İbrahim Kalın

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: ''Cumhurbaşkanımız bir kez daha diplomasiye şans verdi” – LONDRA

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Avrupa Dış İlişkiler Konseyi kuruluşunun düzenlediği etkinlik
– ''Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki Rolü: Çatışma Tehditleri ve Diyalog Beklentisi” etkinliği
– Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın konuşması Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, AB'yi adil olmaya çağırdı
– “Sadece Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinde değil aynı zamanda Türkiye-AB ilişkilerinde de yeni bir sayfa açılmasını istiyoruz”
– “Bu 10 kilometrekarelik adanın (Meis), 4 bin kilometrekare deniz alanı olduğunu iddia etmek adil mi?”
– “Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ya da diğer ülkelerin Türkiye'yi görmezden gelebilecekleri veya Türkiye'siz hareket edebilecekleri yönündeki her türlü girişimi, olumlu sonuçlanmaz ve tüm bölgede istikrarı bozucu bir etkisi olur”

LONDRA (AA) – Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Doğu Akdeniz konusunda Avrupa Birliğinin (AB) dürüst bir arabulucu olarak davranması gerektiğini belirterek, “Birliğin çıkarı, tek bir üyesinin çıkarına indirgenmemeli.” dedi.

Kalın, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunun “Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki Rolü: Çatışma Tehditleri ve Diyalog Beklentisi” adlı etkinliğinde konuştu.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip ülke olduğuna dikkati çeken Kalın, “Bir NATO üyesi olarak sadece Yunanistan, Kıbrıs veya Lübnan'la ikili ilişkiler bakımında değil bir bütün olarak Doğu Akdeniz'de olan her şey bizi ilgilendiriyor.” dedi.

Son aylarda yaşananların daha iyi anlaşılabilmesi için Yunanistan'la yapılan istikşafi görüşmeleri vurgulayan Kalın, “Görüşmeler, 2002'de başladı ve 2016'ya kadar yaklaşık 60 tur yapıldı. Bu görüşmelerin amacı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sadece deniz sınırlarının belirlenmesi değil, adalar, hava sahası gibi konularda sorunları belirlemekti.” diye konuştu.

Görüşmelere Yunanistan'daki iç siyasi sorunlar nedeniyle dönemin Atina hükümetince son verildiğini hatırlatan Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'le New York ve Londra'da yaptığı toplantılarda bu görüşmelere devam etme kararı alındığını ancak bunun gerçekleşmemesi üzerine Almanya'nın arabulucu olarak devreye girdiğini söyledi.

– “Doğu Akdeniz'de ilk izni veren Türkiye değildi”

Almanya arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin ağırlıklı olarak deniz sınırlarının belirlenmesi ve hidrokarbon enerji faaliyetlerine yoğunlaştığına dikkati çeken Kalın, şöyle konuştu:

“Bazen Türkiye'nin tek taraflı ve agresif hareket ettiği gibi yorumlar duyuyorum. Ancak adil olmak gerekirse, Doğu Akdeniz veya Kıbrıs adası etrafında ilk gaz arama izni veren ülke Türkiye değildi. Önce Kıbrıs Rum yönetimi verdi. Annan Planını reddetmelerine rağmen 2020'de AB'ye kabul edilmelerinin ardından tartışmalı alanlarda ve Kıbrıslı Türklerin haklarını gözardı edecek şekilde çok sayıda firmaya izin vermeye başladılar.”

Rumların, ayrıca Kıbrıslı Türklerin haklarını tamamen reddedecek bir şekilde Lübnan, İsrail ve Mısır'la da anlaşmalar yaptığını anımsatan Kalın, ardından da Yunanistan'ın 2010'dan itibaren enerji şirketlerine izin vermeye başladığını ve bu izinlerde Türkiye'nin haklarının ihlal edildiğini kaydetti.

