Kanal İstanbul

Kanal İstanbul Etki Alanındaki Tarihi Odabaşı ve Dursunköy Köprülerinin Rekonstrüksiyon İhalesi

İSTANBUL (AA) – Kanal İstanbul'un etki alanında kalan tarihi Odabaşı ve Dursunköy köprülerinin rekonstrüksiyon projeleri için ihale gerçekleştirildi.

Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü'nde gerçekleştirilen Kanal İstanbul Etki Alanındaki Tarihi Odabaşı ve Tarihi Dursunköy Köprüleri İhalesi için teklifler kapalı zarf usulüyle alındı.

Toplamda 5 firmanın katıldığı ihalede Artuklu Mimarlık'ın teklifi geçersiz sayılırken, Mukarnas Mimarlık 500 bin lira, Hasan Fehmi Şahin 550 bin lira, Safir Jeoteknik 507 bin lira, Altıparmak Mimarlık 408 bin lira teklif etti.

Anayasa Mahkemesinin Kanal İstanbul Projesi ile ilgili kararının gerekçesi yazıldı

ANKARA (AA) – Anayasa Mahkemesinin, Kanal İstanbul Projesi’nin, yap-işlet-devret modeli kapsamına alınmasına olanak tanıyan kanun maddesinin iptal istemini oy birliğiyle reddetmesine ilişkin kararın gerekçesi Resmi Gazete’de yayımlandı.

TBMM’de 26 Temmuz 2018’de kabul edilen bedelli askerliğe yönelik düzenlemenin de olduğu torba kanunda Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projelerinin yap-işlet-devret modeli kapsamına alınmasına yönelik yasal düzenleme de yer alıyordu.

Bu madde ile “Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projeleri” yap-işlet-devret modeli kapsamına alınmıştı.

CHP, bu maddenin iptali ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş, Yüksek Mahkeme, oy birliğiyle düzenlemenin iptal istemini reddetmişti.

Gerekçe Resmi Gazete’de

Anayasa Mahkemesi’nin oy birliğiyle aldığı kararın gerekçesi Resmi Gazete’de yayımlandı.

Gerekçede, kamu kurum ve kuruluşlarınca ifa edilen ileri teknoloji veya yüksek maddi kaynak gerektiren bazı yatırım ve hizmetlerin yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yaptırılmasını sağlamak amacıyla çıkarılan 3996 sayılı Kanun’un dava konusu kuralı da içeren 2’nci maddesinde kanunun kapsamının düzenlendiği belirtildi.

Kanun koyucunun takdir yetkisinde

Dava konusu kuralla Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projelerinin 3996 sayılı Kanun kapsamında yap-işlet-devret modeli çerçevesinde sermaye şirketlerinin veya yabancı şirketlerin görevlendirilmesi suretiyle gerçekleştirileceğinin hükme bağlandığı hatırlatılan gerekçede, bu projelerin hangi yöntemle gerçekleştirileceğinin ve buna ilişkin sözleşme usul ve esaslarını belirleme yetkisinin anayasal güvenceler gözetilmek kaydıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunduğunun açık olduğu vurgulandı.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesinde, kuralın, “sunulması planlanan hizmetin ve gerçekleştirilecek yatırımın gereklerinden hareketle özel sektörün kaynak ve sermayesinden yararlanılmasının anayasal olarak sınırlandırıldığı bir alanda düzenleme yapmadığı”na işaret edildi.

Gerekçede, “Bu bağlamda Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projelerinin büyük finansman ve ileri teknoloji gerektirmesi halini göz önüne alan kanun koyucunun -kuralın gerekçesinde de ifade edildiği şekilde- bu projelerin ileri teknolojiye, günümüz ihtiyaç ve şartlarına uygun şekilde hızlı, etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilebilmesini, projelerde özel sektörün tecrübe ve sermayesinden faydalanılmasını, rekabet gücünün artırılarak proje maliyetlerinin düşürülmesini amaçladığı anlaşılmakta olup belirtilen amacın kamu yararına aykırı bir yönünün bulunduğu söylenemez.” tespiti yapıldı.

Çevre üzerindeki olumsuz etkileriyle ilgili iddialar

Dava dilekçesinde, Kanal İstanbul olarak adlandırılan projenin çevre üzerindeki olumsuz etkileri sebebiyle Anayasa’ya aykırı olduğunun ileri sürüldüğü de hatırlatılan gerekçede, şunlar kaydedildi:

“Kuralda sadece anılan projenin gerçekleştirilebilmesi hususundaki yöntem belirlenmiştir. Kural, projenin çevresel etkilerinin ortaya konulmasını, bu yönde gerekli çalışmaların yapılmasını, çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi için zorunlu, etkili ve işlevsel tedbirlerin alınmasını engelleyen bir ifade ve içerik taşımadığı gibi kuralın projenin gerçekleştirilmesi bakımından tarım arazilerinin, çayırların, meraların, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının, ormanların ve genel itibarıyla çevrenin korunmasına yönelik anayasal ilke ve kurallara uygun hareket edilmesi zorunluluğunu ortadan kaldıran bir yönü de bulunmamaktadır.

