Kanser

Parabenli kozmetikte kanser tehlikesi

İSTANBUL(AA) – Medipol Mega Üniversite Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ali Balevi, “Kozmetik ve kişisel bakım ürünlerini satın alırken parabene dikkat edin. Güncel araştırmalar parabeni bebek ve çocuklarda gelişimsel gerilik, yetişkinlerde kısırlık, kanser, erken yaşlanma gibi pek çok sağlık sorunuyla ilişkilendirdi." ifadelerini kullandı.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Balevi, vücuda zehir saçan parabenin zararlarına her gün yenisi eklendiği konusunda uyarıda bulundu. Balevi, tüketicilerin kozmetik ve kişisel bakım ürünlerini satın alırken parabene dikkat etmesi gerektiğini kaydederek, "Güncel araştırmalar parabeni bebek ve çocuklarda gelişimsel gerilik, yetişkinlerde kısırlık, kanser, erken yaşlanma gibi pek çok sağlık sorunuyla ilişkilendirdi. Son güncel araştırmalarda parabenin, sadece uygulandığı yerin yüzeyinde kalmayarak cilde, dokulara, kan ve idrara dahi geçtiği klinik olarak tespit edildi. Parabenin meme kanseri riskini arttırdığı yönünde pek çok çalışma mevcut. Bu yüzden ürün satın alırken dikkatli olmalı, özellikle ürünlerin içindekiler kısmını dikkatli bir şekilde okumalısınız." açıklamasında bulundu.

– Kozmetik ürünlerinin içeriğine bakılmalı

Parabenlerin hem zehirli hem de toksik özellik taşıdığını vurgulayan Balevi, şunları kaydetti:

“Paraben, bebek ve çocuklarda gelişimsel bozukluklar, öğrenme sorunları, zamanla artan üreme bozuklukları ve bağışık sistemi sorunları yaratabiliyor. Ayrıca deride egzama gibi deri hastalıklarına, tahriş ve alerjik tepkimelere neden oluyor. Vücutta östrojen hormonunu taklit eden madde olarak da bilenen parabenler hormon üretimine müdahale ederken endokrin sistemini bozuyor. Bu etkilerin oluşması için kullanılan ürünün yüzde 25'den fazla paraben içermesi ihtimalleri artırıyor. Aldığımız kozmetik ürünlerin içindekiler kısmına bakmamız bu nedenle fazlasıyla önemlidir.”

Doç. Dr. Balevi, birçok firmanın ticari kaygılardan dolayı, kullanım etiketlerinde paraben ve türevleri şeklinde tüketiciyi bilgilendirmediklerini belirterek, "Günümüzde birçok ülke ürünlerden parabeni çıkarmak için çeşitli girişimlerde bulunmaya başladı. Bizde kendimizi korumak için kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinin içeriklerin mutlaka incelemeliyiz. "Parabensiz, Paraben İçermiyor, Paraben Free, No Paraben" gibi ifadelerin bulunduğu ürünler Paraben bileşenleri içermiyor. Bazen paraben ve türevleri vardır ibaresi yerine firmalar E218, E214, E216, E209 gibi kısa isimlerini kullanır. Bu sebeple ürün satın alırken bu ibarelere çok dikkat edilmeli. Paraben içeren ürünler kullanılmamalıdır." değerlendirmelerinde bulundu.

Hematolojik kanser tedavisi görenlerde Kovid-19 daha ağır seyredebiliyor

Küresel pandemi yeni tip koronavirüse (Kovid-19) ilişkin çalışmalarda, lösemi, lenfoma, multiple myelom gibi hematolojik kanserleri olup aktif tedavi alan veya tedavilerini kısa süre önce tamamlamış hastaların Kovid-19’a yakalanma ve Kovid-19’un daha ağır seyretme riskinin daha yüksek olduğu belirtildi. Tedavilerini tamamlamalarının üzerinden 1 yıl veya daha fazla geçmiş, bağışıklığı baskılayan ilaçları uzun süre önce kesmiş hastalarda ise Kovid-19’un ağır seyretme riskinin azaldığı ve genellikle hastalığı daha hafif atlattıkları ifade edildi.

Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner, 5 Eylül Dünya Lenfoma Farkındalık Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, lenfomanın vücudun savunma hücreleri olarak kabul edilen lenfositlerin kontrolsüz çoğaldığı, “lenf sistemi ve bezlerinin kanseri” olarak tanımlandığını söyledi.

