Engin Altay

CHP Grup Başkanvekili Altay: Krizi 83 milyon hep birlikte aşacağız

TBMM (AA) – CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Meclis açık olmasına rağmen TBMM Genel Kurulunun bu hafta toplanmadığını, gelecek haftalarda da toplanmayacağını söyledi.

AK Parti’ye, Genel Kurulun, esnek çalışma modeliyle de olsa çalışmasını önerdiklerini ifade eden Altay, ancak Genel Kurulun çalışmamasına ilişkin AK Parti Grup önerisinin kabul edildiğini belirtti.

Dünya genelinde ve Türkiye’de, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele edildiğini anımsatan Altay, salgının tıbbi boyutunun yanı sıra ekonomik boyutunun da olduğunu kaydetti.

Altay, koronavirüsle mücadele sürecince vatandaşların, ülke ekonomisinin ve finans çevrelerinin karşılaşacağı sorunlarla ilgili 49 başlıkta çözüm önerilerini sunduklarını dile getirdi. Altay, önerilerinin büyük çapta kabul görmediğini, önerilerinden 8’inin gerçekleştiğini, 14’ünün kısmen gerçekleştiğini ve 27 önerilerinin hayata geçmediğini anlattı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın özel bankalara ilişkin değerlendirmelerine işaret eden Altay, “Haklılık payları var. Örneğin; vatandaşın bankadaki 2 bin liralık senedi ile ilgili vatandaştan 400 lira protesto masrafı talep eden bankalar var. Bunları yadırgıyoruz, doğru ve kabul edilebilir bulmuyoruz ama başka bir şey de var: Türkiye’nin üç büyük kamu bankası da esas itibarıyla özel bankalardan çok da farklı işler yapmıyorlar. Bankaya, 5 bin 900 lira ödemeli bir krediyi ‘üç ay erteleyelim’ dediğinde, banka, 1178 lira faiz istiyor. Tefeci faizi gibi. Kim istiyor? Kamu bankası istiyor.” dedi.

“1000 liralık yardımlar nereye gidiyor?”

CHP Grup Başkanvekili Altay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Krizin ekonomik boyutu da çok kötü götürülüyor. Destek yerine borçlandırma yoluyla vatandaşa suni teneffüs yaptırılmaya çalışılıyor. Bunu da kabul etmemiz mümkün değil. 1000 lira para neye göre dağıtılıyor bilmiyoruz. AK Parti’nin seçimlerde kullandığı bir yardım, kumanya, koli listesi var sanıyorum ve görüyorum ki büyük ihtimalle de böyle yapılıyor. Çünkü, an itibarıyla Saray hükümetinin, kaç garsonun, berberin, kahvecinin, lokantacının, gündelikçinin, yevmiyeli işçinin, işinden olduğunu, çalışamadığını belirleyen bir envanteri yok. Kaç TIR şoförünün, servis minibüsçüsünün, otobüsün, taksinin kontak kapattığını, kaç şoförün işsiz kaldığına dair de bir envanter Saray hükümetinin elinde yok. Hal böyle olunca bu 1000 liralık yardımlar nereye gidiyor?”

Milli Dayanışma Kampanyası kapsamında toplanan paraları anımsatan Altay, iki hafta önce hükümete 10 başlık halinde kaynak tavsiyesinde bulunduğunu ancak hükümetten bir ses çıkmadığını savundu. Altay, önerdiklerinden altı başlıktaki kaynağın toplamının 162 milyar lira olduğunu anlatan Altay, “Milletten 10 lira, 5 lira toplayacağım diye uğraşma. Al sana 162 milyar lira. Herkese yeter. Bunları yapmıyorsun varsa yoksa CHP. CHP kadar başına taş düşsün.” dedi.

