Edebiyat Günleri

“5 Kelimelik Öykü Yarışması”nın kazananı açıklandı

İSTANBUL (AA) – TRT 2'nin "Ev Hayat Dolu" sloganıyla sosyal medya üzerinde başlattığı "5 Kelimelik Öykü Yarışması"nın kazananı belli oldu.

Kültür sanat içeriği sunan TRT 2'nin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri nedeniyle evde kalan izleyicileri için sosyal medyada başlattığı yarışmada, "Baba, bisikletin yan tekerlerini söktü" öyküsüyle Kübra Mercan birinci oldu.

Büyük ilginin olduğu yarışmaya, 9 bin kişi katıldı.

Dünyanın en kısa öyküsüne özel, TRT 2 tarafından hazırlanan animasyon filmi, sosyal medyada yayımlandı.

TRT Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Eren'in de kendi kısa öyküsüyle destek verdiği yarışma, #5kelime1hikaye etiketiyle internet üzerinde 5 Mayıs'ta başlamıştı.

TRT 2'nin animasyon sanatçıları Uğur Erbaş, Kayahan Kaya ve Bahadır Yazıcı'nın kaleme alınan öykülerden hazırladığı animasyonlar da yine kanalın sosyal medya hesaplarında yayınlandı.

Umudun yazarı: Orhan Kemal

İSTANBUL (AA) – Gerçek adı Mehmet Raşit Öğütçü olan ve 15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde dünyaya gelen Orhan Kemal, çocukluğunun ilk yıllarını Adana’da geçirdi.

Kemal, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Adana’nın Fransız işgaline uğraması üzerine avukat olan babası Abdülkadir Kemali Bey ve ilkokul öğretmeni annesi Azime Hanım’la birlikte Adana’dan ayrıldı.

Ailesiyle önce Niğde, sonra Konya, babasının Kastamonu milletvekili olarak 1. Meclis’e girmesinin ardından ise Ankara’da yaşamaya başlayan Kemal, babasının 1930’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kurmasının ardından gelişen olaylar sonucu ailesinin Suriye’ye zorunlu göçüyle ortaokul son sınıfta öğrenimini bıraktı.

Orhan Kemal, daha sonra Adana’ya geri dönerek, tarım fabrikalarında işçilik, dokumacılık, ambar memurluğu ve katiplik gibi işlerde çalışırken, Milli Mensucat Fabrikası’nda işçi olan Nuriye Hanım ile 5 Mayıs 1937’de evlendi ve bir kızı ile 3 oğlu dünyaya geldi.

İlk şiirlerini 1939’da askerdeyken yazdı

İlk şiirlerini de kaleme aldığı 1939’da askerlik görevi esnasında, ceza kanununun 94’üncü maddesine aykırı davranıştan 5 yıl hapse mahkum olarak Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yatan yazar, Bursa Cezaevi’ndeyken Nazım Hikmet’le arkadaş oldu ve ünlü şairin roman denemelerini beğenmesi üzerine şiiri bırakarak roman yazmaya başladı.

Orhan Kemal’in ilk şiirleri Raşit Kemali imzasıyla “Yedigün” ve “Yeni Mecmua”da yayımlanırken ilk düzyazısı “Baba Evi” romanının bir bölümü olan “Balık” ise 1940’ta “Yeni Edebiyat” gazetesinde okuyucuyla buluştu.

Yazılarında Raşit Kemali’nin yanı sıra Reşat Kemal ve Orhan Raşit isimlerini çokça kullanan yazarın oğlu Işık Öğütçü, AA’ya verdiği bir röportajında, babasının “Orhan Kemal” ismini seçmesine ilişkin şunları söyledi:

“Orhan Raşit adıyla bir öykü yazıp 1941’de ‘Yürüyüş’ isimli bir dergiye gönderiyor. Dergide öyküsü yayınlanıyor ve hapishaneye bir nüshası geliyor. Babam büyük bir heyecanla açıyor, öykü kendi koyduğu isim fakat imza Orhan Raşit beklerken Orhan Kemal olmuş. Sonra işte soruyor, neden diye. Editörler diyor ki, ‘Dergi üstünde bir soruşturma var. Size de yeniden bir suç yüklenmesin diye, kime ne rast gelirse isimleri değiştirdik. Sana da Kemal denk geldi’. Babam önce yadırgıyor ama sonra çok güzel bir yazısı vardır, ‘Yahu bu imza kıyak be! Eşin dostun haberi olsun, bundan sonra hep bu adla yazacağım.’ diyor. Gerçekten de ölümüne kadar hep Orhan Kemal ismiyle yazıyor.”

