Birleşik Arap Emirlikleri

Libya'daki Tebu kabileleri Murzuk katliamının sorumlusu Hafter'in yargılanmasını istiyor

TRABLUS (AA) – Katliamın birinci yılı dolayısıyla, Murzuk’taki kabileler adına Tebu Kongresi yazılı açıklama yayımladı.

Açıklamada, “Savaş suçlusu Halife Hafter ve milislerinin, yönetimi güç ve askeri yöntemlerle ele geçirmek amacıyla dış güçlerden destek alarak yürüttüğü savaşta uyguladığı şiddet, terör, katliam, tehcir, ötekileştirme ve meşru hükümete karşı darbeyi en şiddetli şekilde kınıyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Tebu kabilesi mensuplarının kasıtlı olarak hedef alındığı belirtilen saldırının, “Murzuk şehrine açtığı savaşta, askeri vesayeti reddeden özgür devrimcilerin iradesini kırmakta başarısız olan ve yenilen, savaş suçlusu Hafter tarafından, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait savaş uçaklarıyla” yapıldığı vurgulandı.

Şehirdeki sivil yerleşim bölgesi Kalâ’da düzenlenen saldırıda, 50’den fazla sivilin hayatını kaybettiği, 70’den fazla sivilin yaralandığı belirtilmişti.

Ülkenin Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde meşru yönetimi Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne ve insan hakları örgütlerine çağrı yapılan açıklamada, suçluların cezalandırılması için sorumluluklarını yerine getirmeleri istendi.

Açıklamada ayrıca, “Meşru Ulusal Mutabakat Hükümetini destekliyor, şanlı 17 Şubat Devrimi’ne karşı darbeyi reddediyoruz. Sivil devleti ve yönetimin, ülke Anayasası’na uygun şekilde meşru yollarla ve barışçıl yöntemlerle el değiştirmesini vurguluyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Tebular katliamı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıdı

Öte yandan, Tebu Kongresi Başkanı ve başkent Trablus’taki Libya Parlamentosu Afrika İlişkileri Müsteşarı İsa Abdulmecid Mansur, katliamın sorumlularının hesap vermesi için geçen yıl Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde girişimde bulunduklarını söyledi.

Mansur, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “27 Eylül’de (2019) UCM Başsavcısı Fatou Bensouda ile görüştük ve Murzuk’ta yaşanan katliama dair belge ve delilleri kendisine sunduk. Konu aralık ayında da BM Güvenlik Konseyi’nde gündeme geldi. Davayı şu anda takip ediyoruz.” dedi.

Hava saldırısında yaralananların Trablus ve Tunus’taki hastanelere kaldırıldığını kaydeden Mansur, kurtarılamayan yaralılarla birlikte ölü sayısının 53’e çıktığını kaydetti.

Tebulu siyasetçi, ayrıca, BAE yönetiminin, “Libya’da işlediği savaş suçları için uluslararası alanda hesap vermesi gerektiğini” vurguladı.

Libya’nın önde gelen etnik gruplarından birini oluşturan Tebular, ülkenin güney ve güneydoğusunda, Nijer ve Çad sınırını kapsayan bölgede yaşıyorlar.

BAE, Mısır, Fransa ve Rusya’nın desteklediği emekli General Halife Hafter, başkent Trablus’u ele geçirmek için 4 Nisan 2019’da milislerine saldırı emri vermiş ve 14 ay süren saldırılarda ülkeyi şiddet sarmalına sürüklemişti.

Antalya'dan dünyaya lüks yat ihracatı

ANTALYA (AA) – Antalya Serbest Bölge İşletici ve Yatırım AŞ (ASBAŞ) Genel Müdürü Zeki Gürses, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgede 56’sı yerli sermayeli 83 firmanın faaliyet gösterdiğini, bunun 45’inin de yat sektöründe yer aldığını söyledi.

Bölgede 2000’li yıllarda başlayan yat üretiminin, bugün Antalya Bölge’yi “marka” haline getirdiğini aktaran Gürses, “2019 yılı sonuna kadar 442 yat üretilmişti, bu yıl haziran sonuna kadar da 18 yat daha eklendi ve 460 yat üretildi. Yatların uzunluğu da çok önemli. 460 yatın uzunluğu da 8 bin 640 metreye kadar ulaştı; bu, ciddi bir rakam. Bunların toplam satış değeri de 1,2 milyar dolara da ulaştı.” dedi.

