Ekonomist

Ekonomistler TCMB'nin faiz artışında piyasanın önüne geçebileceğini tahmin ediyor

İSTANBUL (AA) – Merkez Bankası, 2 yıl önceki Para Politikası Kurulu toplantısında fiyat istikrarını desteklemek amacıyla 625 baz puanlık güçlü bir parasal sıkılaştırma ile politika faizini yüzde yüzde 24’e yükseltmişti. Üst üste 6 toplantıda yüzde 24 düzeyinde sabit bırakılan politika faizi, Temmuz 2019’da başlayan faiz indirimleri ile 9 toplantıda toplamda 1.575 baz puan düşürüldü.

Politika faizi 2020’nin haziran, temmuz ve ağustos aylarında yüzde 8,25’te sabit tutuldu. Geçen ayki PPK toplantısında, dezenflasyon sürecini yeniden tesis etmek ve fiyat istikrarını desteklemek amacıyla politika faizi 200 baz puan yükseltilerek yüzde 10,25’e çıkarıldı.

Türk lirasında son aylarda yaşan değer kaybı, Tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) eylülde yıllık yüzde 11,75 seviyesinde gerçekleşmesi, TCMB ekim ayı beklenti anketinde yıl sonu TÜFE beklentisinin yüzde 11,46’dan 11,76’ya, 12 ay sonrası TÜFE beklentisinin de yüzde 10,15’ten 10,53’e yükselmesi, gözlerin 22 Ekim Perşembe günü yapılacak PPK toplantısına çevrilmesine neden oldu.

Ekonomistler, TCMB’nin para politikasının etkinliği artırmak, dolarizasyon sürecini kırmak ve TL’ye geçişi hızlandırmak için geçen ay olduğu gibi sürpriz şekilde piyasa beklentisinin üzerinde artış yapabileceğini söyledi.

AA Finans beklenti anketine katılan ekonomistlerin tamamı faiz artışı öngörüsünde bulunurken, artışın 100-200 baz puan arasında olabileceğini tahmin ediyor.

“Finansal istikrarı korumak adına sıkı para politikasını bir süre daha masada tutmak gerekli”

AA Finans Analisti ve Stratejist Cüneyt Paksoy, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede pandeminin küresel piyasalar ve ekonomiler üzerindeki etkisinin tüm hızıyla devam ettiğini söyledi.

ABD ve Avrupa’nın ikinci dalganın içinde olduğunu, ekonomileri tam kapatmadan ılımlı kısıtlamalarla tedbirler aldıklarını belirten Paksoy, pandeminin küresel ihracat ve ithalat arasındaki döngüyü bozduğuna dikkati çekti.

Kovid-19’un Türkiye’de de üretim ve tüketim arasındaki dengeyi etkilediğini, bunun sonucunun da enflasyonda görüldüğünü ifade eden Paksoy, enflasyonun geçici süre etkili olacağını söyledi.

Paksoy, Merkez Bankasının temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğunu ve proaktif bir politika sergilediğini belirtti.

Geçen ayki toplantı atılan faiz adımının TCMB’nin hem kredibilitesi ve bağımsızlığı anlamındaki soru işaretlerini ortadan kaldırdığını ve piyasalara da olumlu bir sinyal olduğunu dile getiren Paksoy, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yeni Ekonomi Programı’ndaki hedeflere varan kadar ve dezenflasyon süreci başlayana kadar TCMB’nin sahada kalacağına dair sinyaller verildi. Bu ayki toplantıda da bu yönde güçlü sinyaller verilecektir. Enflasyonun bir dönem daha yüksek kalması muhtemel. Bunun birkaç sebebi var. Pandemi sebebiyle birikmiş talebin realize olması ve fiyatlara baskı yapması, global ölçekli belirsizliklerin kur baskısı oluşturması, üretim boşluğundan doğan maliyet baskısı ve jeopolitik riskler. Finansal istikrarı korumak adına sıkı para politikasını bir süre daha masada tutmak gerekli olacak. ABD seçimleri ve ABD-Türkiye ilişkileri de dikkatle izlenesi gereken bir konu. Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında Merkez Bankasının proaktif ve piyasanın önünde olması gerekiyor. Zaten bu noktada ilerleniyor. Bu ayki toplantıda piyasanın beklentisi politika faizinin 100-200 baz puan aralığında artırılması. Eylül ayındaki toplantıda olduğu gibi 200 baz puanlık artış masada olabilir.”