Öğütçü aynı röportajında “halk yazarı” dediği babası için, “Orhan Kemal bir umudun yazarıdır. Onun iki kitabında şöyle geçer, ‘Kara gün kararıp gitmez’. Aslında bunun içinde müthiş bir ümit saklıdır. O ümidi hiçbir zaman yitirmemeliyiz. Orhan Kemal’in insan sevgisinin herkeste oluşmasını çok isterim. Orhan Kemal ile hala buluşmayan okurlarımız varsa buluşmalarını tavsiye ederim.” ifadelerini kullandı.

Kendisini, “İnandığım doğruların adamı oldum. Böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım. Kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir…” şeklinde tanımlayan yazar, hayatın içinden basit konuları samimi bir dille anlattı.

Panait Istrati ile Maksim Gorki öykülerinden etkilenen, öyküleri 1941-1943’te “Yürüyüş” ve “İkdam” gazeteleriyle “Yurt ve Dünya” dergisinde yayımlanan Kemal, 1951’de İstanbul’a gelerek, roman ve tefrika öyküler kaleme almaya başladı.

“72. Koğuş” ile “En İyi Oyun Yazarı” ödülünü aldı

Kemal, “Kardeş Payı” öyküsüyle 1958’de “Sait Faik Hikaye Armağanı”nı, “Önce Ekmek” ile de 1969’da “Sait Faik Hikaye Armağanı” ile Türk Dil Kurumu tarafından verilen “Öykü Ödülü”nü aldı.

Konusunu ve kişilerini 1958’de yayımlanan “Devlet Kuşu” romanından aldığı 3 perdelik “İspinozlar” oyununu 1964’te kaleme alan yazarın bu ilk oyunu, 1964 – 1965 tiyatro sezonunda İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelendi.

Kemal, farklı yıllarda kaleme aldığı “72. Koğuş”, “Murtaza”, “Eskici Dükkanı”, “Kardeş Payı” adlı eserlerini oyunlaştırırken, “72. Koğuş” eseriyle 1967’de Ankara Sanat Severler Derneği’nce “En İyi Oyun Yazarı” seçildi.

Babaannesinin soyunun bulunduğu yerleri gezip not almak ve “93’ten Bu Yana” adıyla ailesinin hikayesini yazmak amacıyla 1970’te Bulgar Yazarlar Birliği’nin çağrısı üzerine Sofya’ya giden yazar, burada kalp krizi geçirdi ve hastaneye kaldırıldı.

Kemal, tedavi gördüğü hastanede 2 Haziran 1970’te hayatını kaybetti ve cenazesi Türkiye’ye getirilerek 5 Haziran’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Zorlu yaşamına rağmen hayat dolu olan Orhan Kemal’in vefatından 2 yıl sonra başlatılan “Orhan Kemal Roman Armağanı”, hala verilmeye devam ediyor.

Açılışı 15 Eylül 2000’de yapılan Orhan Kemal Müzesi’nde ise usta yazarın fotoğrafları, kitaplarının ilk baskıları, çalışma masası, mektupları, gözlüğü ve kıyafetleri gibi pek çok hatırasının yanı sıra Abdülkadir Kemali Bey’in eşyaları da sergileniyor.

Orhan Kemal’in edebi kimliği

Sosyal hayata bakarken ve öğelerini seçerken sosyal gerçekçi, bunları yansıtırken gözlemci ve eleştirel gerçekçi bir yazar olarak değerlendirilen Orhan Kemal, eserleriyle, toplumsal hayatın değişim dönemlerini birey-toplum ilişkileri çerçevesinde gerçekçi bir biçimde dile getirdi.

Tarla ırgatlarından fabrika işçilerine uzanan, çalışanları, işsiz insanları ve ekmek kavgası veren yoksulların yaşamını anlatan yazar, şiir, roman, öykü, oyun ve senaryo olmak üzere beş farklı alanda eser verdi.

Orhan Kemal’in 27 romanı, 12 öykü kitabı, 5 oyunu, çeşitli dergilerde basılmış şiirlerinin yanı sıra, 9’u filme alınmış 10 senaryosu ve 3 film öyküsü bulunuyor.

