Hak-İş

2019 Dönemi Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Protokolü hükümet ile Hak-İş arasında imzalandı

ANKARA (AA) – Kamu işçisinin 2019-2020 yıllarındaki mali ve sosyal haklarını belirleyen 2019 Dönemi Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Protokolü hükümet ile Hak-İş arasında imzalandı.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ile Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, 2019 Dönemi Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Protokolü görüşmeleri kapsamında Bakanlığın Reşat Moralı Salonu'nda bir araya geldi.

Bakan Selçuk, müzakere sürecini ortak akıl ve katılımcı yönetim ilkeleri ile istişare kültürüne uygun şekilde yürüttüklerini söyledi.

Hak ve talepleri bütüncül bir anlayışla değerlendirip, mali ve sosyal dengeleri korumaya dikkat ettiklerini belirten Selçuk, şöyle konuştu:

"Her zaman çözüm odaklı yaklaşım içinde olduk. Çalışanlarımızın hak ve hukukunu gözetmek bizim için iradenin yanında hem inanç hem ahlak hem de bir demokrasi meselesidir. Kul hakkı, malumunuz, inanç ve değerler dünyamızda çok özel bir yere sahip. Çalışanlarımızın alın terinin hakkını vermeyi önemsiyoruz."

– "Sağduyunun olduğu zeminlerde anlaşma da mümkün oluyor"

Selçuk, emeğe olan saygılarının dün olduğu gibi bugün de kendilerini motive ettiğini ifade ederek, "İşçilerimizi enflasyona ezdirmeme konusundaki kararlı duruşumuzdan, hiçbir zaman geri adım atmadık." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'nin önünde 4 yıllık kesintisiz icraat döneminin bulunduğunu dile getiren Selçuk, şunları kaydetti:

"Devlet, milleti için vardır. Her zaman bu ilkeyle hareket ettik, etmeye de devam ediyoruz. Bunun için attığımız her adımda sosyal tarafların görüşlerini almaya özen gösteriyoruz. Bakanlık olarak gerek kamu işçilerimizin toplu iş sözleşmesi görüşmeleri gerekse de memurlarımızın toplu sözleşme görüşmeleri sürecinde, makul ve gerçekçi bir sonuca ulaşma adına büyük özen gösterdik. Heyet olarak; görüş veren, konuyla ilgisi olan herkesi dinledik, dinliyoruz. Farklı bakış açılarıyla bu işin her türlü muhasebesini yapmaya gayret ediyoruz. Amacımız, sadece alın terinin hakkını vermek ve bu konuda karşılıklı uzlaşıyı sağlamak. Çünkü bu devlet hepimizin. Burada mutlaka kamu bütçesinin imkanları çerçevesinde hareket etmek durumundayız. Anlaşma niyetinin gerçekte var olduğu ve sağduyunun hakim olduğu zeminlerde anlaşma sağlamak da mümkün oluyor. Hepimiz için hem makul hem makbul bir uzlaşıyı sağlamış oluyoruz."

– İlk yıl yüzde 8+4, ikinci yıl 3+3 zam

Bakan Selçuk, çalışanların hakkını vermenin kendileri için bir sorumluluk ve mecburiyet meselesi olduğunu belirterek, imzalanacak sözleşmeyle ilgili şu bilgileri verdi:

"Protokol kapsamında, brüt 3 bin 500 liranın altında ücret alan kamu işçilerimize, brüt ücret 3 bin 500 lirayı aşmayacak şekilde 150 lira iyileştirme yapıyoruz. Kamu işçilerimizin ücretlerine 2019'un ilk altı ayında yüzde 8 oranında, ikinci altı ayında yüzde 4 oranında zam yapılması konusunda uzlaştık. Biliyorsunuz, kamu işçilerimiz ocak ayında yüzde 6,69 oranında bir enflasyon farkı zammını da almışlardı. 2019 yılı için üzerinde uzlaştığımız zamlarla birlikte, yıl geneli toplam ücret zammı yüzde 19'u aşmış durumda. 2020 yılı için ise ilk ve ikinci altı ayda yüzde 3'er oranında ücret artışı gerçekleştireceğiz. Üzerinde uzlaştığımız bu zam oranları enflasyonun altında kalırsa, kamu işçilerimiz enflasyon farkını da almaya devam edecekler."