Lenfomaların genellikle lenf bezi kanseri olarak bilindiğini ancak organlarda da lenf bezini tutmadan hastalık görülebildiğini ifade eden Çetiner, “Lenfoma, Hodgkin ve Hodgkin Dışı Lenfoma olmak üzere iki alt gruba ayrılmaktadır. Hodgkin dışı lenfomaların da kendi içinde çok sayıda alt grupları bulunmaktadır ve oldukça karmaşıktır. Hodgkin dışı lenfoma ABD’de en sık görülen 7’nci, Türkiye’de ise en sık görülen 10’uncu kanser tipi olarak belirtilmektedir.” dedi.

Çetiner, hastaların büyük çoğunluğunda lenfomanın nedeninin bilinmediğini ve bulaşıcı bir hastalık olmadığını dile getirerek bazı virüslerle enfekte kişilerde, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlarda, bağışıklık sistemi zayıflayanlarda, ailede Hodgkin dışı lenfoma öyküsü olan hastalarda ve özellikle tarım ilaçları gibi bazı kimyasal maddelerle ilişkisi bulunanlarda Hodgkin dışı lenfoma görülme sıklığında artış olduğunu kaydetti.

“Tedavi ile gerilemeyen, inatçı ve büyüyen lenf bezleri lenfoma habercisi”

Lenfomalarda en sık ve en tipik görülen şikayetin, ele gelen ağrısız bir şişlik olduğuna işaret eden Çetiner, özellikle tedaviyle gerilemeyen, inatçı ve büyüyen lenf bezlerinin hastalık habercisi olduğunu söyledi. Çetiner, fark edilme ihtimali en yüksek olan lenf nodlarının, boyunda, koltuk altında veya kasık bölgesinde olduğunu ve büyüyen lenf bezlerinin nefes darlığı, yüzde, boyunda şişlik, karın ağrısı ve karında şişliğe yol açabildiğini belirtti. Çetiner, ayrıca ateş, gece terlemesi, son 6 ayda vücut ağırlığının yüzde 10’undan fazla kilo kaybı ve şiddetli kaşıntının da görülebildiğini aktardı.

Erken tanının önem taşıdığının altını çizen Çetiner, lenfoma tedavisindeki gelişmelerle son yıllarda sağ kalım oranlarının oldukça arttığını vurguladı. Çetiner, tedavide kemoterapi ajanları, hedefe yönelik akıllı ilaçlar, radyoterapi ve kemik iliği nakli gibi birçok farklı seçenek olduğunu dile getirdi.

“Kovid-19’a yakalanma riski stres yaratıyor”

Prof. Dr. Çetiner, Kovid-19 pandemisinin yaşandığı bu günlerde, lenfoma hastalarının en çok etkilenen hasta gruplarından biri olduğunu anlatarak “Hem Kovid-19’a yakalanma riski hem de tedavilerinin devamı için hastaneye gitme zorunluluğu lenfoma hastalarında oldukça büyük bir stres yaratıyor.” dedi.

Bu grup hastada “Benim bu virüse yakalanma riskim herkesten daha mı yüksek ve eğer yakalanırsam benim hastalığım daha mı kötü seyreder?” sorusunun akla geldiğini dile getiren Çetiner, şu değerlendirmede bulundu:

“Kovid-19 ile ilgili tüm bildiklerimiz 9 ay ile sınırlı olsa da şu ana kadar yapılan çalışmalar, lösemi, lenfoma, multiple myelom gibi hematolojik kanserleri olup aktif tedavi alan veya tedavilerini kısa süre önce (1 yıldan daha kısa) tamamlamış hastaların Kovid-19’a yakalanma ve Kovid-19’un daha ağır seyretme riskinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Tedavilerini tamamlamalarının üzerinden 1 yıl veya daha fazla geçmiş, bağışıklığı baskılayan ilaçları uzun süre önce kesmiş hastalarda ise Kovid-19’un ağır seyretme riski azalıyor ve genellikle hastalığı daha hafif atlatıyorlar. Fakat yine de riskin devam ettiğini unutmamak gerekiyor.”

