Arap Baharı

Raysuni: “Arap şer ekseni Arap Baharı'nı yok etmeyi amaçlıyor”

RABAT (AA) – Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Ahmed er-Raysuni, Arap şer ekseninin, Arap Baharı'nı ve İslami hareketleri yok etmeyi amaçladığını belirtti.

"Arap şer ekseni dörtlüsü" başlığıyla kendi web sitesinde yayımladığı yazıda Raysuni, eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki'nin ortaya attığı "Arap şer ekseni" kavramının Katar'a abluka uygulayan ülkeleri (Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır ve Bahreyn) kapsadığını ifade etti.

Söz konusu şer ekseninin 4 hedefi olduğuna değinen Raysuni bunları, "Arap Baharı'nı engellemek, İslami hareketleri yok etmek, halklara seçme ve liderlerini denetleme hakkı veren demokratik eğilimler ile insan hakları düşüncesini ortadan kaldırmak" olarak sıraladı.

Raysuni, söz konusu tarafların, hedeflerini gerçekleştirmek için "büyük fonlar sağlamak, darbe yapmak ve çatışmaların fitilini ateşlemek, yazar, medya mensubu, sanatçı, istihbaratçı ve savaşçılardan paralı asker tutmak ve karalama kampanyaları için elektronik sinek orduları kurmak" gibi yollara başvurulduğunu kaydetti.

Merzuki geçen yıl yaptığı bir açıklamada, Arap Baharı'nın, Suriye ve Yemen'de iş savaşla, Mısır'da darbeyle, Tunus'ta ise satın alınmış basın ve yolsuz fonlarla yok edildiğini, şuanda ise Libya'da yok edilmeye çalışıldığını söylemişti.

Libya'daki gayrimeşru güçlerin lideri Halife Hafter'i, Arap şer ekseninin kuklası olarak nitelendiren Merzuki, bu eksenin temelde Suudi Arabistan, BAE ve Mısır'la temsil edildiğini vurgulamıştı.

Eski Tunus Cumhurbaşkanı Merzuki: “BAE, Arap Baharı'nı yok etmekle görevli”

RABAT (AA) – Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Arap Baharı'nı yok etmekle görevli olduğunu ve bu ülkelerde karşı devrimi desteklediğini söyledi.

Fas'ta muhalefet kanadındaki Fas Bağımsızlık Partisi'nin videokonferans yöntemiyle gerçekleştirdiği "Korona Salgını Altında Uluslararası Dönüşümler" seminerine katılan Merzuki, burada açıklamalarda bulundu.

"BAE, Arap Baharı'nı yok etmekle görevli" ifadesini kullanan Merzuki bu duruma daha önce Tunus'ta bugün de Libya'da tanık olunduğunu vurguladı.

Eski Tunus Cumhurbaşkanı Merzuki şöyle devam etti:

"BAE'nin bölge ülkelerinde karşı devrimi yönlendiren taraf olduğu biliniyor. Ancak, Arap Baharı dalgası durmadı sadece tökezleyerek geri çekildi ve tekrardan dönecek."

Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayid ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Yemen'deki insani felaket ve savaş suçlarından sorumlu olduğunu belirten Merzuki, bu kişilerin Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanması gerektiğini ifade etti.

Bazı siyasiler ve aktivistler, Arap Baharı'nın kaleleriyle mücadele için büyük enerji harcayan, yıkıcı ve istikrarsızlaştırıcı politikalarını uygulayan BAE'yi, Tunus'un demokratik kazanımlarını yok etmeye ve Mısır'da 2013'te yaşanan karşı devrim senaryosuna benzer bir yolla ülkenin egemenliğine el koymaya çalışmakla suçluyor.

BAE’nin Mağrip ülkelerindeki darbe planları tutmadı

İSTANBUL (AA) – Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Arap Baharı’ndan duyduğu endişe neticesinde Tunus, Cezayir, Fas ve Moritanya gibi ülkeler üzerinde “karşı devrim”leri destekleyen bir güç mücadelesine girişirken, bunlar içinde halihazırda yalnızca Nuakşot yönetimi BAE’nin etki ağında kalmış gibi görünüyor.

