İlim Yayma Vakfı

ÖNDER 17. İmam Hatipliler Kurultayı – İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan (2) – İSTANBUL

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan'ın konuşması ÖNDER 17. İmam Hatipliler Kurultayı
– İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan:
– “İmam hatipliler olarak imam hatip liselerinin ve ortaokullarının, cumhuriyetin ve ülkemizin birer kurumu olarak hukukunu korumayla ilgili her şeyi yapmakta cesur ve dirayetli olmamız gerekiyor. Bulunduğumuz ortamlarda kurumlarımızı zedeleyici konuşmalar karşısında sessiz durmamalıyız”
– Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez:
– “Dijitalleşme ile dijital dünyada din tartışmaları, İslam davetinin önünde bir engele dönüştü. Önüne gelen herkes anlamsız, gayesiz, faydasız din tartışmasına girdi. İmam hatip neslinin bu anlamsız tartışmalardan korunması gerekiyor”
İSTANBUL (AA) – İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, “İmam hatipliler olarak imam hatip liselerinin ve ortaokullarının, cumhuriyetin ve ülkemizin birer kurumu olarak hukukunu korumayla ilgili her şeyi yapmakta cesur ve dirayetli olmamız gerekiyor. Bulunduğumuz ortamlarda kurumlarımızı zedeleyici konuşmalar karşısında sessiz durmamalıyız.” dedi.

Erdoğan, ÖNDER İmam Hatipliler Derneğince Zeytinburnu Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezi'nde düzenlenen 17. İmam Hatipliler Kurultayı'na video konferansla bağlanarak konuşma yaptı.

Kurultayın bu yılki temasının “Basiret ve ferasetle” olduğunu anımsatan Erdoğan, basiret ve ferasetin kitaplardan okutularak öğrenilemeyeceğini belirtti.

İmam hatipliler olarak çok başarılı bir yılı geride bıraktıklarını dile getiren Erdoğan, hem liseye giriş sınavlarında hem üniversiteye girişte imam hatiplilerin farkını ortaya koyduğunu, geçen yıllarda verilen emeklerin meyvelerini vermeye devam ettiğini söyledi.

Bu yıl üniversite sınavında ilk 1000'e giren öğrenci sayısı olarak imam hatip tarihinin rekorunun kırıldığını vurgulayan Erdoğan, mezuniyetteki bu başarıların velilerin ve öğrencilerin imam hatip liselerini ve ortaokullarını tercih etmesini desteklediğini ifade etti.

İmam hatiplilerin, çocuklarının bu okulları tercih etmesi, imam hatip liselerinin ve ortaokullarının tanıtımı, çevresindekilere imam hatiplerle ilgili yanlış bilgilere dayalı kanaatlerini düzeltmek noktasında üzerine düşeni yapması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, sadece sivil toplum kuruluşlarının ve Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün çalışmalarıyla imam hatiplerin hak ettiği yere gelmesinin mümkün olmadığını anlattı.

Bilal Erdoğan, zaman zaman imam hatiplileri zedelemek isteyen, kamuoyunda imam hatiplerle algıyı bozmak isteyen mihrakların bazı çıkışlar yaptıklarını aktararak, “Bunlar bizi yürüyüşümüzden alıkoyacak şeyler olmamakla birlikte imam hatiplerin doğru anlaşılması için çok daha fazla çalışmamızın önemini gösteriyor.” ifadesini kullandı.

Türkiye'de imam hatip öğrencilerinin okullaşma oranlarının yüzde 12-13 olduğunu kaydeden Erdoğan, üniversiteye girişte yüzde 1'de, yüzde 5'te ve yüzde 10 içerisinde de bu oranlarda temsile ulaşmasını, başarılı öğrencilerin imam hatip okullarını daha çok tercih etmesini arzuladıklarını dile getirdi.

Türkiye'nin en başarılı üniversitelerinde imam hatip mezunu öğrencilerin var olmasının, toplumsal barışın tesis edilebilmesine ve imam hatiplere yönelik saldırların olmaması için bir altyapı çalışması olarak görülmesi gerektiğine işaret eden Erdoğan, “Maalesef imam hatiplerle ilgili menfi kanaatlere sahip olan birçok insan, bir imam hatipin önünden geçmemiş, bir imam hatipliyle sohbet etmemiş insanlardır. Bazıları tanısa, bilse dahi bunu yapacaktır elbette ancak makul, müspet insanlar inanıyorum ki imam hatip okullarıyla ilgili doğru kanaat ve bilgi sahibi oldukları zaman bu tür yanlış bilgilendirmede yersiz hale gelecektir.” diye konuştu.