– "Türkiye'nin gücüne güveniyoruz"

Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan da uzlaşma ve diyalog anlayışı ile masada kalıp sorunları birlikte çözme iradesini çok önemli bulduklarını söyledi.

Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinin uygulamadan kaynaklı zorluklarını yaşadıklarını belirten Arslan, şunları kaydetti:

"En fazla üyeye sahip konfederasyonla toplu sözleşmenin sonuçlandırılması geleneği bu dönemde de devam etti. Bu nedenle biz kendi özgün talep ve beklentilerimizi, örgütlü olduğumuz iş yerlerimizle kaynaklı sıkıntıları ayrıntılı ifade etsek de önümüzde imzalanmış Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Protokolü var. Buna saygı duyuyoruz. Bizim beklentilerimizi karşılamasa da uzlaşmayla ortaya çıkmış bir metin, bu metini biz de genel hükümleriyle kabul ettiğimizi ifade ettik."

Arslan, talepleri karşısında sergilediği anlayışlı tutumdan ötürü Bakan Selçuk'a teşekkür ederek, "Türkiye'nin içerisinde geçtiği zor süreçlerin farkındayız. Türkiye'nin gücüne güveniyoruz." dedi.

Hem taşerondan kadroya geçen işçiler hem de geçici mevsimlik işçilerle ilgili beklentilerinin gerçekleşmesini istediklerini ifade eden Arslan, "Kamu çalışanlarımızın beklentileri çok daha fazla olsa da bu beklentileri azami ölçüde karşılama konusunda hükümetimizin çabalarını, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Bakanımızın çabalarını da takdirle karşılıyoruz." dedi.

Konuşmaların ardından, Türk-İş ile 12 Ağustos'ta imzalanan 2019 Dönemi Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Protokolü hükümet ile Hak-İş arasında da imzalandı.

Protokol, kamudaki yaklaşık 200 bin işçinin 2019-2020 yıllarındaki mali ve sosyal haklarını içeriyor.

Öz Büro iş Sendikası'ndan protesto

İSTANBUL (AA) – Öz Büro İş Sendikası üyeleri, geçen yıl yayımlanan 696 sayılı KHK ile kadroya geçen üyelerinin baskıya maruz kaldığını ve bazı özlük haklarından yoksun bırakıldığını savunarak, bu durumu protesto etti.

Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bir araya gelen Hak-İş'e bağlı Öz Büro İş Sendikası üyeleri, çeşitli slogan attı.

Burada grup adına basın açıklamasını okuyan Öz Büro İŞ Sendikası 1 No'lu Şube Başkanı Temel Yazıcı, 2 Nisan 2018 tarihinde 696 sayılı KHK ile kadroya geçen üyelerinin o tarihten itibaren ekonomik kayıplar yaşadığını savundu.

Hastane gibi insan sağlığını ve yaşamını doğrudan etkileyen hizmet süreçlerinin başarılı olmasının yolunun çalışanların motivasyonu ve performansından geçtiğini dile getiren Yazıcı, bazı idareciler tarafından üyelerine psikolojik baskı yapıldığını öne sürdü.

Yazıcı, 696 sayılı KHK gereği tüm haklarıyla kadroya geçirilmelerine rağmen bazı haklarının bordrolardan çıkarıldığını ifade ederek, "Sözleşmedeki zam oranı yüzde 4 artı 4 iken, enflasyon oranı yüzde 21. Kamuda çalışan tüm işçi, memur, hatta emekliler enflasyon farklarını almışken, ağır iş koşullarında çalışan üyelerimize yüzde 13'lük enflasyon farkının verilmemesini asla doğru bulmuyoruz." diye konuştu.

Nakil ve tayin haklarından da faydalanamadıklarını belirten Yazıcı, bu nedenle aile bütünlüklerinin zarar gördüğünü söyledi.