BAE, medyası, finansal ve hatta askeri gücüyle Arap Baharı’nın kaleleriyle mücadele için büyük bir enerji harcadı. Büyük oranda Mısır, Yemen ve Libya’ya odaklanan BAE, coğrafi olarak kendisinden uzak Mağrip ülkelerinden Tunus, Cezayir, Fas ve Moritanya’da da yıkıcı ve istikrarsızlaştırıcı politikalarını uyguladı.

BAE, Arap Baharı sürecinde demokratik açılımlar yapan Fas, Tunus ve Cezayir’de kontrolü sağlamak ve mutedil İslami hareketlere karşı savaşmakta zorlanmasının ardından söz konusu ülkelerde nüfuzunu artırabilmek ve söz konusu hareketlerin iktidara gelmesini engellemek için yatırımlar yaptı, siyaset ve medyadaki bazı etkin isimleri destekledi.

Libya’da yaşananlara baktığımızda BAE’nin başarmak istediklerinin trajik bir örneğini görmek mümkün. BAE politikasında önemli olanın, ülkelerin yıkılışı değil, İslamcıların iktidara ulaşmasını sağlayacak dürüst bir demokratik sistem tarafından yönetilmemesi olduğu anlaşılıyor.

Libya’da 2014’te yapılan tartışmalı seçimin ardından darbe girişimde bulunan Halife Hafter, BAE’nin büyük desteğini aldı. Darbe girişiminin ardından Hafter ile yakın ilişkiler geliştiren BAE, bu muhteris generalin ülkenin tamamını ele geçirmesi için koşulsuz ekonomik, diplomatik ve askeri destek sağladı.

Nahda Hareketi ve Kays Said’in kazanması BAE’nin Arap Baharı’nın beşiğindeki yenilgilerinden oldu

Tunus, Arap Baharı’nı yaşayan ülkelerde, Zeynel Abidin Bin Ali’nin iktidarı bıraktığı 14 Ocak 2011 devrimi sonrasında demokratik sistemin bir modeli haline geldi. İslami eğilimi olan Nahda Hareketi de BAE’nin desteklediği partilere karşı devrim sonrası yapılan seçimlerde birinci parti olarak seçildi. Bu durum BAE’nin izlediği yıkıcı ve istikrarsızlaştırıcı politikaya ters düştü.

Nahda’nın zaferi ve 2019’da düzenlenen cumhurbaşkanı seçimini karşı devrimin adayı medya patronu Nebil el-Karvi’ye karşı, devrimi destekleyen bağımsız aday Kays Said’in büyük bir çoğunlukla kazanması da BAE’nin Arap Baharı’nın beşiğindeki yenilgilerinden biri oldu.

Başta Nahda Hareketi olmak üzere devrimi destekleyen partiler, BAE tarafından finanse edildiği belirtilen ve Arap dünyasında “elektronik sinekler” olarak adlandırılan troller ile bazı kesimler tarafından güçlü bir saldırı ve karalama kampanyasına maruz kaldı.

“MondAfrique” isimli internet sitesi 2018’de BAE istihbarat birimlerinin görevden alınan İçişleri Bakanı Lütfi İbrahim ile Tunus’un Cerbe Adası’nda gizli bir toplantı gerçekleştirdiğini ileri sürmüştü.

Toplantıda, “İbrahim’in Tunus’ta cumhurbaşkanlığına getirilmesini ve Nahda Hareketi’nin siyaset sahnesinden tamamen silinmesini amaçlayan” darbe planı hazırlandığı iddia edilmişti.

BAE’nin Tunus’ta İçişleri Bakanı üzerinden yürüttüğü darbe planının asıl amacının, “Tunus’ta İslami kanatta yer alan Nahda Hareketi Partisi’ni tamamıyla siyaset sahnesinden silerek, görevden uzaklaştırmak” olduğuna dikkat çekilmişti.

Tunus Eski Adalet ve İçişleri Bakan Vekili Gazi el-Ceribi de söz konusu iddialarının ardından yaptığı bir açıklamada, görevden alınan İçişleri Bakanı Lütfi İbrahim üzerinden, BAE’nin Tunus’ta planladığı darbe girişimine ilişkin iddiaları araştırdıklarını söylemişti.

