Erozyon

“Türkiye erozyonla mücadelede lider”

ANKARA (AA) – Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye'nin erozyonla mücadelede lider ülke konumunda bulunduğunu belirterek, "Yılda ortalama 500 milyon ton olan toprak kaybını, yaptığımız çalışmalar sayesinde 154 milyon ton seviyesine düşürdük. 2023 hedefimiz bu rakamı 130 milyon tonun altına kadar azaltmak." dedi.

Pakdemirli, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) "2018 Yılı En'leri Ödül Töreni"nde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin dünyada orman varlığını artıran nadir ülkelerden olduğunu söyledi.

Ülkenin orman varlığını 2002'den bu yana 1,8 milyon artırıp 22,6 milyon hektara çıkardıklarını ve toprakların yüzde 29'unu ormanlarla süslediklerini dile getiren Pakdemirli, "2023'te, 23,4 milyon hektar orman alanıyla ülke topraklarının yüzde 30'unun orman olması hedefinin fazlasıyla gerçekleştirileceğine inanıyoruz. Erozyonla mücadelede lider ülkeyiz. Yılda ortalama 500 milyon ton olan toprak kaybını, yaptığımız çalışmalar sayesinde 154 milyon ton seviyesine düşürdük. 2023 hedefimiz bu rakamı 130 milyon tonun altına kadar azaltmak." diye konuştu.

Türkiye'nin, ağaçlandırmadan biyoçeşitliliğin korunmasına kadar pek çok konuda dünyaya örnek olduğunu kaydeden Pakdemirli, "Şehir içi veya çevresinde yaşayan vatandaşlarımızın doğayla baş başa kalmalarını sağlamak, özellikle çocuk ve gençlerimize orman sevgisi ve bilinci kazandırmak amacıyla bugüne kadar 137 şehir ormanı kurduk." ifadelerini kullandı.

TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Yunus Kılıç da Türkiye'nin orman sermayesinin her geçen gün arttığına dikkati çekerek, buna katkı sağlayanların ödüllendiriliyor olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey ise başarılı olan ve fedakarca çalışarak vazifesini en iyi şekilde yerine getiren, üreten, gayret eden personelin ödüllendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Dünyada hızlı bir değişim yaşandığını belirten Karacabey, "2023 yılında ormanlarımızdan optimum seviyede faydalanarak sektör bazında 23 milyar dolar ihracat hedefine ulaşmak için gayret edip çalışacağız." dedi.

Konuşmaların ardından, firma temsilcileri ve OGM personellerine ödülleri takdim edildi.

“Her Dem Toprak İçin” projesi 2020'ye kadar sürecek

İSTANBUL (AA) – Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma (TEMA) Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, "Her Dem Toprak İçin" projesini 2 yıl daha devam ettireceklerini belirterek, "Bu yeni dönemde ise önceliğimizi sürdürülebilir çay tarımı için doğru toprak yönetimi teknik ve uygulamalarının gösterilmesine ve yaygınlaştırılmasına veriyoruz." dedi.

Ataç, TEMA Vakfı ve Doğuş Çay iş birliğiyle sürdürülebilir çay tarımının temelini oluşturan toprak sağlığının korunmasına yönelik 2016'da Rize'de başlatılan, "Her Dem Toprak İçin" projesi bilgilendirme toplantısında, Türkiye'de çayın sürdürülebilir üretiminin önündeki en büyük engelin çay bahçelerinde kullanılan kimyasal gübrelerden kaynaklı toprak bozulumu ve toprağın aşırı asitlenmesi olduğunu belirtti.

Türkiye'de 1960'lı yıllarda bahçelerin yüzde 89'unun çay bitkisi için uygun asitlik derecesindeyken, 1970'li yıllardan itibaren yaygınlaşan kimyasal gübre kullanımı nedeniyle 2011'de bu rakamın yüzde 14'e gerilediğini aktaran Ataç, asitleşme arttıkça topraktaki bitkinin besin elementlerinden yeterince yararlanamadığını ve verimliliğin azaldığının altını çizdi.

