Hematoloji

Lösemili çocuklara psikososyal destek gerekiyor

İSTANBUL (AA) – Medipol Mega Üniversite Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sema Anak, "Çocukluk çağında görülen akut lenfoblastik lösemilerin (ALL) tedavisinde başarı oranı bugün yüzde 90'a ulaştı. Bu süreçte psikososyal destek çok önemli. Çünkü onlar çocuk ve en güzeline layık." ifadelerini kullandı.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden 25-31 Mayıs Dünya Lösemili Çocuklar Haftası'na ilişkin yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Anak, tedavide psikososyal desteğin önemini vurguladı.

Çocukluk çağı lösemilerinin, çocuklarda en sık görülen onkolojik hastalıklar olduğunu belirten Anak, "Çocukluk çağı lösemileri olguların yüzde 30'unu, ALL'lerin ise yüzde 80'ini oluşturur. ALL'lerin yarısı çocukluk çağında görülür." ifadelerini kullandı.

Çocuklarda görülen ALL tedavisinde başarı oranının bugün yüzde 90'lara ulaştığını aktaran Anak, şunları kaydetti:

"1948 yılında ilk kez kemoterapiyle parsiyel remisyon sağlanmasından itibaren multi ajan kemoterapilerle, hastaların klinik özelliklerine göre sınıflanmasıyla, lösemi hücrelerinin özelliklerine göre, tedaviye erken cevapla yaşam oranları hızla arttı. 1960'lardaki yüzde 10 civarındaki başarı oranı, bugün yüzde 90'lara ulaştı. ALL'de çocuklarda son 50 yıldaki başarının en önemli nedenlerinden biri de bilinen kemoterapilerin en efektif doz ve uygulama şemalarının ortaya konulmasıdır."

Akut miyeloid lösemilere (AML) ilişkin Anak, "AML, yaklaşık yüzde 15 ila 20 arasında görülür ve yaşam süreleri daha düşüktür. Bu oran yüzde 70 civarındadır. Her 100 hastanın 30'u relapsla, yüzde 5-10'u ise tedaviye bağlı yan etkilerle kaybedilir." ifadelerini kullandı.

Tedavi sürecinde çok ağır ve uzun bir süreçten geçen çocukların, hem maddi hem de manevi desteğe ihtiyaç duyduklarını vurgulayan Anak, "Tedavi gereksinimleri devletçe karşılansa da bu süreçte psikososyal destek çok önemlidir. Çünkü onlar çocuk ve en güzeline layık. Artık lösemi tedavi edilebilir bir hastalık. Bize düşen uzun izlemde en iyisini yapmak." değerlendirmesinde bulundu.

Kan bağışıyla 3 kişiye can olurken, stresi azaltmak da mümkün

İSTANBUL (AA) – Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Öğretim Üyesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Meltem Aylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser tedavilerinin vazgeçilmez tamamlayıcısı olan kan ve kan ürünleri kullanımının kemoterapi ve kemik iliği nakli tedavileriyle arttığını söyledi.

Yaşam süreleri uzayan ve yaşlanan toplumlarda kan bağışında bulunan gönüllü verici sayısı azalırken, bu yaşlı bireylerde de kan ihtiyacının artığına işaret eden Aylı, diğer yandan artan iyi tıbbi bakım koşullarının düzenli kan nakli ile yaşayan bir dizi kronik hastanın yaşam sürelerinin uzamasını sağladığını, artan cerrahi uygulamaların da gereksinim duyulan kan oranlarını artırdığını anlattı.