– “AB'nin çıkarı tek bir üyesinin çıkarına indirgenmemeli”

AB'nin bu konudaki rolüne ilişkin de konuşan Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AB dönem Başkanı Almanya'nın Başbakanı Angela Merkel'in yanı sıra diğer AB üyesi ülkelerinin liderleriyle çok sayıda görüşme yaptığına işaret etti.

Bu görüşmelerin arkasındaki amacın, AB'nin dürüst bir arabulucu olarak davranması olduğunu kaydeden Kalın, Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunların eşitlik, adalet, şeffaflık temelinde çözülmesinin önemine değindi.

AB'nin çıkarının tek bir üyesinin çıkarına indirgenmemesi gerektiğini kaydeden Kalın, şunları söyledi:

“Bazı AB üyelerinin Türkiye ile sorunları olduğu bir sır değil. Burada son bir kaç senede Suriye ve Libya'daki tutumuyla Fransa'dan bahsedebilirim. Bizim değerlendirmemize göre, böyle ülkeler, Türkiye ile başka bir çatışma yürütüyor ancak Doğu Akdeniz'deki mevcut krizi Türkiye karşıtlığını körüklemek için kullanıyor. Bu tutumun ne sorunun çözümüne ne AB'nin dürüst bir arabulucu imajına ne de AB-Türkiye ilişkilerine bir katkısı oluyor.”

– “Yaptırım şantajları Türkiye'ye karşı işe yaramaz”

Yaptırım tehditlerine de dikkati çeken Kalın, “Bazı üyeler Türk ekonomisi, Türk enerji sektörüne ve şirketlerine yönelik yaptırımdan bahsediyor. Bunu daha önce de yaşamıştık. Türkiye'yi tanıyan herkes, bu gibi yaptırım söylemleri veya şantajların Türkiye'ye karşı işe yaramayacağını bilmeli.” diye konuştu.

Kalın sorunun müzakereler yoluyla çözülebileceğine inandıklarını belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın diplomasiye şans vermesine rağmen Yunanistan'ın Türkiye'nin haklarını ihlal edecek şekilde Mısır'la bir anlaşma imzaladığına değindi.

– “Cumhurbaşkanımız bir kez daha diplomasiye şans verdi”

Yunanistan'ın bunu yaparken ne Türkiye'ye ne de diğer AB ülkelerine haber verdiğini kaydeden Kalın, şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanımız bir kez daha diplomasiye şans verdi. Oruç Reis Antalya limanına geri döndü. Bunu Yunanistan'ın görüşmeleri ilerletmek için bir fırsat olarak kullanmasını ve istikşafi görüşmelere devam etmemizi umuyorum. Ayrıca bunun 24-25 Eylül'deki AB Liderler Zirvesine de olumlu bir yansıması olacaktır. Sadece Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinde değil aynı zamanda Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa açılmasını istiyoruz.”

– “Sorunun bir kaç ay veya yılda çözülmesi beklenmemeli”

Kalın, Uluslararası deniz hukukunun, iki taraf arasındaki sorunun öncelikle bu iki taraf arasında çözülmesini işaret ettiğine vurgu yaparak, böyle bir çözüm olmaması durumunda üçüncü tarafların veya mahkemelerin devreye girebileceğini söyledi.

Bu gibi görüşmelerin çok uzun yıllar alabileceğine dikkati çeken Kalın, buna Rusya ve Norveç arasında deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin görüşmelerin 40 yıldır devam etmesini örnek gösterdi. Kalın, dolayısıyla bu gibi sorunların bir kaç ay veya yılda çözülmesinin beklenmemesi ve gerçekçi olunması gerektiğini ifade etti.