İmam hatip ortaokulları ve liselerinin, ortaokul ve lise seviyesinde verilmesi gereken eğitimi, matematiği, Türkçe'yi, sosyal bilgileri, fen bilgisini tamamıyla verdiğini aktaran Erdoğan, bunun üzerine de çocukların tek yönlü yetişmemesi için başta Kur'an-ı Kerim ve Arapça olmak üzere din bilgisi mahiyetindeki derslerin verildiğini kaydetti.

– “İmam hatip okullarının hukukunun korunması için cesur ve dirayetli olmalıyız”

Bilal Erdoğan, Türkiye'de Japonya hazırlık sınıfı olan tek, ilk okulun bir imam hatip okulu olduğunu, bunların bilinmesi için daha çok çalışılması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

“İmam hatipliler olarak imam hatip liselerinin ve ortaokullarının, cumhuriyetin ve ülkemizin birer kurumu olarak hukukunu korumayla ilgili her şeyi yapmakta cesur ve dirayetli olmamız gerekiyor. İmam hatipleri ilgilendiren başka kurumlarımızın da arkasında durma noktasında cesur ve dirayetli olmalıyız. Bulunduğumuz ortamlarda kurumlarımızı zedeleyici konuşmalar karşısında sessiz durmamalıyız. Vakıflarımızı, derneklerimizi, okullarımızı, kurumlarımı tahkir ve tezif eden insanlara karşı doğru bilgiyle mukabele etmemiz gerekiyor. Bunu yapmamamız halinde maalesef ülkemizin bu değerli kurumlarına kasteden insanlarını açık bırakmış oluyoruz.”

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin ibadete açılmasının, imam hatip neslinin bir başarı olarak hanesine yazıldığını düşündüğünü dile getiren Erdoğan, bu başarıların şükrünün ancak daha çok çalışarak ifa edilebileceğini söyledi.

Bir fırsatın arifesinde olunduğuna işaret eden Erdoğan, “21. yüzyıla ümmetin damga vurması için önümüzde bir fırsat var. Son 20, 30, 50 yıla baktığımız zaman Rabb'imiz bizi rahmet üzerine rahmetle, mükafat üzerine mükafatla nimetlendiriyorsa biz de kulluğumuzun sorumluluğunu yerine getirme noktasında daha zimli ve gayretli olmak zorundayız.” ifadelerini kullandı.

– “İmam hatip neslinin anlamsız din tartışmalarından korunması gerekiyor”

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez de insanlığın bir idrak ölümüyle karşı karşıya kaldığı bir zaman diliminde, idrak zaaflarının yaşadığını söyledi.

İnsanlığın görsel idrakin egemenliğine mahkum olduğu bir zamanda, Kur'an'ın ve sünnetin insanlık tarafından ihmal edilen iki kavram olduğuna değinen Görmez, ferasetin, basiretin neticesi olduğunu, basiret olmadan ferasetin olmayacağını belirtti.

Bugün insanlığın bir idrak ölümü ile karşı karşıya olduğunu vurgulayan Görmez, şöyle konuştu:

“Dijitalleşme ile birlikte bir ekran medeniyeti, ekran uygarlığı kuruldu ve insanoğlu bu ekran uygarlığının önünde pasif bir seyirciye dönüştü. İnsanoğlu sadece görsel bir idrake mahkum oldu. Bugün artık her insanın elinde bir ekran var, her insan hayatının büyük bir kısmını, bu ekranın önünde geçiriyor. Bu ekranın önünde daha çok görselliklerle, suretle karşı karşıya kalıyor. İşte bu görsel idrakin egemenliğine maruz kalan insanda, aklın idraki zayıflıyor, kalbin idraki bir ölümle karşı karşıya kalıyor. İşte burada basiret çok büyük önem arz ediyor ancak biz yüksek bir basiretle bunun üstesinden geliriz.”