“Hekimin haberi olmadan aniden tedaviler kesilmemeli”

Çetiner, bu dönemde “Pandemi günlerinde tedaviye devam edilmeli mi ya da doktor kontrolleri için hastaneye gidilmeli mi?” sorusunun da sıkça sorulduğuna vurgu yaptı. Bu sorunun tek bir cevabı olmadığını belirten Çetiner, sözlerine şöyle devam etti:

“Her hasta ve hastalığının durumuna göre bireysel olarak karar verilmeli. Kimi zaman özellikle de agresif lenfoma türüne sahip hastalarda pandemi nedeniyle tedaviyi ertelemek oldukça riskli olabilir. Kimi hastalarda ise tedavinin ertelenmesi mümkün olabilir. Tüm tedavi kararları kesinlikle hekim kontrolünde olmalı ve hasta ile ortak karar alınarak bu süreç yönetilmeli. Hekimin haberi olmadan aniden tedaviler kesilmemeli. Özellikle hastalığı kontrol altında olan ve rutin kontrolleri için kliniğe başvuracak hastaların olası Kovid-19 bulaş riski nedeniyle polikliniğe gelmek yerine uzaktan ve görüntülü vizitler yapması hem güvenlik hem de hastaların takipten tamamen uzaklaşmamaları açısından iyi bir yöntem olarak kabul edilebilir.”

“Kovid-19’a karşı bağışıklık sistemimiz gerçekten hayat kurtarıcı”

Lenfoma hastalarının özellikle de aktif ya da yakın zamanda tedavi almış hastaların Kovid-19 semptomları açısından dikkatli olması, takip edildiği merkezlerdeki hekim veya sağlık ekibi ile yakın ilişkide kalması gerektiğinin altını çizen Çetiner, “Özellikle de bağışıklık sistemi baskılanmış ve vücudunun savunma hücreleri olan beyaz kan hücrelerinde düşüklük görülen hastalar oldukça dikkat etmeli. Kuru öksürük, ateş, ishal, nefes darlığı gibi bilinen Kovid-19 bulguları başta olmak üzere oluşabilecek her türlü sıra dışı gelişmenin vakit kaybetmeden sağlık ekibiyle paylaşılması önemli. Hekimin değerlendirmesi sonrası gerekirse ileri tetkik ve tedavi için sağlık kuruluşlarına başvurulmalı.” dedi.

Çetiner, pandemi günlerinde, fiziksel mesafenin korunması, temel hijyen kuralları, fiziksel izolasyon, el yıkama, maske kullanımı, seyahat sınırlamaları gibi temel tüm koruyucu önerilere uyulmasının şart olduğuna dikkati çekerek şunları kaydetti:

“Kovid-19’a karşı bağışıklık sistemimiz gerçekten hayat kurtarıcı. Düzenli uyku ve sağlıklı beslenme bağışıklık sistemini güçlendirmede oldukça etkili. Gökkuşağı renginde özellikle koyu yeşil, kırmızı, sarı ve turuncu renkteki tüm sebze ve meyveler antioksidan ve vitamin kaynağı. Yüzde yüz bilimsel olarak kanıtlanamasa da C vitamini, çinko ve selenyum gibi destekler de bağışıklık sistemimiz üzerinde olumlu etkiye sahip. Tüm bu vitamin ve elementleri ise doğal yollarla besinlerle almak en iyisi.”

Prostat kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor

İSTANBUL (AA) – Uzmanlar, prostat bezinin kötü huylu bir hastalığı olan prostat kanserinin erken evrede yakalandığında uygun tedavi yöntemleriyle tedavi edilebilen bir kanser türü olduğunu belirtiyor.

Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü'nün 15 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamaya göre, 45 yaşından itibaren ailesinde prostat kanseri öyküsü olanların, 50 yaşından itibaren ise her erkeğin yılda bir kez prostat kanserine yönelik muayene ve kan tahlilinde bakılan PSA testini yaptırması gerekiyor.

Erkeklerde idrar kesesi çıkımı ile idrar kanalı arasında bulunan ve idrar kanalını çepeçevre saran bir bez olan prostatın, yaşın ilerlemesiyle birlikte sıklıkla rastlanılan iki hastalığı ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri iyi huylu prostat büyümesi olan Benign Prostat Hiperplazisi (BPH) iken, diğeri ise prostat bezinin kötü huylu bir hastalığı olan prostat kanseri.

Dünya Sağlık Örgütü verileri, her yıl dünyada yaklaşık 1 milyon 300 bin, Türkiye'de ise 17 bin 300 yeni prostat hastası olduğunu ortaya koyuyor. Tanı konulan hastaların ortalama yaşı 68 ve hastaların yüzde 85'i 65 yaş ve sonrasında tanı alıyor.