Yönetmen ve senarist Atıf Yılmaz, 1960’ta yazarın “Suçlu”, Memduh Ün 1961’de “Avare Mustafa” ve 1980’de “Devlet Kuşu” eserlerini sinemaya uyarlarken, “72. Koğuş” eseri de 2011’de sinema izleyicisiyle buluştu.

“Orhan Kemal’in yazar olarak ayağı hep topraktaydı”

Orhan Kemal’in vefatının ardından bir yazı kaleme alan Kemal Tahir, usta isme ilişkin şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Bir toplumun aydınları, kendi güçleriyle yaşama umutlarını yitirdikleri çizgide, kendi gerçeklerini artık merak etmez olurlar. Kendi gerçeklerinin yerine yabancı gerçekleri, çoğu uydurma kalıpları ortaya koymaya çabalarlar. Mucizelere – hem de inanmadıkları halde – umut bağlarlar. Yüz kez denenmiş yok edici bataklardan çıkış yolları umarlar. İşte, Orhan Kemallerimizin ardından yaktığımız ağıtların, geçim yoksulluğu iniltilerinin kaynağı budur.”

Yazar Yaşar Kemal de Orhan Kemal’in ayağının hep toprakta olduğu tespitini yaparak, “Orhan Kemal’e kadar hiç kimse, çalışan insanı iş başında vermedi. O, bunun büyük özelliği. Bir çizgiyle bir insanın karakterini bir anda çizmenin en büyük ustasıydı. Romanlarındaki, hikayelerindeki kahramanları konuşturması, hiçbir yazara nasip olmayacak kadar güzeldi. Orhan Kemal’in yazar olarak ayağı hep topraktaydı.” şeklinde görüşlerini aktarmıştı.

Orhan Kemal’in toplumcu gerçekçi bir yazar olduğunu vurgulayan yazar Adnan Özyalçıner ise “kara mizah” anlayışına da vurgu yaparak, “Tüm yaşantısı boyunca, toplumun yoksul, ezilmiş horlanmış insanlarıyla, onlardan biri olarak geçirdiği günler, ona küçük insanın en katı gerçeklere bile bakışındaki kara mizah anlayışının o hüzünlü, iç burkucu havasını katmıştır. O yüzden de Orhan Kemal, en katı gerçekler karşısında bile geleceğe olan güven duygusunu yitirmemiş, sonuçta aydınlığa açık kapıları belirlemeden geçememiştir.” ifadelerine yer vermişti.

Bazı eserleri

Öyküleri: “Duygu”, “Menevşe”, “Ekmek Kavgası”, “Pezevenkler”, “Sarhoşlar”, “Çamaşırcının Kızı”, “72. Koğuş”, “Grev”, “Arka Sokak”, “Kardeş Payı”, “Babil Kulesi”, “Dünya’da Harp Vardı”, “Mahalle Kavgası”, “İşsiz”, “Önce Ekmek”, “Küçükler ve Büyükler”

Romanları: “Baba Evi”, “Avare Yıllar”, “Murtaza”, “Cemile”, “Bereketli Topraklar Üzerinde”, “Suçlu”, “Devlet Kuşu”, “Vukuat Var”, “Dünya Evi”, “Gavurun Kızı”, “Küçücük”, “El Kızı”, “Hanımın Çiftliği”, “Üçkağıtçı”

Oyun: “İspinozlar”, “72. Koğuş”, “Murtaza”, “Eskici Dükkanı”, “Kardeş Payı”

Muhabir: Musa Alcan

İş Sanat'ta “Edebiyat Günleri” 29 Mayıs'ta başlıyor

İSTANBUL (AA) – Usta isimlerin şiir ve hikayelerini izleyicilerle buluşturan İş Sanat'ta "Edebiyat Günleri" 29 Mayıs'ta başlayacak.

İş Sanat'ın Instagram, YouTube, Facebook ve Twitter sosyal medya hesapları üzerinden takip edilebilecek etkinlikler 3 gün sürecek.

İlk kez çevrim içi düzenlenen "Edebiyat Günleri"nde, önceki sezonlarda sahnelenen şiir ve hikaye dinletilerin tam kayıtları, sanatçıların evde kaydettikleri özel performansların da yer alacağı seçki edebiyat severlerle buluşacak.

Gün boyunca sürecek etkinlikler kapsamında, Darüşşafaka Cemiyeti ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğiyle düzenlenen Sait Faik Hikaye Armağanı sahibi Pelin Buzluk, Kemal Varol, Ethem Baran, Yalçın Tosun ve Melisa Kesmez hikayelerini seslendirecek.