Cezayir, “Müslüman Kardeşler, Katar ablukası ve darbeci Hafter kararlarında” BAE ile karşı karşıya geldi

BAE, Afrika kıtasının yüzölçümü olarak en büyük ülkesi ve aynı zamanda dünyanın en fazla petrol rezervine sahip ülkelerden biri olarak öne çıkan Cezayir’de de destek verdiği kesimleri ülkede güçlendirmek adına (propaganda araçlarının verilerine göre) milyarlarca dolar harcadığı, bunun yanında gayrimenkul, turizm, askeri, liman ve tütün ağırlıklı sektörlerde yatırım yaptığı söyleniyor.

Bu büyük yatırımlara rağmen, Cezayir-BAE ilişkileri ekonomik açıdan iyi sayılsa da Cezayir ülkede bağımsız karar vericiliğini BAE’nin müdahalesinden korumayı başardı. Cezayir ayrıca komşu ülkelerin iç işlerine karışmama ve krizlerin üstesinden gelmek için uzlaşma ve siyasi çözümler benimseme konusunda diplomatik geleneklerini sürdürdü.

Cezayir’in izlediği bu politika BAE, Mısır ve Suudi Arabistan ittifakıyla başta “Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın terör örgütü sayılmasını reddetmesi, Katar ablukasına karşı durması ve darbeci Hafter’in silahlandırılması” gibi konular olmak üzere birden fazla konuda karşı karşıya gelmesine neden oldu.

Cezayir’in bu tutumu, BAE ve müttefiklerini öfkelendirerek ellerindeki medya ve trolleri Cezayir’e saldırmak için harekete geçirdi.

BAE-Fas ilişkileri Yemen, Katar, Libya eksenindeki gelişmelerle bozuldu

BAE’den Fas’a giden binlerce turist, BAE’de çalışan yaklaşık 13 bin Faslı ve kısa bir zaman öncesine kadar Fas ekonomisine yapılan büyük yatırım ve verilen krediler sayesinde de Rabat-Abu Dabi ilişkileri oldukça iyiydi.

BAE, Fas borsasında en büyük yabancı yatırımcı ve Fas telekom şirketleri hisselerinin yüzde 53’üne sahip. 2016 istatistiklerine göre de BAE şirketleri, Rabat’taki 5 bin otelin yüzde 20’lik hissesini elinde bulunduruyor.

Bütün bunlara rağmen Abu Dabi ve Rabat arasında olan anlaşmazlıklar, “Fas’ın Yemen savaşında Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyondan geri çekilmesi, Katar ablukasında tarafsız kalması, Libya’daki meşru hükümeti tanıması ve Hafter’e destek vermeyi reddetmesiyle” yeni bir boyut kazandı.

Söz konusu krizin ilk işaretleri, geçen yıl Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita’nın Al Jazeera televizyonuna verdiği mülakatta ilk kez Rabat’ın Yemen’deki Suudi Arabistan ve BAE koalisyonundan ayrıldığını resmen duyurmasının ardından ortaya çıkmıştı.

Ardından gelen süreçte, BAE’deki boş kalan büyükelçilik makamına bir yıl geçmesine rağmen kimsenin atanmaması çok konuşuldu.

Medya organlarında, Rabat’ın Abu Dabi’deki büyükelçiliğini boşalttığı, tüm elçilik müsteşarlarını geri çağırdığı ve temsil düzeyini dahi düşürdüğü haberleri yer aldı.

Ayrıca, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle son zamanlarda BAE’nin, Fas’ta mahsur kalan İsrailli turistleri ülke yönetimi ile koordinasyon veya istişare olmaksızın tahliye etmek istemesi de Rabat yönetiminin ciddi şekilde öfkelenmesine neden oldu.

Sosyal medya hesapları aracılığıyla Fas hükümeti ve Başbakanı Sadeddin el-Osmani’ye yönelik karalama kampanyası başlatan kişiler, Fas’ın Kovid-19’la mücadelede başarısız olduğu yönünde propaganda yaptı.

BAE, Moritanya’yı en zayıf halkası “ekonomi”yle kontrol etmeye çalışıyor

Cezayir ve Libya gibi petrol zenginliğine sahip olamayan, Fas ve Tunus gibi de turizm sektöründen geliri olmayan Moritanya, Mağrip ülkeleri arasında en zayıf halkayı temsil ediyor.

