlu’nun demecini gazete köşesinden değerlendirmesi parti içindeki rahatsızlığı daha da artırdı.

Ülkede demokrasi olmadığını savunan Fuad Köprülü ve Adnan Menderes için Başbakan Saraçoğlu’nun başkanlığında 21 Eylül 1945’te toplanan Parti Divanı ihraç kararı aldı. Refik Koraltan, ihraç kararını eleştirdiği için partiden uzaklaştırıldı.

Celal Bayar ise Basın Kanunu’nun haberleşme hürriyetini sınırlayan 17. ve 50. maddelerinin değiştirilmesine dair tasarısı CHP Grup Toplantısı’nda reddedildiği için istifa etti.

CHP hükümeti Basın Kanunu’nda değişikliğe gitti ancak bu değişikliğin sadece 50’nci madde ile sınırlı tutulması eleştirilere neden oldu. Adnan Menderes, Basın Kanunu’ndaki bu sınırlı değişikliğe itiraz ederek, söz ve fikir hürriyetini baskı altına alan maddelerin değiştirilmemesini eleştirdi.

Demokrat Parti’nin kuruluşu

Demokrat Parti (DP) 7 Ocak 1946’da “Dörtlü Takrir”i CHP Meclis Grubu’na veren Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan tarafından kuruldu. DP’nin bütün eleştirilerine rağmen, partinin kuruluşu üzerinden 4 ay geçmeden erken seçim kararı alınarak, önce yerel ardından genel seçim sürecine girildi.

26 Mayıs 1946’da yapılan yerel seçimlere girmeme kararı alan DP, partilileri sandığa gidip gitmemekte serbest bıraktı. CHP’nin kazandığı 1946 genel seçimlerinde Menderes, memleketi Aydın’dan değil Kütahya’dan milletvekili seçildi.

DP Meclis Grubu’nda görev dağılımı yapılarak Meclis Grup Başkanlığına Celal Bayar, Grup Başkan Vekilliğine Fuad Köprülü, Yönetim Kurulu üyeliklerine Adnan Menderes, Emin Sazak, Yusuf Kemal Tengirşenk, Fuat Hulusi Demirelli, Ahmet Tahtakılıç ve Saim Ergenekon seçildi. Demokrat Partili vekiller, “seçimlere hile karıştırıldığını” savunarak seçimlerin iptal edilmesini talep etti ancak bu kabul edilmedi.

Demokrat Parti’nin 1950 seçimlerindeki zaferi

CHP Hükümeti, 1 Mart 1950 tarihinde genel seçimlerin 14 Mayıs 1950’de yapılmasına karar verdi. Halkın Demokrat Parti’ye ilgisi, aday listelerinde de kendisini gösterdi. Büyük bir seçim kampanyası başlatan DP’de milletvekili adaylığına yoğun talep oldu.

Seçimlerde, DP kurucularından Celal Bayar Bursa ve İstanbul’dan, Adnan Menderes İstanbul’dan, Fuat Köprülü Aydın ve İstanbul’dan, Refik Koraltan Balıkesir ve İçel’den yeterli oy alarak milletvekili seçildi.

Seçimlerde, Demokrat Parti yüzde 53 oy oranıyla, Meclis’teki sandalyelerin yüzde 84’ünü aldı.

Türk demokrasisinin zafer günü 14 Mayıs

Seçim sonuçlarının ardından DP Grubu’nda yapılan oylama sonucunda Bayar’ın Cumhurbaşkanı olmasına karar verildi.

Adnan Menderes, Bayar’ı evinde ziyaret ederek, Fuad Köprülü’nün başbakan olmasını önerdi. Bunun üzerine Bayar, “Başvekil sizsiniz Adnan Bey” diyerek Menderes’in parti liderliğini de almasını istedi.

22 Mayıs’ta kabinesini oluşturan Menderes, parti programını 28 Mayıs’taki Demokrat Parti’nin grup toplantısında açıkladı.

Menderes, DP’nin seçim zaferini, “14 Mayıs, bir devre son veren ve yeni bir devir açan müstesna ehemmiyette tarihi bir gün olarak daima anılacaktır. Bu tarihi günün hatırasını yalnız partimizin değil Türk demokrasisinin bir zafer günü olarak yad ediyoruz.” ifadeleriyle yorumlamıştı.