Cevat Çapan ve Haydar Ergülen'in şiirlerini okuyacağı programda Doğan Hızlan sevdiği şiirleri, Prof. Dr. Handan İnci Elçi ise seçme eserleri seslendirecek.

Ayrıca şiir ve hikaye dinletilerinden izleyiciler için özel seçilen kayıtlar, İş Sanat'ın YouTube kanalında daha sonra da izlenebilecek.

Türk edebiyatının yalnız ve hüzünlü öykücüsü: Sait Faik Abasıyanık

İSTANBUL (AA) – “Semaver”, “Şahmerdan”, “Kumpanya” ve “Alemdağda Var Bir Yılan” gibi birçok esere imza atan şair, öykü ve roman yazarı Sait Faik Abasıyanık, vefatının 65’inci yılında anılıyor.

Mehmet Faik Bey ile Makbule Hanım’ın oğlu olarak 23 Kasım 1906’da Sakarya’da dünyaya gelen Abasıyanık, ilköğrenimini yabancı dilde eğitim veren Rehber-i Terakki okulunda bitirdi.

Yazı hayatına şiirle başlayan ve Adapazarı Lisesinde okurken “Hamal” isimli ilk şiirini kaleme alan Abasıyanık, daha sonra İstanbul Erkek Lisesine gitse de meşhur “iğne hadisesi” nedeniyle 1925’te arkadaşlarıyla birlikte okuldan atıldı.

Eğitim hayatına Bursa Lisesinde devam eden Abasıyanık, ilk öyküsü “İpekli Mendil”i edebiyat dersinin ödevi olarak burada kaleme aldı.

Asıl ününü öykülerle elde eden usta edebiyatçının ilk yayınlanan hikayesi “Uçurtmalar” ise 9 Aralık 1929’da Milliyet gazetesinin sanat sayfasında okurlarla buluştu.

Usta yazar, ekonomi eğitimi almak üzere 1931’de babasının isteğiyle gittiği İsviçre’nin Lozan kentinden kısa bir süre sonra Fransa’ya geçti. Grenoble Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde eğitimine devam etse de Fransa’daki düzensiz ve bohem yaşamı sebebiyle babası tarafından geri çağrılan Abasıyanık, öğrenimini yarıda bırakarak 1934’te İstanbul’a döndü.

Sonrasında Halıcıoğlu Ermeni Yetim Okulunda 6 ay kadar Türkçe ders veren Abasıyanık, babasının teşvikiyle başladığı ticarette de başarılı olamadı.

Abasıyanık, 1934-1940 arasında “Varlık”, “Ağaç”, “Servet-i Fünun”, “Uyanış”, “Ses”, “Yeni Ses”, “Yaprak”, “Yenilik” gibi dergilerde yayınlanan öyküleriyle edebiyat dünyasında ses getirdi.

İlk kitabı “Semaver”, Remzi Kitabevi tarafından baskı maliyetini babasının karşılamasıyla yayımlanan Abasıyanık, ilk kez 1937’de “Kurun”da ve ardından 1940’ta “Varlık”ta yayımlanan “Çelme” öyküsü sebebiyle, Askeri Mahkeme’de yargılandı fakat görülen dava sonucunda beraat etti.

Abasıyanık, babasını ağır bronşitten dolayı 1938’de kaybetmesi üzerine kışları Şişli’deki evde, yazları ise Burgazada’da annesiyle birlikte yaşamaya başladı.

“Yazmasam deli olacaktım”

“Sarnıç” kitabı 1939’da, “Şahmerdan” kitabı 1940’ta Çığır Kitabevi tarafından yayımlanan Abasıyanık, yazmayla arasındaki ilişkiyi “Haritada Bir Nokta” öyküsünde şu sözlerle aktarmıştı:

“Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada, namuslu insanların arasında, sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye. Kalem, kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım…”

Yazarın 1944’te yayımlanan “Medar-ı Maişet Motoru” adlı romanı asılsız bir ihbar üzerine toplatılırken, hikaye ve diğer yazıları “Milliyet”, “Kurun”, “Vakit” gazeteleri ile başta “Varlık” olmak üzere “Ağaç”, “Büyük Doğu”, “Yücel”, “Yeni Mecmua”, “Servet-i Fünun”, “İnkılapçı Gençlik”, “Yürüyüş” ve “Yedigün” dergilerinde yayımlandı.

