Kıbrıs Barış Harekatı

MSB'den Kıbrıs Barış Harekatı'nın 46'ncı yıl dönümüne özel video

ANKARA (AA) – Bakanlıkça sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımda, “46 yıl önce Kıbrıs Türk’ü kardeşlerimize yönelik zulme son vermek, Ada’ya barışı getirmek için gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekatı’nın yıl dönümünde, kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle yad ediyor, hayatta olan gazilerimize de sağlıklı uzun ömürler diliyoruz.” mesajına yer verildi.

Bu mesajla paylaşılan videoda ise Kıbrıs’ın Anadolu’nun bir parçası olduğu, kader ortaklığının 1571 yılında başladığı hatırlatıldı. Rumların, Kıbrıs Türklerinin malına el koyduğu, kadın, erkek, çocuk, yaşlı, genç demeden işkencelerle şehit ettiğine dair görüntülerin yer aldığı videoda “400 yıllık vatan parçasında yaşayan soydaşlarımızın yürekten çağırmasına kayıtsız kalmayan Türkiye Cumhuriyeti, ‘Bekledim de gelmedin’ diyen Rumlara, ‘Bir gece ansızın gelebilirim’ sözleriyle yanıt vererek hazırlıklarını tamamladı.” ifadeleri kullanıldı.

Rüştü Şardağ’ın “Bir gece ansızın gelebilirim” bestesi eşleğinde devam eden görüntülerde 20 Temmuz 1974 temmuz sabahı düzenlenen harekat ile Türk askerinin, Kıbrıs’ın tamamına barışı, esenliği ve Türk ulusunun gücünü ulaştırdığı ve Kıbrıs Türklerinin özgürlüğünün, bağımsızlığının ve huzurunun teminatı olduğu vurgulandı.

Genelkurmay Başkanlığından yapılan paylaşımda da Kıbrıs Barış Harekatı’nın yıl dönümünde, kahraman şehitler ve gaziler rahmet ve minnetle anıldı.

Kıbrıs Barış Harekatı'nın 46'ncı yıl dönümü

LEFKOŞA (AA) – Ada’daki iki halk arasında ortaklık temelini esas alan uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasında Kıbrıslı Türk ve Rum halklarına eşit siyasi hak ve statüsü tanındı.

Ancak Kıbrıs Rum tarafı, sürekli Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından dışlama, izole etme, Ada’daki varlıklarını sona erdirme ve Yunanistan ile birleşme (Enosis) yolunu açmaya yönelik girişimlerde bulundu.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumların 1963’te tek taraflı güç kullanımıyla anayasayı feshetmelerinden sonra fiilen sona erdi.

Rumlar birbirlerine düştü

Rumlar, Enosis hedefine ulaşabilmek için silahlanırken, Yunanistan’ın da desteğiyle 1963-1974 arası Kıbrıslı Türklere yönelik saldırı, baskı, zulmü ve ambargoyu artırdı.

Kıbrıs Türklerinin ortaklık devletinin yönetiminden uzaklaştırılmasıyla Kıbrıs Rumlarının içerisinde görüş ayrılıkları başladı.

EOKA mensupları arasındaki görüş ayrılıkları, Türkiye’nin müdahalesinden çekinen ve Türkleri ekonomik yoldan bitirmeyi isteyen Rum lider Makarios ve hızlı sonuç alınmasını isteyen eski cuntacılardan oluşan EOKA-B mensuplarının karşı karşıya gelmesine yol açtı.

Yunan cuntasının desteğiyle 15 Temmuz 1974’te EOKA lideri Nikos Sampson, Ada’yı Yunanistan’a bağlamak amacıyla Makarios’a karşı darbe yaparak iktidarı kısa süre ele geçirdi. Böylece Kıbrıs’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne kastedilmiş oldu.

Türkiye harekat öncesi diplomasiyi devreye soktu

Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması çerçevesinde ilk olarak diplomatik girişimlere öncelik verdi.

Bu hususta 17-18 Temmuz 1974’te Türkiye ile İngiltere arasında darbe sonrası atılabilecek adımlara yönelik Londra’da görüşmelerde yapıldı.

İstişarelere, garantör devlet olarak Yunanistan da davet edilmesine rağmen Yunanistan’daki cunta yönetimi görüşmelere katılmadı.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan arasındaki görüşmelerde İngiltere’ye ortak müdahale teklifinde bulunuldu.

