Nuri Bilge Ceylan

'Ustaya Saygı TRT Ortak Yapım Ödülü' Nuri Bilge Ceylan'a

İSTANBUL (AA) – TRT’den yapılan açıklamaya göre, bu yıl itibariyle her yıl Türk sinemasının ustalarından birine takdim edilecek olan ödülün ilki, yeni film projesi “Kuru Otlar Üstüne” adına başarılı yönetmen Nuri Bilge Ceylan’a takdim edilecek.

12 Mart’a kadar başvuruları devam edecek olan “12 Punto TRT Senaryo Günleri” sinemacıları senaryo aşamasında destekleyerek, projelerinin geliştirilmesine katkı sağlamayı ve festival dolaşımı için alan açarak, uluslararası ortak yapımcı bulmalarına yardımcı olmayı amaçlıyor.

Etkinlik kapsamında başvurular sona erdikten sonra bağımsız ve profesyonel sinemacılardan oluşan ön jüri, projeleri değerlendirerek, 12 finalist belirlenecek.

Finale kalan projelerin ekipleri ise haziran ayında gerçekleştirilecek senaryo geliştirme atölyesinde uluslararası eğitmenlerden ders alarak dünya sinemasının önemli isimlerinden oluşan uluslararası jüriye projelerini sunma imkanı bulacaklar.

Uluslararası jürinin oylarıyla “TRT Ortak Yapım Ödülü” kazanan 4 proje ve “TRT Ön Alım Ödülü” kazanan 4 proje belirlenecek. Dereceye giren projelere ödülleri, “12 Punto TRT Senaryo Günleri”nin kapanış töreninde verilecek.

Bu yıl aynı zamanda ilk kez etkinliğe kısa film projeleri de başvuru yapabilecek. Senaryo aşamasındaki kısa film projelerinden on ikisi TRT 2 tarafından “TRT 2 Kısa Film Yapım Ödülü”ne sahip olabilecek.

Ödül kazanan kısa film projelerinin sahipleri de senaryo geliştirme atölyelerine katılarak, çekimlerin tamamlanmasının ardından filmler, TRT 2’de seyircilerin beğenisine sunulacak.

“12 Punto TRT Senaryo Günleri” ile ilgili detaylar ve başvurular “www.trt12punto.com” adresinden yapılabilecek.

Nuri Bilge Ceylan: Bence yaratıcılık için en önemli şey zaman

VİYANA (AA) – Ödüllü yönetmen, senarist ve fotoğraf sanatçısı Nuri Bilge Ceylan, Yunus Emre Enstitüsü’nün (YEE) düzenlediği ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkı sağladığı etkinlik kapsamında Viyana Müzik ve Görsel Sanatlar Üniversitesi Sinema Bölümünde söyleşiye katıldı.

Başarılı yönetmen, “Uzak”, “Mayıs Sıkıntısı” ve “İklimler” adlı filmlerinden kısa bölümlerin gösterildiği etkinlikte, gençlerin sinemaya ve kendi filmlerine dair kapsamlı sorularını da yanıtladı.

Özellikle sinemaya ilk başladığı yıllarını ve o günleri çok özlediğini dile getiren Ceylan, bağımsız sinemada az kişiden oluşan bir ekiple çalışmanın çok daha iyi olduğunu belirterek, “Bence o ilk günlerin en büyük avantajı, daha küçük bir ekiple çalışmaktı. Kamerayı ben kullanıyordum. Taşınması gereken tüm aletleri ben taşıyordum. Ekipteki herkes birçok işi üstleniyordu. Böylece çekimlere daha uzun zaman ayırabiliyorduk. 100 kişiyle bir ay çalışmaktansa, 10 kişiyle 3 ay çalışmak daha iyi. Bence yaratıcılık için en önemli şey zaman. Her filmden sonra bu anlamda geriye dönmek istedim.” diye konuştu.