BAE, dış yardıma muhtaç Moritanya ile şubat ayında ülkedeki bankalara 2 milyar dolar kredi tahsis edilmesiyle çeşitli anlaşmalar imzalayarak bu zayıflıktan istifade etmeye başladı.

Anlaşmalar kapsamında, iki ülke yetkililerinin karşılıklı vize muafiyeti, askeri ve teknik iş birliği alanlarında bir dizi mutabakat zaptı imzalaması da Abu Dabi’nin Nuakşot’a olan ilgisiyle ilgili merak uyandırıyor.

BAE piyonları ile şiddetle mücadelesini sürdürürken, Tunus’ta devrim ekseninin yönetim savaşını kazandığını söylemek mümkün. Cezayir’in ise siyasi, ekonomik ve askeri ağırlığı ve büyüklüğü sayesinde BAE gibi bir ülke tarafından yutulması zor görünüyor. Abu Dabi’ye meydan okuyan Rabat ise bu durumdan bağımsız bir karar ile çıkmaya çalışıyor. Ancak Moritanya’yı zor bir mücadele bekliyor.

GRAFİKLİ – 5 soruda Tunus'ta parlamento seçimleri

ANKARA (AA) – ENES CANLI – Tunus'ta 6 Ekim Pazar günü yeni parlamento seçimleri yapılacak.

Arap Baharı'nın başladığı yer olan Tunus'ta, 15 Eylül'de cumhurbaşkanlığı seçimleri için halk sandığa gitmiş ve birinci turda tanınmış siyasetçileri sandığın dışına itmişti. Seçimlerde bağımsız aday Anayasa Profesörü Kays Said ve tutuklu medya patronu Nebil el-Karvi ikinci tura kalarak sürpriz yapmıştı. Tunus basını, sonuçları "siyasi deprem" olarak nitelerken, şimdi de gözler parlamento seçimlerine çevrildi.

– Seçimler ne zaman?

Tunus'ta seçmenler, 6 Ekim Pazar günü 18'i diasporadan olmam üzere 217 milletvekilini belirlemek üzere sandık başına gidecek. Diaspora için ayrılan 18 milletvekilinin seçimi bugün başladı ve pazar günü sona erecek.

Tunus'ta seçimleri yöneten Yüksek Seçim Komisyonunun (YSK) ilk sonuçları 9 Ekim'de açıklaması gerekiyor.

-Kaç aday, kaç seçmen var?

Tunus'ta 7 milyon 81 bin 307 seçmen bulunuyor. 217 milletvekilini belirlemek için seçmenler 27'si yurt içinde, 6'sı da yurt dışında olmak üzere 33 seçim bölgesinde sandık başına gidecek.

Aday sayısındaki bolluğa rağmen Yüksek Seçim Komisyonu, 10 partinin tüm seçim bölgelerinde aday listesi sunabildiğini açıkladı. Buna rağmen ülkede 15 binden fazla aday parlamentoya girebilmek için yarışacak.

– Partileri zorlayan adaylık şartları

Tunus'ta 2014'te kabul edilen Seçim Kanunu'na göre, partilerin listelerinde kadın ve erkek aday sayılarının eşit olması gerekiyor.

Ayrıca listelerde her 6 adaydan biri 35 yaş altında olacak ve her seçim bölgesinde ilk 10 aday arasında bir engelli bulunacak.

-Kimler yarışıyor?

Tunus'ta 2014'deki seçimlerde, eski rejimin aktörlerinin yanı sıra seküler kesimin temsil edildiği Nida Tunus partisi ve muhafazakar İslami siyaseti savunan Nahda Hareketi ilk sıralarda gelmişti. Tunus'un bu iki zıt kutbu arasında kurulan koalisyon, ulusal uzlaşı hükümetinin omurgasını oluşturmuştu.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde geleneksel siyaset aktörlerin yarışın dışına itilmesinin ardından ülkede parlamento seçimlerinde de benzer bir durumun yaşanacağı, ayrıca bağımsız adayların öne çıkacağı uzmanlar tarafından dile getiriliyor.

Tunus'ta şu an parlamentoda 68 milletvekiliyle lider konumdaki Nahda Hareketi, ülke içinde "makine" diye nitelendirilen parti teşkilatı gücüyle favoriler arasında gösteriliyor.