Paksoy, önümüzdeki dönemde dolar endeksinin seyrinin de önemli olacağını söyledi. ABD seçimleri sonrası daha güçlü dolar endeksi olması durumunda TCMB’nin sıkı para politikası uygulamasının öneminin daha da anlaşılacağını ifade eden Paksoy, “TCMB, risk pirimini iyileştirmek, TL varlıklara geçişi hızlandırmak ve enflasyonla etkin mücadele ettiğini göstermek için piyasa beklentisinin de üzerinde faiz artışı yapabilir.” şeklinde konuştu.

Merkez Bankasının, dezenflasyon sürecine geçilmesiyle birlikte para politikasını yeniden gözden geçirebileceğini dile getiren Paksoy, Türkiye’nin pandemiye rağmen atılan teşvik adımları ile üretimle büyüme yolunda kesintisiz ilerlemeye devam ettiğini, salgın etkisi sebebiyle öngörülmeyen şartlar dengelendiğinde TCMB’nin daha önce de olduğu gibi kendisine manevra alanı oluştukça kendi politika adımları çerçevesinde üretimle büyüme sürecine katkı vermeye devam edeceğini sözlerine ekledi.

“Türkiye ekonomisi uzun vadede yatırımcılarına çok ciddi fırsatlar sunmaya devam ediyor”

Virtus Glocal Yönetici Ortağı İnanç Sözer de, TL’nin görece negatif ayrışarak enflasyonist risklerin belirginleşmesi üzerine TCMB’nin geçen ayki toplantısında sürpriz ancak fevkalade gerekli ve önemli olan 200 baz puanlık faiz artışından sonra, bu ayki toplantısında da içsel tutarlılık gereği 300 baz puanlık bir faiz artışı yapması gerektiğini söyledi.

Böylesi bir faiz artışının hem makroekonomik istikrarda önemli bir dengelenme imkanı sağlayacağını hem de kaybolan kredibilitenin tüm kesimlerce yeniden tesisine imkan tanıyarak risk primlerini iyileştireceğini belirten Sözer, “Türkiye ekonomisi uzun vadede yatırımcılarına çok ciddi fırsatlar sunmaya devam ederken, kısa vadedeki sorunların atlatılabilmesi için koordineli bir şekilde son dönemde atılan rasyonel adımların sürekliliğine ihtiyaç var.” dedi.

Sözer, bu haftaki TCMB toplantısının bu perspektifle önemli bir viraj olduğuna inandığını ve eğer TCMB’nin böyle bir faiz artışı yapması durumunda TL’de yıl sonuna kadar sürebilecek kademeli bir iyileşme dönemine girilebileceğini kaydetti.

TCMB’nin her halükarda bir faiz artırımı yapacağını ancak daha sınırlı bir faiz artışının TL’nin yeniden değer kaybederek psikolojik 8,0 seviyesinin de üzerinde bir dolar/TL’ye maruz bırakabileceğini dile getiren Sözer, “Rasyonel, piyasa dostu adımların atılması halinde 2021 yılında Türkiye ekonomisinin endişe edilenin aksine ılımlı bir toparlanma dönemine gireceğini tahmin ediyorum.” ifadelerini kullandı.

“Yıl sonunda politika faizi yüzde 15’lere çıkabilir”

Econs Kurucu Ortağı Ferhat Yükseltürk ise son gelen enflasyon ve enflasyon beklentisi verisinin bir önceki aya kıyasla önemli bir bozulma göstermese de, TL’de yaşanan değer kaybının neden olduğu enflasyon beklentilerindeki artış ve hızlı dolarizasyon sürecinin para politikasının etkinliği açısından TCMB’yi zorlayıcı seviyelere ulaştığını söyledi.

