KOAH

Oksijen tüpü olmayan KOAH hastasının imdadına “Vefa grubu” yetişti

AĞRI (AA) – Ağrı'nın Tutak ilçesinde yeni tip koronavirüs tedbirleri kapsamında sokağa çıkamayan ve hastanede tedavi gören KOAH hastasının oksijen tüpü ihtiyacı "Vefa Sosyal Destek Grubu" ekiplerince giderildi.

Tutak ilçesine bağlı Dorukdibi köyünde yaşayan KOAH hastası bir kişi, bir süre önce rahatsızlanınca Patnos Devlet Hastanesinde tedavi altına alındı.

Tedavisinin ardından doktorların evinde oksijen tüpü kullanmasını önerdiği KOAH hastası, maddi durumları kötü olduğu için oksijen tüpünü alamadı.

Bunun üzerine aile, Tutak Kaymakamlığı koordinesinde 65 yaş üstü ve kronik hastaların yardımına koşan "Vefa Sosyal Destek Grubu" ihbar hattını arayarak yardım istedi.

İhbarı değerlendirdikten sonra İlçe Kaymakamı Ahmet Karaaslan'ın talimatıyla harekete geçen ekipler, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV), tarafından temin edilen oksijen tüpünü KOAH hastasına teslim etmek için yola koyuldu.

Patnos Devlet Hastanesine giden Vefa ekibi, oksijen tüpünü doktorlar aracılığıyla hasta vatandaşa teslim etti.

Oksijen tüpüne kavuşan vatandaş taburcu edilerek evine gönderildi.

Kaymakam KOAH hastası kadının taleplerini bizzat karşıladı

BİLECİK (AA) – Bilecik'in Osmaneli ilçesinde yalnız yaşayan KOAH hastası 67 yaşındaki Müjgan Kaya'nın ihtiyaçlarını kaymakam Naif Yavuz evine teslim etti.

İlçeye bağlı Selçuk köyünde tek başına yaşayan Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) bulunan Kaya, Sosyal Vefa Destek Grubu'nu arayarak ihtiyaçlarını bildirdi.

Kaymakam Yavuz, Müjgan Kaya'nın istediklerini ve kendi hazırladığı gıda kolisini de alarak köye gitti.

Yavuz'u elinde poşetlerle görünce heyecanlanan Kaya, teşekkür ederek evine ilk defa bir devlet büyüğünün geldiğini ve bu nedenle çok duygulandığını söyledi.

İhtiyaçları karşılandığı için değil kaymakamın ziyareti için çok mutlu olduğunu ifade eden Müjgan Kaya, şöyle konuştu:

"Kaymakam Bey'in çok iyi bir insan olduğunu duymuştum önceden ama elinde poşetlerle evime kadar geleceğini düşünmüyordum. Malum sokağa çıkmamız da yasak, ben de ekipleri arayıp yardım istedim. Bugün kapım çalındı, bir de baktım ki kaymakam kendi gelmiş, çok şaşırdım. Kaymakam Bey işini gücünü bırakmış köye kadar gelmiş, istediklerimden fazlasını bana getirdi, çok teşekkür ediyorum. Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin."

Astım ve KOAH hastalarına salgın sürecinde “ilaç kullanma” uyarısı

İSTANBUL (AA) – Türk Toraks Derneği Üyesi Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, astımlı olmanın yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalanmak için bir risk faktörü olmadığını ama astımlı ve KOAH'lı kişilerde bu hastalığın daha ağır seyredebildiğini belirterek, "Bu nedenle onların daha fazla dikkat göstermesi gerekiyor ve daha ciddi etkilenebileceklerini bildiğimiz için de onların ilaçlarını bırakmamaları gerektiğini düşünüyoruz." dedi.

Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı da olan Prof. Dr. Yorgancıoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, koronavirüs salgınında 60-65 yaş üstü yaşlıların risk grubunda olduğunu ancak gençlerde de eşlik eden hastalıkların olmasının riski artırdığını anlattı.

