Florence Nightingale

Türkiye'de diyabet hastası 12 milyonun üzerinde

İSTANBUL(AA) – Grup Florence Nightingale Hastanesi tarafından kurulan ve 2 Aralık’tan itibaren başta İstanbul ve Türkiye üzere tüm dünyaya hizmet verecek diyabet merkezi, düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı.

Diyabet merkezi ile ilgili bilgilerin yetkili doktorlarca gazetecilerle paylaşıldığı toplantıda, diyabet hastalığında gelinen son nokta ve tedavi yöntemleri de anlatıldı.

Toplantı kapsamında AA muhabirine açıklamalarda bulunan Yılmaz, diyabetin son yıllarda giderek arttığını kaydederek, bu hastalığın tedavisiyle ilgili her geçen gün yeni gelişmeler elde edildiğini söyledi.

Yılmaz, “Diyabet, ülkemizin en önemli sorunlarından. Ülkemizde 12 milyonun üzerinde diyabetli insan var. 8 milyonun üzerinde resmi rakamlara göre tedavi gören hasta var. Çok hızla yayılıyor.” diye konuştu.

Türkiye’nin, diyabetin en hızlı arttığı bölgelerden olduğunu dile getiren Yılmaz, diyabetin tedavi yöntemlerine ilişkin Türkiye’de uygulanan sistemleri anlattı.

Yılmaz, Türkiye’de çok sayıda diyabet merkezi bulunduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ancak biz, ‘Uluslararası hizmet veren, bizim ülkemize değil bulunduğumuz bölgeye de hizmet veren büyük bir merkez kuralım’ dedik. Merkezin kuruluş amacı budur. Bu merkez artık dünyanın neresinde olursa olsun diyabetli hastaları izleyebilme, kan şekerlerini kontrol altına alabilme özelliklerine ve imkanlarına sahip. Aynı zamanda yapay pankreasın oluşumu ve insülin pompaları konusunda en yeni sistem, teknolojiyle donanmış bir merkez. Aynı zamanda diyabetin organ hasarlarının da en iyi tedavi edildiği bir ünite olarak planlanmış bir merkez.”

“En güncel teknolojiyi en yoğun kullanan merkez olacağız”

Yılmaz, merkezde, diyabetik ayak hastalığının da tedavi edileceğini belirterek, “Diyabetik ayak hastasının kendi hücresinden doku üretimi ve diyabetik ayağın düzeltilmesi tedavisinde uygulaması burada oluyor.” ifadelerini kullandı.

Merkezde, pankreas nakillerine başarıyla imza atıldığını belirterek, 6 ay içerisinde adacık nakli çalışmalarının da merkezde yapılacağını ifade etti.

Yılmaz, merkezin 2 Aralık’ta açılacağını ve grubun 4 hastanesinde hizmet vereceğini kaydederek, “Burada planladığımız; diyabetle ilişkili her şeyi bir merkezde toplamak, hastaya bütünsel hizmet vermek ve hastayı sürekli olarak izlemek. Yani buraya gelen hastayı, git 3 ay sonra yeniden gel gibi kontrol etmek değil, günün her saatinde izlemek. Artık o imkanlarımız var. Onun için güncel ve yeni teknolojiyi en çok ve en yoğun kullanan bir merkez olma iddiasındayız.” dedi.

“Türkiye’deki sağlık hizmet ABD ve çok sayıda ülkeden daha iyi”

Yılmaz, Türkiye’de ortalama tıbbın birçok Avrupa ülkesinden daha iyi olduğunu belirterek, “Ülkemizdeki sağlık hizmeti ABD ve Kanada da dahil olmak üzere çok sayıda ülkeden çok daha iyi. Ülkemizde 600 civarında endokrinolog var. Hepsi birbirinden değerli bilim insanları Türkiye’deki bilimin düzeyi çok rahatlıkla söyleyebilirim Avrupa’daki birçok ülkeden daha üst seviyede.” diye konuştu.

Türkiye’de tedavi sürelerinin ABD ve Avrupa’ya göre daha kısa olduğunu dile getiren Yılmaz, bu ülkelerde muayene olmanın çok önemli bir olay olduğunu bildirdi.

“Karaciğer naklinde başarımız dünya standartlarının üzerinde”

İSTANBUL (AA) – İstanbul Florence Nightingale Hastanesi Karaciğer Nakli Merkezi Direktörü Prof. Dr. Yaman Tokat, Türkiye'nin özellikle canlıdan karaciğer naklinde dünyanın en iyi üç ülkesinden biri olduğunu belirterek, "Karaciğer naklinde başarı oranımız yüzde 85-95 düzeyinde, dünya standartlarının üzerindeyiz." dedi.