Ayrıca Anayasa Mahkemesinin 2016/133 esas sayılı kararında da belirtildiği şekliyle su yolu, idarenin düzenleyici işlemi niteliğinde olan imar planı kararıyla yapay olarak oluşturulduğundan esasında imar planının da bir parçası olup su yolunun planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu iddiasıyla imar planının iptali talebiyle idari yargı mercilerinde dava açılmasına da herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bu itibarla Kanal İstanbul ve benzeri su yolu projelerinin gerçekleştirilme yönteminin belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup kamu yararı dışında bir amaç gözettiği de saptanamayan kuralın Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.”

İletişim Başkanlığı, Kanal İstanbul projesine ilişkin detayların yer aldığı internet sitesi açtı

ANKARA (AA) – İletişim Başkanlığı, Kanal İstanbul projesine ilişkin detaylarla tüm soruların yanıtlarını içeren "kanalistanbul.gov.tr" adlı internet sitesini yayına açtı.

İletişim Başkanlığı tarafından hazırlanan "kanalistanbul.gov.tr" adlı internet sitesinin açıldığını Twitter adresinden duyuran İletişim Başkanı Fahrettin Altun, "Boğaz nefes alacak, Türkiye kazanacak. Tecessüs sahiplerini sitemize bekliyoruz. Hayırlı, uğurlu olsun." ifadelerini kullandı.

İnternet sitesinde, Kanal İstanbul'a neden ihtiyaç duyulduğu ve projenin amacından hazırlık ve yapım sürecine, stratejik ve ekonomik kazanımlarından bilimsel ve teknik çalışmalara kadar tüm detaylara yer veriliyor.

Kanal İstanbul'a ilişkin resmi doküman ve belgelerin yanı sıra kamuoyunda en çok gündeme gelen soruların yanıtlarını içeren "50 Soruda Kanal İstanbul" kitapçığına da site üzerinden ulaşılabiliyor.

– İnfografik ve videolar ile anlatılıyor

Sitede, Kanal İstanbul'a ilişkin iddialar ve gerçekler de bilimsel araştırma verilerine dayalı olarak hazırlanan infografik ve videolar ile anlatılıyor.

Proje için belirlenen güzergah ve tasarlanan entegre yapıların ayrıntılarını da içeren sitede, "Dünyadan kanal örnekleri", "Boğazdaki kazalar" ile "Montrö ve Kanal İstanbul" başlıkları yer alıyor.

Sitenin "Hazırlık Süreci" bölümünde proje çerçevesinde bugüne kadar gerçekleştirilen jeoloji, jeoteknik, jeofizik, hidroloji, hidrojeoloji analizleri, deniz ve doğal afet araştırmaları ile trafik etütlerine ilişkin sonuçlar incelenebiliyor.

Internet sitesinin "Her Şeyi Bilmek İstiyorum" başlıklı bölümünde de proje kapsamında insanların can ve mal güvenliğinin yanı sıra İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası ile doğa ve canlı hayatının korunması açısından yapılan bilimsel araştırmaların verilerine erişilebiliyor.

Bakan Turhan: Kanal İstanbul Projesi'ni 2026 gibi tamamlamış olacağız

ANKARA (AA) – Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda Kanal İstanbul Projesi'ne ilişkin açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Kanal İstanbul'a neden ihtiyaç duyulduğuna açıklık getiren Turhan, İstanbul Boğazı'nın uluslararası deniz taşımacılığında kullanılan bir su yolu olduğunu ve çok yoğun deniz trafiğine maruz kaldığını söyledi.

Turhan, bu su yolunun yatay olarak İstanbul'un her iki yakasında oturan vatandaşlarca sabah ve akşam saatlerinde çok yoğun olarak kullanıldığını, buradaki 57 iskeleden Boğaz'ın her iki yakasında deniz taşımacılığı amacıyla yararlanıldığını bildirdi.

İstanbul'un turizm açısından önemine dikkati çeken Turhan, kente gelen yerli ve yabancı turistler için yapılan Boğaz turu amaçlı deniz trafiğinin de yoğun olduğunu dile getirdi.

Turhan, "Böyle bir ortamda, giderek artan ticari taşımacılıkla Boğaz'ın deniz trafiği için dünyanın en riskli geçiş yollarından biri olması İstanbul Boğazı'nda yaşayan insanların hayatını tehdit ediyor. Birinci nedenimiz bu. Yani Boğaz ve çevresinde yaşayan insanların hayatı risk altında. İkincisi, İstanbul'u İstanbul yapan Boğaz sahillerinde yer alan tarihi eserler. Bu eserler insanlığın malı. İstanbul pek çok medeniyete beşiklik yapmış, bunların hepsinin izleri, eserleri var. Bizim milletimizin de 800 yıla varan tarihi değerleri var. Hepsini korumak ve saklamak istiyoruz. Geçmiş insanlığın mirası olan bu eserleri gelecekteki nesillerin emaneti olarak görüyoruz, bunları kollamamız ve korumamız lazım. Bunları tehdit eden riskleri azaltmamız gerekiyor. Bu su yolunu kapatamıyoruz ancak kullananların uyması gereken kuralları koyuyoruz, şartları belirliyoruz." diye konuştu.