“Bu krizi, 83 milyon hep birlikte aşacağız”

Bu krizin, bir kişinin ya da devletin çözeceği bir kriz olmadığını, krizi aşacaksa milletin aşacağını dile getiren Altay, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu krizi AK Parti’ye, CHP’ye oy verenler aşmayacak. Bu krizi, 83 milyon hep birlikte aşacağız. Bunun üç tane yolu var. Birincisi, kamuoyuna ve Meclis’e objektif bilgi paylaşımını gerçekleştirin. Ne olduğunu bilmiyoruz. Sayın Bakanın iyi niyetleri için tekrar teşekkür ediyorum. Rakamlarla ilgili milletin kafasında kuşku var. İkincisi, Sayın Erdoğan, bu kriz bitene ve koronavirüsle mücadele tamamlanıncaya kadar yakandan değil, kafandan AK Parti rozetini çıkaracaksın. Üçüncüsü, Erdoğan, Sağlık Bakanı’nı dinleyecek, Sağlık Bakanı da Bilim Kurulunu dinleyecek. Şimdi biraz ters oluyor. Bilim Kurulu, Sağlık Bakanı’nı dinliyor, Sağlık Bakanı da Erdoğan’ı dinliyor. Yanlış buradan başlıyor. Sadece bu üç şeyi yapalım biz bu krizi minimum hasar ve kayıpla atlatırız.

Hesapladım. Erdoğan’a güvenmeyen, biat etmeyen, onu kimi uygulamalarında eleştiren 83 milyon insan içinde 50 milyon insan var. Bir ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı, ülkenin yarısından fazlasını kendisini eleştirdiği, kendisine müspet bakmadığı, kendisinden müşteki olduğu için ‘terörist’ ilan ederse, bu Türkiye’de tuzun koktuğu, bir büyük belirsizlik sürecinin başladığı yerdir.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın, bütün olanak ve imkanlarını kullanarak, çığlığını duydukları her kapıya koşacaklarının sözünü veren Altay, “Bunları ‘paralellik’ ve ‘teröristlikle’ suçlamak, gerçekten siyasi ahlaktan yoksunluktur. Bunu kabul etmemiz de mümkün değildir. Ayrıca paralellik noktasında AK Parti’nin eline su dökecek bir CHP’li olamaz.” ifadesini kullandı.

“Locadan izleyeceği umudumu koruyorum”

CHP’nin, infaz düzenlemesine ilişkin yasayı ne zaman Anayasa Mahkemesine taşıyacağı sorusu üzerine Altay, yasanın öngördüğü tarih içerisinde şekil ve esas bakımından başvurularını yapacaklarını bildirdi. Altay, hafta sonuna kadar şekil bakımından başvurularının gerçekleşmiş olabileceğini, esas bakımından da çok titiz bir çalışmanın yürütüldüğünü kaydetti.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un, Meclis’te yapılacak olan 23 Nisan özel oturumuna ilişkin bazı açıklamalarına yönelik değerlendirmesinin sorulması üzerine Altay, “Sayın Şentop’un, Recep Tayyip Erdoğan’ın sağlığını düşünme konusunda herkesle birlikte bir yarış içinde olduğunu görüyorum. Bunu saygıyla ve anlayışla da karşılıyorum ama TBMM’nin bugünkü başkanı sıfatıyla Sayın Şentop’un, TBMM’nin kuruluşunun 100. yıl dönümünde yapılacak özel oturumu yumuşatması, düşük profilli yapma anlayışının kamuoyu ve CHP nezdinde kabul görmediğini söylemem gerekir.” dedi.

TBMM Genel Kurulunun 23 Nisan’daki özel oturumunda, sosyal mesafeyi koruyarak bir düzen oluşturacaklarını dile getiren Altay, “Sayın Cumhurbaşkanı, helikoptere binip Başakşehir semalarında tur atabiliyorsa, Meclis’te Cumhurbaşkanımıza ayrılan locamız daha sosyal mesafeye uygun, steril, güzeldir. Ben, Sayın Cumhurbaşkanı’nın da 23 Nisan özel oturumuna her zamanki gibi gelip, Cumhurbaşkanlığı makamına ayrılan özel, korunaklı, steril, hijyenik locadan izleyeceği umudumu koruyorum.” diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Altay, gündemi değerlendirdi

TBMM (AA) – CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, "Virüsün Türkiye'de bu kadar şiddetli şekilde yayılmasının altında maalesef umreden dönen bu vatandaşlarımızın dahli var. Resmi rakamlara göre Isparta'da 268 vaka var, bunun 245'i umreden dönenler. Bu 81 vilayet için de aynıdır." dedi.