Gürses, yıl sonuna kadar 35 yatın sahibine teslim edilmesinin hedeflendiğini bildirdi.

Bu yıl yeni tip koronavirüse (Kovid-19) rağmen yat siparişinde artış yaşandığını vurgulayan Gürses, ilk etapta endişelendiklerini ancak gerek yurt dışındaki sektör temsilcileriyle gerekse yatırımcı firmalarla yaptıkları istişarelerde olumlu gelişmelerin yaşandığını kaydetti.

Gürses, özellikle 12-30 metreye kadar olan yatlarda ciddi miktarda sipariş alındığını belirterek şöyle konuştu:

“Artık insanların alışkanlıkları değişiyor, biraz daha toplumsal hayattan uzaklaşmaya başladılar. Serbest bölgede ticaret hacmimizde ilk 6 ayda yüzde 12’lik bir artış var, geçen sene 351 milyon dolar olan ticaret hacmimiz, bu yıl 392 milyon dolara ulaştı. Bölgedeki firmalar, İtalya’dan İngiltere’ye, ABD’den Rusya’ya, Hollanda’ya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar birçok ülkeden yat siparişi aldı. Dünyada yat üretiminde İtalya ve Hollanda ilk iki sırada. Türkiye ise üçüncü sırada yer alıyor. Bölgemizden yat üretiminde dünyada söz sahibi İtalya ve Hollanda’ya da yat satıyoruz. Çok büyük bir övünç kaynağı.”

“Lüks yat sahipleri tekne siparişleri vermeye başladı”

Lüks yat sahiplerinin yatlarına destek amacıyla ticari tekne de almaya başladıklarını ifade eden Gürses, son zamanlarda lüks yatın yanında, destek tekneleri de üretilmeye başlandığını bildirdi.

Bölgede sahil güvenlik botları üretiminin de yapıldığını anlatan Gürses, özellikle 2 firmanın oldukça fazla sipariş aldığını söyledi.

Yurt dışına da satışların yapıldığını belirten Gürses, Katar ve Umman başta olmak üzere, birkaç ülkeye sahil güvenlik botu ihraç edildiğini kaydetti.

BAE’de muhalifler yıllardır “güvenlik tehdidi” iddiasıyla hapse atılıyor

İSTANBUL (AA) – İDRİS OKUDUCU – Siyasi partiler ve halkın katıldığı gerçek seçimlerden yoksun Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE), demokratik reform talebinde bulunan muhalifler yıllardır “stratejik güvenlik tehlikesi” suçlamasıyla hapse atılıyor.

Körfez bölgesinde 7 emirlikten oluşan ve önemli petrol gelirlerinin yanı sıra turizm, ticaret merkezleri ve bankalarıyla ekonomisini çeşitlendiren BAE, yıllardır “toleranslı ülke” imajı çizmeye çalışsa da şu anda daha çok Yemen ve Libya’ya askeri müdahaleleri ve vatandaşlarına yönelik baskıcı politikalarıyla öne çıkıyor.

Uluslararası insan hakları örgütleri ve Avrupa Parlamentosu raporlarına göre BAE, ifade özgürlüğü ve demokratik reform talebinde bulunanlara yönelik baskıcı siyaseti nedeniyle bu konuda sınıfta kalmış bir ülke.

BAE’de demokratik seçimlerin önünü açacak siyasi reform ve daha geniş ifade özgürlüğü talep eden yüzlerce barışçıl aktivist ve insan hakları savuncusu yıllardır hapishanelere atılıyor. Bazı raporlar, cezalarını tamamlasalar da kimi zaman mahkumların serbest bırakılmadığını ortaya koyuyor.

– “Ülkedeki insan hakları durumu son derece ürkütücü durumda”

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Orta Doğu Direktörü Michael Page, BAE’nin hoşgörülü ve demokratik bir ülke imajı kazanmak için ciddi yatırımlarda bulunmasına rağmen pratikte insan hakları konusunda çok katı bir politikaya sahip olduğu görüşünde.

AA muhabirine açıklamalarda bulunan Page, “BAE emirlerinin toleranslı ve insan haklarına saygı duyan bir ülke olduklarını göstermek için ciddi çabaları ve yatırımları söz konusu. Hatta 2019’u ‘Tolerans Yılı’ ilan ettiler. Ancak ülkedeki insan hakları durumu son derece ürkütücü bir durumda.” ifadelerini kullandı.