Senaryo yazımına da değinen yönetmen, 1999 yapımı “Mayıs Sıkıntısı” filmine ilişkin, şunları kaydetti:

“Aslında benim en çok detay çalıştığım ilk filmimdi. Bir önceki filmim ‘Kasaba’da çok zorluk çekmiştim. Senaryo tam olarak bitmemişti. Set sırasında yazmaya devam etmiştim. Kendim zaten 3 ay üzerinde çalışmıştım. O döneme göre çok detaylı fakat bugünkü senaryolarıma kıyasla daha az detaylıydı. Az kişiyle çalışmanın bir diğer avantajı da senaryoyu çok detaylı yazmanız gerekmiyor. Çünkü eğer yeterince vaktiniz varsa yolda yönünüzü değiştirebiliyorsunuz. Bir roman yazarı kadar özgür hareket edebilirsiniz yeterli vakit olunca.”

Nuri Bilge Ceylan, aynı filmin çekimleri sırasında sinemaya ilişkin birçok şey öğrendiğini ve sete çıktığında her şeye açık olduğunu vurgulayarak, “Tabii ki çekimlere başladığımda kafamda bir fikir oluyor ancak ben o düşüncenin esiri olmuyorum. Başka bir şeyler de bekliyor, farklı şeyler arıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

“Uzak” filmini 5 kişilik bir ekiple yaptığını aktaran Ceylan, yaşadığı apartmanda üst katındaki Fransızca öğretmeninin cesedini kendisinin bulduğunu ve bu olaydan çok etkilenerek, filmde yer verdiğini ifade etti.

“Sinemada hiçbir şeyden emin olmamak gerekiyor”

Yapıtlarıyla birçok prestijli ödülün sahibi olan yönetmen Ceylan, filmlerinin montajını da kendisinin yaptığını belirterek, şunları söyledi:

“Montajın en önemli şey olduğunu söyleyemem, ancak benim filmlerimde öyle. Çünkü ben çok fazla çekim yapıyorum. Hatta çekimler bittikten sonra da yeniden bolca çekim yapıyorum. Çünkü bir arayış içindeyim ve olup olmadığından emin olamıyorum. Emin olmanın bir yönetmen için en tehlikeli şey olduğunu düşünüyorum. Bence hiçbir şeyden emin olmamak gerekiyor. Çünkü bazen bir şeyden emin oluyorsunuz. İyi çektiğinizi düşünüyorsunuz. Ancak montaja geçtiğinizde uymadığını görüyorsunuz. Ne yapacaksınız? Yaşam zor bir şey. İnsan doğası da kolay anlaşılır bir şey değil. Yaşamın kendisi şaşırtıcı bir şey. İnsan doğasının kontrol edilemez yanından etkileniyorum.”

Başarılı yönetmen, bugüne kıyasla gençken çok daha fazla film izlediğini de söyledi, “Ben sinemayı filmlerden öğreniyorum. Bence sinemayı öğrenmek için en iyi yol film izlemek. Çünkü filmler sinemanın sırlarını gösterir. Aktörlerin nasıl yönetildiğini, hangi tür lens kullanıldığını filmde görürsünüz. Her şey oradadır. Film sizi yeterince çektiyse, sırlarını da görebilirsiniz.” ifadelerini kullandı.

“Sinema yapmak terapi gibi bir şey”

Türk yönetmenlerden beğendiği ve etkilendiği bir isim olup olmadığına dair yöneltilen bir soruya cevap veren Ceylan,”Elbette var, Yılmaz Güney’i eskiden beri severim. Bence o, müthiş sinematik bir dehaya sahipti. Çok basit bir filmde bile harika fikirleri vardı. Bir de bence insan doğasının şaşırtan yanlarının çok farkındaydı. Çok sevdiğim başka yönetmenler de tabii ki var. Ben birçok farklı şeyden etkilenebiliyorum, yaşamdan, edebiyattan ve özellikle de en çok Rus edebiyatı benim üzerimde çok etkili olmuştur.” dedi.

Nuri Bilge Ceylan, senaryo metninin hiçbir zaman bitmediğini de sözlerine ekleyerek, şöyle devam etti:

“Her çekim sonrası yazmaya devam ediyorum. Her gün yeni bir fikir çıkıyor. Çekimlerin dinamiğinden dolayı aklınız daha hızlı çalışıyor, yeni fikirler daha kolay ortaya çıkıyor. Örneğin şu an yapacağınız bir çekimde, bir sonraki çekim için yeni fikirler üretebiliyorsunuz. Böylece her gece yeniden yazıyorum. Sürekli değişiklikler yapıyorum. Montaj sırasında da eğer mümkünse yeni şeyler yazıyorum. Montaj sırasında diyalogları değiştirip, ‘Keşke şunu söyleseydi.’ diyebiliyorsunuz. Böylece o diyaloğu bir daha çekemeyecekseniz ne yaparsınız? Onun yerine başka bir şey gösterirsiniz.”