Altay, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Bu dönemde birlik olmayacağız da ne zaman olacağız?" cümlesine kendisinin de katıldığını, bu cümlenin altına kendisinin de imza atacağını söyledi. Bunun tek koşulunun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özellikle salgınla mücadele döneminde AK Parti rozetini kafasından çıkarması olduğunu ifade eden Altay, o zaman birliğin örnek şekilde sağlanacağını dile getirdi.

"Cumhurbaşkanı kafasıyla olaylara ve insanlara bakarsan birlik de olur, dirlik de olur, huzur da olur" diyen Altay, şunları söyledi:

"Zor bir dönemden geçiyoruz ve ülkede siyasi partilerin bir araya gelmesi lazım. Burada siyasi partileri bir araya getirecek partiler üstü bir mekanizma lazım. Bunun karşılığı tüm ülkelerde cumhurbaşkanıdır. Ama parti rozetinle o eşgüdümü, o koordinasyonu sağlayamazsın. Temelli çıkar demiyoruz, özellikle şu korona döneminde, milletçe seferber olduğumuz şu bela karşısında rica ediyorum parti rozetinizi bir kenara koyun. Siz AK Parti penceresinden diğer siyasi partilere bakarsanız maalesef bu birliği sağlayamayız. Gelin bu millete bir iyilik yapın ve korona ile mücadele bitene kadar AK Parti rozetini çıkarın."

Altay, koronavirüsle mücadelede dün itibarıyla 277 kişinin yaşamını yitirdiğini, 601 sağlık personelinin de salgına yakalandığını ve üç kıymetli bilim adamının hayatını kaybettiğini anımsattı.

Türkiye'nin, dünyanın en stratejik noktasında bulunduğunu ve bu virüsün de geleceğinin çok belli olduğunu ifade eden Altay, şöyle devam etti:

"Kitlesel bir risk geliyorum dedi ama biz bunu görmedik. 25 bin umreye giden vatandaşımızın 13 bini kontrolsüz şekilde giriş yaptı ve bizdeki rakamlara göre 12 bin vatandaşımız kısmen kontrol edilebildi. AK Parti Isparta milletvekili de bunu itiraf etti. Yani bu virüsün Türkiye'de bu kadar şiddetli şekilde yayılmasının altında maalesef umreden dönen bu vatandaşlarımızın dahli var. Resmi rakamlara göre Isparta'da 268 vaka var, bunun 245'i umreden dönenler. Bu 81 vilayet için de aynıdır. Biz buradan yola çıkarak Sağlık Bakanını, Cumhurbaşkanını dövecek değiliz ama orta yerde kitlesel bir riski görmemek var. Sayın Bakan'ın iyi niyetini asla sorgulamam ama şunu sorgularım, Diyanet yetkilileri uçak Türkiye'ye inmeden vatandaşlara ateş düşürücü vererek kontrol noktasındaki olası riskleri gizlemişlerdir. Bu işgüzarlığa bakın. Diyanetin, Cumhurbaşkanının arzu, hırs ve heveslerine dini gerekçe yaratmaktan başka bir hayırlı işini ben görmedim. Herhalde bir ülkede 'Allah'tan kork' denecek son kişi Diyanet İşleri Başkanı olur ama sen bir siyasi parti genel başkanının keyfine göre fetvalar vermeye başlarsan ben de Diyanet İşleri Başkanı'na 'Allah'tan kork.' derim.

İnandığımız, güvendiğimiz bir Bilim Kurulu var. Sağlık Bakanı evde tutulması mecburi olan yaş sınırını 65'den 60'a revize etti. Bilim kurulu bunu 60'a revize ettiyse bunun acilen açıklanması gerekmez miydi? Cumhurbaşkanından şunu da talep ediyorum, yürütme yetkisini kullanarak yasak ve tedbirlerinizi alırken Bilim Kurulu kararlarına eksiksiz riayet etmek zorundasınız. Sağlık Bakanı Bilim Kurulunu, Cumhurbaşkanı da Sağlık Bakanını dinlerse inanın yaşadığımız süreç daha rahat atlatılır. İnanın toplum bu kadar büyük strese sürüklenmez. Salgın karşısında tek reçetemiz akıl ve bilimdir. Siyasi değerlendirmenin bu mücadelede yeri yoktur, olamaz. Sayın Cumhurbaşkanı meseleye böyle bakmalısınız. Cumhurbaşkanı olarak rehberin, AK Parti parti programın değil, Bilim Kuruludur. Türkiye'yi esenliğe çıkaracak formül de budur."