İstanbul Florence Nightingale Hastanesi Karaciğer Nakli Merkezi Genel Cerrahi Komite Başkanı da olan Prof. Dr. Tokat, hastane tarafından düzenlenen 3. Uluslararası Karaciğer ve Pankreas Cerrahisi Sempozyumu açılışında, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Beş yıl önce Türk ve Koreli karaciğer cerrahlarının bir araya gelerek International Society of Liver Surgeons ismiyle dernek kurduklarını dile getiren Tokat, bu derneğin iş birliğiyle hayata geçirilen sempozyuma dünyanın 70 ülkesinden saygın karaciğer cerrahının katıldığını söyledi.

Tokat, sempozyum kapsamında canlı olarak dünyada nadir görülen bir karaciğer nakli ameliyatı gerçekleştirdiklerini kaydederek,Türkiye'nin canlı karaciğer naklinde çok iyi olduğunu, bu deneyimlerden faydalanmak ve sempozyuma katkı sunmak için dünyanın her yerinden bilim insanlarının etkinliğe katıldığını anlattı.

Üç gün sürecek toplantının ilk gününde yapılan karaciğer naklinin tüm dünyada izlenebildiğini aktaran Tokat, "Canlı karaciğer naklindeki yenilikleri, robotik ve laporoskopik cerrahiyi, donörlerin nasıl az riske atılacağını, alıcılara nasıl daha faydalı olunabileceğini sempozyumda anlatıyoruz." diye konuştu.

Sempozyum kapsamında karaciğer naklinde ve kanserinde nadir görülen hastalıkları ve problemleri ele alacaklarını dile getiren Tokat, aynı zamanda karaciğerle alakalı tüm tanı ve tedavilerdeki son gelişmelerin konuşulacağını söyledi.

Tokat, "Burada tüm hastalar için büyük bir umut doğuyor. Paylaştığımız bilgiler, yaptığımız araştırmalar önümüzdeki yıllarda hem türk hem de yabancı hastalara faydalı ve umut olacak." ifadelerini kullandı.

Karaciğer naklinde gelinen son noktadan bahseden Tokat, canlıdan karaciğer nakli, minimal invaziv, robotik karaciğer nakli, kullanılmayan karaciğerlerin kullanılır hale gelmesi, küçük karaciğerlerin kullanılabilmesi, iki karaciğer takma, çapraz karaciğer takma gibi nadir görülen operasyonları da ele alacaklarını anlattı.

– "10 hastadan 9'u normal yaşamına devam ediyor"

Tokat, Türkiye'nin bu alanda geldiği son noktaya değinerek, "Türkiye şu anda özellikle canlıdan karaciğer naklinde dünyanın en iyi üç ülkesinden biri. Başarılı karaciğer naklinde öncü bir ekibin olması önemliydi. Hepimiz bu alana gönül vermiş insanlarız. Ayrıca Türkiye'de aile yapısının sağlam, akraba ilişkilerinin kuvvetli olması canlıdan karaciğer naklinin sayısını artırıyor." dedi.

Türkiye'de aile yapısının birlikte yaşamayı sağlamasının zor zamanlarda karaciğeri bağışlamaya teşvik ettiğini dile getiren Tokat, bu durumun batılı ülkelerde fazla görülemediğini söyledi.

Tokat, karaciğer naklinde başarı oranlarının yüzde 85-95 düzeyinde olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Dünya standartlarının üzerindeyiz. Nakil yaptığımız 10 hastadan 9'u normal yaşamına devam ediyor. Türkiye'de yılda bin 400-bin 500 arasında karaciğer nakli yapılıyor. Canlı vericili karaciğer nakli sayısı bin 100 civarında. Canlı vericili karaciğer naklinde 2018'de milyon nüfus başına dünyada üçüncüyüz. Sayı olarak da Hindistan, Güney Kore ve Türkiye aşağı yukarı aynı. O yüzden bilgi ve beceri seviyemiz üst düzeyde."

Tokat, Türkiye'nin ölüden yani kadavradan karaciğer naklinde ise eksiğinin bulunduğunu, bunun sebebinin organ bağışı düzeyinin düşük kalması olduğunu kaydederek, "Burada organ bağışıyla milyon nüfus başına 5 karaciğer çıkıyor. Halbuki gelişmiş ülkelerde milyon nüfus başına 30-40 karaciğer çıkıyor. Bu olursa ihtiyacı karşılarız." dedi.

Kadavradan karaciğer naklinde de çok başarılı olduklarının altını çizen tokat, organ bağışının azlığından yakındı ve bilincin artırılması gerektiğini söyedi.

