Heykel

Eski tarım aletlerini heykele dönüştürdüler

KAYSERİ (AA) – Kayseri'nin Bünyan ilçesinde 22 ilden 55 sanatçının katılımıyla düzenlenen "Bozkırın Ruhu Açık Hava Heykel Yarışması"nda, eski tarım aletlerinden yapılan heykeller dereceye girmek için yarıştı.

Turhan Anadolu Kültür ve Kalkınma Vakfı (ANKA) ile Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölüm Başkanlığı iş birliğinde "Bozkırın Ruhu Açık Hava Heykel Yarışması" düzenlendi.

Eski tarım aletlerinden yapılan heykellerin görücüye çıktığı ve 22 ilden 55 sanatçının katıldığı yarışmada, kadın sanatçılar ipi göğüsledi.

Yarışmada Öykü Arda, "Kesişen Döngüler" isimli eseri ile birinci, Nadire Nur "ABC" isimli eseriyle ikinci, Büşra Kaya ise "Mola" isimli eseriyle üçüncü oldu. Yarışmada birinciye 10 bin, ikinciye 5 bin, üçüncüye ise 3 bin lira ödül verildi.

ANKA Vakfı Başkanı Candan Turhan, ödül töreninde yaptığı konuşmada, hayat gayesi içinde sanat olmadan insanın iyi bir şey ortaya koyamayacağını ifade etti.

Orta Anadolu gibi hayat koşullarının daha zor olduğu yerlerde sanatın hak ettiği yere gelemediğini belirten Turhan, şöyle konuştu:

"Burada bizim yapmak istediğimiz de buna biraz destek vermek. Sanatın hayatın parçası olduğu gerçeğini ve insanın üreticiliğine ne kadar büyük katkısı olduğunu göstermekti. Sanat, ruhumuzu besleyen kendimizi bulduğumuz bir alandır. Onun için canı gönülden bu sanat ortamlarını destekliyorum. Desteklemeye devam edeceğim. Bozkırın ruhunu ortaya koyan bozkırda tarım, sanat ve insan temasını kullanan eserler görmek istedik. Nitekim bunları da gördük, sanatçılarımıza teşekkür ediyorum."

Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölüm Başkanı Öğretim Görevlisi Nihal Şengün ise kırsalda tarımı güçlendirmenin, ona dikkati çekmenin, genç sanatçılara ve genç yeteneklere yol açabilmenin birinci amaçları olduğunu söyledi.

Bunu başardıklarına inandıklarını dile getiren Şengün, emeği geçen herkese teşekkür etti.

Konuşmaların ardından dereceye giren sanatçılara ödülleri verildi.

İstanbul'un sembollerini tek heykelde topladı

İSTANBUL (AA) – Eğitim için 41 yıl önce geldiği İstanbul’a aşık olan Bulgar kökenli sanatçı Maria Kılıçoğlu, yerli ve yabancı birçok sanatçının eserinin yer aldığı, bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen “Artweeks@Akaretler” projesi kapsamında düzenlenen sergiye İstanbul sevgisini anlattığı heykeliyle katıldı.

Galata Kulesi, Kız Kulesi, Ayasofya, Sultanahmet Camii, köprüler, martı ve kedi gibi İstanbul’un sembollerini yaklaşık bir yılda tamamladığı heykelinde toplayan Kılıçlıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 41 yıldır Türkiye’de yaşamaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.

O dönem ismi İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ni kazanınca hayatında yeni bir sayfa açıldığını dile getiren Kılıçlıoğlu, “Ben çok şanslı bir sanatçıyım. Çünkü İstanbul’a çok genç yaşta geldim. Akademi okudum. Ailem Paris, Avrupa’nın diğer şehirleri ve Rusya ile sürekli ilişki halindeydi. Ame ben hep derim ki batı benim için bir anne, ama Türkiye bir baba gibi. Burada büyüdüm. Burada okudum. Burada var oldum.” diye konuştu.

“Bu şehir katman katman tarih kokuyor”

Kılıçlıoğlu, üniversiteyi bitirince İstanbul’da kalmaya karar verdiğini belirtti.