İngiltere’nin olumsuz cevap vermesi üzerine Türkiye, Garanti Antlaşması’na dayanarak ve Ada’daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı.

Harekat, dünyaya dönemin Başbakan Bülent Ecevit’in yaptığı tarihi, “Biz aslında savaş için değil, barış için ve yalnızca Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için Ada’ya gidiyoruz.” açıklamasıyla duyuruldu.

Barış harekatıyla Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakının önüne geçilirken, Kıbrıs Türk halkının varlığı güvence altına alındı.

Türkiye, 20 Temmuz 1974’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 353 sayılı kararı ile İngiltere ve Yunanistan’a “barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama” çağrısında bulundu ve 22 Temmuz 1974’te harekatı durdurdu.

Bunun üzerine garantör ülkelere bir araya gelerek Kıbrıs meselesinin çözümü için görüşmelere başladı.

25 Temmuz 1974’te toplanan 1’inci Cenevre Konferansı, 30 Temmuz 1974’te imzalanan Cenevre Deklarasyonu’nu ile son buldu.

Deklarasyonda, Yunanistan ve Rumlar tarafından işgal edilen Türk anklavlarının (bölgelerinin) acilen boşaltılması ile Ada’da barışın ve anayasal düzenin yeniden tesisini teminen dışişleri bakanları arasında müzakerelere devam edilmesi öngörüldü.

Öte yandan deklarasyonla Ada’da Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum toplumu olmak üzere iki özerk yönetimin mevcudiyeti ilkesel olarak tanındı.

Harekatın ikinci aşaması “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla başladı

Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunanistan, Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü.

Ayrıca ikinci toplantıya kadar Rum ve Yunan askerlerinin Türklerin bulunduğu bölgeden çekilmeleri gerekiyordu ancak çekilmedikleri gibi saldırılar da sürdü.

2’nci Cenevre Konferansı görüşmelerinden de bir sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı ve 16 Ağustos’ta ateşkes ilan edildi.

Harekat başarıyla sonuçlanırken, Ada’da yaşayan Kıbrıslı Türk halkının güvenliği de sağlanmış oldu.

İkinci harekat sırasında geri çekilen Rum askerleri, geçtikleri Türk köylerini yakarak silahsız insanları katletti. Toplu katliamlar ve mezarlar harekatın bitiminde ortaya çıkarıldı.

Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Türk ordusu, 498 şehit verirken, Kıbrıs Türk tarafında 70’i mücahit, 270 kişiyi kaybetti. Kıbrıs Türkleri genel olarak ise bin 672 şehit verdi.

Barış harekatı sonrası Kıbrıslı Türkler kendi yönetimlerini kurdu

Kıbrıs’ın bugünkü sınırlarının çizilmesine vesile olan harekatın hemen ardından Kıbrıslı Türkler, 1 Ekim 1974’te Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’ni kurdu.

Ardından Kıbrıs Türklerinin devlet yapısını kökleştirme, anayasa yapma ve çok partili sisteme geçme gibi tecrübeler yaşadığı Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD), 13 Şubat 1975’te ilan edildi.

KTFD Meclisi, 15 Kasım 1983’te oy birliğiyle aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kurulduğunu ilan etti.

KKTC’nin ilanı, Kıbrıs Türk halkının adadaki siyasi yaşamını devlet olgusuyla dünyaya ilan ettiği önemli bir dönüm noktası olurken, Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkı da ilan edilmiş oldu.

Kıbrıs Türk halkının devlet olgusuna kavuştuğu Kıbrıs Türk Federe Devleti dönemiyle birlikte, toplamda 41 hükümet (mevcut hükümetle birlikte) kuruldu ve 13 farklı kişi başbakanlık koltuğunda oturdu.

Kıbrıs Türkleri, cumhurbaşkanı seçmek üzere 1974’ten bu yana 9 kez sandığa gitti ve 4 farklı kişi cumhurbaşkanı makamında oturdu.

KKTC anayasası temsili demokrasiyi öngörüyor. Çok partili demokrasinin uygulandığı KKTC’de devletin başında bulunan Cumhurbaşkanı, 5 yılda bir düzenlenen seçimle başa geliyor.

Yasama yetkisinin 50 üyeli Cumhuriyet Meclisine ait olduğu ülkede, yürütme yetkisi, Cumhurbaşkanı tarafından atanan başbakanın yönetiminde oluşturulan Bakanlar Kurulu’nda bulunuyor.