Ne kadar gerekiyorsa o kadar çekim yaptığını dile getiren Ceylan, son iki filminde yaklaşık 200 saat çekim yaptığını vurguladı.

Türk Filmleri Haftası

Entelektüel çevreler ve genç üniversite nüfusu aracılığıyla kültürel etkileşimin hedeflendiği Türk Sineması Haftası’nda, film gösterimlerinin yanı sıra oyuncu, yönetmen, senarist, yapımcı buluşmaları, söyleşiler, atölye çalışmaları, Türk mutfağı etkinlikleri, sinema afiş ve obje sergileri sinemaseverlerin ilgisine sunuluyor.

Etkinlikte Ceylan’nın “Bir Zamanlar Anadolu’da”, “Kış Uykusu” ve “Ahlat Ağacı” filmiyle, Fikret Reyhan’ın “Sarı Sıcak”, Banu Sıvacı’nın “Güvercin”, Ahmet Boyacıoğlu’nun “Paranın Kokusu”, Tayfun Pirselimoğlu’nun “Yol Kenarı”, Mahmut Fazıl Coşkun’un “Anons” ve Ömer Lütfi Akad’ın “Vesikalı Yarim” filmleri de sinemaseverlerle buluşuyor.

Nuri Bilge Ceylan: Sinemayı öğrenmenin en iyi yolu hata yapmaktır

İSTANBUL (AA) – Nuri Bilge Ceylan, Yunus Emre Enstitüsü (YEE) tarafından Roma’da düzenlenen “Türk Filmleri Haftası”nda, Officina Della Arti Pier Paolo Pasoloni Sinema Okulu öğrencileriyle bir araya geldi.

https://www.youtube.com/watch?v=I-Ib4zFr8po

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkılarıyla gerçekleşen söyleşide konuşan Ceylan, çocukluğunun geçtiği yerde etrafında sanata dair çok fazla şey olmadığını söyledi.

Sokakta futbol oynayan sıradan bir çocuk olduğunu dile getiren Ceylan, “Hayatıma sanatın nasıl girdiğini, klasik müzik dinlemeye nasıl başladığımı ya da tüm bu sanatsal aktivitelere nasıl bulaştığımı gerçekten hiç hatırlamıyorum. Öyle sanıyorum ki küçük bir şeydi bunu başlatan. Yanlış hatırlamıyorsam 12 yaşlarındaydım ve komşularımdan biri doğum günümde bana fotoğrafçılık hakkında bir kitap hediye etmişti.” diye konuştu.

Ceylan, o yıllarda dijital makineler olmadığı için evinin banyosunu karanlık oda yaptığını anlatarak, bu tarz uğraşıların o süreçte kendisine oyun gibi gözüktüğünü ifade etti.

“Sinema anlatım açısından fotoğraftan daha güçlü”

Kitap hediyesinin ardından fotoğrafçılıkla ilgili farklı şeyler keşfettiğini vurgulayan usta yönetmen, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Fotoğraf sayesinde insanın kendisini farklı şekillerde ifade edebileceğini fark ettim. Bir insan sanatı neden hayatına dahil eder? Bence tamamen insanlığın yaşamı merak etmesiyle ilgili bir soru. Bu aynı zamanda kendimizi merak etmemiz demek. Çünkü herkesin hayatındaki en büyük sır, kendisidir. Büyürken pek çok şey merak eder ve öğreniriz fakat kim olduğumuz ve ruhumuz gerçekten bir sırdır. Bence sanat bunu anlamak ve insanın kendisiyle konuşabilmesi için en iyi dosttur.”

Nuri Bilge Ceylan, sinemanın anlatım açısından fotoğraftan daha güçlü olduğuna dikkati çekerek, fotoğrafla uğraşırken öğrendiği teknik bilgilerin sinemaya kolay adapte olmasına yaradığını aktardı.