“Haber-Akşam Postası” gazetesi için 1942’de bir ay kadar mahkeme muhabirliği yapan Abasıyanık, bu süreçte 28 mahkeme röportajı yazdı. Bu yazılar 1956 yılında, Varlık Yayınları tarafından “Mahkeme Kapısı” ismiyle kitaplaştırıldı.

Usta öykücünün Mark Twain Cemiyeti’ne fahri üye seçilmesi üzerine yazar Yaşar Kemal, onunla yaptığı röportajın girişinde şu ifadelere yer vermişti:

“Akşamüstleri Tünel’den Taksim’e doğru sol kaldırımdan yürürseniz, gözünüze dalgın, siyah gözlüklü, yüzü kederli ama müthiş kederli-yüzündeki keder besbellidir, elle tutulacak gibi, yüzde donup kalmıştır-, pantolonu ütüsüz, ağarmış saçları kabarmış bir adam çarpar. Bu adamın, bu Beyoğlu kalabalığı içinde bir hali vardır ki (daha doğrusu her hali) size bu koskocaman şehirde yalnız, yapayalnız olduğunu söyler. Bu neden böyledir? Orasını kimse de bilmez. Bazı adam vardır, insan yüzünde sırf hınç, kin okur. Bazısında gurur, bazısında neşe, bazısında bayağılık, aşağılık… Bu adamın üstünden başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama, Kadıköy İskelesi’nin kanepelerinden birine oturmuş, heybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız. Bu adam hikayeci Sait Faik’tir.”

Siroza yakalandı

Yaşadığı düzensiz hayat ve alkol düşkünlüğü nedeniyle 1945’te rahatsızlanan ve vaktinin çoğunu Burgazada’da geçirmeye başlayan Abasıyanık’a, 1948’de kesin siroz teşhisi konuldu.

Abasıyanık, 1951’de tedavi için Paris’e gitse de tetkikler için 15 gün orada kalması gerekirken 5 gün sonra Türkiye’ye döndü.

Merkezi Amerika’da olan Mark Twain Cemiyeti tarafından 1953’te şeref üyeliğine seçilen yazar, 5 Mayıs 1954’te ani bir krizin ardından hastaneye kaldırıldı.

Abasıyanık, yemek borusu kanamasıyla başlayan kan kaybı nedeniyle komaya girdi ve 11 Mayıs 1954’te vefat ederek Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Yaşamı boyunca hiç evlenmeyen yazarın ölümünden sonra Makbule Hanım, 8 Kasım 1954’te hazırladığı vasiyetinde mal varlıklarının çoğunu, yazarın eserlerinin telif haklarını ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi yapılması koşuluyla Burgazada’daki köşkü Darüşşafaka Cemiyeti’ne bıraktı.

Darüşşafaka Cemiyeti, kendilerine 1964’te intikal eden bu vasiyete sahip çıkarak, Sait Faik Abasıyanık Müzesi adıyla 22 Ağustos 1959’da halka açılan evin bakım, onarım gibi sorumluluklarını üstlendi. Vasiyetinde, oğlunun adına her yıl bir hikaye armağanı verilmesi şartını da koşmuş olan Makbule Hanım’ın bu isteği de 1964’ten bu yana Darüşşafaka Cemiyeti tarafından yerine getiriliyor.

– Yazarın bazı eserleri şöyle:

Hikaye: “Semaver (1936)”, “Sarnıç (1939)”, “Şahmerdan (1940)”, “Lüzumsuz Adam (1948)”, “Mahalle Kahvesi (1950)”, “Havada Bulut (1951)”, “Kumpanya (1951)”, “Havuz Başı (1952)”, “Son Kuşlar (1952)”, “Alemdağda Var Bir Yılan (1954)”, “Az Şekerli (1954)”, “Tüneldeki Çocuk (1955)”

Şiir: “Şimdi Sevişme Vakti (1953)”

Roman: “Medar-ı Maişet Motoru (1944)”, “Bir Takım İnsanlar adıyla (1952)”, “Kayıp Aranıyor (1953)”

Röportaj: “Mahkeme Kapısı (1956)”

Diğer eserleri: “Balıkçının Ölümü (1977)”, “Açıkhava Oteli (1980)”, “Yaşasın Edebiyat (1981)”, “Müthiş Bir Tren (1981)”, “Sevgiliye Mektup (1987)”

Çeviri: “Yaşamak Hırsı (Georges Simenori’dan, 1954)”

Muhabir: Musa Alcan