-Nida içinden üç ayrı parti

Tunus'ta son parlamento seçiminin galibi Nida Tunus, aradan geçen beş yıl içinde parçalandı. Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunu 5. sırada tamamlayan mevcut Başbakan Yusuf Şahid, Nida Tunus partisinden ayrılarak Yaşasın Tunus partisini kurdu. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci turu göğüsleyen tutuklu medya patronu Nebil el-Karvi de Nida Tunus'un kurucuları arasında yer alıyordu ancak şimdi Tunus'un Kalbi isimli partiyle seçime katılıyor ve favoriler arasında gösteriliyor.

Nida Tunus'tan ayrılan Muhsin Merzuk liderliğindeki Tunus Projesi partisine ise seçimlerde şans verilmiyor.

– Yüzde 3 barajının parlamentoya etkisi

Tunus'ta devrim sonrasında ortaya çıkan siyasi tablo çok parçalı bir görüntü veriyor. Aynı görüşü savunan irili ufaklı çok sayıda parti bulunuyor. Şimdiki oy pusulasında, aday listelerinin en az üçte biri oranındaki bağımsızlar da bu çok parçalı yapıya ekleniyor.

Tunus'ta devrim sonrasında siyasi temsili artırmak için belirlenen yüzde 3 oranındaki seçim barajı, parlamentodaki parçalanmış yapıyı doğuruyor. Bu çok seslilik, zaman zaman yönetim krizleri ve hükümetlerin yıkılmasıyla sonuçlanıyor.

Milletvekillerinin partiler arasındaki geçişleri, ülke içinde "parti turizmi" şeklinde nitelendiriliyor. Tunus siyasetinde, devrimden sonraki son 8 yılda 10 ayrı başbakanın değişmesi bu parçalanmış yapının sonucu olarak görülüyor.

– Parlamento neden önemli?

Tunus'ta parlamento, başbakanın seçimi, hükümetin denetimi, anayasal devlet kurumlarına atamaların yapılması gibi çok sayıda görevi üsleniyor.

Cumhurbaşkanı ise savunma, milli güvenlik ve dış politika konuların yanı sıra yasamada onay mercii.

Hükümetin kurulabilmesi için parlamentodaki 109 milletvekilinden güven oyu alınması gerekiyor.

Mecliste çoğunluğu elinde bulunduran partinin lideri, cumhurbaşkanı tarafından iki ay içinde hükümeti kurmak için görevlendiriliyor. Bu süre içinde hükümet kurulamazsa, cumhurbaşkanı istediği kişiyi kabineyi oluşturmakla görevlendirebiliyor.

Tunus'ta parlamento, yargının en yüksek mercisi Anayasa Mahkemesi, YSK, kitle iletişim araçları denetleyicisi, Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu gibi anayasal kurumların üyelerinin atamasının yanı sıra bütçeyi de hazırlıyor.

-Seçmenin ilk önceliği ne?

Seçmenin bir numaralı önceliği ekonomi. Arap Baharı, Tunus'a demokratik katılım, eşitlik, temel hak ve özgürlükler anlamında birçok kazanım sağlamasına rağmen devrim ekonomik vaatlerin çok gerisinde kaldı.

Tunus'ta yüzde 15 oranındaki işsizlik, kırsalda ve gençler arasında yüzde 30'ların üzerinde seyrediyor. Yüksek enflasyon, zamlar, yerel para biriminin değer kaybı, alım gücünün zayıflaması, gelir dağılımındaki eşitsizlik gibi ekonomik sorunlar seçmenin gündeminde en üst sırada yer alıyor.

Seçmenlerin şikayetleri arasında, ülke siyasetinin günlük sorunlara çözüm getirmekteki yetersizliği, yolsuzluk, ülkenin kent ve kırsalı arasındaki uçurum gibi başlıklar öne çıkıyor.

Güvenlik de seçmenin gündeminde öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Tunus henüz birkaç ay önce terör örgütü DEAŞ'ın bombalı saldırılarına maruz kaldı. Ayrıca aşırı görüşlü silahlı örgütler, kırsal bölgelerde güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar gerçekleştirebiliyor.