Bu durum karşısında üreticinin daha fazla gübre kullanmaya başladığını ve tahribatın kısır bir döngüye girdiğini anlatan Ataç, "Toprak yoksa çay da yok' diyerek, konuya çözüm getirmek başlattığımız 'Her Dem Toprak İçin' projesi kapsamında, ilk 2 yıl boyunca, üretici ve bölge paydaşları nezdinde kimyasal gübrenin toprağa verdiği tahribat konusunda bir farkındalık programı başlattık. Üreticilerin asitlik yaratan kimyasal gübre kullanımını azaltmayı hedefledik. Rize'deki çay üreticisine ve sosyal çevrelerini oluşturan öğretmen, din adamı, muhtar, kadın, öğrenci gibi toplumun farklı kesimlerinden 10 bin kişiye eğitim verdik." diye konuştu.

-"Önceliğimiz sürdürülebilir çay tarımı için doğru toprak yönetimi"

Ataç, projeyi bölgenin ihtiyaçlarına cevap vermek için 2020 yılına kadar uzattıklarını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Her Dem Toprak İçin" projesini 2 yıl daha devam ettireceğiz. Bu yeni dönemde ise önceliğimizi sürdürülebilir çay tarımı için doğru toprak yönetimi teknik ve uygulamalarının gösterilmesine ve yaygınlaştırılmasına veriyoruz. Üreticilere yüz yüze eğitim vermeye devam ediyor, ayrıca uygulamaları yerinde görüp deneyimleyebilmeleri için örnek çay bahçeleri kuruyoruz. Üreticiler örnek bahçelerde çapalama, tarım kireci, çay atıklarından kompost uygulaması gibi uygulama metotlarını görüyor. Budama tekniklerinin olumlu etkisini gözlemliyor. Projenin bu döneminde iki örnek bahçeyi hayata geçirdik."

Rize'de örnek bahçe sayısını 6'ya çıkaracaklarının altını çizen Ataç, toprağın yanında çay bitkisinin kalitesine de önem verdiklerini, üstün nitelikli çay bitkisi klonlarından bir çeşit bahçesi oluşturup, verimli çay bitkisi türlerini üreterek yaygınlaştırmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.

– "Çayın ilelebet yetişmesi hem hayalimiz hem de sorumluluğumuz"

Doğuş Çay Yönetim Kurulu Üyesi Harika Karahan Baltalı, çay tutkularının bölgedeki çay tarımının sürdürülebilirliği konusunda ellerini taşın altına koymalarını sağladığını dile getirdi.

Çayın Türkiye ekonomisinde, tarımında ve bölge insanının hayatında çok önemli bir yere sahip olduğuna dikkati çeken Baltalı, Türkiye'nin dünyada çay tüketiminde birinci, çay üretiminde ise beşinci sırada olduğunu aktardı.

Rize'nin doğal zenginliği ve en önemli geçim kaynağı olan çayın, en iyi şartlarda yetiştirilmesi, aynı lezzet ve kalitede üretilebilmesi için bilinçlendirmenin ve sürdürülebilir tarımın önemini anlatmanın zorunlu hale geldiğini ifade eden Baltalı, şunları kaydetti:

"Doğduğumuz topraklarda çayın ilelebet yetişmesi hem hayalimiz hem de sorumluluğumuz. Bu proje, Doğuş Çay olarak bölgeye duyduğumuz hassasiyetin de bir yansıması. 3 yıldır süren projemizin merkezinde çay üreticileri yer aldı. Biz bu üreticilerin her birini birer 'mikro aile işletmesi' olarak tanımlıyoruz. Proje süresince, üreticilere özel olarak kurgulanan bir eğitim programı uygulandı. TEMA vakfı tarafından hazırlanan eğitim programlarında çay bitkisinin ekolojisine uygun toprak koşulları, bitki besleme, gübreleme, budama, hasat ve toprak yönetimi konuları yer aldı. Devam eden üretici eğitimlerinin yanı sıra, örnek bahçelerde uygulamalara başlandı. Geçen 3 yıl boyunca olduğu gibi bu yıl ve önümüzdeki dönemde de hız kesmeden projemize devam edeceğiz."

TEMA Ankara Temsilcisi Özer: Türkiye yılda 750 milyon ton toprak kaybediyor

ANKARA – ENES DURAN

TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer, AA muhabirine, “5 Aralık Dünya Toprak Günü” dolayısıyla değerlendirmede bulundu.