Engin Altay, sokağa çıkmamada gönüllülüğün uygulanamaz hale geldiğini söyledi. Tüm parti genel başkanlarının da "Sokağa çıkmayın." şeklinde çağrıda bulunduğunun altını çizen Altay, buna rağmen sokakların yeniden yoğunlaşmaya başladığını dile getirdi. Altay, bu konuda gereken tedbirlerin mutlaka alınması gerektiğine işaret etti.

Engin Altay, belediyelerin yardım bağışı toplamasının engellenmesini de eleştirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, kurmaylarınca yanlış bilgilendirildiğini düşündüğünü vurgulayan Altay, şöyle konuştu:

"Sayın Cumhurbaşkanı, anayasanın ilgili maddelerini kendiniz okuduğunuz takdirde bu tartışma bitecektir. Bir Cumhurbaşkanının işi toplumu germek, ayrıştırmak değildir. Türkiye'de anayasal bir düzen vardır ve Anayasanın 127. maddesi yerel yönetimleri tanımlamış, görevleriyle ilgili de ipuçları vermiştir. 2860 sayılı yardım toplama kanunu, belediye başkanlarımızın insanlarımıza yardım ulaştırılmasına, istasyon görevi üstlenmesine engel değil, bilakis teşviktir. CHP'li belediyeler, yardım talebinde bulunan her eve elleri kolları dolu, güler yüzlü bir şekilde ulaşacaktır. Bunun güveni içinde evlerinde otursunlar. Bulunduğunuz birimlere ulaşamazsanız CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu başta olmak üzere tüm milletvekillerimizi arayın. Belediyelerimiz sizin çığlığınıza kulak verecek ve taleplerinizi karşılayacaktır.

İçişleri Bakanı 'Devletin bu işe nefesi yeter, belediyelerin yetmez.' diyor. Sayın Bakan, içini boşalttığınız, kasasını tam takır ettiğiniz devletin nefesi bu işe yetmez. Yetmediği için de zaten Tayyip Bey, 'Biz Bize Yeteriz' diye kampanya başlatmış. Devleti devlet yapan veren el olmasıdır. Devlet, alan el olmaz. Böyle dönemlerde yardım kampanyaları yapılmaz mı, elbette yapılır ama böyle dönemlerde devlet haraç toplamaz. Bu mücadeleyi devlet ya da belediyeler kazanmayacak. Bu mücadelenin kazananı millet olacak. Millettir devleti devlet yapan. Devlet bir mekanizmadır. 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.' lafı bunun için söylenmiştir.

– "Kim samimi, kim değil bunu görmek istiyoruz"

Engin Altay, TBMM Başkanlığına bir kanun teklifi vereceğini, teklif ile Cumhurbaşkanlığınca başlatılan kampanyaya katılan şirketlerin bağışlarının koronavirüse mahsus olmak üzere yaptıkları bağışların vergi matrahından düşülmemesini hedeflediklerini söyledi.

Koronavirüs tehdidinden dolayı şirketlerin yaptığı bağışların vergiden düşülmesinin iptaline yönelik bir kanun teklifi vereceklerinin altını çizen Altay, "Hani İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un, 'Milli Dayanışma Kampanyası'na' yönelik 'Gönüllülük esastır.' sözlerine istinaden kim samimi, kim değil bunu görmek istiyoruz. Böylesine zor bir günde insanlar 'Nasıl olsa vergi matrahından düşeceğim', 'Ha maliyeye vermişim ha kampanyaya vermişim' mantığıyla mı yoksa bir yardımlaşma, dayanışma anlayışı için de mi para veriyor, bunu görmek istiyoruz. Şu kadar ver demiyoruz, gücün kadar ver. Zorunlu bağış olmaz." diye konuştu.