Bunların içinde en yüksek oranın kardiyovasküler sistem hastalıkları ve diyabet olduğuna işaret eden Yorgancıoğlu, kronik solunum sistemi hastalıklarının Amerika'daki ölüm nedenleri içerisinde 3'üncü sırada olduğunu, hipertansiyonun kronik solunum sistemi hastalıklarından, kanserin ise bunlardan sonra geldiğini kaydetti.

Bu nedenle kronik hastalığı olanların, olmayanlara göre, yaşlı ya da genç olsun çok daha dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayan Yorgancıoğlu şu bilgileri verdi:

"Astımlı olmak bu hastalığa yakalanmak için bir risk faktörü değildir ama astımlı ve KOAH'lı kişilerde bu hastalık daha ağır seyredebilir. Bu nedenle onların daha fazla dikkat göstermesi gerekiyor ve daha ciddi etkilenebileceklerini bildiğimiz için de onların ilaçlarını bırakmamaları gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü astım hastalarının bazı inhaler ilaçlarının içerisinde kortizon var ama bu mikrogramlar düzeyinde olan bir kortizondur. Bizim normal zamanda da yan etkisini minimal gördüğümüz bir kortizondur. Bunlardan çekinip 'Kortizonum var, çok ağır enfeksiyon geçiririm.' diyebilecek hastalarımız olabilir, bu kesinlikle doğru değildir. Virüsün inhaler ilaçlarla akciğerlere gönderilmesi bilgisi kesinlikle çok yanlıştır. Aksine eğer astım krizine girerlerse çok daha ağır seyredebilir. O nedenle astım hastalarımızın hekiminin yazdığı ilaçlara aynen devam etmesini, hekimine sormadan hiçbir ilacını kesmemesini öneriyoruz. Alerjik astım da tabi ki buna dahil, alerjik astımı bu mevsimde zaten daha çok görüyoruz."

Prof. Dr. Yorgancıoğlu, astım hastalarında görülen yüksek ateş ve nefes darlığının Kovid-19'da görüldüğü kadar yüksek olmadığına işaret ederek, astım ataklarında belirtileri daha da şiddetlenen, ateşi yükselen ve nefes darlığı artan hastaların, maske takıp bir sağlık kuruluşuna başvurmaları önerisinde bulundu.

– "KOAH'lıların astım hastalarına göre daha dikkatli olması gerekiyor"

KOAH hastalarının bir kısmında "kronik solunum yetmezliği" denilen kandaki oksijen düzeyleri düşük, semptomları daha fazla olan bir hasta grubunun olduğunu aktaran Yorgancıoğlu, şunları kaydetti:

"Bunlarda 'Acaba bir Kovid enfeksiyonu mu başlıyor, yoksa KOAH'ın kendi doğal seyri mi?' ayırt etmemiz önem kazanıyor. Çünkü KOAH'lı hastalarda görülen biraz daha atipik semptomlar ortaya çıkabiliyor. KOAH hastalarında zaten öksürük ve nefes darlığı oluyor. Bu yüzden KOAH'lılar Kovid-19'a yakalandığı zaman durumu hızlı kötüleşiyor. O nedenle kendisinde ekstra bir durum hissettiği zaman maskesini takıp mutlaka hastaneye gitmeli. Burada ayrımın yapılmış olması ve erken müdahale edilmesi gerekiyor. Akciğer grafisi, düşük dozda BT çekilmesi, kan değerlerine bakılması lazım. Bazı kan değerleri, 'KOAH atağı mı yoksa Kovid-19 enfeksiyon mu?' bize çok önemli ipuçları verebiliyor. O nedenle KOAH'lı hastalarımızın astıma göre daha da dikkatli olması gerekiyor."