Dünyada uygarlıkların Nil, Ganj, Fırat ve Dicle gibi nehir havzalarında kurulduğunu, bu nedenle uygarlıkla suyun ayrı düşünülemeyeceğini ifade eden Özer, söz konusu uygarlıkların enerji kaynağı olarak da ormanları kullandığını söyledi.

Özer, diğer önemli havzalarda olduğu gibi Anadolu topraklarının da milyonlarca insana kucak açtığını ve yaşam olanağı sunduğunu belirterek, süreç içinde Anadolu topraklarındaki su ve toprağın yanlış kullandığını ve bu nedenle sayısız uygarlığın yok olduğunu dile getirdi.

Anadolu’nun 10 bin yıl önce yüzde 72’sinin ormanlarla kaplı olduğunu, bugün ise sadece yüzde 25’inin orman olduğunu aktaran Özer, “Söz konusu yüzde 25’in de yarısı çok kötü durumda. Yine Anadolu’nun yüzde 6’sı sulak alanlar ve göllerle kaplıydı. Bugün sadece yüzde 1 alan sulak. Yanlış hayvancılık ve yayılmacı alan kullanımından dolayı meralarımızı da kaybediyoruz.” diye konuştu.

“Kayıpların tek nedeni erozyon değil”

Özer, Türkiye’nin dünyanın sadece yüzde birinin yarısı kadar alana sahip olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Bir yılda bütün ülkelerin kaybettiği toprak 23-24 milyar ton, Türkiye’nin kaybettiği toprak ise 750 milyon ton civarında. Türkiye’deki toprak kayıplarında topoğrafyanın, dağlık bir ülke olmasının, farklı iklimlere sahip olmasının çok önemli etkileri var ama bu durum hep vardı. Erozyonun yüksek olmasının nedenini yanlış arazi kullanımında, uygulanan yanlış tarım tekniklerinde ve insanlarımızın diğer faaliyetlerinde aramak zorundayız.”

Toprak kayıplarının tek nedeninin erozyon olmadığını, tuzlulaşmadan asitleşmeye, organik madde kayıplarından verimli toprakların yerleşim ve sanayileşmeye açılmasına kadar çok yönlü tehditlerin kayıplara yol açtığına işaret eden Özer, bu toprakların yüzlerce, binlerce yıl daha kullanılması ve yaşam üretmesi gerektiğini anlattı.

Özer, Türkiye’nin orman arazilerinden yüzde 54’ünün, meralarından yüzde 64’ünün ve tarım arazilerinden yüzde 58’inin erozyon tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bildirdi.

Yanlış arazi kullanımı ve tarım tekniklerindeki hatalar nedeniyle erozyonda artış meydana geldiğini vurgulayan Özer, “Topraklarımız, kalitesini artıran en önemli unsur olan organik madde içeriğini kaybediyor. Herhangi bir tarımsal üretim için, toprağın sürdürülebilirliğini sağlamak yolunda yüzde 3’ün altına düşmemesi gereken organik madde miktarı ülkemiz topraklarının yüzde 85’inde bu oranın altındadır. Organik madde toprak korumanın ilk ve temel şartlarından biridir.” değerlendirmesinde bulundu.

TEMA, geliştirdiği 250 projeyle erozyonla mücadele ediyor

Özer, TEMA Vakfının, kuruluşundan bu yana sayısı 250’yi bulan projeyle toprağı ve doğal varlıkları koruyarak erozyonla mücadele ettiğini, bu projelerin kırsal kalkınma, koruma, çölleşme, iklim, ağaçlandırma gibi geniş bir yelpazeyi içerdiğini söyledi.

TEMA’nın ağaçlandırma projeleriyle 12 bin 500 hektar alanda 15 milyon fidanı toprakla buluşturulduğuna işaret eden Özer, ağaçlandırma sahalarının tesisi, fidan dikimi, bakımının tamamen Tarım ve Orman Bakanlığının ilgili kuruluşlarınca yapıldığını belirtti.

Özer, projelerdeki asıl amacın, ormansızlaşma konusunda toplum duyarlılığını artırma, sorunun çözümüne halkın dahil edilmesi ve çocuklardan başlamak üzere orman-fidan sevgisinin toplumda yaygınlaştırılması olduğunu kaydetti.