Altay, Türkiye'nin İtalya ve İspanya'ya yönelik yaptığı yardımlarda kolilerin üzerinde Cumhurbaşkanlığı Forsu'nun yer almasını da eleştirdi. Engin Altay, 83 milyonluk Türkiye'nin Avrupa ülkelerine yardım göndermesinin övünülecek bir durum olduğunu, bu faaliyetin Türkiye'nin itibarı noktasında önemli olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"İtalya ve İspanya'ya yardım gönderilmesi bu ülkenin bir ferdi olarak benim de içimi okşamıştır. Hani Cumhurbaşkanı dün devlet içinde devlet arıyordu ya bunun örneği gazetelerde yer aldı. Devleti Türk Bayrağı temsil eder. Üstelik şanlı bayrağımızın Cumhurbaşkanı forsu ile birlikte olanı vardır. Kolilere yapıştırılan Cumhurbaşkanlığı Forsu'dur devlet içinde devlet olan. Üzerinde Türkiye Cumhurbaşkanı yazıyor, bir resmi eksik. Belediyelerimiz devlet içinde devlet değildir. Yerinde devlettir, yerel yönetimdir. Onlara anayasa ve kanunlarla verilmiş görevler vardır. Belediyelerimiz sana rağmen bunu yapmaya devam edecektir. Devlet içinde devlet mantığı kimde var diye bakarsa aziz vatandaşlarımız bu kolilerin üzerinde görebilirler. Ben İtalya'ya giden kolilerin üzerinde Türkiye Cumhuriyeti'nin al bayrağı olsun isterim. Erdoğan dünyaya caka satsın diye insanlar 'Biz Bize Yeteriz'e zorla para vermek zorunda değil. Bunları yıkıcı bir mantıkla itiraz ediyor değilim. Avrupa'da bu forsu kaç kişi bilir ama Türk bayrağını herkes bilir."

Altay, dün bazı kurumlarca yürütülen bağış kampanyasına yönelik eleştirilerini tekrarladı. Hak-İş'in de diğer kurumlar gibi kampanyaya katıldığını ve 1 milyon lira bağış yaptığını duyurduğunu belirten Altay, şunları kaydetti:

"Hak-İş, bir işçi sendikası. Senin üyen işinden olmuş, yüzbinlerce insan şu an iş kaygısı yaşıyor. İnsanlar hükümetin ödediği 1000 lirayı alabilmek için kuyruğa girmiş. Bunlar işini kaybeden işçiler. Sen işçiden kestiğin aidatı Cumhurbaşkanın cakasına renk katmak için Cumhurbaşkanına göndereceğine işçine iade et. O zaten işçinin parası, bu çok ayıp. Bunu kabul etmemiz mümkün değil."

CHP Grup Başkanvekili Altay, infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifini değerlendirdi:

TBMM (AA) – CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, "Cezaevindeki insan sayısının 6 kat artması yürütmenin yanlış uygulamalarının yanı sıra yine yürütmenin vesayetindeki yargının tartışmalı kararlarının sonucudur." dedi.

Altay, CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun ile Mecliste düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin gündeminde bir taraftan salgınla mücadele öte yanda da infaz indirimini içeren kanun teklifinin olduğunu söyledi.

Cezaevinde gayri insani durumda bulunan tutuklu ve hükümlüler ile evlerinden çıkmayan yakınlarının Meclisten güzel haberler beklediğini ifade eden Altay, şunları belirtti.

"Beklenti yüksek, umarım beklenti kamu vicdanını kanatmayacak şekilde karşılanır. 2002 Türkiye'sinde cezaevlerinde sadece 57 bin tutuklu ve hükümlü vardı bugün 300 bin insan var. FETÖ darbesinden dolayı sayı böylesine şişti zannedilmesin. FETÖ darbesinden ve diğer terör örgütlerinden kaynaklı cezaevlerinde bulunan insanların sayısı yaklaşık 40 bin. Diğerleri yanlış yönetimlerin kurbanı olarak cezaevlerinde bulunuyor."