"Geçen gemi sayısı azaldı, yük miktarı arttı"

Turhan, Boğaz trafiğine yönelik bilgisi olmayanların "Kanalın yapılmasına gerek yok, zaten bedava geçiş yapılan su yolu varken neden yeni kanal kullanılsın" yönünde eleştirilerde bulunduğunu hatırlatarak, Boğaz trafiğine ilişkin verileri paylaştı.

Son 15 yılda İstanbul Boğazı'ndan geçiş yapan gemilerin sayısının yıllık ortalama 48 bin 296 olduğunu belirten Turhan, şöyle konuştu:

"Bu rakam, zaman zaman 50 binin üzerine çıktı. Son 5 yılın ortalaması 42 bin 258. Düşmüş ve giderek düşüyor rakamlar. 'Demek ki Boğaz kullanılmıyor' gibi bir anlayışla bu rakamları söyleyenler, kendi tezlerini güçlendirmek için bunu kullanıyor ama gerçekler böyle değil. Son 3 yıl ortalaması da 41 bin 731 ama 2005, 2006 ve 2007 yıllarının ortalaması 55 bin 426. Çok yüksek bir rakam. Son üç yıl ortalaması 41 bin ve 2019 yılında 41 bin 112 geçiş olmuş. Bu rakamlar İstanbul Boğazı'nı kullanan, uğraksız olarak transit geçen deniz trafiği, şehir içi trafiği değil. O da her geçen gün artıyor. Gemi geçiş rakamlarında son 15 yılda yüzde 25'lik azalma olduğunu görüyoruz. Yani 48 bin 296'dan 41 binlere düşmüş ama bu gemilerin taşıdığı yük miktarında yüzde 53'lük artış var. İşte bizi de en fazla korkutan, ürküten geçen yükün miktarı ve geçen yükün içindeki tehlikeli madde miktarı. LNG, doğal gaz, kimyasal madde, petrol, patlayıcı madde taşıyor. 10 yıl önce geçen yükün yüzde 25'iydi tehlikeli madde miktarı, şimdi bu yüzde 35'in üzerine çıktı. Tehlikeli madde miktarında yüzde 11'lik artış var ve bu giderek artıyor."

Turhan, geçmişte Boğaz'da tehlikeli madde taşıyan bir geminin yaptığı kazayı anımsatarak, bu kazanın Boğaz'ın çıkış noktasında olmasının, olayın sadece maddi hasarla atlatılmasını sağladığını söyledi. Bu geminin 1 kilometre daha Boğaz'ın içinde olması halinde, Karaköy, Moda, Sirkeci ve Beşiktaş civarındaki evlerin tamamında hasar olacağını ve ölümlü bir kazanın meydana gelebileceğine dikkati çeken Turhan, "Başka bir risk daha var, Boğaz'ın güney tarafında yani Marmara Denizi'ne yakın yerdeki Boğaz trafiğinin riski. Bunu Boğaz'ı geçen gemileri kullanan kaptanlar söylüyor, en riskli yer Sarıyer ile Marmara Denizi arasındaki kıvrımlarda, bizim tabirimizle keskin virajlarda. Bu keskin virajları geçmişte 50-100-150 metrelik araçlar manevra rahatlığında geçerken şimdi 200-250-300 metre ağır yük taşıyan araçlar bu manevraları yapmak zorunda kalıyor." ifadelerini kullandı.

"Amacımız deniz trafiğinin güvenli ve emniyetli sağlanması"

Özellikle son yıllarda İstanbul Boğazı'nı kullanan araçların geçişinde birtakım sınırlamalar getirdiklerini anlatan Turhan, riskli boyuttaki yük ya da gemilerin trafik ve hava şartlarının uygun olduğu zamanda geçişlerine izin verdiklerini dile getirdi. Turhan, "Bizim buradaki maksadımız 'deli dumrul muhasebesi' yapmak değil. Benim köprümden geçersen 1 dolar geçmezsen 2 dolar gibi bir niyetimiz yok. Kanal İstanbul Projesi'nde amacımız, ülkemizde deniz trafiğinin güvenli ve emniyetli sağlanması, insanların, değerlerin korunmasıdır. Amacımızın bu trafikten para kazanalım, bunu gelire, kara döndürelim değil., İstanbul Boğazı'nın güvenliğini giderek artan risklerini azaltmak." diye konuştu.