Prof. Dr. Meltem Aylı, ancak tek kaynağı insan olan kanın elde edilme oranlarının, kullanım oranlarındaki artış ile paralel şekilde artmadığını vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

“Tüm dünyada yapay kan çalışmaları çok ilgi çeken bir bilimsel çalışma alanı olsa da henüz tamamlanmış ve kanın yerini tutacak bir ürün maalesef geliştirilemedi. Oysaki sağlıklı erişkin yaş grubundaki bireylerin 2 ayda bir kez kan bağışçısı olmalarının kendi fiziksel sağlıkları için hiçbir olumsuz etki yaratmadığı çok uzun yıllardır biliniyor. Ayrıca düzenli kan bağışçısı olanlarda stres katsayılarında azalma, kendini daha iyi hissetme, olumsuz duygularında azalma, kendine güvenme ve kendini güvende hissetme duygularında artma ve kendilerini yalnız hissetme duygularında ciddi oranlarda azalma olduğu saptanmış. Bir ünite kan bağışlayan bir gönüllünün 3 kişiye can vereceği duygusu ise bu kişinin elde edeceği en büyük kişisel kazanımı olmaktadır.”

Sağlıklı erkekler 3, kadınlar ise 4 ayda bir kan bağışı yapabilirler

Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Meltem Aylı, kan bağışçısı olmak için başvuran kişilerin “mini bir sağlık taraması” imkanı elde ettiklerini vurgulayarak, “Bağışçıların tam kan sayımları, Hepatit B, C, AIDS ve sifiliz testleri de ücretsiz olarak yapılmakta, bu test sonuçlarında bir sorun var ise hastanelerin ilgili bölümlerine yönlendirilmektedir.” diye konuştu.

Aylı, kan bağışı işlemi esnasında tek kullanımlık steril malzemelerin kullanıldığını ve bu bireylere hiçbir şekilde hastalık bulaşma riskinin olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

“18-65 yaş aralığında olan ve bazı koşulları sağladığı saptanan sağlıklı erkekler her 3 ayda bir, kadınlar ise 4 ayda bir düzenli kan bağışında bulunabilirler. Bu gönüllü vericilerden bir seferde alınan kan miktarı yaklaşık 400-450 militre civarındadır ve vücuttan eksilen bu miktar sağlıklı bir bireyin kemik iliği tarafından süratle tekrar üretilmektedir.”

'Konvelesan plazma tedavisi'nde A'dan Z'ye bilinmeyenler

ANKARA(AA) – Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Dünya Aferez Birliği (WAA) Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, Kovid-19 hastalarına yönelik, bu virüsü kapmış ve daha sonra iyileşmiş kişilerin kanından elde edilen “konvelesan plazma tedavisi” ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Dünya Aferez Birliğinin, 30 yıl önce Paris’te kurulduğunu ve bugün 4 kıtadan 18 ülkenin yer aldığı uluslararası bir çatı organizasyon olduğunu belirten Altuntaş, Türkiye’nin, konvelesan plazma uygulamalarına gelişmiş birçok ülkeden daha hızlı bir şekilde organize olarak başladığını vurguladı.

Altuntaş, “Bu durum ülkemizin aferez bilimi alanında geldiği noktayı özetlemektedir.” ifadesini kullandı.

Aferez nedir?

Aferez tedavisi ve uygulamaları ile ilgili de bilgi veren Altuntaş, “Aferez bir hastalığı iyileştirmek, istenilen kan bileşenini veya kök hücre ya da hücresel tedavi ürünlerini elde etmek için kanın vücut dışında işlenmesiyle ilgilenen bir bilim dalıdır.” diye konuştu.

Terapötik (tedavi edici) aferezin bir hastalığın olası etken veya etkenlerini kandan uzaklaştırmak, donör aferezinin (kan bağışı) sadece istenilen veya gerekli olan kan ürününü toplamak, hücre aferezinin kandan kök hücreler, öncü hücreler, doğal öldürücü hücreler veya hücresel tedavi ürünlerini toplamak ve hücresel tedavi amacıyla kullanıldığını dile getiren Altuntaş, Türkiye’de terapötik aferez işlemlerinin birçok bilim alanında başarı ile uygulandığını bildirdi.

Prof. Dr. Altuntaş, “Aferez başta kan hastalıkları olmak üzere, nefroloji, nöroloji, yoğun bakım, acil tıp, mikrobiyoloji ve klinik enfeksiyon gibi çok sayıda bilim dalını ilgilendiren çok çeşitli hastalıkların tedavisinde başarı ile uygulanan bir tedavi yöntemi olmuş ve son yıllarda olmazsa olmaz bilim dalı haline gelmiştir.” bilgisini verdi.