“Ben İstanbul’a aşığım. Bu heykel benim hayatımda bir sembol ve simge. Bir anlatım. Bu şehir sırlarla dolu ve işin içinde mitoloji de var. Bu şehir katman katman tarih kokuyor. Su içinde ve tertemiz bir enerjisi var. Aynı zamanda bir tanrıça portresi var. Ben onu görüyorum. Orhan Veli şiirleri ve Bedri Rahmi’nin İstanbul anlatımları benim için çok önemli. Orhan Veli’nin şiirleri bana çok ilham verdi. Onun tabiriyle insan kapalı gözlerle dünyayı seyrederse sakin bir şekilde tüm sahneleri görür, rüzgarı ve kedileri hisseder, kuşların seslerini duyar. Ben gözlerim kapalı İstanbul’u dinliyorum. İstanbul çok detaylı bir şehir. Bir sembolü de yok. Kız Kulesi mi Galata Kulesi mi sembol olsun diye hep düşündük. O kadar zengin bir şehir ki. O kendi başına bir sembol. Ben de heykelimle bir sembol yapmak istedim. İstanbul 3 imparatorluğun torunlarının şehri, yani biz onun torunlarıyız. Bütün dünyanın gözü İstanbul’da. Napolyon ‘İstanbul ölümsüzdür. Eğer benim şehrim olsaydı dünyanın merkezi yapardım.’ diyor. Onun şehrinin olması gerekmiyor çünkü İstanbul’un kendisi bir merkez.”

“İstanbul herkesi kucaklayan bir şehir”

İstanbul’un kadim bir şehir olarak binlerce yıllık geçmişe sahip olduğunu ve kültürlerin başkenti olduğunu belirten Kılıçlıoğlu, “Bu şehrin bir anne tarafı var. Herkesi kucaklayıcı bir şehir. Hayvanını, kuşunu her şeyini kucaklıyor. Her türlü ırkı da kucaklıyor ama intikam da alıyor. Birisi onu bozarsa kendini yeniliyor ve intikamanı alıyor. “dedi.

Kılıçlıoğlu, heykelindeki sembolik ögelere ilişkin de “Galata Kulesi var. Burası İstanbul’un en yüksek yeriydi tarihte. Kuşlar var. Biliyorsunuz martı İstanbul’un simgesi, ama kargaları da unutmamak gerekiyor. Kediler zaten İstanbul’un sembolüdür. Fakat herhangi bir kedi değil tekir cinsi sembolüdür. Ayrıca vapurların da İstanbul’da yeri ayrıdır. Sultanahmet ve Ayasofya da bambaşka öneme sahiptir. Ben bunların hepsini birleştirdim.” ifadelerini kullandı.

Artweeks@Akaretler projesi kapsamındaki eserler Akaretler Sıraevler’de 22 Eylül’e kadar ücretsiz ziyaret edilebilecek.

Kibele Heykeli restorasyonun ardından Ordu'ya getirilecek

ORDU (AA) – Ordu’nun Altınordu ilçesindeki Bayadı Mahallesinde yer alan 2 bin 300 yıllık Kurul Kalesi’ndeki kazı çalışmalarının sorumlusu, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt, restorasyonu devam eden Ana Tanrıça Kibele Heykeli’nin Ordu’ya gönderilmeyeceğine yönelik sosyal medyada yer alan iddialara ilişkin gazetecilere açıklama yaptı.

Şenyurt, 2016 yılındaki kazı çalışmaları sırasında bulunan ve 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen Ana Tanrıça Kibele Heykeli’nin, yerinde bulunmuş ilk heykel olma özelliğini taşıdığını belirterek, bilim camiasını heyecanlandıran eserin, aynı yıl restorasyon için İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Laboratuvar Müdürlüğüne gönderildiğini söyledi.

Heykelin titiz şekilde yerinden alınarak parçalar halinde sandıklara konulup götürüldüğünü aktaran Şenyurt, heykelin birleştirilen parçalarının bozulmaması için birtakım kimyasallar ve konservasyon malzemesinin kullanılması gerektiğini ifade etti.

“Koruma önlemleri en az 1-2 yıl daha İstanbul’da devam edecek”

Şenyurt, bu malzemelerin yurt dışından temin edildiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Gerekli testler yapıldı. Çünkü uygulanan kimyasal ve koruma malzemesinin sonuçlarını görmek gerekiyor. Eser o an için bütünlenir ama sonrasında dökülürse yapılan iş hiçbir işe yaramaz ve tahribat olur. O yüzden koruma işinin, çok titiz ve yavaş yürütülmesi gerek. Artık bu çerçevede sağlamlaştırma yapılarak ilgili parçaları yerlerine takılıp, heykelin tam oturuş pozisyonu elde edilmeye çalışılıyor. Ancak restorasyonu yapan ilgili arkadaşlarımızdan aldığımız bilgiye göre, koruma önlemleri en az 1-2 yıl daha İstanbul’da devam edecek.”