BAE yönetiminin 2011’den bu yana sürekli olarak ifade özgürlüğünü savunan aktivistlere ve kuruluşlara saldırdığına dikkati çeken Page, “Hükümet, ülke içinde yönetimi eleştiren vatandaşlarını keyfi bir şekilde tutuklayıp zorla alıkoyabiliyor. İnsan hakları konusunda sesini yükselten tüm BAE vatandaşları, keyfi tutuklama, hapse atılma, işkence gibi risklerle karşı karşıya.” dedi.

BAE hapishanelerinde kaç siyasi tutuklu olduğuna dair ellerinde net bilgi bulunmadığını belirten Page, “Ancak birçok kişinin uzun yıllar hapis cezası aldığı veya baskılar dolayısıyla ülkelerini terk etmek zorunda kaldıkları biliniyor.” diye konuştu.

– 26 yıldır BAE’nin kıskacındaki Islah Hareketi

Islah Hareketi olarak bilinen Islah ve Toplumsal Rehberlik Kurumu, BAE’de ilk olarak 1974’te dönemin Dubai Emiri Şeyh Raşid bin Said Al Maktum’un onayı ile resmi bir sivil toplum kuruluşu olarak kaydedildi.

Islah, kuruluşundan itibaren yaklaşık 20 yıl boyunca ülkedeki çalışmalarını daha çok sportif, kültürel, hayır işleri gibi sosyal alanlarda sürdürdü.

Bu tür sosyal çalışmalarının yanı sıra Islah, BAE’de siyasi faaliyetlere de başladı. Hareketin amacı, BAE vatandaşlarını doğrudan temsil eden bir seçilmişler meclisinin oluşturulmasıydı.

BAE hükümeti, siyasi reform taleplerinin ardından 1994’te Islah Hareketi’nin kurul üyelerini görevden aldı ve yeni bir kurul tayin etti. Hareketin ülke içindeki tüm faaliyetleri kısıtlandı. Başta medya olmak üzere akademi ve sağlık alanlarında çalışan mensupları işten atıldı.

Islah Hareketi Başkanı Şeyh Sultan bin Kayed Kasımi, Mart 2011’de ülkenin siyasi yapısında reformlar yapılması talebiyle imzaladığı bildiri nedeniyle tutuklandı. Arap Baharı’ndan sonra hareket mensubu yaklaşık 60 kişi daha gözaltına alınıp cezaevine atıldı.

BAE yetkilileri, Islah’ın Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) ile bağlantılı olduğunu öne sürerek, ülke için “stratejik güvenlik tehlikesi” oluşturdukları iddiasıyla kamuoyunda karalama kampanyası başlattı.

Avrupa Parlamentosunun Kasım 2012’de hazırladığı rapora göre, dış desteği ve silahlı kanadı olmayan, ülkede siyasi reform, seçilmişler meclisi kurulması gibi haklı taleplerde bulunan Islah Hareketi, BAE tarafından sürekli olarak dış destekli, silahlı kanadı ve gizli faaliyetleri bulunan bir örgüt gibi suçlamalara maruz bırakılıyor.

BAE Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş, Arap Baharı sonrası ülkede Islah aracılığıyla yükselen reform taleplerine ilişkin yaptığı bir açıklamada, çok partili siyasi sistemi amaçlamadıklarını, çünkü bu sistemin kültürleri ve tarihi gelişmelerine cevap vermediğini belirtmişti.

– Demokratik reform talebinin karşılığı hapishane

Özellikle Arap Baharı’ndan sonra ülkede muhalefet ve reform talebinde bulunan gruplar ve sivillere yönelik baskıcı bir politika yürüten Abu Dabi yönetimi, 2013’te “demokratik reform” bildirisini imzalayan 94 kişi hakkında dava açtı.

İngiltere merkezli “BAE’de Özgürlük için Uluslararası Kampanya” (ICFUAE) platformunun raporuna göre, öğrenci, akademisyen, gazeteci ve öğretmenlerden oluşan söz konusu 94 aktivist, 27 Ocak 2013’te “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçlamasıyla yargılandı.

Aktivistlerden 69’u suçlu bulunarak 7 ila 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Raporda, bazı hükümlülerin cezalarını tamamlamalarına rağmen henüz serbest bırakılmadıkları belirtiliyor.

– Ödüllü insan hakları aktivisti ve akademisyene onar yıl hapis cezası

Uluslararası ödüllü insan hakları savunucusu BAE’li Ahmed Mansur, Mart 2017’de “ulusal birliğe zarar verecek bilgileri sosyal medyada paylaştığı” suçlamasıyla gözaltına alındı.