Altay, olağanüstü dönemler sonrasında uygulanan olağanüstü hukukun, peşinden hep af tartışmalarını getirdiğini ileri sürerek, bugün de af konusunun tartışıldığını belirtti.

Demokrasinin sorunsuz çalışması halinde Türkiye'nin af tartışmalarını konuşmayacağını ileri süren Altay, şu değerlendirmede bulundu:

"Cezaevlerindeki 57 bin rakamının 300 bine çıkması şunun da neticesidir; AK Parti uygulamaları suç ve suçlu üretmiştir. Cezaevindeki insan sayısının 6 kat artması yürütmenin yanlış uygulamalarının yanı sıra yine yürütmenin vesayetindeki yargının tartışmalı kararlarının sonucudur.

CHP'nin yaklaşımı eşitlik üzerinedir, infaz adaleti üzerinedir. Kamu vicdanını kanatmayan ve bu kapsamda adaleti sağlayan bir yaklaşım bekliyoruz. Şu anda arkadaşlarımızla birlikte 70 maddelik teklifi inceliyoruz. Elbette askerimize, polisimize, vatandaşımıza kurşun sıkan, bombalayan, mayınlayan, eline silah almış hiç kimsenin affedilmesini bu yönüyle doğru bulmayız. Aynı şekilde, kadına ve çocuğa cinsel tacizde bulunan insanların affedilmesi de kamu vicdanını kanatır. Elbette gençlerimizi zehirleyen uyuşturucu baronlarının affedilmesine de kamu vicdanı sıcak bakmaz. Bunları biliyoruz. Ama burada tablo şu; konuşmak mı suç, adam öldürmek mi suç? Vallahi de billahi de AK Parti'ye göre konuşmak daha büyük suç. Gelen teklif bu. Konuşanlar, düşüncesini ifade edenler içeride kalsın, dolandırıcılar, çıkar amaçlı suç örgütü kuranlar dışarı çıksın. Gelen teklifin kabaca mahiyeti bu. Bu cezaevleri niye doldu, bu cezaevlerinin bu kadar dolmasına sebep olan politikalar neden gözden geçirilmiyor?"

– "Teklifin kamu vicdanını kanatmayacak bir hale getirilmesi için elimizden geleni yapacağız"

Engin Altay, insan haklarının birinci şartının yaşam hakkı olduğunu, cezaevinde bulunan insanın yaşam hakkının devletin teminatı altında bulunduğunu söyledi.

Cezaevlerinde, 20 kişinin kalabileceği koğuşlarda 60-70'inin bir arada tutulduğunu ileri süren Altay, "Mantık, 'Ben biraz seyrelteyim.' Cezaevlerinin tümünü boşaltsanız bu politikalar devam ettiği sürece iki yıl sonra cezaevlerinde bu kadar insanı yine buluruz." dedi.

İnfaz düzenlemesi teklifinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve onun politikalarına karşı olan herkesin 5 ay cezaevinde yatmasını teminat altına alan bir teklif olduğunu iddia eden Altay, bunun kabul edilebilir bir durum olmadığını ifade etti.

Altay, "Demokrasiyi önceleyen bir teklifin tesisi lazım. 'Korona değil senin sistemin beni öldürür' diyen tır şoförünün hakim önünü çıkarıldığı bir sistemde af çözüm olmaz. Önce kafayı değiştireceksin. Yargıyı sopa olarak kullanmayan, insan haklarını, demokrasiyi önceleyen bir yönetimin bir an önce tesisi lazım. Teklifin kamu vicdanını kanatmayacak bir hale getirilmesi için elimizden geleni yapacağız." dedi.

Altay, Diyanet İşleri Başkanlığının, kamuoyundaki saygınlığına halel getirecek işleri yapmaya devam ettiğini öne sürdü.

Diyanet İşleri Başkanının, Cumhurbaşkanının arzusuna göre dini gerekçe ve dayanak yaratamayacağını belirten Altay, "Sayın Başkan, Cumhurbaşkanının her basın toplantısında ifade ettiği hususlara, dini gerekçe ve dayanak yaratmak için orada değilsin. Bundan vazgeç. Diyanet, Türkiye'nin en önemli kurumudur ama Diyanet İşleri Başkanımız bugünlerde adeta Erdoğan'ın sözcüsü gibi çalışmaktadır. Diyanet İşleri Başkanımızla da Diyanet İşleri çalışanlarıyla da fikri çatışmaya girmek arzu ettiğimiz en son şeydir ama sayın başkanın tutumu kamuoyunu rahatsız etmektedir." ifadelerini kullandı.