Projenin hazırlık aşamasında uluslararası denizcilik konusunda uzman bir Hollanda firmasına Boğaz trafiğinde gelecek dönemde olacak artışa ilişkin bir rapor hazırlattıklarının bilgisini veren Turhan, ilgili fizibilite raporlarının hazırlandığını aktardı.

Turhan, İstanbul Havalimanı'nın da Atatürk Havalimanı'nın ihtiyaçları karşılamaması gerekçesiyle yapıldığını anımsatarak, şunları kaydetti:

"İstanbul Havalimanı'na uçuş izni isteyen ülkelere biz hayır diyorduk. Onlar da bizim bazı taleplerimize mütekabiliyet esası gereği hayır diyorlardı. Bizim kaybımız oluyordu. Örneğin Çin'e hayır diyorduk. Çin son yıllarda çok hızlı gelişen bir ülke, İstanbul Havalimanı'na uçmak istiyordu. Ülkemiz bulunduğu konum itibarıyla Afrika, Asya, Avrupa kıtalarının tam kalbinde bulunuyor. Coğrafi avantajlarımızı ülkemiz için ekonomik büyüklüğe, gelire dönüştürmek istiyoruz. Biz ülkemizi bir lojistik üs yapmak, uluslararası ticarette bir köprü, bir kavşak olarak kullanılmasını istiyoruz."

Uluslararası 7 kara yolu ve 5 demir yolunun Türkiye'den geçtiğini bildiren Turhan, bu yolların ulaşım standardının yükseltilmesi halinde gelire ve ticaret yapılan ülkelerle olan diplomatik ilişkilere olumlu yansıyacağını ifade etti. Turhan, "Örneğin Orta Asya ülkelerinin Avrupa'ya, Afrika'ya yapacağı ticarette geçiş yollarını onlara yasaklasam, onlara kota koysam, bizim de onların da zararına olur. Biz de Orta Asya'ya mal satmak istiyoruz. Ticaretimiz Orta Asya'ya, Güney Asya'ya, doğru kayıyor. Karşılıklı olarak kazan-kazan, çıkarları koruma anlayışıyla bunu yapıyoruz. Kanal İstanbul bu manada çok önemli." değerlendirmesinde bulundu.

"Amacımız yeni bir su yolu kapasitesi oluşturmak"

Turhan, ulaşımda yeterli kapasite sağlanmadığı durumlarda ticarette önemli kayıplar yaşandığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Biz kimseyi boşuna bekletmiyoruz. 25 bin yıllık geçiş kapasitesi olan bir su yolundan takip mesafesini kısaltarak 41 bin geçiriyoruz. Atatürk Havalimanı'nda da bunu yapıyorduk. 1200 olan iniş kalkış kapasitesini uçakların seyir iniş kalkış arasındaki sınırları son limitinde kullanarak 1400'lere 1500'lere çıkarıyorduk. Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü niye yaptık. İstanbul Boğazı'ndan gerek bizim nakliyecilerimize gerekse Orta Doğu'dan, Kafkasya'dan, Orta Asya'dan Güney Asya'dan Avrupa'ya gidip gelenlere sabah 06.00 ile 10.00, akşam 16.00 ile gece 22.00 arası 'Dur kardeşim geçemezsin' diyoruz. Adamlar zulüm çekiyor, gelir kaybı oluyordu."

Bakan Turhan, "Bizim amacımız burada bu koridoru, bu suyu yolunu kullanan insanların emniyetli ve güvenli bir şekilde geçebileceği yeni bir su yolu kapasitesi oluşturmak. Yapacağımız yeni kanalın geçiş kapasitesi Boğaz'ın 2,5 katının üstünde 3 katına yakın olacak." ifadelerini kullandı.

"Kanal İstanbul'dan günde 185 gemi geçirebileceğiz"

Kanal İstanbul'un geometrik şartlarının Boğaz'a göre daha yüksek standartlı olduğunu ifade eden Turhan, "İstanbul Boğazı'nda 13 adet doğal kıvrım var. Buradaki kıvrımları düzeltmek için Aşiyan ve Kanlıca'yı kesmeye kalksak İstanbul Boğazı'nın doğal güzelliği gidecek." diye konuştu.

Turhan, Kanal İstanbul'un keskin virajlarının olmayacağına işaret ederek, geçiş yolunun etrafındaki ışıklandırmalarla burasının daha güvenli yapılacağını söyledi.

Kanalın deniz trafiğinde riskleri daha az bir yol olacağını vurgulayan Turhan, şöyle konuştu:

"Buradan geçişlerde römorkör hizmeti de vereceğiz. Bu hizmeti kullanma şartı koyacağız. Kanal İstanbul, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne dahil değil. Burası bizim yaptığımız bir yol. Otoyol standardındaki Kanal İstanbul'dan güvenli şekilde günde 185 gemi geçirebileceğiz. Şu anda İstanbul Boğazı'ndan 118-125 gemi geçirebiliyoruz. Zaman zaman şehir içi trafiğimizden dolayı kesintiye uğratıyoruz. İstanbul Boğazı'ndaki geçiş yolu standardı eski yol gibi, yeni yapacak olduğumuz kanalın standardı da otoyol gibi. Buradan hızlı, güvenli ve çok daha fazla araç geçirme imkanlarımız olacak."