Gerçek anlamda sinema yapmaya üniversiteden mezun olduktan sonra karar verdiğini kaydeden Ceylan, “Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesini bitirdiğimde, ne yapacağım hakkında bir fikrim yoktu. Bildiğim tek bir şey vardı, bir mühendis olarak çalışmak istemiyordum.” ifadelerini kullandı.

Sinemaya Polanski’nin hayat hikayesinden etkilenerek girdi

Yönetmen Ceylan, daha sonra dünyayı gezmeye başladığını söyleyerek, şunları anlattı:

“Hindistan’a, Nepal’e, Avrupa’ya gittim, bisiklet gezileri yaptım. Tüm bu seyahatlerim boyunca hayatta ne yapmak istediğimi anlamaya çalışıyordum. Çünkü emin olduğum sadece bir şey vardı, mühendis olarak çalışmak istemiyordum. Nepal’de olduğum bir gün, bir tapınakta oturmuş dağlara bakıyordum, o anı çok net hatırlıyorum, birden Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Her nasılsa seyahat benim problemlerimi çözmüştü. Yani geri dönmeye ve askerliğimi yapmaya karar verdim. Bu tam olarak sinema yapma kararı değildi fakat askerliğim boyunca bir sürü kitap okudum. Onlardan biri de Roman Polanski’nin otobiyografisi, hikayesiydi. Gördüm ki onun hayatı gerçekten sıfırdan başlıyor. Oradan Hollywood’a kadar yükseliyor. Maceralı bir hayat. Benim içimde bir şeyler yarattı. Düşündüm ki belki ben de sinema deneyebilirim. Buna karar verdiğim anı hatırlıyorum.”

“Eğer başarılı olmasaydı filmi çöpe atacaktım”

İlk filminin çektiği en zor film olduğunu belirten Ceylan, şöyle devam etti:

“Filmin kendisi zor olduğu için değil, benim daha önce hiçbir deneyimim yoktu ve pek bir şey bilmiyorum. Ayrıca o zamanlar ekipmana erişim kolay değildi. Kendi kameramı almak zorundaydım. Sadece bir arkadaşım ve ben yaklaşık bir yılda 20 dakikalık bir film çekmiş olduk. Çünkü film yapım süreciyle ilgili de pek bir fikrim yoktu ve sadece kendimi keşfediyordum. Eğer başarılı olmasaydı filmi çöpe atacaktım tıpkı fotoğrafçılıkta olduğu gibi.”

Ceylan, ilk kısa filmi “Koza”nın kendisine film yapmayı öğrettiğini dile getirerek, “Sinemayı öğrenmenin en iyi yolu hata yapmaktır. İlk filmimi yapmadan önce okuduğum kitapların hiçbirisi bana yardımcı olmamıştı ama sette yaptığım yanlışlar bana her şeyi öğretti.” diye konuştu.

İtalyan bir öğrencinin, oyuncu seçerken amatör ya da profesyonel arasında hangisini tercih ettiğini sorması üzerine Ceylan, sinemadaki ilk zamanlarında amatör oyuncularla çalıştığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Daha sonra profesyonellerle çalıştım. Aslında bu senaryoya bağlı daha çok. Bu sinemanın türüne göre değişir. Ben ikisiyle de çalıştım filmlerimde. Tabii ki amatörlerle taze şeyler yaratma potansiyeli her zaman mümkün oluyor. Fakat öncelikle çok iyi seçmek zorundasınız. Esnek yazmalı, diyalogların dışında yazmamalısınız eğer amatörlerle çalışıyorsanız. Onları değiştirmeye hazır olmalısınız. Çünkü amatörler düşündüğünüzü yapamayabilir. Eğer yazdığınız şeyi birebir çekmek istiyorsanız profesyoneller daha iyidir. Amatörlerle ilgili bir diğer problem de onların sinemaya dair tutkuları yoktur. Bu bazen problemdir. Mesela filmin ortasında gider ve bunu umursamazlar, filmini umursamazlar. Çok kez bu sorunu yaşadım. Filmin ortasında, ‘Yazlık evime gitmek zorundayım.’ deyip giden oldu.”