Kovid-19’da da “afereze” başvuruluyor

Kovid-19 hastalarında aferez yöntemine sadece plazma üretilmesi için başvurulmadığının altını çizen Altuntaş, “Kovid-19 küresel salgınında da tedavi amaçlı virüsün, salınan sitokin ve kimyasalların uzaklaştırılması, tüketilen pıhtılaşma proteinlerinin yerine konması (immün adsorbsiyon, terapötik plazma değişimi, filtrasyon gibi) ve bağış amacıyla Kovid-19 hastalığından iyileşmiş kişilerin plazmasının toplanması gibi çok geniş yelpazede de afereze başvuruluyor.” şeklinde konuştu.

Konvelesan plazma tedavisi nedir?

Bu pasif antikor tedavisinin, belirli bir ajana karşı olan antikorların, bu ajana bağlı bulaşıcı bir hastalığa karşı korunması veya tedavi edilmesi amacıyla duyarlı bir kişiye verilmesini içerdiğini aktaran Prof. Dr. Altuntaş, şunları kaydetti:

“Pasif antikor uygulaması duyarlı kişilere hemen bağışıklık kazandırmanın önemli bir yoludur. Pasif antikor tedavisinin 1890’lara kadar uzanan bir hikayesi vardır ve 1940’larda ilaç tedavisinin gelişmesinden önce bazı bulaşıcı hastalıkların tedavi edilmesinin en önemli yöntemlerinden biriydi.”

Konvelesan plazma uygulamasında, iyileşen Kovid-19 hastalarının aferez yöntemiyle toplanan plazmalarının, yatarak tedavi gören yeni hastalara verildiğini ifade eden Altuntaş, şu bilgileri aktardı:

“Amaç, iyileşerek virüse spesifik bağışıklık kazandığı düşünülen kişilerden bağışıklığı sağlayan antikorların alınarak hastaya verilmesidir. Bu şekilde hastadaki virüsün etkisiz hale getirilmesinin sağlanmış olması beklenmektedir. Duyarlı bir kişiye verildiğinde, bu antikorun kanda dolaşarak dokulara ulaşması ve enfeksiyona karşı koruma sağlaması beklenmektedir. Antikor miktarına ve kompozisyonuna bağlı olarak, transfer edilen immünoglobulin tarafından sağlanan koruma, haftalar ila aylar boyunca sürebilir.”

SARS1, MERS ve EBOLA’da uygulandı

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, 20. yüzyılın başlarında, poliomyelit, kızamık, kabakulak ve grip gibi viral hastalıkların salgınlarında konvelesan plazmaların kullanıldığını belirterek, şunları kaydetti:

“H1N1 influenza virüsü salgını sırasında konvelesan plazma alan hastalarda almayan hastalara kıyasla daha az ölüm oranları gözlenmiştir. Konvelesan plazma ayrıca 2013’te Batı Afrika Ebola salgınında da kullanılmış ve bu tedaviyi alan hastalarda daha yüksek yaşam oranları gözlenmiştir. Ancak, her viral hastalık ve salgının birbirinden farklı olduğu unutulmamalıdır. Geçmişteki bu deneyimler Kovid-19 küresel salgınında da kullanılabilmeleri için önemli tarihsel emsaller oluşturmaktadır. Koronavirüs hastalıklarına karşı konvelesan plazmaların kullanımı ile ilgili 21. yüzyıldaki deneyim, 2003’te SARS1 ve 2012’de MERS salgınlarından edinilmiştir. En büyük çalışma Hong Kong’da SARS’lı 80 hastada yapılmıştır. Bu çalışmalarda da konvelesan plazma tedavisinden hastaların fayda gördükleri ifade edilmiştir.”