Ayrıca özellikle uzun vadeli tahvil faizleri ve risk priminin de geçen toplantıdan bu yana önemli bir iyileşme görülmediğini belirten Yükseltürk, “Tüm bu göstergeleri baktığımızda TCMB’nin para politikasının etkinliği artırmak ve dolarizasyon sürecini kırmak adına bir miktar piyasa faizlerinin önüne geçerek politika faizini en az 300 baz puan artırması gerektiğini düşünüyorum. Yıl sonunda ise küresel risk iştahına bağlı olarak politika faizinin yüzde 15 seviyelerine kadar çıkabileceğini öngörüyorum.” ifadelerini kullandı.

Muhabir: Murat Birinci

Ekonomistler enflasyon verisini değerlendirdi

İSTANBUL (AA) – Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), eylülde aylık yüzde 0,97, yıllık yüzde 11,75 artışla, AA Finans Anketi’ne katılan ekonomistlerin sırasıyla yüzde 1,38 ve yüzde 12,20 olan beklentilerinin altında kaldı. TÜFE, geçen ayki yüzde 0,97’lik artışla son 3 yılın en düşük eylül ayı rakamı olarak kayıtlara geçti.

AA Finans Analisti ve ekonomist Haluk Bürümcekçi, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede eylül ayında TÜFE’nin yüzde 0,97 artışla piyasa beklentisinin altında gerçekleştiğini söyledi.

Geçen yıl eylül ayında yüzde 0,99 artış olduğunu hatırlatan Bürümcekçi, 2003 yılı bazlı endeksin eylül ayları tarihsel ortalamasının ise yüzde 1,13 artışla bu yıl için baz etkisinin hafif aleyhte olduğuna işaret ettiğini belirtti.

Bürümcekçi, enflasyonun geçen yıla göre hafif gerilemiş olmasında, konut, ulaştırma hizmetlerindeki KDV indirimi ve giyim grubu fiyatlarının belirgin etkide bulunduğunu vurguladı.

Buna karşılık, kura ve iç talebe hassas bir çok grupta (mobilya, ev aletleri, araç satın alımı, görsel-işitsel sistemler, kişisel bakım ürünleri gibi) yine yüksek fiyat artışlarının gözlendiğini ifade eden Bürümcekçi, eylülde, enerji grubunda yüzde 0,5 ile geçen yılın çok altında artış izlendiğini, giyim fiyatlarının mevsimlik değişiminin yüzde 0,03 düşüş ile geçen yılın artışının tersi yönde olmasının ise yıllık enflasyonu aşağı çektiğini söyledi.

“Gıda enflasyonunu, hem işlenmemiş hem de işlenmiş gıda yukarı çekti”

Haluk Bürümcekçi, geçen yıl eylül ayında işlenmemiş gıda fiyatlarının aylık yüzde 2 düşerken, bu yıl ise yüzde 0,2 azalış gösterdiğini belirtti.

Dolayısıyla işlenmemiş gıda yıllık enflasyonunun yüzde 15,4 seviyesinden yüzde 17,5’e çıkarken, işlenmiş gıda fiyatlarının yıllık artışının ise yüzde 12,8e gerilediğini kaydeden Bürümcekçi, bu nedenle, gıda fiyatlarının yıllık artış hızının yüzde 14,9’a çıkarken, Enflasyon Raporu gıda fiyatı yeni varsayımının üzerinde kaldığını dile getirdi.

Bürümcekçi, şöyle devam etti:

“Endeks tarihindeki ortalama yıllık artışı yüzde 10 civarında olan gıda fiyatlarının 2020 yılındaki seyri, TCMB’nin yüzde 10,5 olarak revize ettiği gıda fiyat varsayımı altında yüzde 8,9 olarak öngördüğü yıl sonu enflasyon tahmininden sapma konusunda önemli belirleyicilerinden biri olacaktır. Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) enflasyon tahmininin yüzde 10,5’e yükseltildiği izlenmişti.”

“Manşet enflasyonda yüzde 12 civarında seyir devam eder”

Ekonomist Bürümcekçi, eylül sonunda önceki aya göre 0,02 puan azalışla yüzde 11,75’e gerileyen yıllık TÜFE’nin, Enflasyon Raporu’nda yer alan yıl sonu TCMB tahmininin (yüzde 8,9) ve enflasyon hedefi (yüzde 5) etrafındaki belirsizlik aralığının (+/-2 puan) yukarısında oluştuğuna dikkati çekti.