Ezan aslına döndürüldü

Menderes, DP iktidarında, Anadolu halkı tarafından kabul görmeyen çok sayıda politikaya son verdi. Dini özgürlüklerle ilgili attığı adımlar kapsamında Menderes, 1932 yılından itibaren Diyanet İşleri Başkanlığının talimatıyla uygulanan “Arapça ezan okuma yasağını” 18 yıl aradan sonra kaldırdı. Hükümet tarafından ezanın okunma şekli müezzinlere bırakıldı.

Eğitim ve öğretim kurumlarından laiklik adına kaldırılan din eğitimi, Menderes döneminde, dördüncü sınıftan itibaren velinin isteğine bağlı olarak yeniden verilmeye başlandı.

Menderes’in İzmir İl Kongresi’nde yaptığı konuşmadaki şu ifadeleri büyük dikkat çekmişti:

“Şimdiye kadar baskı altında bulunan dinimizi baskıdan kurtardık. İnkılap softalarının yaygaralarına ehemmiyet vermeyerek ezanı Arapçalaştırdık. Mekteplerde din derslerini kabul ettik. Radyoda Kur’an okuttuk. Türkiye bir Müslüman devletidir ve Müslüman kalacaktır. Müslümanlığın bütün icapları yerine getirilecektir.”

Kore’deki başarının NATO üyeliğindeki etkisi

Menderes Hükümeti tarafından, 25 Temmuz 1950’deki Bakanlar Kurulu toplantısında Kore’ye askeri bir kuvvet gönderilmesine karar verildi.

CHP’liler asker gönderme kararı alınırken kendilerine ve TBMM’ye danışılmamış olmasını eleştirdi. Bütün eleştirilere rağmen, Türk askerinin Kore’deki başarısı Türkiye’nin NATO’ya üye olmasında etkili oldu.

Türkiye tarafından NATO’ya girmek için ilk başvuru 11 Mayıs 1950’de yapılmıştı. Adnan Menderes Hükümeti döneminde ise Türkiye, 1952’de NATO’ya tam üye olarak kabul edildi.

Halkevlerinin kapatılması

Halkevleri CHP’nin bir yan kuruluşu gibi çalışıyordu. CHP yönetimi, hukuki düzenleme konusunda ağırdan aldığı için kendi iktidarlarında halkevlerinin parti ile bağı kesilemedi.

DP Meclis Grubu’nda, milletvekilleri söz alarak CHP’nin sağladığı “haksız kazancın” boyutlarını mali istatistikler vererek açıkladı.

CHP milletvekiliyken, halkevleri parti müfettişi olarak görev yapan Menderes, halkevlerinin mahiyetini çok iyi biliyordu. Menderes, halkevlerinin kurulduğu günden beri amacına uygun bir çalışma içine girmediğini ve arzulanan hedefe uygun çalışmadığını ifade etti.

Halkevleri, CHP’nin itirazlarına rağmen 1951 yılında kapatıldı, köy enstitüleri ise öğretmen okullarına dönüştürüldü.

Menderes’in ekonomik kalkınma atılımları

Devletin ekonomik hayata müdahalesini yoğun bir şekilde eleştiren Menderes, iktidara geldiği ilk günden itibaren ekonomide liberal bir politika izledi. Menderes’in gerçekleştirdiği politikalarla ekonomide kalkınma dönemine giren Türkiye’de, serbest piyasa ekonomisine geçişe hız verildi.

İthalata getirilen kısıtlamaları kaldıran Menderes hükümeti tarafından kredi faizleri düşürülerek özel sektörün daha fazla kredi kullanımı teşvik edildi. Gelen kredilerin özellikle tarım alanında kullanılması önerilirken tarımda makineleşme çalışmaları başladı.

Yabancı sermaye girişini teşvik etmek amacıyla yasal mevzuat hazırlanarak KİT’lerin özel sektöre devri öngörüldü.

Marshall Planı’nın da katkısıyla ülkede yeni sanayi tesisleri kuruldu. 1954 yılında Türkiye Vakıflar Bankası kuruldu. Bu dönemde Türkiye’nin gayrisafi milli hasılası yılda ortalama yüzde 9 büyüdü.

1954 genel seçimlerinde ikinci büyük zafer

2 Mayıs 1954’te yapılan genel seçimlere katılım, hiçbir kanuni zorlama olmamasına rağmen yüzde 88,63 gibi oldukça yüksek bir oranda gerçekleşti.

Demokrat Parti, yüzde 56 oy oranıyla cumhuriyet tarihinin en yüksek oyunu aldı ve Meclis’teki milletvekili sandalyelerinin yüzde 93’ünü kazandı.