Altay, "Bize Bize Yeteriz Türkiyem" bağış kampanyasına zorunlu katılım uygulandığını iddia etti.

Gönüllü bağış kampanyasının, genelgelerle "zorunlu bağış"a döndüğünü ileri süren Altay, "Bunun adı korona vergisidir. Kamuda çalışanlara genelge yollayıp bu işi götürmek en hafif tabiriyle ayıptır. İtalya'ya gönderilen yardım kolilerini gördük ve aklıma 'Sultanahmet'te dilenir, Ayasofya'da sadaka dağıtır.' özdeyişi geldi.

Bunu şunun için söylüyorum, Adıyaman Milli Eğitim Müdürü, 'Paraları toplayın, ilgili hesap numaralarına yatırıldığına dair banka dekontunun müdürlüğümüze gönderilmesi hususunu rica ederim.' diyor. Milli eğitim müdürünün yaptığı eşkıyalıktır, yalakalıktır. Bununla bitse iyi Yargıtayımız da boş durmamış. Tetkik hakimleri için alt sınırı 1000 lira olmak üzere, personel için de alt sınırı 100 lira olmak üzere yardım talimatı vermiş. Yargıtaya laf söylesek cezaevine gireriz. Yargıtay Başkanı, nedir bu kardeşim nedir? Bunun adı da kepazeliktir. BOTAŞ da kapsam dışı personelden 200, kapsam içi personelden 400 istiyor, bunun adı da haraçtır." diye konuştu.

– "Belediyelerimiz de çözüm üretmek istiyor"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun da belediyelerin, vatandaşın yaptığı bağışları alamama sorunu ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

Belediyelerin, vatandaşın hizmetlerini yürüten en temel birimler olduğunun altını çizen Torun, "Belediyeler şehri emindir. Bu süreçte de çok önemli görevlerde bulundular. Bu salgının yayılmaması için birçok yatırımda bulundular, tüm kamu alanlarını steril hale getirdiler. Süreç içerisinde bu çalışmalar görününce vatandaşın bağış için talebi oldu. Burada ne var? Bunu yaparken de belediyelerimiz yasal yetkisini kullanarak bu bağışları kabul etti. İlgili kanuna göre bu durum açıkça tarif edilmiştir. Bu bağışlar belediye bütçesine alınacak ve ihtiyaç sahiplerine iletilecek. Hepsi denetim altında." ifadesini kullandı.

Belediyelerin de çözüm üretmek istediğini dile getiren Seyit, "Burada ayrışmanın zamanı değil. 'Evde kal' diyoruz ama bunun bir bedeli var. O insanların ihtiyaçlarını gidermemiz lazım. Toplumda birçok kişi evlerinde mağdur. Bu mağduriyetin giderilmesi hepimizin görevi. Vatandaşın kendi iradesiyle yaptığı bu bağışları engellemeyin. Aksi halde vatandaş mağdur olur bu da doğru olmaz." açıklamasında bulundu.

CHP'li Altay, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkan Lagodinsky ile görüştü

TBMM (AA) – CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Sergey Lagodinsky ve beraberindeki heyetle bir araya geldi.

Altay, TBMM'deki CHP Grup Yönetim Toplantı Salonunda gerçekleşen görüşmede yaptığı konuşmada, 1963 doğumlu olduğunu belirterek, "Türkiye ile AB 1963'te masaya oturdu. Bitirelim artık bu işi." dedi.

Lagodinsky ise Türkiye'yi Avrupa'nın bir parçası olarak gördüğünü ifade ederek, "Umuyorum ki biz, ortak Avrupa projesi hakkında on yıllar boyunca daha konuşmaya devam etmeyiz." diye konuştu.

Altay ve Lagodinsky görüşmesi, daha sonra basın kapalı devam etti.