Önümüzdeki dönem seyri açısından ise, gıda fiyatlarının belirsizliği ve oynaklığı dışında, ham petrol ve diğer emtia fiyatlarının görünümü, döviz kuru hareketleri ve kamu fiyat/vergi ayarlamaları enflasyon üzerindeki risklerin yönünü belirleyeceğini tahmin eden Bürümcekçi, TL değer kaybının ancak daha belirgin bir kur atağına dönüşmediği durumda enflasyonun yılı yüzde 12-12,5 aralığında bitirmesinin daha olası olduğunu ifade etti.

Bürümcekçi, manşet enflasyonda yüzde 12 civarında seyrin devam edeceğini dile getirdi.

“Merkez Bankası’nın likidite politikası ile ek sıkılaştırması yeterli olmazsa politika faizi tekrar artabilir.” diyen bürümcekçi, gelecek enflasyon beklentilerinin ve Türkiye’nin risk primini yansıtan CDS oranlarının yüksekliğini koruması ve TL’de değer kaybı baskısının devamı durumunda ekim ayı toplantısında politika faizinde ilave sıkılaşmanın söz konusu olabileceğini sözlerine ekledi.

“KDV indirimi ile eğitim gurubunda fiyatlar hafif geriledi”

TSKB Ekonomisti Şakir Turan enflasyon gelişmelerine ilişkin hazırladığı raporda ise eylülde TÜFE’nin, ağustosta olduğu gibi beklentilerin bir miktar altında kaldığı belirtti.

Eylül ayında KDV indirimi ile eğitim grubunda fiyatların hafif gerilediği kaydeden Turan, hizmet sektöründeki fiyat ayarlamalarını geçmiş yıllar ortalamalarının altında kaldığını, mal fiyatlarında döviz kurlarındaki yükselişin etkisinin görüldüğünü ifade etti.

Turan, maliyetlerdeki yüksek artışın ve yüksek gıda enflasyonunun, beklentileri ve fiyat davranışlarını olumsuz etkileyecek ikincil riskleri desteklediğini bildirdi.

Bunun da orta vadede beklenen kademeli iyileşmeyi sınırlandırabileceğini tahmin eden Turan, “Önümüzdeki dönemde talep koşulları enflasyondaki yükselişi sınırlayabilecek olsa da uluslararası petrol fiyatları ve döviz kurlarındaki oynaklıktan dolayı orta vadede yıllık enflasyonun çift haneli seviyelerde kalabileceğini tahmin ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Yabancı ekonomistler: Merkez Bankası politika faizini artırarak doğru yönde bir adım attı

İSTANBUL (AA) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2 yılın ardından politika faizini artırarak, yüzde 8,25’ten yüzde 10,25’e çekti.

Yabanı ekonomistler, faiz artışının piyasalar için sürpriz olduğunu, TL varlıkları desteklemek amacıyla doğru ve yerinde alınan bir karar olduğunu söyledi.

Societe Generale Gelişmekte Olan Piyasalar Strateji Direktörü Phoenix Kalen, Merkez Bankası’nın faiz kararına ilişkin AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, TCMB’nin politika faizini artırarak doğru yönde bir adım attığını belirtti.

Bu aksiyonun piyasalar tarafından beklenmediğini vurgulayan Kalen, bunun doğru yönde alınmış bir karar olmasına karşın TL’nin sürdürülebilir istikrarı ve güçlenmesi için yeterli olmayabileceğini vurguladı.

Kalen, TCMB’nin, pozitif reel faizleri ağırlıklı ortalama fonlama maliyetiyle (AOFM) yeniden geri getirmesine ihtiyacı olduğunu söyledi.

Rabobank Gelişen Piyasalar Kıdemli Kur Stratejisti Piotr Matys de bugünkü toplantında TCMB’nin politika faizini artırması konusunda mükemmel bir fırsattı değerlendirdiğini belirtti.

Politika faizinin artırılmasının doğru yönde alınmış önemli bir karar olduğunu ifade eden Matys, kararın kısmen enflasyon ve finansal istikrar üzerindeki riskleri azaltacağı öngörüsünde bulundu.