Darbenin ayak sesleri “6-7 Eylül Olayları”

Demokrat Parti’nin 1954’te kazandığı bu zaferin ardından Kıbrıs’ta yaşanan sorunlar tüm ağırlığıyla hissedilmeye başlandı.

Kıbrıs konusunun müzakere edilmesi için 29 Ağustos 1955’te gerçekleştirilen Londra Konferansı’ndan, Türkiye’de yaşanan “6-7 Eylül Olayları” nedeniyle bir sonuç alınamadı.

Demokrat Parti, 27 Ekim 1957’de yapılan genel seçimlerde yüzde 9,3’lük kayıpla yüzde 47,30 oy aldı.

Menderes, seçimlerin ardından parti içinde bir özeleştiriye giderek, seçim sonuçlarını teşkilatın yeterince çalışmamasına, basında yer alan yalan haberlere bağladı.

İnönü’nün “şartlar tamam olduğunda ihtilal meşru haktır” sözü

18 Nisan 1960’ta TBMM’de “muhalefet ve basının faaliyetlerini incelemek” amacıyla DP’li 15 milletvekilinden oluşan Tahkikat Komisyonu kuruldu. Bu komisyon nedeniyle CHP yöneticileri DP’yi diktatörlüğe gitme amacında olmakla suçladı.

CHP Genel Başkanı merhum İsmet İnönü “Şimdi arkadaşlar, şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır.” şeklindeki meşhur sözünü, bu komisyonun kurulmasının hemen ardından ifade etmişti.

Ankara ve İstanbul’daki öğrenci olayları

Basında yer alan iddialar ve oluşturulan hava, büyük öğrenci olaylarının yaşanmasına neden oldu.

İlk büyük öğrenci gösterisi 19 Nisan 1960’da Kızılay’da düzenlendi.

Öğrenciler, bu olayların ardından “555K” koduyla, 5 Mayıs’ta saat 5’te Kızılay Meydanı’nda toplandı. Adnan Menderes, kendisine karşı eylem yapılan yere giderek, eylemcilerin arasına girdi. O sırada bir genç Menderes’in boğazını sıktı. “Ne istiyorsun?” diye sorduğu gençten “Hürriyet istiyorum.” cevabını alan Menderes, “Bir başbakanın boğazını sıkıyorsun bundan ala hürriyet mi var?” ifadelerini kullandı.

27 Mayıs 1960 askeri darbesi

Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bazı general ve subayların oluşturduğu 38 kişilik Milli Birlik Komitesi, 27 Mayıs 1960’ta sabaha karşı yönetime el koydu.

Adnan Menderes, aynı gün yurt gezisi kapsamında bulunduğu Kütahya’da Albay Muhsin Batur tarafından gözaltına alınarak Ankara’ya götürüldü ve daha sonra diğer tutuklu DP üyeleriyle Yassıada’da hapsedildi.

Yassıada’daki yargılamalar, 14 Ekim 1960’ta başladı ve 15 Eylül 1961’de karara bağlandı. Yargılamalar sonucunda Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu idam edildi.

TBMM tarafından 11 Nisan 1990’da kabul edilen bir kanunla Adnan Menderes ve onunla birlikte idam edilen arkadaşlarının itibarları iade edildi.

Aynı kanun uyarınca Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun naaşı, 17 Eylül 1990’da İmralı’dan alınarak devlet töreniyle İstanbul Vatan Caddesi’nde yaptırılan anıt mezara taşındı.

“Türkiye çağ atlamayı, Menderes'in döneminde görmüştür”

İSTANBUL (AA) – AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Leyla Şahin Usta, "Türkiye, 1960'lı yıllarda siyasi, mali, ekonomik, ticari ve toplumsal olarak, sosyal alanda da hiç görmediği kadar müthiş bir çağ atlamayı, rahmetli Adnan Menderes'in başbakanlığı döneminde görmüştür." dedi.

Usta, darbeciler tarafından 57 yıl önce idam edilen eski Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ı anmak için AK Parti İstanbul İl Başkanlığı'nın Topkapı Anıt Mezar'da düzenlediği törene katıldı.

Törende konuşan Usta, merhum Başbakan Menderes ile Zorlu ve Polatkan'ın yaşadıkları dönemde çok büyük atılımlar gerçekleştirdiğine işaret ederek, Menderes'in ve arkadaşlarının tek suçunun halkın iradesine sahip çıktıklarını göstermeleri ve halkın gücü üstünde hiçbir güç tanımadıklarını ilan etmek olduğunu söyledi.