– Astım hastalarına "dezenfektan" uyarısı

Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, kronik hastaların korkmamaları ve panik yapmamaları ama bir küçük endişeyi de taşımaları gerektiğini belirterek, "Yani o aradaki dengeyi çok iyi ayarlamaları gerekiyor. Çünkü pek çok panik içinde telefona sarılan hastamız oluyor. Biliyoruz ki duygusal durum da astım ataklarını tetikleyebilir, hastanın kontrolünü bozabilir. O nedenle sakin olacaklar ama belli bir disiplinde bir kaygıyı taşıyacaklar elbette. Bu kaygı onların sadece hastalıklarını daha iyi kontrol etmesine neden olmalı." ifadelerini kullandı.

Herkes için alınan hijyen önlemlerinin astım ve KOAH hastaları içinde yeterli olduğuna işaret eden Yorgancıoğlu, şu önerileri sıraladı:

"Özellikle astım hastalarının fazla dezenfektanlara bel bağlamamaları lazım. Çünkü bu dezenfektanlara bağlı da hastalarda semptomlar ortaya çıkabilir. Bildiğimiz su ve sabun en iyi dezenfektandır. Hijyene dikkat edeceğiz, el yıkamayı mutlaka yapacağız. Eğer evde oturuyorlarsa mutlaka her sabah kalktıklarında ve her akşam yatmadan önce temiz hava ile bulundukları ortamı havalandırmak, ziyaretçiyi sıfırlamak ve mutlaka maske kullandırmak önemli. En önemlisi ise tedavilerini kesmemek ve yeterince ilaçlarını evde bulundurmak. Çünkü biliyorsunuz bu ilaçların raporları ilaç sıkıntısı çekilmemesi için ikinci bir duyuruya kadar uzatıldı. İlaçlarını mutlaka temin etsinler, kesinlikle ilaçsız kalmasınlar. Bu arada rutin kontrole gitmesinler. Şu an bütün göğüs hastalıkları merkezlerinde solunum fonksiyon testleri durduruldu, bu süreçte yapılmıyor. Rutin kontrollerini de bu virüs salgını bittikten sonraya ertelesinler. Sigara kesinlikle içilmemeli, yanında dahi içilmemeli. Özellikle kronik hastalıklarda hem influenza hem zatürre aşısının yapılmış olması çok önemli."

Hava kirliliği oluşturan ince tozlar sağlığı tehdit ediyor

İSTANBUL (AA) – Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) KOAH Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Arzu Mirici, ince tozların hem havada daha uzun süre kalabildiğini hem de solunduğu zaman akciğerlerin en derinlerine hatta hava keseciklerine kadar ulaşarak, akut ve kronik hastalıklara yol açtığını bildirdi.

Dernekten yapılan açıklamada, son günlerde kentlerde yaşanan hava kirliliğinin insan sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaştığı öne sürüldü.

Bu sonuçlara hava kirliliğini oluşturan gazlar ve tozların farklı bölgelerde ölçülerek ulaşıldığı aktarılan açıklamada, kirliliğin büyük tozlar (PM10), küçük ve ince tozlar (PM 2.5) şeklinde olabildiği belirtildi.

Açıklamada, İstanbul'a asit yağmuru yağacağı yönündeki haberlere ilişkin görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Mirici, özellikle ince tozların daha tehlikeli sonuçlara neden olabildiğini vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

"İnce tozlar hem havada daha uzun süre kalabiliyor hem de soluduğumuz zaman akciğerlerin en derinlerine, en ince hava yollarına, hatta hava keseciklerine kadar ulaşabiliyor. Buradan dışarı atılması da mümkün olmuyor. Bu nedenle hem akut hem de kronik hastalıklara yol açtığını biliyoruz. Kısa vadede üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının artması ilk beklenen sonuçlar. Ayrıca kronik kalp ve akciğer hastalığı olan bireylerde hastalığın kötüleşmesine ve acil servislere başvurmalarına neden olabilir. Hava kirliliğinin uzun vadeli sonuçları bununla da sınırlı değil; çocukların büyüme ve gelişmesini olumsuz etkilediği, insanın sinir sistemine zarar verdiği ve kansere yol açtığı kesin olarak biliniyor."