Yazıcı, 696 sayılı KHK ile güvence altına alınan haklarının bordrolardan çıkartılmasının mevzuata aykırı olduğunu belirterek, çalışan mağduriyetinin önlenmesi ve kamu zararının önüne geçilmesi konularında hassasiyet gösterilmesini talep ettiklerini kaydetti.

“Sorunların temel sebebi yöneticilerin keyfi yorumlarıdır”

İSTANBUL (AA) – Hak-İş'e bağlı Öz Büro-İş Genel Başkanı Baki Gülbaba, kadroya geçen üyelerinin ciddi sorunlar yaşadığını ifade ederek, "Bütün bu sorunların yaşanmasının en temel sebebi KHK değil, yöneticilerin keyfi ve yanlış yorumlarıdır." dedi.

Öz Büro İş, kadroya geçen üyelerinin yaşadıkları sorunları dile getirmek amacıyla Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinin önünde basın açıklaması düzenledi.

Burada konuşan Gülbaba, 2 Nisan'da 696 sayılı KHK ile kadroya geçen sendika üyelerinin ekonomik kayıp yaşadığını ve psikolojik baskılara maruz kaldığını öne sürdü.

Sağlık Bakanlığına bağlı kuruluşlarda çalışan veri kayıt personelleri başta olmak üzere üyelerinin hastanelerde yaşanan süreçlerin tamamında hizmet verdiğini, doktorların ve hastaların bütün iş yükünü omuzladığını ancak emeklerinin karşılığını alamadıklarını iddia eden Gülbaba, emekleriyle "Taşeron çalışanıyken yaşadığımız hak kayıplarının, haksız ve yanlış uygulamaların sebebi olarak taşeron sistemini görüyor bunu anlayabiliyorduk. Ancak kadrolu olduktan sonra bu sorunların ve haksızlıkların artarak devam ediyor olmasını asla kabul etmiyoruz. Kamuda işini öz veriyle yapan ancak taşeron sistemindeyken yıllardır büyük mağduriyetler yaşayan üyelerimizin sorunlarının artık çözülmesi için yetkilileri empati yapmaya ve yapılan bu büyük dönüşüme yakışır düzenlemeleri hayata geçirmeye davet ediyoruz." diye konuştu.

Öz Büro-İş Genel Başkanı Baki Gülbaba, yaşadıkları sorunların ne KHK ile ne de hizmet kalitesi ile bir ilgisi olduğunu vurgulayarak, yaşadıkları sorunları şöyle sıraladı:

"Haftalık çalışma süresi ile ilgili uygulama sorunları, acil servis çalışanlarının mesai ve fazla mesai sorunu, ara dinlenmelerinin kullandırılmaması, iş elbisesi sorunu, yıllık izinlerin kullanılması konusunda yaşanan sorunlar, refakat izinleri hakkının verilmemesi, kadroya geçişten sonra nakil-tayin hakkının hala verilmemesi, iş kolları ve NACE kodlarının hatalı belirlenmesi, her hastanede farklı uygulamaların yapılması, yol ve yemek paralarının ödenmemesi. Bütün bu sorunların yaşanmasının en temel sebebi KHK değil, yöneticilerin keyfi ve yanlış yorumlarıdır. Çünkü KHK'nin 112. maddesinde bütün bu ekonomik, sosyal ve idari sorunların Kamu Çerçeve Protokolü ile çözülmesinin yolu açıkken 15 aydır bu konuda bir adım atılmamış olmasını doğru bulmuyoruz. KHK'de eski bütün haklarımızla beraber kamuya devrolduğumuz açıkça belirtilmişken; yüzdelik dilimlerimiz bordrolarımızdan çıkarıldı, eğitim intibaklarımız bordrolarımıza yansıtılmadı, Yüksek Hakem Kurulu sözleşmelerinde 2018 yılı zam oranı yüzde 8 ancak TÜİK'in açıkladığı 2018 enflasyonu yüzde 21 ve aradaki fark yüzde 13 iken enflasyon farkı bordroloarımıza yansıtılmadı. Üyelerimizin alması gereken ikramiyeler ve tediyelerin ödemelerinde iş yeri yöneticilerinin keyfi uygulamalarından kaynaklanan sorunlar devam etmektedir. Hastanelerde çalışan, hastanenin bel kemiği olan HBYS işi yapan üyelerimiz henüz kadroya geçememiştir ve umutla kadro haberini beklemektedirler."