Ülkede, milletvekili genel seçimleri de 5 yılda bir yapılıyor.

Kıbrıs müzakereleri

Kıbrıs meselesine çözüm bulma amaçlı müzakereler KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile dönemin Rum lideri Glafkos Klerides arasında Haziran 1968’de Beyrut’ta yapılan görüşmelerle başladı.

Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 2002’de “Annan Planı” olarak da bilinen “Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli” belgesini ortaya koydu.

Denktaş ve o zamanki Rum lider Tasos Papadopulos, “Annan Planı” çerçevesinde çeşitli görüşmeler yaptı ve plan 24 Nisan 2004’te iki tarafta referanduma sunuldu.

Rum halkının yüzde 75,83’ü planı reddederken, Kıbrıs Türk tarafı yüzde 64,91 çoğunlukla plana “evet” dedi.

Buna karşın referandumun hemen sonrasında 1 Mayıs 2004’te Rum yönetimi, Ada’daki diğer ortak yok sayılarak “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında AB’ye tam üye yapıldı.

Son olarak İsviçre’nin Crans Montana kentinde 28 Haziran 2017’de tekrar başlayan ve yaklaşık 10 gün yoğun şekilde devam eden müzakereler garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımıyla yapıldı.

Rum tarafı her defasında çeşitli sebeplerle içinde BM önerilerinin de bulunduğu çözüme yönelik adımları reddetti ya da kabul edilmesi mümkün olmayan ön şartlar ortaya koydu.

Böylelikle, Kıbrıs’ta yarım asırdır devam eden müzakere sürecinde, Türk tarafının yapıcı rolüne rağmen, Rum tarafının uzlaşmaz tavrı nedeniyle bir sonuca varılamadı.

KKTC’de normal şartlarda 26 Nisan’da yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçimi yeni tip koronavirüs (Kovid-19) önlemleri kapsamında 11 Ekim’e ertelendi.

Cumhurbaşkanı seçimlerinin ardından Kıbrıs meselesinin çözümü açısından gelişmelerin yaşanması bekleniyor.

Kırşehir'den dünyanın 110'dan fazla ülkesine lastik ihracatı

KIRŞEHİR (AA) – Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Türkiye’ye uygulanan ambargolar nedeniyle devlet tarafından Kırşehir’de kurulan ve 1989 yılında ilk lastiğini piyasaya sunan Petlas Lastik Fabrikası’nda, son 10 yılda 50 milyonun üzerinde araç lastiği üretilerek 110’dan fazla ülkeye ihracat yapıldı.

Yaklaşık 2 milyon metrekare alanda kurulu fabrika, 400 bin metrekarelik kapalı alanı ile 4 binin üzerinde kişiye istihdam imkanı sağlıyor.

Motosiklet ve bisiklet lastikleri haricindeki dolgu lastikler, forklift lastikleri, binek, SUV lastikleri, hafif ticari araç, kamyon, otobüs, iş makineleri lastikleri ve uçak lastiklerinin tamamının üretildiği fabrika, 2005 yılındaki özelleştirmeden sonra yapılan yatırımlarla daha da büyüdü.

“Bu yıl ihracatımızı 250 milyon doların üzerine çıkarma hedefiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz”

Fabrikanın ürün geliştirme sorumlusu Doğaç Çağıl, AA muhabirine, Petlas’ın yıllar önce belirlediği “Yolda Okuduğumuzu Lastiğe Yazıyoruz” sloganıyla üretime devam ettiklerini söyledi.

Petlas’ta 4 bini aşkın işçi çalıştığını ifade eden Çağıl, 2026 hedeflerinin bu sayıyı 10-12 bine çıkarmak olduğunu belirtti.

Fabrikanın 2005 yılındaki özelleştirmeyle Abdülkadir Özcan AŞ’ye geçtiğini ve bu tarihten itibaren hem üretim hem de satışta büyük mesafeler kat edildiğini vurgulayan Çağıl, “Önceki yıllarda 200 milyon dolar olan ihracatımızı bu yıl 250 milyon doların üzerine çıkarma hedefiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz.” dedi.