Kanal İstanbul'da gemilerle haberleşen sistemler olacak

Turhan, kanalın etrafında deniz trafiğini kontrol eden, devamlı gemilerle haberleşen sistemler olacağı bilgisini vererek, buraya yapılacak sistemle sis olduğunda kanalın aydınlatma kapasitesinin artacağını ve yüksek standartlı deniz ulaşımına hizmet edileceğini dile getirdi.

İnsanların riskli yoldan gitmek yerine paralı ve daha güvenli yolu tercih ettiğini vurgulayan Turhan, "Biz İstanbul'dan Ankara'ya giden insanları paralı yolda zorluyor muyuz? Hayır ama insanlar paralı yolu kullanıyor, hatta birincisi yetmedi ikincisi olan Kuzey Marmara Otoyolu'nu yapıyoruz. Burada da insanlar riskli yoldan geçmek yerine daha güvenli yolu tercih edecek." değerlendirmesinde bulundu.

Turhan, deniz kazalarında çevreye verilen zararlardan kaynaklı ağır tazminatlar olduğunu hatırlattı. Kanalın önemine dikkati çeken Turhan, "İstanbulluyu, İstanbul'da yaşayan herkesi korumak için oturup dua etmek yeterli değil, tedbir alınması gerekiyor. Bu tedbirin gereği de Kanal İstanbul'un devreye alınması." ifadelerini kullandı.

Kanal İstanbul'un ücretine ilişkin soru üzerine Turhan, bu hizmetten faydalanacak kişilerden makul ölçüde ücret alınacağını bildirdi.

"Gelirden daha önemli bir itibar meselesi"

Turhan, bir günlük deniz aracı kirasının 50 bin dolar ile 120 bin dolar arasında değişiklik gösterdiğini belirterek, araçların özelliğine ve büyüklüğüne göre bekleme süresinin de değiştiğini anlattı.

Projenin fizibilite çalışmasının yapıldığını ve sonuca göre yatırım yapılmaya karar verildiğini vurgulayan Turhan, şunları kaydetti:

"Hesaplarımıza göre Kanal İstanbul'dan geçecek gemilerden alacağımız para asgari yıllık net 1 milyar dolar civarında. Kanaldan 2035'te geçen araç sayısı 50 bini bulacak. 2050'de bu rakam 70 binlere tırmanacak ve 2070'lerde 80 binin üzerinde olacak. Raporda bize verilen 86 bindir, 2050'de de 78 bindir. 68 bin kapasiteli kanaldan 50 bin gemi geçtiğinde yıllık 5 milyar dolar gelirimiz olacak, bu rakamlara gelecekte ulaşacağız. Bunları çocuklarımız görecek. Biz bu rakamlara yaklaştığımızı düşünürsek bu kanalı yaptığımızda 2070-2080'lere kadar olan talebi, giderek artacak olan bu bölgedeki dünya ticaretinin yük naklinde kullanılan deniz yolunda ihtiyaçları karşılamış olacağız. Bu, ülkemiz için gelirden çok daha önemli bir itibar meselesidir."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, İstanbulluların bütün sorunlarını çözmüş, onların dertleriyle dertlenmiş ancak o zamanki yetki ve sorumluluklarının içinde bulunmayan Boğaz'daki trafik risklerini yaşamış, bundan İstanbul'un ne ölçüde tehdit altında olduğunu hayal etmiş bir kişi olarak "Benim hayalim ve çılgın projem" dediği Kanal İstanbul ile ilgili talimatını kendilerine 2008'de verdiğini ifade eden Turhan, o dönemde Binali Yıldırım'ın Ulaştırma Bakanı, Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakan olduğunu hatırlattı.

Turhan, Erdoğan'dan İstanbul Boğazı'na alternatif bir deniz yolu geçişi için güzergah etütlerini araştırma talimatı aldıklarını, Karayolları Genel Müdürü iken çok gizli olarak Kuzey Marmara Otoyolu'nun etütlerini yapıyormuş gibi kanal etütleri yaptıklarını, özel sektörle paylaşmadan, o dönem İstanbul Bölge Müdürlüğünde çalışan proje baş mühendisi Metin Küçükoğlu'na yürütmesi için bu görevi verdiklerini anlattı.

Kanal İstanbul'un alternatif koridorları

Proje için önce 3 boyutlu haritalar üzerinde çalışıldığını ve 5 koridor belirlendiğini vurgulayan Turhan, bu çalışmaların Binali Yıldırım aracılığıyla Recep Tayyip Erdoğan'a iletildiğini söyledi.