“Heykeli müzede görme şansımız olacak”

Ordu Müzesi’nin, etnografya ve arkeoloji müzesi olarak hizmet verdiğine işaret eden Şenyurt, şunları kaydetti:

“Şu anda, o boyuttaki bir eseri koruyup orada sergileyecek bir konum yok. Ümit ediyoruz ki bu süre içerisinde Ordu’ya hep düşündüğümüz ve planlanan arkeoloji müzesi yapılır. Onun yapılmasıyla Kibele Heykeli’nin restorasyonu biterse 2 yıl sonra inşallah heykeli müzede görme şansımız olacak. Bir eser bulunduğu şehre aittir. O şehirde müze varsa mutlaka oraya gelir. Kibele Heykeli envanter olarak Ordu Müzesi’ne kayıtlı. Sadece restorasyon için İstanbul’a gitmiş durumda. Orduluların Kibele’nin akıbetiyle ilgili bazen garip dedikodulara inandığını görünce üzülüyorum. Yakın zamanda İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde Kibele Heykeli’nin restorasyon görüntülerini göreceğiz.”

Prof. Dr. Şenyurt, Kibele Heykeli’nin bir kopyasının da Kurul Kalesi’nde sergileneceğini dile getirerek, “Kopyayı mermerden yaptırmayı düşünüyoruz. Biraz maliyetli olsa da orijinaline benzeyen malzemeden yaparak, Kurul Kalesi’ndeki yerine koyacağız. Ziyaretçi, Kurul Kalesi’ne geldiği zaman heykelin birebir kopyasını da bulunduğu konumunda görmüş olacak.” ifadelerini kullandı.

Denizli'de Kömürcüoğlu Taş Heykel Kolonisi

DENİZLİ (AA) – Denizli Büyükşehir Belediyesi ile Kömürcüoğlu Kültür Sanat Turizm ve Tanıtım Vakfı tarafından bu yıl 9'uncusu düzenlenen Taş Heykel Kolonisi etkinliği sona erdi.

Etkinliğin son gününde, Korucuk Mahallesi'nde bulunan Kömürcüoğlu Mermer'de sergi ve kapanış kokteyli düzenlendi.

Vali Hasan Karahan, törende yaptığı konuşmada, heykel kolonisinin devamının olacağına inancını dile getirdi.

Bu eserlerin satışının çok fazla olmadığını belirten Karahan, "İnşallah o da olur. Burada yapılan eserlerin zenginleşerek güzelleştiği bir koloni ile karşı karşıyayız. Nihat Kömürcüoğlu'nun sevdası ve gayreti ile bugünlere geldik. Büyükşehir Belediyemiz destek veriyor. Sanatseverlerin, iş dünyasının, ticaret dünyasının da bu konuya el atması lazım." dedi.

Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan da kentin kültür ve sanatla iç içe olması gerektiğini vurgulayarak, "O kadar antik kent olan şehrimizde bu sanat ve kültürün, heykel sanatının da olması gerektiği düşüncesiyle Nihat Bey'le uzun yıllardır beraber yürüyoruz. Bugüne kadar birçok güzel eser ortaya çıktı." diye konuştu.

Kömürcüoğlu Kültür Sanat Turizm ve Tanıtım Vakfı Başkanı Nihat Kömürcüoğlu da heykel kolonisinin 9'uncusunu da bitirmenin onur ve mutluluğunu yaşadığını ifade etti.

Her geçen gün buradaki heyecanın arttığını ve bugünlere gelindiği anlatan Kömürcüoğlu, şunları kaydetti:

"Esasen bu, uluslararası bir heykel kolonisiydi. Bu yıl bir değişiklik yaptık, sadece Türkiye üniversitelerinden yeni mezun olmuş heykeltıraşlarımıza olanak sağlamak istedik. Bu yıl 5 hanım ve bir erkek heykeltıraş arkadaşımızla kolonimizi bitirdik. Bir ayda ortaya koydukları heykelleri sizlerin de beğeneceğine inanıyorum."

"Madonna Müzik Dinliyor" adlı heykeli yapan Sevda Kocatepe, İzmir'den geldiğini belirterek, "Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunuyum. 5 yıldır heykelle uğraşıyorum. Canlı modelden kalıp alıyorum, onları birebir taşa aktarıyorum." diye konuştu.

Deniz atı heykeli yapan Bengisu Kınay, "Deniz atlarında erkekler doğum yapıyor. Burada küçük bir ironiyi temsilen verdiğim bir mesaj var. Hem kadınlara hem erkeklere eşitsizlik var. Aslında bu heykelde ikisinin birleşimi var, doğurganlık ve erkek. Bunlara dikkat çekmek için bunu yaptım." değerlendirmesinde bulundu.

Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde eğitim alan Seher Özcan, "Buraya davet edilmekten büyük onur duydum. Salyangoz heykelimi 1 ay boyunca çalıştım. Yaptığım taş heykelin ismi 'Yürüyen ev'. Geçen yıl da heykel akademisine katılmıştım." dedi.

Konuşmaların ardından koloniye katılan sanatçılara plaket veren protokol üyeleri, heykeltıraşların bir ay boyunca mermerden yaptıkları eserleri inceledi.