“Politika faizini artırmasının finansal piyasalar için büyük bir sürpriz”

Medley Global Advisors Direktörü Nigel Rendell ise TCMB’nin politika faizini artırmasının finansal piyasalar için büyük bir sürpriz olduğunu ve TL için iyi bir destek olduğunu aktardı.

Capital Economics Gelişmekte Olan Piyasalar Kıdemli Ekonomisti Jason Tuvey, bu kararın TCMB’ye daha fazla sıkılaşma konusunda alan sağladığını dile getirdi. Tuvey, ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yüzde 12 seviyelerine çıkabileceğini dile getirdi.

Ekonomistler ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin artırılmasını bekliyor

İSTANBUL (AA) – Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını son 3 toplantısında yüzde 8,25 seviyesinde sabit tuttu.

Spinn Danışmanlık Kurucu Ortağı ve ekonomist Özlem Derici Şengül, AA muhabirine 24 Eylül Perşembe günü gerçekleştirilecek PPK toplantısına ilişkin yaptığı değerlendirmede, TCMB’nin 17 Ağustos’tan beri 10 milyar TL olarak düzenlediği geleneksel yöntemle repo ihalesini geçen hafta 5 milyar TL’ye düşürdüğünü hatırlattı.

Ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin ise (AOFM) ağustos sonundan itibaren 10 gün yüzde 10,15 civarında seyrettikten sonra artmaya başladığını ifade eden Şengül, geçen hafta yüzde 11,25 olan GLP’nin kullanılması ile AOFM’nin perşembe günü yüzde 10,41’e yükseldiğini söyledi.

Şengül, şunları kaydetti:

“Önümüzdeki günlerde kur üzerindeki baskının hafiflemesine neden olacak kuvvette bir sıkılaştırma olmadığı için dolar/TL’nin yükseldiğini görüyoruz. Önceki hafta, cuma günü 7,446 seviyesinde haftayı tamamlayan dolar/TL, bu hafta 7,60 seviyesinin üzerinde. Ayrıca, enflasyon beklentilerindeki bozulmayı da göz önünde bulundurursak bu artış TCMB’yi perşembe günü gerçekleşecek PPK toplantısında bir faiz artışına götürecektir. TCMB’nin PPK toplantısında politika faizini değiştirmesini beklemiyoruz ancak gecelik repo ve GLP faizlerinde 100 baz puan artırım görebiliriz. Böylece gecelik repo faizi yüzde 10,25’e, GLP yüzde 12,25’e çıkmış olacak ve likidite ayarlamaları ile sıkılaştırma politikası izleyen TCMB’ye biraz daha esnek bir hareket alanı sağlayacaktır.”

“TCMB’nin tüm fonlamayı GLP’ye yönlendirme planı da olabilir”

AA Finans Analisti ve ekonomist Haluk Bürümcekçi de manşet ve çekirdek enflasyonun yüzde 12 ve üzeri seyrini korumasını yüksek gördüğünü, gelecek enflasyon beklentilerinin yükselişini sürdürdüğünü, Türkiye’nin risk primini yansıtan CDS oranlarının yüksekliğini koruduğunu ve TL’de değer kaybı baskısının artması gibi nedenlerden dolayı TCMB’nin, faiz koridorunu oluşturan tüm faizleri başlangıç olarak 150 baz puan artırması gerektiğini söyledi.

TCMB’nin son toplantıda olduğu gibi politika faizine dokunmadan ancak bu maliyetle fonlama yerine daha pahalı kanallardan (gecelik borç verme ve GLP gibi) tercihte bulunduğunun bilindiğini ifade eden Bürümcekçi, toplantı öncesi ortalama fonlama maliyetinin yüzde 10,5 civarına dayandığını söyledi.

Bürümcekçi, mevcut koridor parametreleri ile bu maliyeti maksimum yüzde 11,25 seviyesine taşıma imkanı bulunduğunu kaydetti.