Usta, yaşananları unutmayacaklarını belirterek, "Hiçbir suçları olmadığı halde 11 ay süren sözde mahkemelerle yargılanarak, idam edildiler. Bu olay, Türk demokrasi tarihinin çok büyük bir utancı ve ayıbıdır. Elhamdülillah o günlerden bugünlere Türkiye, çok şeyleri değiştirmeyi başardı." diye konuştu.

Leyla Şahin Usta, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu milleti susturamadılar. Ne bu milleti susturabildiler, ne vicdanları, ne de bu ülkenin ilerleyişini durdurabildiler. Allah onlardan binlerce kere razı olsun. Biz, onların açtığı yolda, miraslarına sahip çıkıyoruz. Bu ülkenin ve milletin iradesinin dışında hiçbir iradenin ve gücün ülkemizi yönetemeyeceğini, 15 Temmuz gecesi yapmış olduğumuz büyük direniş ve mücadeleyle son noktayı koyduğunu söylüyoruz. Türkiye, 1960'lı yıllardan beri her 10 yılda bir darbelerle anılan bir ülkeyken, 15 Temmuz'dan sonra hiç kimsenin bu ülkeye darbe yapmaya gücünün olmadığının ispatlandığı bir tarih olmuştur."

– "Bu topraklar için çok bedeller ödendi"

Türkiye'yi ve Türk milletini bu kadar güçlü kılan, Adnan Menderes'in açtığı yolda ilerleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliği olduğuna dikkati çeken Usta, "Cumhurbaşkanımız o gece, 'Yeter söz milletindir. Milletin gücünün üstünde hiçbir güç tanımıyorum' diyerek, önce kendisi sonra da bütün vatandaşları meydanlara çağırdı. O kutlu direnişi başlattığı gecenin sabahına, 'Elhamdülillah' diyerek çıktığımız 16 Temmuz'la birlikte, Türkiye tarihinde darbelere son verilmiştir." dedi.

Usta, gençlerin, darbelere müsaade etmeyeceğini dile getirerek, "Şu arkamızda dövizleri tutan gençlik, bundan sonrada buna müsaade etmeyecektir çünkü biz, çok bedel ödedik. Bugüne ulaşmak için nice şehitlerimiz verildi. Kurtuluş Savaşı'ndan beri mücadele edilen bu toprakların tek bir zerresini dahi kaybetmemek için çok bedeller ödendi. Adnan Menderes'in başlatmış olduğu devrimlerin, AK Parti iktidarıyla birlikte elhamdülillah şahlandırdık. Yeni hükümetimiz ve yeni sistemimizle daha da ileriye taşıyacağız. Bunun için bugün buradayız, geçmişimizi unutmadığımızı ve unutturmayacağımızı bir kez daha beyan etmek için buradayız. Eğer biz tarihi unutursak, Menderes ve arkadaşlarının yaptıkları katkıları ve değerlerini iyi bilmez ve öğrenmezsek, geleceğimize ışık tutamayız." değerlendirmesinde bulundu.

Usta, hedeflerinin sadece Türkiye'deki mazlumlar için liderlik yapmaktan ziyade, Türkiye coğrafyasında olmasa bile yardım eli bekleyen bütün dünya mazlumlarına el uzatmak olduğunu belirterek, her türlü haksızlığa karşı mücadele eden bir ülke olarak yola devam edeceklerini vurguladı.

Törene, Eyüpsultan Belediye Başkanı Remzi Aydın, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hasan Tahsin Usta, Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, AK Parti milletvekilleri İffet Polat ve Şirin Ünal ile AK Parti İstanbul İl Başkanlığı yetkilileri katıldı.

Menderes'in köyünde bitmeyen acı

AYDIN – Mehmet Çalık

Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi olan 27 Mayıs darbesinin ardından 17 Eylül 1961’de idam edilen merhum Başbakan Adnan Menderes’in Aydın’ın Koçarlı ilçesindeki hemşehrileri o acı olayı, aradan 57 yıl geçmesine rağmen unutamıyor.

Merhum Başbakan Adnan Menderes’in doğup büyüdüğü Koçarlı ilçesindeki Çakırbeyli Mahallesi’nin girişinde ziyaretçileri, “Başbakanlarımızdan Adnan Menderes’in köyü Çakırbeyli’ye hoş geldiniz” yazılı tabela karşılıyor.