Çağıl, farklı ebat ve desenlerdeki araç lastiklerinin en fazla ihracatının Avrupa Birliği ülkelerine, bunların arasında da Almanya’ya olduğunu belirterek, “Petlas, 110’dan fazla ülkeye lastik ihracatı yapmaktadır. ABD’den Avustralya’ya, Güney Afrika’dan Rusya’ya kadar tüm dünyanın yollarında mutlulukla kullanılmaktadır.” diye konuşu.

Türk mühendislerinden oluşan Ar-Ge biriminde yeni, farklı ebat ve desenlerde ürünler geliştirilmeye çalışıldığını dile getiren Çağıl, şöyle devam etti:

“Motosiklet, bisiklet lastikleri haricindeki tüm araçların lastiklerini burada tek çatı altındaki fabrikamızda üretiyoruz. Petlas, 2005 yılındaki özelleştirmeden sonra çok hızlı bir yükselişe geçti. Bu süreçte üretilen milyonlarca lastik, Türkiye ve dünya yollarında kullanılıyor. Son 10 yılda bu fabrikada 50 milyonun üzerinde lastik üretildi. Bunların içinde en büyük oran binek araç lastikleri. Devamında da kamyon, otobüs ve iş makinesi lastikleri gelmekte. Yılda 8,5 milyon adetten fazla binek araç lastiği, 1 milyona yakın kamyon, otobüs lastiği, 300 bine yakın iş makinesi, 100 bine yakın uçak lastiği üretebilme kapasitemiz bulunmakta.”

ABD pazarı için 50 milyon dolarlık yatırım

ABD pazarı için başlattıkları projeden bahseden Çağıl, bu pazarın ihtiyaçları doğrultusunda 50 milyon dolarlık yatırım yapıldığını aktardı.

Çağıl, sadece ABD’deki araçlar için dizayn edilmiş kamyon ve otobüs lastikleri üretmeye başladıklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Yıllık 100 ile 200 bin lastik satışı ilk hedef olarak belirlenmiştir. Daha sonra bu sayı artarak devam edecek. Sadece ABD pazarı için tasarlanmış, dizayn edilmiş lastiklerle Türkiye’deki başarımızı orada devam ettiriyor olacağız. İlk etapta kamyon, otobüs lastikleri başlıyor. Bu lastikler ABD pazarında çok kullanılıyor. Devamında binek lastikler ve sadece o ülkede kullanılan özel lastikler için uygulanacak projeler ve üretimlerle devam edecek. Bu projelerle şu anki kapasitenin çok çok üstüne çıkılacak.”

Karada ve suda düşmanın korkulu rüyası: Amfibi piyadeler

İZMİR (AA) – Kıbrıs Barış Harekatı’nda adaya ilk çıkarma yapan, iç güvenlik harekatlarından son dönemde Suriye’deki terör hedeflerine yönelik harekatlara kadar birçok kritik görevde yer alan Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) hem karada hem de suda görev yapabilen gücü amfibi deniz piyadeleri, “daima hazır” sloganıyla yerine getirdikleri görevleri için eğitimlerini aralıksız sürdürüyor.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının İzmir’in Foça ilçesinde konuşlu “Timsah Yuvası” Amfibi Deniz Piyade Tugayı, üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin jeostratejik konumu ve deniz aşırı menfaatlerinin korunmasının yanı sıra karada da terör örgütlerine karşı önemli rol oynuyor.

Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanlığında görevli amfibi deniz piyadeleri, birliğe katıldıkları andan itibaren, fiziki ve askeri yönden üstün standartlara ulaşmaları için çeşitli alanlarda özel eğitim alıyor.

“Timsah” olarak adlandırılıyor

Amfibi timi, özel görevlere yönelik teorik ve uygulamalı eğitimlerin yanı sıra spor ve atış konusunda da “üst düzeyde” yetiştiriliyor. Amfibi deniz piyadeleri, su içinde de karadaki kadar hızlı hareket edebilmeleri ve görüntüleri dolayısıyla “timsah” olarak adlandırılıyor.

Güne sporla başlayan amfibi deniz piyadeleri, eğitimlerini özel eğitim alanları ve denizde sürdürüyor. Güç, kondisyon geliştirme parkurunda fiziki dayanıklılık konusunda eğitilen askerler, atış konusunda da en iyisi olmaları için özenle yetiştiriliyor.

Komando eğitiminden geçen “timsahlar”, bottan hareket halindeki gemiye çıkma, halatla helikopterden inme, kaçma-kurtulma, her türlü arazi şartlarında hayatta kalma, ileri düzey yüzme gibi eğitimleri de icra ediyor.