Dünyada etkili olan son küresel salgında da Çin’de Kovid-19 hastalarının tedavisi için konvelesan plazma kullanıldığını bildiren Altuntaş, “Bu çalışmalar az sayıda hastayı içermesine rağmen, mevcut bilgiler, konvelesan plazma uygulamasının viral yükü azalttığını ve güvenli olabileceğini göstermektedir.” dedi.

ABD’de 24 Mart’ta onay verildi

Amerikan Gıda ve İlaç Kurumunun (FDA), 24 Mart’ta “Kovid-19 Konvansiyonel Plazma Araştırması Acil Durum” bildirgesi ile aynı konuda bir tavsiye kararı yayımladığını hatırlatan Altuntaş, bu konuda belirli standartlar tespit edildiğini ve hastalar için konvelesan plazma kullanımına belirli koşullar için izin verildiğini söyledi.

Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) “Kan Düzenleyiciler Ağı” ile böyle acil durumlarda aşıya ve antiviral ilaçlara ulaşılamadığında konvelesan plazma kullanılmasını önerdiğini kaydeden Prof. Dr. Altuntaş, “DSÖ Kovid-19’da da kritik hastalarda kullanılmasını önermektedir.” vurgusu yaptı.

Dünya Aferez Birliğinin (WAA) Kovid-19 salgınıyla ilgili üye ülkeler arasında bilgi ve tecrübe paylaşımını önemsediğini dile getiren Altuntaş, “WAA olarak biz de ulusal sağlık otoriteleri, akademi ve merkezler ile iş birliği yapılarak klinik araştırma kapsamında aferez uygulamalarına başvurulmasını tavsiye ediyoruz.” dedi.

Türkiye’de de Sağlık Bakanlığınca Kovid-19 küresel salgınında, ihtiyaç duyan hastalarda kullanılmak üzere konvelesan plazma temini ve kullanımı için izin verildiğini bildiren Altuntaş, işlemi yapabilecek merkezlerle ilgili şunları kaydetti:

“Türk Kızılayı ve Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırılmış terapötik aferez merkezleri Kovid-19 enfeksiyonu geçirmiş olan bağışçıdan tanımlanan kriterler çerçevesinde plazma elde edilmesine yönelik faaliyetleri yürütecektir.

Ülkemizde çok sayıda bilim insanının katıldığı Çalışma Grupları oluşturulmuştur. Bu gruplar kendi aralarında gerek bağışçı seçimi, gerek ürün standardı gerek tedavi yönetimi gerek hasta-verici takibi gerekse dünyadaki bilimsel gelişmeleri takip ederek bilgi ve deneyim paylaşımı sağlamaktadır. Bu ülkemizin bilimsel ve organizasyon kapasitesinin bir göstergesidir.”

Sürecin işlemesine ilişkin de açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Altuntaş, şöyle konuştu:

“Önce uygun bağışçılar seçilecektir. Tüm bağışçılar laboratuvar testi ile doğrulanmış Kovid-19 teşhisi konulmuş olmalıdır. Bu kişilere konvelesan plazma bağışı hakkında bilgilendirme yapılacaktır. Kovid-19’dan klinik olarak tamamen iyileştiği ve virüsü taşımadığı gösterilecektir. Bağışçıların en az 14 gün boyunca hiçbir şikayeti olmama ve kendini iyi hissediyor olmaları gereklidir. Yasal olarak 18 yaş üstündeki kişiler bağışçı olabileceklerdir. Bu kriterleri karşılayan Kovid-19 virüs enfeksiyonuna yakalanmış ve sonrasında iyileşmiş bireylerden immünize plazmalar toplanıp kan bankalarında dondurularak saklanacaktır.”

Aferez merkezinde ürün toplanması nasıl olacak?

Prof. Dr. Altuntaş, bağışçılara bilgi verilip yazılı onamlarının alınacağını dile getirerek, “Aferez işlemi ortalama 60-90 dakika sürecek. Aferez cihazları ile yaklaşık 200-600 cc plazma toplanacak. Bağışçı işlem bittikten sonra 15 dakika gözetim altında tutulacak. Bağışçının rızası dahilinde tekrar plazma bağışı için randevu verilebilecek.” bilgisini paylaştı.