Tabelanın hemen karşısında ise Menderes’in başbakanlık döneminde de sıklıkla geldiği ancak uzun süredir kapalı çiftliği yer alıyor.

Hemşehrileri ise onun anılarını kahve ve ev sohbetlerinde paylaşmaya devam ediyor. Köyde belli bir yaş grubunun üzerindeki herkes, merhum Menderes ile yaşadığı anıları gururla anlatıyor.

“Çocukla çocuk yaşlıyla yaşlı olan biriydi”

Geçmişte Menderes’in çiftliğinde çalışan 84 yaşındaki Orhan Demir, her yıl 17 Eylül geldiğinde kalbinde sızı hisseden köylülerden biri.

“Yüzü hep gülen, çocukla çocuk yaşlıyla yaşlı olan biriydi” diye tanımladığı Adnan Menderes’in tutuklanmasıyla dünyanın başlarına yıkıldığını anlatan Demir, “Günlerce ağladık. Uzun yıllar için için ağlamaya devam ettim. Hala bazı anılar aklıma geldiğinde gözlerim doluyor, ağlıyorum çünkü çok büyük bir kişiyi kaybettik. Memleket için, insanlık için çok önemli birini kaybettik.” dedi.

Merhum başbakanla ilgili bir anısını da anlatan Demir, “Yanlış hatırlamıyorsam Muğla dönüşü çiftliğe uğramıştı. Biz çiftlikte artezyen açarken geldi. Bir kuyu vardı. Oraya oturdu ve yorgunluktan uyuyakaldı. Bahçeye gelir meyvelere bakardı. Hiçbir zaman öfkelendiğini görmedim. Hep güler yüzlü bir insandı. Kimsenin halini hatırını sormadan gitmezdi.” ifadelerini kullandı.

“Üzüntümüzü anlatamam”

Darbe döneminde mahallede iki kişinin yan yana gelerek dahi konuşmasının mümkün olmadığını, çok zor günler geçirdiklerini aktaran Demir, 17 Eylül gününü şöyle anlattı:

“İdam edildiğini öğrendiğimde yüreğim sızladı. Ne yapacağımı bilemedim. Kimimiz ağladı, kimimiz birbirinin yanına koştu. Beyimizi idam etmişler diye bağıranlar vardı. Allah’a çok dua ettik, bizi bu kötülerin elinden kurtar diye. Üzüntümüzü anlatamam. Allah kimsenin başına vermesin böyle bir şey. Her yıl dönümünde de hala aynı matemi yaşıyoruz. Onu televizyonlarda bile görmek istemiyorum. Sanki o günü yaşıyormuşum gibi düşünüyorum.”

Adıyla yaşıyor

Darbe yapıldığında 15 yaşında olduğunu anlatan Çakırbeyli Muhtarı Mehmet Demir ise o günlerde idam sonrası köy halkının kan ağladığını ancak gözyaşlarını içine akıtmak zorunda kaldığını, kimsenin böyle bir olayla karşılaşmamasını dilediğini ifade etti.

Adnan Menderes’in isminin verildiği eserlerle halen yaşadığını belirten Demir, şöyle devam etti:

“Rahmetli aramızdan ayrıldı ama biz onu asla öldü olarak kabul etmiyoruz çünkü o her zaman bizim içimizde, yanımızda, kalbimizde. Adnan Menderes Havaalanı, Adnan Menderes Üniversitesi, Adnan Menderes Barajı gibi birçok yere ismi verildi. Dünya var oldukça onun ismi her yerde yaşayacak. Hatta onun ölümünden sonra birçok insan çocuğuna Adnan ismini verdi.”

“İdam edildiğini gazetede görünce bayılmışım”

Eski çiftlik çalışanlarından 88 yaşındaki Münevver Çıkrık da merhum Menderes ile her Ankara dönüşü sohbet ettiklerini, kimi zaman ovaya inip işçilerle çalışan merhum başbakana herkesin rahatlıkla ulaşabildiğini ifade etti.

Çıkrık, Adnan Menderes’in idamıyla büyük şok yaşadığını belirterek, “Bir cuma günü babam geldi. Beyimizin tutuklandığını söyledi. Hepimiz çok üzüldük, perişan olduk. O süreçte televizyonun başından hiç ayrılmazdık. Acaba durumu nedir diye. Sonra bir gazetede asıldığını gördüm. Onu görür görmez bayılmışım.” diye konuştu.