İmam hatip okullarında görsel idrakin egemenliğine mahkum olmaktan kurtulmak için özel derslere, müstakil laboratuvarlara, sosyal medya ve dijital okuryazarlığı dersine ihtiyaç olduğunu dile getiren Görmez, “Dijitalleşme ile dijital dünyada din tartışmaları, İslam davetinin önünde bir engele dönüştü. Önüne gelen herkes anlamsız, gayesiz, faydasız din tartışmasına girdi. İmam hatip neslinin bu anlamsız tartışmalardan korunması gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz da imam hatip okullarının, Türkiye açısından ne kadar önemliyse dünya açısından da katbekat önemli olduğunu söyledi.

Fıkıh dersinden fiziğe, kimya dersinden Kur'an dersine, hadis dersinden matematiğe, edebiyattan tefsire birçok dersin imam hatip okullarında okutulduğuna değinen Yılmaz, bu eğitim sisteminden habersiz olan kişilerin olduğunu belirtti.

İmam hatiplerin yetiştirdiği insan modelinin bir başarı olduğunu belirten Yılmaz, imam hatip okullarının 1994'te zirve yaptığını, daha sonra 28 Şubat sürecince katsayı ve başörtüsü yasağı ile bu başarının önünün kesildiğini kaydetti.

Yılmaz, bu yılki başarının sebebinin ise 2009 yılında katsayı ve başörtü yasağının kaldırılmasıyla ortaya çıktığını vurguladı.

ÖNDER 17. İmam Hatipliler Kurultayı – İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan (1) – İSTANBUL

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan'ın konuşması ÖNDER 17. İmam Hatipliler Kurultayı
– İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan:
– “İmam hatipliler olarak imam hatip liselerinin ve ortaokullarının, cumhuriyetin ve ülkemizin birer kurumu olarak hukukunu korumayla ilgili her şeyi yapmakta cesur ve dirayetli olmamız gerekiyor. Bulunduğumuz ortamlarda kurumlarımızı zedeleyici konuşmalar karşısında sessiz durmamalıyız”
– Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez:
– “Dijitalleşme ile dijital dünyada din tartışmaları, İslam davetinin önünde bir engele dönüştü. Önüne gelen herkes anlamsız, gayesiz, faydasız din tartışmasına girdi. İmam hatip neslinin bu anlamsız tartışmalardan korunması gerekiyor”
İSTANBUL (AA) – İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, “İmam hatipliler olarak imam hatip liselerinin ve ortaokullarının, cumhuriyetin ve ülkemizin birer kurumu olarak hukukunu korumayla ilgili her şeyi yapmakta cesur ve dirayetli olmamız gerekiyor. Bulunduğumuz ortamlarda kurumlarımızı zedeleyici konuşmalar karşısında sessiz durmamalıyız.” dedi.

Erdoğan, ÖNDER İmam Hatipliler Derneğince Zeytinburnu Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezi'nde düzenlenen 17. İmam Hatipliler Kurultayı'na video konferansla bağlanarak konuşma yaptı.

Kurultayın bu yılki temasının “Basiret ve ferasetle” olduğunu anımsatan Erdoğan, basiret ve ferasetin kitaplardan okutularak öğrenilemeyeceğini belirtti.

İmam hatipliler olarak çok başarılı bir yılı geride bıraktıklarını dile getiren Erdoğan, hem liseye giriş sınavlarında hem üniversiteye girişte imam hatiplilerin farkını ortaya koyduğunu, geçen yıllarda verilen emeklerin meyvelerini vermeye devam ettiğini söyledi.

Bu yıl üniversite sınavında ilk 1000'e giren öğrenci sayısı olarak imam hatip tarihinin rekorunun kırıldığını vurgulayan Erdoğan, mezuniyetteki bu başarıların velilerin ve öğrencilerin imam hatip liselerini ve ortaokullarını tercih etmesini desteklediğini ifade etti.

İmam hatiplilerin, çocuklarının bu okulları tercih etmesi, imam hatip liselerinin ve ortaokullarının tanıtımı, çevresindekilere imam hatiplerle ilgili yanlış bilgilere dayalı kanaatlerini düzeltmek noktasında üzerine düşeni yapması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, sadece sivil toplum kuruluşlarının ve Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün çalışmalarıyla imam hatiplerin hak ettiği yere gelmesinin mümkün olmadığını anlattı.