– "Sağlık turizminde geleceğimiz parlak"

Tokat, yaptıkları canlı nakillerin yüzde 20-25'inin yurt dışından geldiğini belirterek, Balkan ülkeleri, Türki devletler ve Orta Doğu başta olmak üzere Güney Kore'den ABD'ye kadar tüm dünyadan karaciğer nakli için Türkiye'ye gelen hastaların bulunduğunu söyledi.

Turizm sektörünün önemli parçalarından birisinin sağlık turizmi olduğunu dile getiren Tokat, dünyanın her yerine sağlık turizmi ihraç edildiğini bildirdi.

Tokat, Türkiye'nin sağlık turizminde geleceğinin çok parlak olduğunu belirterek, karaciğer naklinde de ülkenin ilk 3 arasında bulunmayı sürdüreceğini, çok başarılı genç kuşağın geldiğini vurguladı.

“Doku bankacılığını Türkiye'ye kazandırmak istiyoruz”

İSTANBUL (AA) – Florence Nightingale Kordon Kanı Bankası, Hücre ve Doku Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Utku Ateş, "Sağlık Bakanlığının da desteğiyle, doku bankacılığını Türkiye'ye kazandırmak istiyoruz. Çünkü, Türkiye'de ihtiyacı olan hastaların çoğu için dokuları yurt dışından tedarik ediyoruz. Biz kendi kendimize yeteriz." dedi.

Prof. Dr. Ateş , İstanbul Üniversitesi Kök Hücre Kulübü'nce (İÜKÖK) üniversitenin Cemil Birsel Konferans Salonunda düzenlenen "4. Kök Hücre ve Uygulama Sempozyumu"nda, "Hücre ve Doku Bankacılığı" başlığını ele aldı.

"Hücre, organ ve doku bağışı, bir insanın insanlığa verebileceği en büyük biyolojik hediye" diyen Ateş, Türkiye'de insanların bağış konusunda çok duyarlı olduğunu ancak doku bankacılığına yönelik alt yapı sisteminin fazla olmadığını söyledi.

Prof. Dr. Ateş, "Sağlık Bakanlığının da desteğiyle, doku bankacılığını Türkiye'ye kazandırmak istiyoruz. Çünkü, Türkiye'de ihtiyacı olan hastaların çoğu için dokuları yurt dışından tedarik ediyoruz. Biz kendi kendimize yeteriz." dedi.

– "Bir insan bir insana en fazla desteği bağış yaparak sağlayabilir"

İnsanlara bağışçı olma konusunda çağrıda bulunan Ateş, bağış kavramlarını daha açıklayıcı programlar, projeler ve Sağlık Bakanlığı aracılığıyla halka sunacaklarının da altını çizerek, şöyle konuştu:

"Özellikle herhangi bir canlıdan bağış söz konusu olabileceği gibi dünyada çok öncü bir şekilde yürüyen kadavradan da bağış söz konusu. Bir insan bir insana en fazla desteği bağış yaparak sağlayabilir. Herhangi bir yerde bu dokulara ihtiyaç olması durumunda alternatifimiz var mı? Evet, var. Hayvan kaynaklı dokular, sentetik dokular, biyosentetik dokular… Ancak hiçbir doku insanın kendi dokusu gibi uyumlu ve hastalığı iyileştirici özellikte değil.

Türkiye'de bakanlıkta mevzuat açısından dünyayla eş zamanlı hatta belki de önünde bir mevzuat çalışması yürütülüyor. Tahmin ediyorum ki bu yıl bununla ilgili bir yasa çıkartılacak. Biz bu işe başladık. En iyi şekilde dünya standardında tüm etik ve deontolojik kurallar çerçevesinde bu işlemleri gerçekleştirip, hastalarımıza kendi kaynaklarımızdan bu hücre ve dokuları sunmaya çalışıyoruz."

– "Kök hücre, birçok hastalığa çare olabilmek için umut ışığıdır"

Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Ahmet Tulga Ulus ise "Kalp Krizi Sonrası Kök Hücre Tedavisi Gerçek Mi?" başlıklı konuşmasında, kök hücrenin tedavi edici etkisine değinerek, bu alanın bilimsel kılavuzlar ile etik değerlere göre takip edilmesi gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Ulus, "Mutlaka, verdiğimiz hücre ne hücresi, özellikleri nedir, canlılığı nedir bilmemiz gerekiyor. Ayrıca bu hastaları iyi takip etmemiz, etik kurullarla birlikte çalışmamız ve bunların sonuçlarını görerek ilerlememiz gerekiyor. Eğer bu şekilde yaparsak, fayda göreceğiz." şeklinde konuştu.