Şimdiye kadar görülmese de TCMB’nin, tüm fonlamayı GLP’ye yönlendirme planı da olabileceğini aktaran Bürümcekçi, “Merkez Bankası, bu toplantıda faiz koridorunun üst bandını ve GLP faizini artırarak (koridoru asimetrik olarak genişleterek) devam etmeyi de tercih edebilir. Ancak bu hamleler politika faizini doğrudan artırmanın yapacağı etkiyi sağlamayabilir.” diye konuştu.

“TCMB, faiz silahını kullanmak zorunda kalabilir”

Econs Kurucu Ortağı Ferhat Yükseltürk ise pandemi sonrası alınan önlemler ve hızlı faiz indirimi nedeniyle kredi büyümesinde hızlı artış yaşandığını, bu durumun özellikle yurt içi yerleşiklerin TL cinsinden tasarruf eğilimlerini azalttığını belirtti.

Ekonomiyi hızlı canlandırma politikasının dış ticaret dengesinde bozulmaya yol açtığını, pandemi nedeniyle turizm gelirlerinin bu yıl için dengeleyici etkisinin de maalesef yaşanamadığını ifade eden Yükseltürk, bütün bunlara ek olarak, yılbaşından bu yana yaşanan portföy çıkışları ve şirketler kesiminin yurt dışı borç ödemelerine bağlı olarak son dönemde TL üzerindeki baskının daha da hızlandığını kaydetti.

Yükseltürk, TL’nin, üretici fiyatları ve dolayısıyla enflasyon üzerinde yukarı yönlü riskleri daha da artırdığını söyledi.

Küresel tarafta, ABD Başkanlık seçimi belirsizliği ve pandemide ikinci dalga endişeleri nedeniyle volatilitenin arttığı bir sürece girildiğini ifade eden Yükseltürk, “Küresel risklerle birlikte fiyatlama davranışlarındaki bozulma nedeniyle TCMB’nin, hem finansal hem de fiyat istikrarı kaygılarıyla faiz artırım silahını kullanmak zorunda kalacağını öngörüyorum. Burada özellikle tasarruf sahipleri açısından TL’yi daha cazip kılacak ve enflasyonun üzerinde getiri sağlayacak bir faiz oranının ancak yurt içi yerleşikler açısından döviz tevdiat talebini keseceğini düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

“Sadece TCMB’nin atacağı adımlar tek başına yeterli olmayacak”

Ferhat Yükseltürk, daha önce bu gibi durumlarda TCMB’nin davranış fonksiyonuna bakıldığında, ilk etapta geçici önlemler olan gecelik borç verme ve GLP tarafında faiz artırımı yoluna gidildiğini söyledi.

Mevcut enflasyon ve emsal ülke reel faizleri ortalamasına bakıldığında, AOFM’nin yaklaşık olarak 250 baz puan artması gerektiğini belirten Yükseltürk, sadece TCMB’nin atacağı adımların burada tek başına yeterli olmayacağını vurguladı.

Yükseltürk, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Ekonomi yönetiminin de bir bütün olarak hem kredi büyümesini sınırlandırıcı önlemler alması hem de döviz piyasasında derinliği artırıcı adımlar atması gerekiyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) aktif rasyosunu tamamen kaldırarak bu dönemde risk yönetimini öncelemesi, swap konusundaki kısıtlamalar ortadan kaldırılarak da yabancı yatırımcıların aşırı değersiz hale gelmiş TL varlıklar lehine pozisyon alabilmelerinin yolunun açılması gerekiyor. Son olarak, Kambiyo Vergisi tarafının da DTH talebini kısmaktan ziyade DTH’lerin çözülmesini zorlaştırdığını görüyoruz. Bu konuda da özellikle yerli yatırımcılar açısından döviz yatırımını cezalandırmak yerine TL yatırımı özendirici politikaların daha etkin çalışmasının daha muhtemel olduğu görülüyor.”

AA Finans’ın PPK Beklenti Anketi

AA Finans’ın PPK toplantısına yönelik 27 ekonomistin katılımıyla sonuçlandırdığı piyasa beklenti anketine göre, 23 ekonomist, politika faizinde (bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı) değişiklik beklemezken, 4 ekonomist faizlerin artırılacağı öngörüsünde bulundu.

Faiz artışı bekleyen ekonomistlerin beklentileri, 50 baz puan ila 150 baz puan arasında yer aldı.