Toplanan ürünlere ne olacak?

Toplanan ürünlere Kızılay tarafından ISBT numarası verilerek barkotlama işlemi yapılacağını bildiren Altuntaş, barkotlanan ürünlerin ayrı bir saklama dolabında eksi 18-25 derecede veya altında saklanacağına değindi.

Konvelesan plazmanın, şiddetli ve kritik düzeydeki Kovid-19 hastalarına verileceğini vurgulayan Altuntaş, seçilen hastalara 200-400 mL arasında konvelesan plazma verileceğini söyledi.

Bu hastalıktan iyileşen herkesi gönüllü plazma bağışçısı olmaya davet eden Prof. Dr. Altuntaş, “Bu sadece bir sosyal sorumluluk değil milli bir görevdir. Plazma bağışçılığı gibi toplumsal dayanışma örneklerimiz bu mücadeleden hep beraber sağlıkla çıkmak için çok önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.

1. Hematoloji Eğitim ve Araştırma Kongresi

ANTALYA (AA) – Hematoloji Eğitim ve Araştırma Derneği (HEAD) Başkanı Prof. Dr. Burhan Turgut, özellikle kanser tedavisinde çok yeni ilaçlar çıktığını ancak bu ilaçların hemen üretildiği anda piyasaya sürülmesinin mümkün olmadığını bildirdi.

Turgut, derneklerince Antalya'nın Belek Turizm Merkezi'ndeki bir otelde düzenlenen "1. Hematoloji Eğitim ve Araştırma Kongresi" ile ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, eğitim-araştırma ağırlıklı kongrede özellikle ilaç klinik araştırmalarını ele aldıklarını söyledi.

Ülkede son yıllarda hematoloji ve onkoloji alanlarında ciddi çalışmalar yapıldığına işaret eden Turgut, Türkiye'nin ilaç klinik araştırmaları çalışmasında otuz birinci, tüketim açısından ise dünyada on altıncı sırada yer aldığını aktardı.

İlaç sektörünün son yıllarda çok hızlı geliştiğini belirten Turgut, şunları kaydetti:

"Özellikle kanser tedavisinde çok yeni ilaçlar çıkıyor. Bu kanserler yeni biyolojik ajanların en çok etkili olduğu kanser grubu olan kan ve lenf kanserleri diye ifade ettiğimiz hematolojik kanserler. Bu ilaçların hemen üretildiği anda piyasaya sürülmesi söz konusu değil. Hastalarında bu ilaçlara üretildiği ilk yıllarda ulaşma imkanı yok. Bir ilacın piyasaya sürülmesi 3-5 yılda gerçekleşiyor. Bu süre bazı ilaçlarda 10 yıl sürebiliyor. Özellikle Türkiye'de yürüyen 'faz 2' ve 'faz 3' çalışmaları var. Bunların daha da arttırılması gerektiğini düşünüyoruz. Derneğimizin de amacı bu."

Kan, lenf ve lenf bezi kanserlerinin bekleyebilecek hasta tipi olmadığına dikkati çeken Turgut, tanı konulan hastanın kısa sürede tedavisinin planlaması gerektiğini vurguladı.

"İlaç var fakat piyasada değil. Bu ilaca ancak klinik araştırma ile ulaşabiliyorsunuz. Dolayısıyla hastaların klinik araştırmaya girmesi lazım." diyen Turgut, bunun hastalar için bir avantaj olduğunu dile getirdi.

Turgut, bir klinik araştırmanın Türkiye ya da belli bir merkezde yürüyebilmesi için klinik araştırmaya girecek hasta popülasyonunun olması gerektiğini, bu anlamda hastaların ilaçlara erkenden ve ücretsiz ulaşabilmesinin yolunun da klinik araştırmalara katılmalarından geçtiğini ifade etti.

1. Hematoloji Eğitim ve Araştırma Kongresi bugün sona erecek.