Gülbaba, bütün bu sorunların ve beklentilerin çözülmesinin tek yolunun hükümet ile Hak-İş arasında 1 Ocak 2019 ile 31 Ekim 2020 tarihlerini kapsayan "Kamu Çerçeve Protokolü" olduğunu ve vakit geçirilmeden imzalanması gerektiğini söyledi.

Hak-İş ve Hizmet-İş Genel Başkanı Arslan: Yürüyüşümüz mücadelemizin bir parçası, sonu değil

.w3-content { max-width: 100%; margin: auto;} .w3-tooltip, .w3-display-container {position: relative;} .w3-black, .w3-hover-black:hover { color: #fff!important; background-color: #000!important;} .w3-display-left { position: absolute; top: 50%; left: 0%; transform: translate(0%,-50%);-ms-transform: translate(-0%,-50%);} .w3-display-right { position: absolute; top: 50%; right: 0%; transform: translate(0%,-50%);-ms-transform: translate(0%,-50%);} .w3-btn, .w3-button {-webkit-touch-callout: none;-webkit-user-select: none; -khtml-user-select: none;-moz-user-select: none; -ms-user-select: none;user-select: none;} .w3-btn, .w3-button {border: none;display: inline-block;outline: 0;padding: 8px 16px;vertical-align: middle;overflow: hidden;text-decoration: none;color: inherit;background-color: inherit;text-align: center;cursor: pointer;white-space: nowrap;}

ANKARA (AA) – Hak-İş Konfederasyonu ve Hizmet-İş Sendikası Genel Başkanı Mahmut Arslan, “Şartlar ne olursa olsun arkadaşlarımız işe dönene kadar, mücadelemizi sürdüreceğiz. Bolu’dan Ankara’ya yürüyüşümüz mücadelemizin bir parçası, bu mücadelenin sonu değil.” dedi.

Arslan, Hizmet-İş Sendikasının, Bolu Belediyesindeki işten çıkarmaları protesto etmek amacıyla düzenlediği “Emek ve Adalet Yürüyüşü” ile ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

‘Yürüyüşümüz mücadelemizin bir parçası, sonu değil’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Eğer bir haksızlığa uğrayan varsa, işten atılanlar varsa bize gelsinler ben buradayım.” dediğini aktaran Arslan, bu sözün takipçisi olduklarını söyledi.

Bolu’dan başlayan yürüyüşlerini 22 Haziran Cumartesi günü CHP Genel Merkezi önünde sonladırmayı planladıkları belirten Arslan, “Sayın Kılıçdaroğlu, cumartesi günü Parti Genel Merkezinde bizi karşılarsa ziyaret edip, yaşanılan sorunun çözümü konusunda kendisinden bir taahhüt almak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Yürüyüşlerinin işe iadeler ve sendikal baskıların son bulması bakımından sembolik olduğunu dile getiren Arslan, şöyle konuştu:

“Şartlar ne olursa olsun arkadaşlarımız işe dönene kadar, Hak-İş Konfederasyonu ve Hizmet-İş sendikası olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Bolu’dan Ankara’ya yürüyüşümüz mücadelemizin bir parçası, bu mücadelenin sonu değil. Biz arkadaşlarımız işe dönene kadar, hakları iade edilene kadar mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu konudaki kararlılığımızı ortaya koyduk. Bunun bir bedeli var, önümüze çıkacak zorlukların da farkındayız.”

“Amacımız işe geri dönmek”

Arslan, CHP yönetimindeki belediyelerde çalışan üyelerinin işlerinin geleceği konusunda tedirginlik yaşadığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Bunu kırmamız gerekiyor. CHP’nin 31 Mart’tan önce söylediklerinin arkasında duracağını açıkça ilan etmesini istiyoruz. Bizim mücadelemiz arkadaşlarımız işe dönünceye, baskılar ortadan kalkana kadar. Haklarımız verilene kadar mücadeleyi sürdüreceğiz. Amacımız işe geri dönmek, işimizi, aşımızı yeniden elimize almak. Sendikal baskılara karşı direnmek, sendikal haklarımızı sonuna kadar kullanmak. Bundan başka bir amacımız yok. Umuyor ve inanıyorum sağduyu galip gelecek. İnşallah taleplerimiz CHP yetkilileri tarafından anlayışla karşılanır ve bu sorun çözülür.”