– “Hafter, bizlerin vizyonunu paylaşmayan ülkeler tarafından destekleniyor”

Libya'ya ilişkin bir soru üzerine de Kalın, Türkiye'nin BM tarafından tanınmış meşru hükümete destek vermemesi durumunda ülkenin tamamen darbeci Halife Hafter'in kontrolüne geçeceğini belirterek, “Peki perde arkasında Hafter'i kim destekliyor? Bunun AB ya da NATO için iyi ve kabul edilebilir bir sonucu olur muydu? Hafter, bizlerin vizyonunu paylaşmayan ülkeler tarafından destekleniyor.” dedi.

Türkiye'nin Libya hükümetiyle imzaladığı anlaşmanın soruna bir denge getirdiğini söyleyen Kalın, şu anda müzakereler yürütüldüğünü ve bundan memnuniyet duyduklarını ifade etti.

– “Adil değil”

“Doğu Akdeniz'de niçin müzakere yapılmıyor?” diye soran Kalın, Meis Adası'nın Türkiye'ye sadece 2 kilometre, Yunanistan'a ise 500 kilometre uzaklıkta olduğuna işaret ederek, “Bu 10 kilometrekarelik adanın, 4 bin kilometrekare deniz alanı olduğunu iddia etmek adil mi? Hayır değil. Coğrafyadan anlayan hiçbir uluslararası organizasyon bu iddiaya inanmaz.” dedi.

Kalın, Türkiye'nin bu konuyu gündeme getirdiğinde agresif ve tek taraflı davranmakla suçlandığını ve bunun adil olmadığını söyledi.

Bölgede dışından aktörlerin konuya dahlinin hiçbir şekilde yardımı olmadığını vurgulayan Kalın, “Türkiye, önemli bir oyuncu, NATO üyesi, büyük ekonomisi olan büyük bir ülke. Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ya da diğer ülkelerin Türkiye'yi görmezden gelebilecekleri veya Türkiye'siz hareket edebilecekleri yönündeki her türlü girişimi, olumlu sonuçlanmaz ve tüm bölgede istikrarı bozucu bir etkisi olur.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: ''Doğu Akdeniz'de ilk izni veren Türkiye değildi” – LONDRA

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Avrupa Dış İlişkiler Konseyi kuruluşunun düzenlediği etkinlik
– ''Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki Rolü: Çatışma Tehditleri ve Diyalog Beklentisi” etkinliği
– Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın konuşması Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, AB'yi adil olmaya çağırdı
– “Sadece Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinde değil aynı zamanda Türkiye-AB ilişkilerinde de yeni bir sayfa açılmasını istiyoruz”
– “Bu 10 kilometrekarelik adanın (Meis), 4 bin kilometrekare deniz alanı olduğunu iddia etmek adil mi?”
– “Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ya da diğer ülkelerin Türkiye'yi görmezden gelebilecekleri veya Türkiye'siz hareket edebilecekleri yönündeki her türlü girişimi, olumlu sonuçlanmaz ve tüm bölgede istikrarı bozucu bir etkisi olur”

LONDRA (AA) – Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Doğu Akdeniz konusunda Avrupa Birliğinin (AB) dürüst bir arabulucu olarak davranması gerektiğini belirterek, “Birliğin çıkarı, tek bir üyesinin çıkarına indirgenmemeli.” dedi.

Kalın, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunun “Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki Rolü: Çatışma Tehditleri ve Diyalog Beklentisi” adlı etkinliğinde konuştu.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip ülke olduğuna dikkati çeken Kalın, “Bir NATO üyesi olarak sadece Yunanistan, Kıbrıs veya Lübnan'la ikili ilişkiler bakımında değil bir bütün olarak Doğu Akdeniz'de olan her şey bizi ilgilendiriyor.” dedi.

Son aylarda yaşananların daha iyi anlaşılabilmesi için Yunanistan'la yapılan istikşafi görüşmeleri vurgulayan Kalın, “Görüşmeler, 2002'de başladı ve 2016'ya kadar yaklaşık 60 tur yapıldı. Bu görüşmelerin amacı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sadece deniz sınırlarının belirlenmesi değil, adalar, hava sahası gibi konularda sorunları belirlemekti.” diye konuştu.