AA “timsah yuvası”nda

Anadolu Ajansı (AA) ekibi, halen Suriye’de Barış Pınarı, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekat bölgelerinde, Hakkari’de, Afganistan ve Doğu Akdeniz’de aktif olarak görev yapan amfibi deniz piyadelerinin komando, meskun mahal, suyun içinde yaralı tahliyesi, çeviklik, stres altında atış, denizden karaya çıkarma, hareketli platformda atış gibi birbirinden zorlu eğitimini görüntüledi.

Ateşli silahlarını eğitim alanında ustalıkla kullanan amfibi timleri, gerçekleştirdikleri meskun mahal operasyonunda senaryo gereği içerisinde terör hedeflerinin bulunduğu binaya hızlıca ulaştı.

Gerekli güvenlik önlemini aldıktan sonra kapıyı patlatarak içeri giren timler, daha sonra buradaki hedefleri hızlıca etkisiz hale getirdi.

Amfi timleri, uzun mesafedeki küçük hedeflerini belirlenen noktalardan tam isabet vurdu. Parkur faaliyetlerini de başarıyla geçen timler, denizde manevra kabiliyeti yüksek botlarla çıkarma yaparken, karada da görevlerini başarıyla icra etti.

Stres altındayken bile hedefleri 12’den vurmayı başaran “timsahlar”, helikopterden karadaki hedefi keskin nişancı atışıyla isabetle vurdu.

Tank çıkarma gemileriyle düşman kıyısına yaklaşan “timsahlar”, gemide Deniz Piyade Andı’nı okuyarak motive oldu ve kapakların açılmasıyla hücuma geçti.

Deniz piyadeleri, “ayakta kalan ölür” sloganıyla düşman hattında sürünerek ve kısa süreli ayakta kalarak ilerledi ve hedefleri yok etti.

Kıbrıs Barış Harekatı’nda adaya ilk onlar ayak bastı

1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı’nda adaya ilk ayak basan deniz piyadeleri, amfibi harekatların yanı sıra insani yardım, barışı destekleme ve sivillerin tahliyesi gibi faaliyetlerde de etkin görev yapıyor.

Amfibi Deniz Piyade Tugayı Muharebe Destek Tabur Komutanı Deniz Piyade Yarbay Bülent Özarslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, söz konusu birliğin milletin huzur ve refahı, ülkenin bölünmez bütünlüğü için Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde mavi vatanın hak ve menfaatlerini korumak maksadıyla 1968’de Gölcük’te kurulduğunu, 1977’de ise Foça’ya intikal ettiğini anlattı.

Üç tarafı denizlerle çevrili vatan topraklarını savunmakla görevli Türk Silahlı Kuvvetlerinin karada ve denizde aynı anda görev yapan tek birliği olduklarını dile getiren Özarslan, “Ana faaliyet sahamız amfibi harekat olup ulusal ve uluslararası ihtiyaçlar doğrultusunda komando harekatı, iç güvenlik harekatı, muharip olmayanların tahliyesi, insani yardım, barışı koruma ve buna benzer birçok faaliyet alanında görev yapmaktayız.” diye konuştu.

Özarslan, şunları kaydetti:

“Yurt içi ve yurt dışında birçok bölgede görev alan unsurlarımız, başta Kıbrıs Barış Harekatı olmak üzere 1993-2001 yılları arasında iç güvenlik harekatı kapsamında Şırnak’ta, Yunanistan’ın Kardak Kayalıklarına asker çıkarması nedeniyle Marmaris’te, insani yardım harekatları kapsamında Arnavutluk’ta, muharip olmayanların tahliyesi maksadıyla Libya ve Lübnan’da, barış gücü olarak Kosova’da, yardım kuvveti olarak Afganistan ve Kıbrıs’ta, çukur operasyonları kapsamında Mardin’de kendisine verilen görevleri başarıyla yerine getirdi.

Komutanlığımız halihazırda Hakkari’de terörle mücadele, Suriye’de Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı harekatlarında, Afganistan’da kararlı destek misyonu barışı destekleme, Arnavutluk’ta insani yardım harekatı ile Akdeniz Kalkanı Harekatı kapsamında Doğu Akdeniz’de platform koruma görevlerini icra etmeye devam etmektedir.”