Bilal Erdoğan, zaman zaman imam hatiplileri zedelemek isteyen, kamuoyunda imam hatiplerle algıyı bozmak isteyen mihrakların bazı çıkışlar yaptıklarını aktararak, “Bunlar bizi yürüyüşümüzden alıkoyacak şeyler olmamakla birlikte imam hatiplerin doğru anlaşılması için çok daha fazla çalışmamızın önemini gösteriyor.” ifadesini kullandı.

Türkiye'de imam hatip öğrencilerinin okullaşma oranlarının yüzde 12-13 olduğunu kaydeden Erdoğan, üniversiteye girişte yüzde 1'de, yüzde 5'te ve yüzde 10 içerisinde de bu oranlarda temsile ulaşmasını, başarılı öğrencilerin imam hatip okullarını daha çok tercih etmesini arzuladıklarını dile getirdi.

Türkiye'nin en başarılı üniversitelerinde imam hatip mezunu öğrencilerin var olmasının, toplumsal barışın tesis edilebilmesine ve imam hatiplere yönelik saldırların olmaması için bir altyapı çalışması olarak görülmesi gerektiğine işaret eden Erdoğan, “Maalesef imam hatiplerle ilgili menfi kanaatlere sahip olan birçok insan, bir imam hatipin önünden geçmemiş, bir imam hatipliyle sohbet etmemiş insanlardır. Bazıları tanısa, bilse dahi bunu yapacaktır elbette ancak makul, müspet insanlar inanıyorum ki imam hatip okullarıyla ilgili doğru kanaat ve bilgi sahibi oldukları zaman bu tür yanlış bilgilendirmede yersiz hale gelecektir.” diye konuştu.

İmam hatip ortaokulları ve liselerinin, ortaokul ve lise seviyesinde verilmesi gereken eğitimi, matematiği, Türkçe'yi, sosyal bilgileri, fen bilgisini tamamıyla verdiğini aktaran Erdoğan, bunun üzerine de çocukların tek yönlü yetişmemesi için başta Kur'an-ı Kerim ve Arapça olmak üzere din bilgisi mahiyetindeki derslerin verildiğini kaydetti.

– “İmam hatip okullarının hukukunun korunması için cesur ve dirayetli olmalıyız”

Bilal Erdoğan, Türkiye'de Japonya hazırlık sınıfı olan tek, ilk okulun bir imam hatip okulu olduğunu, bunların bilinmesi için daha çok çalışılması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

“İmam hatipliler olarak imam hatip liselerinin ve ortaokullarının, cumhuriyetin ve ülkemizin birer kurumu olarak hukukunu korumayla ilgili her şeyi yapmakta cesur ve dirayetli olmamız gerekiyor. İmam hatipleri ilgilendiren başka kurumlarımızın da arkasında durma noktasında cesur ve dirayetli olmalıyız. Bulunduğumuz ortamlarda kurumlarımızı zedeleyici konuşmalar karşısında sessiz durmamalıyız. Vakıflarımızı, derneklerimizi, okullarımızı, kurumlarımı tahkir ve tezif eden insanlara karşı doğru bilgiyle mukabele etmemiz gerekiyor. Bunu yapmamamız halinde maalesef ülkemizin bu değerli kurumlarına kasteden insanlarını açık bırakmış oluyoruz.”

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin ibadete açılmasının, imam hatip neslinin bir başarı olarak hanesine yazıldığını düşündüğünü dile getiren Erdoğan, bu başarıların şükrünün ancak daha çok çalışarak ifa edilebileceğini söyledi.

Bir fırsatın arifesinde olunduğuna işaret eden Erdoğan, “21. yüzyıla ümmetin damga vurması için önümüzde bir fırsat var. Son 20, 30, 50 yıla baktığımız zaman Rabb'imiz bizi rahmet üzerine rahmetle, mükafat üzerine mükafatla nimetlendiriyorsa biz de kulluğumuzun sorumluluğunu yerine getirme noktasında daha zimli ve gayretli olmak zorundayız.” ifadelerini kullandı.

– “İmam hatip neslinin anlamsız din tartışmalarından korunması gerekiyor”

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez de insanlığın bir idrak ölümüyle karşı karşıya kaldığı bir zaman diliminde, idrak zaaflarının yaşadığını söyledi.

İnsanlığın görsel idrakin egemenliğine mahkum olduğu bir zamanda, Kur'an'ın ve sünnetin insanlık tarafından ihmal edilen iki kavram olduğuna değinen Görmez, ferasetin, basiretin neticesi olduğunu, basiret olmadan ferasetin olmayacağını belirtti.