Görüşmelere Yunanistan'daki iç siyasi sorunlar nedeniyle dönemin Atina hükümetince son verildiğini hatırlatan Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'le New York ve Londra'da yaptığı toplantılarda bu görüşmelere devam etme kararı alındığını ancak bunun gerçekleşmemesi üzerine Almanya'nın arabulucu olarak devreye girdiğini söyledi.

– “Doğu Akdeniz'de ilk izni veren Türkiye değildi”

Almanya arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin ağırlıklı olarak deniz sınırlarının belirlenmesi ve hidrokarbon enerji faaliyetlerine yoğunlaştığına dikkati çeken Kalın, şöyle konuştu:

“Bazen Türkiye'nin tek taraflı ve agresif hareket ettiği gibi yorumlar duyuyorum. Ancak adil olmak gerekirse, Doğu Akdeniz veya Kıbrıs adası etrafında ilk gaz arama izni veren ülke Türkiye değildi. Önce Kıbrıs Rum yönetimi verdi. Annan Planını reddetmelerine rağmen 2020'de AB'ye kabul edilmelerinin ardından tartışmalı alanlarda ve Kıbrıslı Türklerin haklarını gözardı edecek şekilde çok sayıda firmaya izin vermeye başladılar.”

Rumların, ayrıca Kıbrıslı Türklerin haklarını tamamen reddedecek bir şekilde Lübnan, İsrail ve Mısır'la da anlaşmalar yaptığını anımsatan Kalın, ardından da Yunanistan'ın 2010'dan itibaren enerji şirketlerine izin vermeye başladığını ve bu izinlerde Türkiye'nin haklarının ihlal edildiğini kaydetti.

– “AB'nin çıkarı tek bir üyesinin çıkarına indirgenmemeli”

AB'nin bu konudaki rolüne ilişkin de konuşan Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AB dönem Başkanı Almanya'nın Başbakanı Angela Merkel'in yanı sıra diğer AB üyesi ülkelerinin liderleriyle çok sayıda görüşme yaptığına işaret etti.

Bu görüşmelerin arkasındaki amacın, AB'nin dürüst bir arabulucu olarak davranması olduğunu kaydeden Kalın, Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunların eşitlik, adalet, şeffaflık temelinde çözülmesinin önemine değindi.

AB'nin çıkarının tek bir üyesinin çıkarına indirgenmemesi gerektiğini kaydeden Kalın, şunları söyledi:

“Bazı AB üyelerinin Türkiye ile sorunları olduğu bir sır değil. Burada son bir kaç senede Suriye ve Libya'daki tutumuyla Fransa'dan bahsedebilirim. Bizim değerlendirmemize göre, böyle ülkeler, Türkiye ile başka bir çatışma yürütüyor ancak Doğu Akdeniz'deki mevcut krizi Türkiye karşıtlığını körüklemek için kullanıyor. Bu tutumun ne sorunun çözümüne ne AB'nin dürüst bir arabulucu imajına ne de AB-Türkiye ilişkilerine bir katkısı oluyor.”

– “Yaptırım şantajları Türkiye'ye karşı işe yaramaz”

Yaptırım tehditlerine de dikkati çeken Kalın, “Bazı üyeler Türk ekonomisi, Türk enerji sektörüne ve şirketlerine yönelik yaptırımdan bahsediyor. Bunu daha önce de yaşamıştık. Türkiye'yi tanıyan herkes, bu gibi yaptırım söylemleri veya şantajların Türkiye'ye karşı işe yaramayacağını bilmeli.” diye konuştu.

Kalın sorunun müzakereler yoluyla çözülebileceğine inandıklarını belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın diplomasiye şans vermesine rağmen Yunanistan'ın Türkiye'nin haklarını ihlal edecek şekilde Mısır'la bir anlaşma imzaladığına değindi.