Turhan, 2011 yılından çok önce İstanbul'un batısında İstanbul Boğazı'nın trafiğini en güvenli, en rahat ve en kısa mesafede geçecek koridorları tespit ettiklerine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"Birinci koridorumuz Silivri-Karacaköy Koridoru. İlk olarak İstanbul'dan uzaklaşılsın, buradaki deniz trafiğini Çanakkale Boğazı'na geçtiği için çıkış ağzı olan Çanakkale'ye yakın olsun istedik. Kullanıcılar burayı kendileri tercih etsin dedik. Burada arazinin topoğrafyası böyle bir güzergahı yapabilme imkanı veriyordu. İkinci koridorumuz, Silivri-Durusu hattı. Üçüncü koridorumuz, Büyükçekmece-Durusu hattı. Dördüncü koridorumuz Küçükçekmece-Durusu hattı. Beşinci koridorumuz Küçükçekmece-Ağaçlı hattı. 64 kilometrelik birinci koridor, İstanbul'un ve İstanbul çevresindeki alanlarının su kaynaklarının etkileşimi bakımından Istranca sularını, Büyükçekmece göl havzasının yüzde 50'sini götürüyordu. İkinci koridor, 44 kilometre ve yapım maliyeti düşük olmasına rağmen Büyükçekmece Gölü'nün yüzde 70'inin suyunu kesiyordu. Üçüncü koridor, Büyükçekmece Gölü'nün tamamını yok ediyordu. 44 kilometre ve yapım maliyeti çok düşüktü. En kısa mesafe 36 kilometre ile Küçükçekmece-Ağaçlı hattı. Ağaçlı da Devlet Su İşlerinin yeni yapmayı planladığı Pirinçli Köy Barajı'nı ve Alibeyköy Barajı'nın da yüzde 70'ini devre dışı bırakıyordu. Sazlıdere Barajı'nın bir kısmını ve Şamlar Bendi'ni de götürüyordu. Biz burayı da seçmedik. Küçükçekmece-Durusu hattı, ormana ve su kaynaklarına en az zarar veren koridor oldu. Bu koridor 2010'lu yıllarda belirlendi. Bu güzergah, belirlediğimiz kriterler üzerinden diğer güzergahlara göre faydası fazla, çevreye zararı en az, yapım maliyeti en düşük olan bir mühendislik optimizasyonu ile verilen bir karar sonucu çıkmıştır. Recep Tayyip Erdoğan'a bu çalışmalarımızı sununca 'Bunu yapalım' dedi."

"Kanal İstanbul'un kentsel dönüşüme katkısı olacak"

Turhan, kararın verilmesinin ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bilgilerin verildiğini söyledi.

O dönemde yeni havalimanının da yerinin belli olduğunu, İstanbul'daki deprem riski nedeniyle bu bölgede 150 milyon metrekarelik bir yapı rezerv alanı belirlendiğini hatırlatan Turhan, bu kanalla birlikte deniz trafiği sorununun bertaraf edeceğini dile getirdi.

Turhan, deprem riski altında olan ve mevcut imar şartları altında evini bırakıp gitmek istemeyenlere cazip gelecek bir alan olarak burada bir yer sunduklarını da bildirdi.

Kentsel dönüşüm projesi ve Kanal İstanbul Projesi ile İstanbul'un marka değerini artıracak, akıllı ve yeşil yeni bir şehirle bunu taçlandırmak istediklerini vurgulayan Turhan, Recep Tayyip Erdoğan'ın bunun için o dönem Çevre ve Şehircilik Bakanı olan Erdoğan Bayraktar'a talimat verdiğini anlattı.

Turhan, kanalın Küçükçekmece Gölü'nden başlayarak Altınşehir'den Sazlıbosna Köyü, Baklalı ve Durusu'dan sonra Karadeniz'e ulaştığı bilgisini verdi.

Bu bölgede Şahintepe Mahallesi'ndeki binaların tamamının depreme karşı riskli olduğuna dikkati çeken Turhan, binaların imarsız alanlarda yapıldığını ve vatandaşların 30-40 yıldan bu yana burada yaşadığını ifade etti.

Turhan, kanalın etrafındaki bu alanların rehabilite edilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Kentsel dönüşümle vatandaşlarımıza haklarını vereceğiz, isteyene parasını, isteyene bu bölgede yapacağımız yerlerden bina vereceğiz. Tercihleri kendilerine sunacağız. Bu projenin kentsel dönüşüme böyle bir katkısı da olacak."

Karadeniz'in çıkış ağzında büyük bir lojistik limanın yapılacağı bilgisini paylaşan Turhan, buradan çıkacak kazının yüzde 85'inin dolguda kullanılacağını aktardı.

Turhan, "Kanaldan çıkarılacak kazıyı Durusu Gölü ve Karadeniz arasındaki falezlerde dolgu olarak kullanacağız. Oluşan alanı mesire yeri yapacağız." dedi.