Mansur’un yakalandıktan sonra yaklaşık 1 yıl boyunca nerede tutulduğuna dair bilgi paylaşılmadı ve 27 Mayıs 2018’de 10 yıl hapis cezasına çarptırıldığı açıklandı.

Yine BAE ve Mısır yetkililerini barışçıl bir şekilde eleştiren ülkenin önde gelen akademisyenlerinden Nasır bin Gays, ilk önce Ağustos 2015’te zorla alıkonuldu ve ardından Mansur gibi nerede tutulduğu tespit edilemedi.

Bin Gays, mahkemeye ancak 2 yıl sonra, Mart 2017’de çıkarıldı ve hakkındaki suçlamalar nedeniyle 10 hapis cezasına çarptırıldı.

– BAE’nin Guantanamosu: Er-Razin Hapishanesi

ICFUAE raporuna göre Abu Dabi’den yaklaşık 120 kilometre mesafede, genellikle düşünce suçlularının tutulduğu maksimum güvenlikli Er-Razin Hapishanesi, “BAE’nin Guantanamosu” olarak tanımlanıyor.

Rapora göre yaz aylarında rekor seviyede sıcaklıkların kaydedildiği çölün ortasında kurulan hapishane, Birleşmiş Milletlerin cezaevleri için belirlediği standartların oldukça altında kalıyor.

Hapishane idaresi hakkında çok az bilgi bulunduğuna yer verilen raporda, mahkumların ifadelerine göre gardiyanlar, çoğunlukta yabancı uyruklu ve Nepal gibi Arapça konuşmayan ülkelerden seçiliyor.

Raporda, hapishanedeki hükümlülerin ağır işkence gördükleri, toplu olarak cuma namazı kılmalarına bile izin verilmediği belirtiliyor.

Libya'da BAE bandıralı tanker limana yanaştırılmayıp kıyıda bekletildi

İSTANBUL (AA) – Fransa'ya ait bir savaş gemisi, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bandıralı bir tankerin, silah ambargosunu delip kaçak bir şekilde Libya'nın doğusundaki Tobruk Limanı'ndan petrol yüklemek istediğini tespit ederek gemiyi kıyıda bekletti.

ABD merkezli yayın organı Bloomberg'de yer alan habere göre, Fransa'ya ait Jean-Bart savaş gemisi, 22 Mayıs'ta BAE bandıralı Jal Laxmi adındaki tanker gemisinin Libya'nın doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin darbeci lideri Halife Hafter'in elinde tuttuğu Tobruk Limanı'ndan petrol almaya çalışırken tespit edildi.

Bloomberg'e konuşan ancak isimleri açıklanmayan Batılı dört diplomatın verdiği bilgilere göre, limana yanaşmasına izin verilmeyen gemi yaklaşık 1 hafta kıyıda bekletildi.

Haberde, tankerin hedefine ulaşamadığı ancak bölgede beklemeyi sürdürdüğü kaydedildi.

BAE'nin, Libya'da desteklediği Hafter milislerine mali kaynak temin etmek için kaçak yollarla ülke petrolünü satmaya çalıştığı biliniyor.

Avrupa Birliği Konseyi de 1 Nisan'da, Libya açıklarındaki gemilerin denetlenmesi, yasa dışı petrol ticareti ve silah ambargosunun tam olarak uygulanması için Yunanca "barış" anlamına gelen "IRINI" ismi bir operasyon başlattıklarını duyurmuştu.

Fransız savaş gemisi de bu operasyon bir parçası olarak Libya açıklarında devriyede bulunuyor.

– Libya'da petrol üretimi kesintisi kaynaklı zarar 5 milyar dolara yaklaştı

Hafter yanlısı silahlı gruplar ve kabileler, 18 Ocak'ta, Libya'da ellerinde tuttukları kuyulardaki petrol üretiminin durdurulduğunu bildirmişti.

Libya'da petrolün çıkartılması, işlenmesi, dağıtılması ve ihracatından sorumlu Ulusal Petrol Kurumundan dün yapılan yazılı açıklamada, 18 Ocak'tan itibaren mücbir sebeple petrol üretiminin kesintiye uğramasından ülkenin bugüne kadar 4 milyar 943 milyon 976 bin dolar zarara uğradığı ifade edilmişti.