Kök hücre konusunun üzerinde uzun süre çalışılması gerektiğinin altını çizen Ulus, "Kök hücremiz var, bütün hastalıklara çare mi? Hayır. Bugünkü koşullarda her hastalığa çare değil. Ancak birçok hastalığa çare olabilmek için umut ışığıdır." dedi.

Kalp krizinin ardından kendi özel araştırmalarında kök hücre kullandıklarını da anlatan Ulus, "Bunların sonuçlarını önümüzdeki aylarda yayınlayacağız. Olumlu sonuçlarını görüyoruz fakat bu her kök hücre için geçerli değil. Bu bizim kullandığımız özel kök hücreler. Kalple ilgili özel veriliş yöntemleri ve özel takiplerle ortaya çıkan bir konu." ifadelerini kullandı.

– 3 boyutlu bioprinter sayesinde doku basılabilecek

Plastik Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Veli Karaaltın ise "Rejeneratif Tıpta Yeni Adımlar" başlıklı oturumunda, rejeneratif tıbbın son 5 yıldır dünyada adını duyurmaya başladığını ifade etti.

Rejeneratif tıbbın kullanım alanlarına ilişkin örnek veren Karaaltın, şöyle konuştu:

"Diyelim ki, biri karaciğer hastası ve karaciğer nakli adayı. Normalde bir verici bulacak ve o vericinin karaciğeri kendisine nakledilecek. O nakilden sonra da bir hayli ilaç alacak ve bağışılık sisteminin onu reddetmemesi için mücadele edecek. Meşakkatli bir yol. İleride belki de bu rafa kalkacak. Şu an daha işin başlangıcındayız ancak mutlaka o seviyelere gelecek. Şu anda diz eklemiyle ilgili tüm sorunlara diz protezi yapılıyor. Muhtemelen diz protezi tarihe karışacak.

Mamografi alanında yapay zeka devreye girdi. Yapay zekayla kanserli dokuyu teşhis edebiliyorlar. Belki de 15 yıl sonra radyoloji dalına ihtiyaç kalmayacak. 50 yıl sonra dahili dallara ihtiyaç azalacak ve belki de biz cerrahlara çok az ihtiyaç kalacak. Çünkü yapay zekayla, datayla, robotlarla, doku bankaları aracılığıyla, doku mühendisliğiyle, kök hücreyle olay çözülecek."

Doç. Dr. Karaaltın, tıp öğrencilerinin rejeneratif tıp ve gen mühendisliği dallarına yönelmelerine dair tavsiye vererek, "Hipertansiyon ve diyabet gibi bazı hastalıklar belki de daha anne karnındayken önlenecek. Kazayla, travmayla oluşabilecek hasarlarda, sonradan gelişebilecek hastalıklarda sanırım rejeneratif tıp bunların üstesinden gelecek." dedi.

Bir Kore firmasıyla "3 boyutlu bioprinter" projesi üzerinde birliktelik sağladıklarını da anlatan Karaaltın, gelecekte hayata geçirecekleri bu proje sayesinde doku basılabileceğini aktardı.

Sempozyumda, Yeditepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Genetik ve Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fatih Kocabaş da, "Hemoglobinapatiler için Hematopoietik Kök Hücrelerde Gen Düzenleme Stratejilerinin Geliştirilmesi" konusunda görüşlerini aktardı.

Konuşmaların ardından, Elif Şebnem Günaydın Umut Derneğine yapılan kök hücre bağışlarının sertifikaları Prof. Dr. Ateş, Prof. Dr. Ulus, Doç. Dr. Karaaltın ve Dr. Öğr. Üyesi Kocabaş'a takdim edildi.

Ayrıca, Belki De Sensin ve Elif Şebnem Günaydın Umut Derneğince "Kök hücre bağışçılığı nedir?", "Bağışçı olmak için neler yapmak gerekir?" konularının yer verildiği günün son oturumunda, kök hücre bağışçılığının önemine dikkati çekildi.

"Kök Hücre, Ürünler ve Farklılaşmaları", "Mezenkimal Kök Hücrelerin Akut Gruft Versus Host Hastalığında Kullanımı", "Kanserde Tehlikeli Aktörler: Kanser Kök Hücreleri", "Hücresel Tedavinin Dünü, Bugünü, Yarını", "İnflamatuar Hastalıklarda Kök Hücre Uygulamaları", "Öğrencilik Döneminde Yapılabilecekler" gibi konu başlıklarının ele alınacağı sempozyum, yarın sona erecek.