Bugün insanlığın bir idrak ölümü ile karşı karşıya olduğunu vurgulayan Görmez, şöyle konuştu:

“Dijitalleşme ile birlikte bir ekran medeniyeti, ekran uygarlığı kuruldu ve insanoğlu bu ekran uygarlığının önünde pasif bir seyirciye dönüştü. İnsanoğlu sadece görsel bir idrake mahkum oldu. Bugün artık her insanın elinde bir ekran var, her insan hayatının büyük bir kısmını, bu ekranın önünde geçiriyor. Bu ekranın önünde daha çok görselliklerle, suretle karşı karşıya kalıyor. İşte bu görsel idrakin egemenliğine maruz kalan insanda, aklın idraki zayıflıyor, kalbin idraki bir ölümle karşı karşıya kalıyor. İşte burada basiret çok büyük önem arz ediyor ancak biz yüksek bir basiretle bunun üstesinden geliriz.”

İmam hatip okullarında görsel idrakin egemenliğine mahkum olmaktan kurtulmak için özel derslere, müstakil laboratuvarlara, sosyal medya ve dijital okuryazarlığı dersine ihtiyaç olduğunu dile getiren Görmez, “Dijitalleşme ile dijital dünyada din tartışmaları, İslam davetinin önünde bir engele dönüştü. Önüne gelen herkes anlamsız, gayesiz, faydasız din tartışmasına girdi. İmam hatip neslinin bu anlamsız tartışmalardan korunması gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz da imam hatip okullarının, Türkiye açısından ne kadar önemliyse dünya açısından da katbekat önemli olduğunu söyledi.

Fıkıh dersinden fiziğe, kimya dersinden Kur'an dersine, hadis dersinden matematiğe, edebiyattan tefsire birçok dersin imam hatip okullarında okutulduğuna değinen Yılmaz, bu eğitim sisteminden habersiz olan kişilerin olduğunu belirtti.

İmam hatiplerin yetiştirdiği insan modelinin bir başarı olduğunu belirten Yılmaz, imam hatip okullarının 1994'te zirve yaptığını, daha sonra 28 Şubat sürecince katsayı ve başörtüsü yasağı ile bu başarının önünün kesildiğini kaydetti.

Yılmaz, bu yılki başarının sebebinin ise 2009 yılında katsayı ve başörtü yasağının kaldırılmasıyla ortaya çıktığını vurguladı.

İlim Yayma Vakfı kurucularından Sabri Özpala'nın cenazesi toprağa verildi – İSTANBUL

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Cenaze namazına gelenler
– Cenaze namazının kılınması
– AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş'un konuşması
– Cenazenin taşınması İlim Yayma Vakfı kurucularından Sabri Özpala'nın cenazesi toprağa verildi

İSTANBUL (AA) – İslami İlimler Araştırma Vakfı (İSAV) ve İlim Yayma Vakfı kurucularından 85 yaşındaki Sabri Özpala, son yolculuğuna uğurlandı.

Yaşlılığa bağlı rahatsızlıklar sebebiyle dün vefat eden Özpala için Fatih Camisi'nde ikindi vakti cenaze namazı kılındı.

Cenaze namazına, Özpala'nın ailesi ile AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı Başkanı Hamza Akbulut, İSAV, İlim Yayma Cemiyeti ve İlim Yayma Vakfı mensupları katıldı.

Namaz sonrasında kısa bir konuşma yapan Kurtulmuş, Özpala'yı çocukluk ve gençlik döneminden bu yana ilim ve hayır işleriyle tanıdığını belirterek, Allah'tan rahmet diledi.

Özpala'nın naaşı, kılınan cenaze namazının ardından Eyüpsultan Mezarlığındaki aile kabristanında toprağa verildi.

Özpala, 1973'te kurulan İlim Yayma Vakfı'nda kesintisiz 33 yıl mütevelli heyeti üyesi olarak, vefatına kadar geçen son 6 yılda ise istişare heyeti üyesi olarak görev yaptı.

Prof. Dr. Kemaloğlu: Altın Orda Türk halklarının ortak mirasıdır

İlim Yayma Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti’nin sürdürdüğü eğitime katkı vizyonuna uygun olarak Türkiye’ye yüksek fayda sağlayacak çalışmaları keşfetmek ve teşvik etmek amacıyla iki yılda bir düzenlenen İlim Yayma Ödülleri, önceki gün Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle sahiplerini buldu.