– "Asit yağmuru öncesi hava kalitesi çok önemli"

Meteorolojik koşulların hava kirliliğinin daha fazla hissedilmesine ya da temizlenmesine yol açabildiğine, özellikle yüksek basıncın olumsuz bir etki ile hava kirliliğinden daha fazla etkilenmeye neden olabildiğine işaret eden Mirici, "Asit yağmuru, hava kirliliği halindeki yağmur durumunu tanımlıyor. Bu durumda hava temizleniyor ancak yüzeyde, yağmurla temas zarara yol açabiliyor. İnsan sağlığı açısından asit yağmuru öncesindeki hava kalitesi daha fazla önem verilmesi gereken bir durum." değerlendirmesini yaptı.

Bu durumdan özellikle hassas bireylerin yani, bebekler, küçük çocuklar, hamile kadınlar ve kronik hastalığı olanların korunmasının önemine dikkati çeken Mirici, şu önerilerde bulundu:

"Hava kirliliğinin yoğun olduğu zamanlarda dışarı çıkmamak ve mutlaka çıkmak gerekiyorsa maske kullanmak bir önlem olabilir. Ancak dış ve iç ortam hava kalitesi birbirlerinden bağımsız değildir. Dışarıdaki hava kalitesi kötü iken iç ortamı da mutlaka etkilenecektir. Buna karşı önlem olarak hava filtreleri kullanılabilir. Hava kirliliğinin etkisi, enfeksiyonlarda artış şeklinde görüleceğinden, kronik akciğer ve kalp hastalarının zamanında grip aşısı olması, eğer eylül ayında grip aşısı yapılmadıysa hemen yapılması yarar sağlayabilir."

– "Ölçüm istasyonları sayı ve nitelik olarak artırılmalı"

Türkiye'de hava kirliliği ölçüm istasyonlarının oldukça yaygın olmasına rağmen, halen 10 ilden birinin verilerine sahip olunmadığını belirten Mirici, şunları kaydetti:

"Verileri alınabilen toplam 211 istasyonun veri üretme oranı da yeterli değil. Eldeki veriler hemen tüm kentlerde hava kalitesinin iyi olmadığını gösteriyor. Bu durumda hava kirliliği ile mücadelede ülke çapında bir çabanın gerekliliği ortada. Hava kirliliği ile mücadelede ülkemizdeki ölçüm istasyonlarının sayı ve nitelik olarak artırılması en önemli başlangıç olacaktır. Bu istasyonlarda hem kükürt ve azot oksitler gibi maddeleri saptayan daha kapsamlı ölçümler yapılması hem de istasyon yerlerinin gözden geçirilmesi gerekli. Özellikle ince tozların (PM2.5) ölçümünün yapılması çok önemlidir. Ülkemizde ince tozlara ait bir eşik değer belirlenmemiş. Bunun en kısa zamanda Avrupa Birliği'nin (AB) kabul ettiği metreküpte 25 mikrogram olarak kabul edilmesi sorunu net olarak görmemizi sağlayacaktır."

– Havanın kirlenmesinde en önemli faktör fosil yakıt

Prof. Dr. Mirici, solunan havanın kirlenmesine neden olan en önemli faktörün fosil yakıt kullanımı olduğunu vurgulayarak, bu tür yakıtlardan ısınma, ulaşım ve enerji üretimi gibi alanlarda yararlanmanın dikkatle yeniden planlanması gerektiğini ifade etti.

Avrupa'da başta İngiltere olmak üzere 15 ülkenin kömür kullanmayı terk edeceğini açıkladığını kaydeden Mirici, "Ayrıca tüm bu ülkeler geçiş sürecinde sorunu nasıl yöneteceklerini de paylaşıyor. Hava kirliliği bir bölgenin, bir ülkenin sorunu olmaktan çıkmış durumda. Zira bu sorun küresel iklim sorununun bir parçası. Hava kalitesinin bozulması, meteorolojik koşullar, ormanların azalması ve yeterince yenilememesi bir arada düşünülmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.