“Geleceğimiz, ekmeğimiz, aşımız ve işimiz için yürüyoruz”

“Emek ve Adalet Yürüyüşü” yedinci gününde Ankara’nın Kızılcahamam ilçesi girişindeki Ülkücü Şehitler Anıtı’ndan başladı.

Yürüyüşün bugünkü bölümü için Ankara ve İstanbul’dan sendika üyelerinin de katılımıyla 350 kişilik grup, Ülkücü Şehitler Anıtı’nda toplandı.

Hak-İş Konfederasyonu ve Hizmet-İş Sendikası Genel Başkanı Mahmut Arslan, burada yaptığı konuşmada, 6 günde 120 kilometrelik parkuru tamamladıklarını söyledi.

Çeşitli zorluklardan geçerek Kızılcahamam’a geldiklerini belirten Arslan, “Neden yollardasınız diye soranlara, “Geleceğimiz, ekmeğimiz, aşımız ve işimiz için bu yürüyüşü yapıyoruz. İşimizi, aşımızı ve geleceğimizi istiyoruz. Bu konuda bizimle olan herkese teşekkür ediyoruz.” cevabını verdiklerini ifade etti.

CHP ve HDP’li belediyelerden işçilerin işten çıkarıldığını anımsatan Mahmut Arslan, bundan sonra da bu sürecin devam edeceği endişesini taşıdıklarını dile getirdi.

Yürüyüşlerinin birkaç hedefi olduğuna işaret eden Arslan, birinci hedeflerinin işten çıkanları geri döndürmek olduğunu aktardı.

Yürüyüşü yapmalarındaki ikinci hedeflerinin işten çıkarmaları önlemek olduğunu vurgulayan Arslan, şöyle devam etti:

“Üçüncüsü 31 Mart’ta Türkiye’nin her yerinde büyük ölçüde Cumhuriyet Halk Partili ve HDP’li belediyelerde, belediye başkanları ve onun yandaşları henüz daha mazbatalarını almadan sendikalarımız üzerinde büyük bir baskı yaptılar. Tehditlerle, bir kısım korkutmalarla işten çıkarma, iş yeri sürgünleri ve iş yeri değişikleri gibi bir kısım demokratik olmayan, haklı ve adaletli olmayan tutumlarını önlemeye çalışıyoruz. Şu ana kadar konfederasyonumuza bağlı sendikalarımızdan yaklaşık 14 bin 500 işçi üyemiz sendikalarımızdan zorla kopartılmış, başka sendikalara üye yaptırılmıştır. Yürüyüşümüzün bir başka amacı da sendikal baskıları durdurmak, sendikalarımıza yönelik operasyonların önüne geçmek ve sendikalarımıza yapılan saldırıları püskürtmektir.”

“Sendikal harekete yeni bir ufuk açıyoruz”

Mahmut Arslan, gittikleri her yerde vatandaşların kendilerine büyük bir sempatiyle baktıklarını gördüklerini dile getirdi.

Vatandaşların bu sevgisinin mücadelelerindeki haklı durumlarını da göstermesi açısından önemli olduğuna dikkati çeken Arslan, sendikal harekete yeni bir ufuk açtıklarını, yeni bir sendikal anlayış gerçekleştirdiklerini anlattı.

Hakarette bulunmadıklarını, üsluplarına dikkat ettiklerini vurgulayan Arslan, amaçlarının işlerini, aşlarını ve geleceklerini geri almak olduğunu yineledi.

Yürüyüşe katılanlara uyarılarda da bulunan Arslan, başlattıkları yürüyüşün bir doğa yürüyüşü olmadığını, hak, gelecek, iş, aş ve ekmek için yürüdüklerini hatırlattı.

Muhabir: Özcan Yıldırım,Muhammed Boztepe