  • İlim Yayma Ödülleri sahiplerini buldu

Farklı kategorilerdeki çalışmaların değerlendirilmeye alındığı, millilik bilincine sahip, toplumda yaygın etki oluşturan, ülkenin ve insanlığın hayrına katkı sağlayan çalışmalar, “Büyük Ödül”, “Mühendislik, Doğa ve Sağlık Bilimleri Kategorisi” ve “Sosyal Bilimler Kategorisi”nde değerlendirildi.

Bu kapsamda, “Sosyal Bilimler Kategorisi”nin kazananı “Altın Orda ve Rusya: Rusya Üzerindeki Türk-Tatar Etkisi” adlı çalışmasıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu oldu.

Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu tarafından 2003-2008 yılları arasında doktora tezi olarak kaleme alınan ve 2009’da ilk baskısı gerçekleştirilen eser, 2011’de Türk Tarih Kurumu Teşvik Ödülü’ne layık görülmesinin yanı sıra 2016 ve 2017 yıllarında Rusça’ya tercüme edilmiş, Tataristan’ın başkenti Kazan şehrinde de basımı yapılmıştı.

“Özellikle Tatar ve Türk tarihine çocukluktan ilgim vardı”

Kemaloğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sovyetler Birliği Dönemi’nde hem Rusların hem de Tatar Türklerinin yaşadığı, Lenin ve yazar Yusuf Akçura’nın da memleketi olan Ulyanovsk şehrinde doğduğunu söyledi.

Köydeki lise eğitimini tamamladıktan sonra Ulyanovsk Üniversitesi Tarih Bölümü’nde okumaya başladığını belirten Kemaloğlu, buradaki eğitimini tamamlamadan Milli Eğitim Bakanlığı’nın bursuyla Türkiye’ye geldiğini aktardı.

Tarihe çocukluktan ilgisi olduğunu dile getiren Kemaloğlu, “Özellikle Tatar ve Türk tarihine ilgim vardı ama Ulyanovsk Üniversitesi’ndeki eğitimim bu konuda çok yeterli değildi. Kazan’a gidip geliyordum. Çünkü Kazan, hem Rusya Federasyonu’nun hem de Türk dünyasının önemli ilim merkezlerinden. Orada üniversitede veya kütüphanede çalışmaya başladım. Türkiye’ye gelme fırsatı doğunca, gelmeye karar verdim.” dedi.

Kemaloğlu, Türkiye’ye geldikten sonra Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirerek yüksek lisansını tamamladığını, doktorasını ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yaptığını anlattı.

“Bu işe çevirilerle başladım”

Dil öğrenmeye olan ilgisinden bahseden Kemaloğlu, “Çocukken ailemizden Tatarca öğreniyoruz, konuşuyoruz. Ana dilim Tatarca. Rusça’yı okulda öğreniyoruz. Türkiye’ye geldikten sonra Anadolu Türkçesini de öğrendim çünkü Rusya’dayken bilmiyordum. Tatarca’yla Türkçe de yakın, aynı dilin farklı lehçeleri diyebiliriz. Yine çalışmalarım dolayısıyla Farsça ve İngilizce öğrendim. Lisede okurken Almanca eğitimi almıştım. Çünkü Sovyetler Birliği döneminde özellikle ortaokul ve lisede İngilizce değil de daha çok Almanca yaygındı.” ifadelerini kullandı.

İlyas Kemaloğlu, yüksek lisans eğitimi sırasında Rusça’dan Türkçe’ye çeviriler yapmaya başladığına işaret ederek, “Türk kaynaklarının önemli bir kısmı Rusça’dır. Bunun sebebi de Ruslarla Türklerin yan yana asırlardır yaşamaları ve Rusların bütün eserlerinde Türklerden de sıkça bahsetmeleridir. Dolayısıyla ben bu işe çeviriler ile başladığımı söyleyebilirim. Yüksek lisans yaparken ilk çalışmam yayımlandı, ‘Altın Orda ve Kazan Hanları’ydı. Daha sonraki süreçte telif çalışmaları da vermeye başladım. Editörlük çalışmaları yaptım. Telif, çeviri ve editörlük kitaplarımın sayısı 40’a yaklaştı. 2 eserim Rusça’ya tercüme edildi ve Tataristan Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü tarafından ikisi basıldı.” diye konuştu.