– Yıllık kontrol, belirli yaş sonrası her erkek için şart

Prostat kanseri, idrar yaparken zorlanma, idrarda kan görme, idrar yaparken yanma, kemik tutulumuna bağlı bel ve sırt ağrısı gibi belirtilerle kendini gösterse de genellikle başlangıçta hiçbir belirti vermiyor. Şüphe duyulan durumlarda, hastalardan ultrason eşliğinde prostat biyopsisi alınabiliyor.

Prostat kanseri tanısı konulması sonrası hemen her kanserde olduğu gibi hastalığın hangi evrede olduğu belirleniyor. Kanser prostatta sınırlıysa cerrahi müdahale ya da radyoterapi uygulanabiliyor. Ancak vücudun farklı bölgelerinde tutulum yapmış hastalarda hormonal tedaviyle birlikte kemoterapi kullanılabiliyor.

Prostat kanserinin yavaş ilerleyen ve erken evrede yakalandığında uygun tedavi yöntemleriyle kür sağlanabilen bir kanser türü olduğuna dikkati çeken Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü, hastalığın erken evrede farkına varılabilmesi için 50 yaşından itibaren rutin üroloji poliklinik kontrollerin aksatılmaması gerektiğini belirtiyor.

Yasin öğretmen “kan bağışı” mesaisi ile kanser tedavisi gören çocukları yaşama bağlıyor – KAYSERİ

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Öğretmen Yasin Örer'in okulundan görüntüler
– Öğretmen Yasin Örer ile röportaj
– Kan bağışı yapan vatandaşlardan görüntüler
– Kansere Karşı Birlikte Derneği Başkanı Prof. Dr. Musa Karakürkçü ile röportaj
– Kan bağışçısı Kadir Şahin ileröportaj Yasin öğretmen “kan bağışı” mesaisi ile kanser tedavisi gören çocukları yaşama bağlıyor
– Kayseri'de öğretmen Yasin Örer, kan bağışı için çevresindeki kişileri teşvik ederek, kanser tedavisi gören çocuklara destek olabilmek için çaba gösteriyor
– Öğretmen Yasin Örer:
– “Kan bulduğum aileler beni hiç tanımaz. Doktorlar kana ihtiyaç olduğunda bana mesaj atarlar. Ben de hemen çevremden ve telefon gruplarımdan yazarım. Hastayı bilmem. Hasta ile bağışçı arasındaki organizasyonu sağlarım. Kan verecek kişinin aracı yoksa kendi aracımla alıp bağışını yapmasını sağlarım”
– Kansere Karşı Birlikte Derneği Başkanı Prof. Dr. Musa Karakürkçü:
– “Yasin öğretmen gibi iyilik meleği olan insanlar devreye giriyor. Biz kendisi ile ilçede tanıştıktan sonra dost olduk o da tedavi gören çocuklarla dost oldu. Çocukların ne zaman bir kan ihtiyacı olsa bulamadığımız zaman hemen Yasin öğretmene haber veriyoruz”

KAYSERİ (AA) – ERGÜN HAKTANIYAN – Kayseri'nin Özvatan ilçesinde felsefe grubu öğretmenliği yapan 35 yaşındaki Yasin Örer, okulda başlayan kan bağışı kampanyasını farklı boyuta taşıyıp çevresini de bu yönde teşvik ederek, hastanede kanser tedavisi gören yüzlerce çocuğun kan ihtiyacını karşılıyor.

Okul müdüründen 4 yıl önce kan bağışı grubu oluşturması yönünde bir talep gelen Yasin öğretmen, bunu gerçekleştirerek, yılda sadece 30 kan bağışı yapılan ilçede bu sayıyı 240'a çıkarttı.

Cuma hutbeleri, kamu kurum ve kuruluşları, öğrenci ve arkadaşlarından yardım alan Örer, son 4 yılda kan ihtiyacı olan yüzlerce kişiye ulaşma fırsatı yakaladı.

Yasin Örer, AA muhabirine, Kansere Karşı Birlikte Derneği (KANKA) ile Kayseri Erciyes Üniversitesi Hastaneleri Kemik İliği Bölümünde tedavi gören çocuklar için farklı zamanlarda sosyal etkinlikler yaptığını söyledi.