– “Cumhurbaşkanımız bir kez daha diplomasiye şans verdi”

Yunanistan'ın bunu yaparken ne Türkiye'ye ne de diğer AB ülkelerine haber verdiğini kaydeden Kalın, şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanımız bir kez daha diplomasiye şans verdi. Oruç Reis Antalya limanına geri döndü. Bunu Yunanistan'ın görüşmeleri ilerletmek için bir fırsat olarak kullanmasını ve istikşafi görüşmelere devam etmemizi umuyorum. Ayrıca bunun 24-25 Eylül'deki AB Liderler Zirvesine de olumlu bir yansıması olacaktır. Sadece Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinde değil aynı zamanda Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa açılmasını istiyoruz.”

– “Sorunun bir kaç ay veya yılda çözülmesi beklenmemeli”

Kalın, Uluslararası deniz hukukunun, iki taraf arasındaki sorunun öncelikle bu iki taraf arasında çözülmesini işaret ettiğine vurgu yaparak, böyle bir çözüm olmaması durumunda üçüncü tarafların veya mahkemelerin devreye girebileceğini söyledi.

Bu gibi görüşmelerin çok uzun yıllar alabileceğine dikkati çeken Kalın, buna Rusya ve Norveç arasında deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin görüşmelerin 40 yıldır devam etmesini örnek gösterdi. Kalın, dolayısıyla bu gibi sorunların bir kaç ay veya yılda çözülmesinin beklenmemesi ve gerçekçi olunması gerektiğini ifade etti.

– “Hafter, bizlerin vizyonunu paylaşmayan ülkeler tarafından destekleniyor”

Libya'ya ilişkin bir soru üzerine de Kalın, Türkiye'nin BM tarafından tanınmış meşru hükümete destek vermemesi durumunda ülkenin tamamen darbeci Halife Hafter'in kontrolüne geçeceğini belirterek, “Peki perde arkasında Hafter'i kim destekliyor? Bunun AB ya da NATO için iyi ve kabul edilebilir bir sonucu olur muydu? Hafter, bizlerin vizyonunu paylaşmayan ülkeler tarafından destekleniyor.” dedi.

Türkiye'nin Libya hükümetiyle imzaladığı anlaşmanın soruna bir denge getirdiğini söyleyen Kalın, şu anda müzakereler yürütüldüğünü ve bundan memnuniyet duyduklarını ifade etti.

– “Adil değil”

“Doğu Akdeniz'de niçin müzakere yapılmıyor?” diye soran Kalın, Meis Adası'nın Türkiye'ye sadece 2 kilometre, Yunanistan'a ise 500 kilometre uzaklıkta olduğuna işaret ederek, “Bu 10 kilometrekarelik adanın, 4 bin kilometrekare deniz alanı olduğunu iddia etmek adil mi? Hayır değil. Coğrafyadan anlayan hiçbir uluslararası organizasyon bu iddiaya inanmaz.” dedi.

Kalın, Türkiye'nin bu konuyu gündeme getirdiğinde agresif ve tek taraflı davranmakla suçlandığını ve bunun adil olmadığını söyledi.

Bölgede dışından aktörlerin konuya dahlinin hiçbir şekilde yardımı olmadığını vurgulayan Kalın, “Türkiye, önemli bir oyuncu, NATO üyesi, büyük ekonomisi olan büyük bir ülke. Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ya da diğer ülkelerin Türkiye'yi görmezden gelebilecekleri veya Türkiye'siz hareket edebilecekleri yönündeki her türlü girişimi, olumlu sonuçlanmaz ve tüm bölgede istikrarı bozucu bir etkisi olur.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Türkiye'nin kimsenin toprağında gözü yoktur

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Yunanistan ve AB ülkelerinin diplomasiye tanınan şansı heba etmemesi ve mütekabil adımlar atmaları gerektiğini belirtti.