"Küçükçekmece Gölü'nde deniz hayatının başlayacak"

Kanal açıldığında Küçükçekmece Gölü'nde deniz hayatının başlayacağını dile getiren Turhan, burada marinalar ve deniz yapılarının inşa edileceğini söyledi.

Turhan, laboratuvar ortamında kanalın modellemesinin yapıldığını belirterek, "Kanalın giriş-çıkış ağızlarındaki dalgakıranlar deprem yüklerine karşı denizin oluşturabileceği maksimum dalga yüklerine karşı test edildi." diye konuştu.

Projenin dünyadaki benzerlerinden söz eden Turhan, ilgili ekibin yapım teknikleri, işletmesi ve deniz ulaşım hizmeti gibi konuları araştırdıklarını anlattı.

"Teknik konulara dair hiçbir eleştiriyle karşılaşmadık"

Turhan, projeye katkı sağlamak amacıyla yapılan tüm eleştirileri faydalı gördüklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Teknik konularla ilgili hiçbir eleştiriyle karşılaşmadık. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, kanalın yapımına karşı olmakla beraber zaman zaman '20 metre 75 santimetre yetmez' gibi bir ifade kullandı. Teknik bir eleştiri yaptı, 'Kanalda yapılacak kazı, İstanbul'daki diğer fayları tetikler.' diyor. Biz burayı boyutlandırırken, sismoloji, jeoteknik, zemin mekaniği, hidrojeoloji, biyolojisini kanalın etkileyeceği sosyal hayatı, varsa ülkede üretim yapan işletmelere olan etkisini inceledik."

Kanalın yapılmasıyla Sazlıdere Barajı'nın yüzde 60'ının devre dışı kalacağına işaret eden Turhan, bu şekilde ortaya çıkacak İstanbul'un yüzde 2,5'lik su ihtiyacının karşılanması için kentin yakın çevresinde Hamzalı, Pirinççi ve Karacaköy barajlarının yapılacağını ve bunların söz konusu su ihtiyacını fazlasıyla karşılayabileceğini söyledi.

"Ekrem İmamoğlu'nun her sorusuna verecek cevabımız var"

Turhan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Kanal İstanbul'a ilişkin bilgi almaya yönelik Bakanlığa herhangi bir başvuruda bulunmadığını belirterek, "Her sorusuna vereceğimiz cevap olmakla birlikte ikna olmayacağını bildiğimizden cevap vermeye gerek duymuyoruz. Bizim hesabımız milletimize, bunun bilinciyle işimizi ülkenin menfaatine olduğuna inandığımız için yapıyoruz." diye konuştu.

Ulusal ölçekteki ulaştırma projelerini, ilgili kanunlar doğrultusunda, yaparak büyükşehir belediyesine bildirdiklerini anlatan Turhan, şöyle devam etti:

"Ama bu proje, sadece ulaştırma projesi değil, İstanbul'un en önemli sorunlarından biri olan kentsel dönüşüm projesi, deprem riski altındaki yapıların güvenli yapılara dönüştürülmesi projesi haline gelmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız, projenin yapı alanını belirlendikten sonra buranın planlama çalışmalarına başlamıştı. Bu projeye yapılan itirazlar incelenir, cevaplanır. Bunlarla ilgili uygulamaların yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığınındır."

"Sorumlu kamu yöneticiliği böyle olmaz"

Kanalın inşaatına başlamadan önce Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin protokol hazırladığını anımsatan Turhan, Ekrem İmamoğlu'nun bu protokoldeki sorumluluklarından çekildiğini söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin protokoldeki anılan sorumluluğunun isale hatları, ulaşım yolları ve metro hatlarının inşaatının yapılması olduğunu aktaran Turhan, buralardan elde edilecek rant ve gelirlerden belediyenin de faydalanacağını kaydetti.

Turhan, "Gelirini almam' demiyor ama 'altyapısını yapmam' diyor. Sorumlu devlet adamı, kamu kurumu yöneticiliği böyle olmaz. Biz böyle bir proje, 'buradaki 2-3 tane altyapı tesisinin deplasmanı nedeniyle kilitlendi, kaldı.' diyemeyiz." ifadesini kullandı.

Yeni metro hattı projesi

Bakanlığın yatırım programında yeni planlanan projeler de olduğunu anlatan Turhan, anılan projelere ilişkin şu bilgileri verdi:

"Kara yolu geçişiyle birlikte İstanbul Boğazı'nı yeniden geçecek bir metro hattı düşünüyoruz. Büyük İstanbul Tüneli dediğimiz projenin çalışmalarında son aşamaya geldik. Milli menfaatler söz konusu olunca herkes esas duruşa geçecek, yerini, yetkisini, sorumluluğunu bilecek, sorumluluğuyla, aldığı yetkilerle çalışacak, millete hizmet edecek. İstanbul'un dertlerini, sorunlarını çözmeyi bırakıp bu tür işlerle kendisine (Ekrem İmamoğlu) prim sağlamaya çalışmasını doğru bulmuyorum."