Kemaloğlu, eserine dair şu bilgileri verdi:

“Altın Orda Türk İslam Devletidir ve Orta Çağ’ın en büyük Türk Devletlerinden biridir. Eser, Altın Orda’nın Rusya’yla münasebetleri ve özellikle Rusya’ya yaptığı etkilerden bahsediyor. Bilindiği gibi Rus knezlikleri, o zaman birlik bir Rus devleti yoktu, şehir devletleri vardı. Bu Rus knezlikleri yaklaşık 2,5 asır boyunca Altın Orda’nın hakimiyetinde kalıyor, vergi ödüyorlar. Asker göndermek, Altın Orda Hanlarını ziyaret etmek zorundalar. Dolayısıyla bir Altın Orda hakimiyetinden bahsedebiliriz. Bu süreçte doğal olarak Altın Orda’nın birçok yönden Rus Devleti’ni etkilediğini görüyoruz. En başta Altın Orda’nın hakimiyetindeki bütün Rus knezliklerinin Moskova altında birleştiğini görüyoruz. Bu en önemli etken. Bunun yanı sıra askeri, siyasi, ekonomik, kültürel, din ve edebiyat alanlarında da Altın Orda’nın etkisini hissetmek mümkündür.”

“Tarih alanına hem ilgi hem de devletin teşviki var”

Prof. Dr. Kemaloğlu, Altın Orda Devleti’nin tarihi kaynaklarının çok dilli olduğuna ve özellikle Rusça kaynakların burada önemi bulunduğuna dikkati çekerek, eserinde birçok dilde yazılı kaynaklardan faydalanmasının, orijinal bir metot kullanmasının, Altın Orda’dan öncesini ve sonrasını baz alarak iki farklı Rusya’yı karşılaştırması ve aradaki farkları ortaya çıkarmasının eserinin ödüle layık görülmesinde etkili olabileceğini düşündüğünü söyledi.

Ödüle layık görülmesinin kendisini gururlandırdığını vurgulayan Kemaloğlu, çalışmalarının takdir edilmesinin insanı mutlu ettiğini dile getirdi.

Kemaloğlu, sosyal bilimler ve tarih alanlarına özellikle son dönemde önem verilmeye başlanıldığına dikkati çekerek, “Son yıllarda görüyoruz ki tarih alanına hem ilgi hem de devletin teşviki var. Bundan sonraki çalışmalarımda da beni daha fazla teşvik edecek. Çünkü yapılacak çok iş var. Türkiye’de az araştırılmış konuların sayısı az değil.” değerlendirmesinde bulundu.

“Türkiye’de Altın Orda araştırmaları son dönemde ivme kazandı”

Altın Orda’nın Türkiye ve Rusya’nın yanı sıra bütün dünyada ilgi çeken konuların başında geldiğini ifade eden Kemaloğlu, şunları kaydetti:

“(Eser) Türkiye açısından neden önemli? Türkiye’de Altın Orda araştırmaları ancak son dönemde ivme kazanmaya başladı. Yakın zamana kadar çok fazla eser yoktu. Sadece Altın Orda ve Rusya adlı eserim değil, diğer çalışmalarım da genel itibarıyla Altın Orda ve çevresi, hanlıklar veya Türk Rus münasebetleriyle ilgili. Türkiye için böyle bir katkı sağladığını düşünüyorum. Rusya için nasıl katkı sağladığına gelince, Altın Orda, Rusya’da araştırılan konuların başında geliyor. Her ne kadar 1944’te bu devletin tarihinin araştırılması yasaklanmış olsa da. İlginç bir husus. Bir tehdit olarak görüyor aynı zamanda. Altın Orda bütün Türk halklarının ortak mirasıdır.

Çalışmamda Altın Orda’nın Rusya üzerindeki etkisi üzerinde durdum ve Rusça’ya tercüme edildikten sonra da yine büyük bir ilgi gördüğünü biliyorum. Tanıtım yazıları yazıldı. Orta Asya’dan Doğu Avrupa’ya kadar şüphesiz Batı’da da bu devletin tarihine hep ilgi olmuştur. İngiltere, Almanya ve Amerika’da da bu konuyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Ümit ediyorum ki bu ve diğer çalışmalarım, Altın Orda ve Türk tarihi araştırmalarına küçük de olsa bir katkıda bulunuyordur.”