İbrahim Kalın, şunları kaydetti:

“Türkiye, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetli liderliğinde hem sahada hem de masada güçlü bir aktör olarak hak ve menfaatlerini her zaman koruyacaktır. Yunanistan ve AB ülkeleri diplomasiye tanınan şansı heba etmemeli, mütekabil adımlar atmalıdır.

Doğu Akdeniz’de sorunların barışçıl yollardan çözümü mümkündür. Hakkaniyet esasına dayalı, kapsayıcı ve rasyonel yaklaşımlar yapıcı katkı sunacaktır. Türkiye’nin kimsenin toprağında gözü yoktur. Ama hiç kimseye de hakkını ve hukukunu yedirtmeme kararlılığındadır.”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Karadeniz'de keşif ve sondaj çalışmaları aynı anda devam edecek

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD merkezli yayın kuruluşu Bloomberg’e mülakat verdi.

Türkiye’nin Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası’nda 320 milyar metreküp doğal gaz rezervi keşfetmesini “başlangıç” olarak niteleyen Kalın, “Teknik uzmanlarımız bize çok daha büyük bir potansiyel olduğunu söylüyor. Keşif ve sondaj çalışmaları aynı anda devam edecek.” ifadesini kullandı.

Kalın, Karadeniz’in diğer bölgelerinde ve Doğu Akdeniz’de keşifleri sürdüreceklerini belirterek, “Aynı bölgedeki diğer sahalarda da keşifler yapılmasından çok umutluyuz. Türkiye enerji üreten bir ülke olacak. Bu yeni bir boyut, çok önemli bir boyut. Türkiye’yi stratejik konumu, ilişkileri, bölgesel ve küresel ilişkileri açısından farklı bir düzeye taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığına ait olduğuna inandığı bölgelerde de arama çalışmalarını sürdüreceğini aktaran Kalın, şunları kaydetti:

“Acil bir sondaj planımız yok. Doğu Akdeniz’de herhangi bir gerilim görmek istemiyoruz. Doğu Akdeniz’de ne bulursak bulalım, herkes tarafından paylaşılmasını isteriz. Kıyısı olan tüm komşu ülkelere fayda sağlamasını istiyoruz. Bunu sıfır toplamlı bir oyun olarak görmek istemiyoruz. Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakları fırsata çevirebiliriz.”

Kalın, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sorunları görmezden gelmediğini belirterek, sorunların üstesinden gelmek için bazı yaratıcı yollar bulmaya çalıştıklarını söyledi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) 1974’ten bu yana kapalı olan Maraş’ın açılması konusuna da değinen Kalın, Ada’daki iki toplum arasında Maraş, mülkiyet konuları ve Ada çevresindeki enerji kaynakları gibi tüm konularda diyalog olması gerektiğini vurguladı.

Kalın, anlaşmazlıkların çözülebileceğine işaret ederek, “Ada çevresinde bulunan her ne varsa, oradaki tüm insanların yararına kullanılabilir. Şimdi Maraş’ın açılması, Ada’nın on yıllardır kapalı olan o bölgesini herkes için bir fırsata dönüştürme girişimidir.” ifadesini kullandı.

ABD ile ilişkiler, S-400 ve Joe Biden

ABD’nin Türkiye ile güvenlik, ticaret ve diğer konularda ilişkilerini geliştirmesi için, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemini kaldırması ön koşulunu sunmasının “yanlış” olduğunu belirten Kalın, “Şimdi bir ön koşul olarak S-400’ü, S-400’ün kaldırılmasını sunuyorlar ve bu kesinlikle kabul edilemez. Biz egemen bir ülkeyiz. Bu kararı egemenliğimiz temelinde aldık.” açıklamasında bulundu.