Hastanede tedavi gören çocuklar için de bir çaba içerisine girdiğini belirten Örer, şunları kaydetti:

“Burada tedavi gören 10 çocuk düşünün. Bu çocukların ailelerinin bazılarına doktorlar tedavi için yapabilecekleri bir şey kalmadığını ve eve götürmeleri gerektiğini söylüyor. Kök hücre nakli olduktan sonra bu çocukların 10'undan 8'i hayata tutunuyor. Biz de hocalarımızdan bir şans istedik, beraber çalışalım istedik. Bu hastanede zaten kan bağışı etkinliği yapıyordum. Daha sonra buradaki doktorlarla bağlantı kurma gereği duydum. Orada sıcak kan ihtiyacı, trombosit ihtiyacının olduğunu biliyordum. Şu an sıcak kan ve trombosit bulunmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz.”

“Aslında kahramanlık bizim bağışçılarımızda ve doktorlarımızda. Hepsi pelerinsiz kahraman.” diyen Örer, bağışçıların kan vermemesi durumunda kendisinin de çaresiz kaldığını ifade etti.

Örer, Bahreyn'den gelen hastaların bile kan ihtiyacını karşılama konusunda ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını, akrabası olmayan ve kan bulmakta zorlanan kişilere yardımcı olduklarını dile getirdi.

Kan bağışı sürecinden bahseden Örer, “Kan bulduğum aileler beni hiç tanımaz. Doktorlar kana ihtiyaç olduğunu bana mesaj atarlar. Ben de hemen çevremden ve telefon gruplarımdan yazarım. Hastayı bilmem. Hasta ile bağışçı arasındaki organizasyonu sağlarım. Kan verecek kişinin aracı yoksa kendi aracımla alıp bağışını yapmasını sağlarım.” diye konuştu.

Örer ayrıca kan bağışı konusunda birisine teklif gittiğinde bunu iyi değerlendirmesi ve bir insanı kurtarabilmenin sorumluluğunu fark etmesi gerektiğini söyledi.

Gece 03.00'te bile kan bağışı için yollara düştüğünü vurgulayan Örer, “Gecemiz, gündüzümüz yok, yeter ki çocuklar yaşasın. Allah nasip etmiş, öğretmenlik gibi kutsal bir meslek de vermiş. İnsanların yaşaması için ufak bir katkımız varsa ne mutlu bize.” dedi.

– “Tedavi gören çocuklarla dost oldu”

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hemotoloji ve Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Kansere Karşı Birlikte Derneği Başkanı Prof. Dr. Musa Karakürkçü de son günlerde hastanede kan ihtiyacının arttığını, hastanelerde kan bağışının çok rahatlıkla ve güvenilir bir şekilde yapılabileceğini söyledi.

Yasin öğretmen gibi kişilere bu dönemde daha çok ihtiyaç duyulduğunu belirten Karakürkçü, şöyle devam etti:

“Biz çocuklarda kanser tedavisi ve kan hastalıkları ile uğraşıyoruz. Bu çocukların çoğunun tedavi sırasında kan ihtiyacı oluyor. Bunların bazıları kişiye özel verilmesi gerekiyor. Bunları toplamak oldukça zor. Bu durumda Yasin öğretmen gibi iyilik meleği olan insanlar devreye giriyor. Biz kendisi ile ilçede tanıştıktan sonra dost olduk o da tedavi gören çocuklarla dost oldu. Çocukların ne zaman bir kan ihtiyacı olsa bulamadığımız zaman hemen Yasin öğretmene haber veriyoruz. O da kendi gruplarıyla irtibata geçiyor, onlardan bize kan bağışçıları buluyor. Bu tür gönüllülerin artması lazım.”

– İlik nakli yurt dışından 30 bin avroya geliyor

Kan bağışçısı Kadir Şahin de 4 yıldır düzenli olarak kan bağışçısı olduğunu ve bu süreçten sonra ilik de bağışladığını söyledi.

Bir kanser hastası çocuğa ilik naklinde bulunduğunu aktaran Şahin, iliğin yurt dışından getirilmesi durumunda 30 bin avroyu bulduğunu anlattı.

Şahin, kan ve ilik nakli bağışıyla bir ailenin yüzünü güldürmenin önemli olduğunu, kan bağışından korkulmaması gerektiğini, nezih ve güvenilir ortamlarda bağış yapılabildiğini kaydetti.