Deprem riski eleştirilerine yanıt

Kanal İstanbul'un yapıldığı bölgenin deprem açısından riskli olduğu yönündeki eleştirilere de yanıt veren Turhan, konuyla ilgili teknik çalışmaların yapıldığını, depremi etkileyecek bir kazının olmayacağını söyledi.

Turhan, "Adına 'büyük İstanbul depremi' dediğimiz depremle baş başa kaldığımızda insanların en kısa sürede acil ihtiyaçlarını görecek, bu insanların hastane ve gıda ihtiyacını, toplanma yerlerinin planlanmasını yaptık. Biz burada depreme maruz kalmış insanları trafiğe taşımayacağız. İstanbulluları belirlenmiş park alanlarında toplayacağız ve insani ihtiyaçlarını göreceğiz." dedi.

"Yapım maliyetini 15 milyar dolar olarak belirledik"

Kanal İstanbul'un maliyeti hakkında da bilgi veren Turhan, "Kanalın projelendirmesinden sonra yapım maliyetini 15 milyar dolar olarak belirledik. Bu maliyetin de kanalın inşaatından önce yapılacak mevcut altyapıların yenilenmesi inşaatları işi olduğunu tespit ettik. 10 milyar dolar da kanalın kendi inşaat bedeli. Yani 15 milyar dolarlık bir bütçesi olan, finansman gerektiren bir projeden bahsediyoruz." diye konuştu.

İnşaat faaliyetleri kapsamında öncelikle köprüleri yapacaklarını bildiren Turhan, köprü yapımından kaynaklı meydana gelecek trafiğin bölgesel olacağını, tüm İstanbul'u etkilemeyeceğini söyledi.

Yeni yol çalışması

Turhan, kanal inşaatının gerçekleşeceği kesimlerin daha çok kırsal bölgeler olduğuna ve buralarda yerel trafiğin yoğun olmadığına dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:

"Kanalın üzerinde Nakkaş'tan, Hadımköy'den, Başakşehir'den gelip Hasdal'a bağlanan yüksek kapasiteli yeni bir yol yapacağız. Kuzey Marmara Otoyolu'nun 7. Kesim dediğimiz Hasdal'la, Hadımköy'ü, Başakşehir'i, Bahçeşehir'i, Esenyurt'u, Kuzey Marmara Otoyolu'na bağlayacak bu yolun ihalesine önümüzdeki ay inşallah çıkıyoruz. Burası otoyol standardında 2 çarpı 4 şeritli yol olacak."

TEM Otoyolu'nu kanalın sıfır kotundan 64 metre yukarıya çıkaracaklarını dile getiren Turhan, "Deniz araçlarının geçmesi için burayı yeniden yapacağız. Bu; Çobançeşme, Safaköy, Avcılar, Beylikdüzü yolunun bulunduğu yerdeki köprüyü de yine yukarıya kaldıracağız. Mevcut yollar için mevcut trafiğe dokunmadan, onlar hizmet verecek, biz buna varyant yapacağız. Bunların ayrıntılı şekilde, inşaat metodolojisi belirlenerek, projeleri hazırlandı. Bu yıl içinde, öncelik sırasına göre başlayacağız ve kanalın inşaatına yol vereceğiz." ifadesini kullandı.

"Yer altı su hareketleri için teknik önlem alındı"

Turhan, kanal inşaatı nedeniyle buradaki toprak ve kazı trafiğinin, kendi koridoru içinde, kuzeye taşınacağına işaret ederek, bu kapsamda Terkos Gölü'nün zarar görmeyeceğini bildirdi.

Yer altı su hareketlerinin de çalışmalardan etkilenmemesi için gereken teknik önlemlerin alındığını aktaran Turhan, su kaçaklarının da önüne geçileceğini söyledi.

2026'da bitirme hedefi

Projenin tamamlanma süresi hakkında da konuşan Turhan, "2020 yılında kazmayı vurursak, önce köprü ve yollardan başlayacağız. Ondan sonra projeyi 6 yıl içinde tamamlamış olacağız. Yani 2025 sonu, 2026'da bitirmiş olacağız." dedi.

Kanal inşaatının kazısına başlamak için köprüleri öncelik sırasına göre kuzeyden güneye doğru yapacaklarını belirten Turhan, inşaat kazısının yüzde 75'inin kuzeyde olduğunu ifade etti.

Sazlık ve bataklıkların rehabilite edileceğini dile getiren Turhan, "Buraları İstanbulluların yaşam mekanı haline getireceğiz. Su seviyesinin altındaki kazı 150 milyon metreküp. Bu konuda uzman ekip ve ekipmanı olan, kanal konusunda deneyimli Hollandalı ve Belçikalı ekipler var. Onlarla yakın temas halinde olduk."