Kalın, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400’lerin şu anda aktif olmadığını ancak sürecin devam ettiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

“Şu anda aktif değiller ama süreç hala devam ediyor. Bu kararın tersine çevrilmesi söz konusu değil. Türkiye ile Rusya arasında imzalanan S-400 anlaşması teknoloji transferini içeriyor ve bunda bir değişiklik yok. İlk batarya ile ilgili sürecin tamamlanması ve hemen ardından ortak üretim sürecine başlanması için, ilk bataryanın aktarılması ve ikinci bataryanın ortak üretilmesi kararlaştırıldı.”

Kalın, Türkiye’nin ulusal güvenliği için tehdit oluşturan iki ana sorun (ABD’nin Suriye’deki PYD/YPG’ye desteği ve Fetullahçı Terör Örgütü üyelerine eylemsizliği) başta olmak üzere, Türkiye ile ABD arasındaki sorunları çözmek istediklerini dile getirdi.

ABD Başkan adayı Joe Biden’in Türkiye’ye ilişkin ifadelerine de değinen Kalın, “Biden’in sözleri ABD’nin Türkiye’deki ve dünyadaki imajını daha da kötüleştiriyor çünkü ABD’nin dünyanın dört bir yanındaki darbecilere verdiği destek konusunda genel bir kanı var ve ne yazık ki bunun örnekleri var, bu sadece bir illüzyon değil.” ifadelerini kullandı.

Libya

Kalın, Libya’da Trablus’un hem masada hem de sahada daha güçlü bir konuma sahip olduğunu belirterek, “Prensipte Sirte ve Cufra’nın askerden arındırılmasına karşı değiliz, bu ciddi bir şekilde değerlendirilebilir ancak bunu kimin izleyeceği ve nasıl uygulanacağı ile ilgili yaklaşımlar var, bunun koşulları hakkında temel ayrıntılar var.” değerlendirmesinde bulundu.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ateşkes çağrısı konusunda kendileriyle hemfikir olduklarını belirten Kalın, “Kuvvetler Sirte ve Cufra’dan çekilmeli ve Bingazi ve Tobruk’a taşınmalıdır. Sirte ve Cufra merkezi hükümetin kontrolünde olmalı, petrol tüm Libyalıların kullanımı için işlenmeli ve gelir Libya merkez bankasında toplanıp buradan dağıtılmalıdır. Siyasi bir çözüm için gerekli adımlar aynı anda atılmalıdır.” diye konuştu.

Çin etkisi

Çin’in dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline geldiğine ve giderek daha sağlam, kritik ekonomik ve politik aktör olduğuna dikkati çeken Kalın, Çin’in bu hareket tarzının devam edecek gibi göründüğünü söyledi.

Kalın, Transatlantik İttifakın mevcut stratejik ve jeopolitik konumunun değerlendirmesini yapması gerektiğini belirterek, “Merkezin batıdan doğuya doğru farklı şekillerde kaydığı bu yeni küresel sahnede nasıl bir oyuncu olacaklarını görmelidir.” diye konuştu.

Yeni aktörlerin ortaya çıktığını dile getiren Kalın, şunları kaydetti:

“Dış politikaya 360 derecelik bir perspektiften bakmaya çalışıyoruz. Bu nedenle, NATO üyeliğimiz, Orta Doğu, Kuzey Afrika’daki angajmanımız veya Afrika’ya açılmamız veya Asya ekonomileriyle daha derin ekonomik ilişkilerimiz arasında herhangi bir çelişki görmüyoruz. Dış politikaya ilişkin bu tür daha esnek ve kapsamlı bir bakış açısının hepimize yardımcı olduğuna inanıyoruz. Bence dünyadaki tüm kötü şeyler için Çin ve Rusya’yı suçlamanın çok kolay olduğunu düşünüyorum. Ancak bu, Çin’in büyük bir ekonomik oyuncu olarak yükselmeye devam ettiği gerçeğini değiştirmez ancak bu ekonomik güç şu ya da bu şekilde politik bir güce, askeri güce ve enerji gücüne dönüşecektir.”

Muhabir: Muhammet Tarhan