Usta yönetmen, profesyonel oyuncularla çalışmayı ise “Bir profesyoneli aradığınızda eğer Hindistan’da ise ertesi gün gelir. Onların sinemaya tutkusu vardır. Asla ayrılmazlar, kendilerini zorlar ve çok sıkı çalışırlar. Fakat onların klişelere katılımları var. Okulda öğrendiklerine göre değişir, yeterince zekilerse bu problemin üstesinden gelirler tabii. Yani iyi bir amatör çok iyidir, iyi bir profesyonel de çok iyidir. İkisinde de iyi olanı bulmanız gerekir. Oyuncu seçimi bir filmin oluşumunda çok önemli bir aşamadır bence.” sözleriyle ifade etti.

“Çehov gerçek bir yabancı”

Yönetmen Nuri Bilge Ceylan, filmlerinde Anton Çehov’dan etkilenip etkilenmediğine ilişkin soruya şu karşılığı verdi:

“Her durumda bir hikayesini hatırlıyorum. Kendimi şunu demekten alamıyorum, ‘Ben bu durumu Çehov’un hikayesinden biliyorum.’ Bunu her zaman hatırlıyorum. Bütün hikayelerini defalarca okudum. Çehov’un bakış açısından anladığım kadarıyla bence o çok yalnız bir insan. Eğer hayatı böyle hissediyorsan etrafında bir sürü insan olsa bile çok yalnız olmalısındır. Bence o gerçek bir yabancı. Bu durum onu çok yalnız, melankolik ve çok realist yapmış. Ayrıca çok yetenekli tabii ki. Bir cümleyle sayfalarca şey anlatabilir.”

Nuri Bilge Ceylan'ın eserleri Baksı Müzesi'nde sanatseverlerle buluştu

İSTANBUL (AA) – Yönetmen, senarist ve fotoğraf sanatçısı Nuri Bilge Ceylan, eserleriyle Bayburt’a konuk oldu.

Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Ceylan’ın 2003 ve 2013 yılları arasında çektiği fotoğraflardan oluşan ve Dirimart’ın katkılarıyla gerçekleştirilen sergi, Baksı Müzesinde sanatseverlerle buluştu.

Usta yönetmenin sinema ile fotoğraf dünyası arasındaki geçişkenliliğin ve çok katmanlılığın bir kutlaması düşüncesi üzerine hazırlanan sergi, sanatçının yapıtlarıyla kırsala olan yolculuk olarak değerlendiriliyor.

“Babamın Dünyası” ve “Sinemaskop Türkiye” başlıklarıyla iki bölümde sergilenen eserler, 25 Ağustos’a kadar görülebilecek.

Yurt içinde ve dışında birçok kez fotoğrafları sergilenen Nuri Bilge Ceylan’ın “Sinemaskop Türkiye” serisi en son geçen yıl ağustos ayında Saraybosna’da yer alan Bosna Hersek Ulusal Galerisinde izleyiciyle buluşmuştu.

Nuri Bilge Ceylan kimdir?

Kendi sinemasında olduğu gibi fotoğraflarında da yaşamı bir zamanlar katmanı olarak ele almaya çalışan Ceylan, 1959 yılında İstanbul’da doğdu.

Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümünden mezun olduktan sonra 2 yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde sinema eğitimi alan Ceylan’ın “Koza” adlı yapımı, 1995’de Cannes Film Festivalinde yarışma için seçilen ilk Türk kısa filmi oldu.

Ceylan, 1997’de ilk uzun metrajlı filmi olan “Kasaba”yı, 1999’da ise otobiyografik izler de taşıyan “Mayıs Sıkıntısı”nı çekti. 2002 tarihli “Uzak” filmiyle “56. Cannes Film Festivali”nde “Büyük Jüri Ödülü”ne değer görülen Ceylan, “59. Cannes Film Festivali”nde de “İklimler” adlı filmiyle “Fipresci Ödülü”nü aldı.

Yönetmen koltuğuna 2008’de oturduğu “Üç Maymun” ile de “61. Cannes Film Festivali”nde “En İyi Yönetmen Ödülü”nü kazanan Nuri Bilge Ceylan, “64. Cannes Film Festivali”nde “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmiyle “Büyük Jüri Ödülü”ne layık görüldü. Ceylan, “67. Cannes Film Festivali”nde ise en büyük ödül olan Altın Palmiye’yi “Kış Uykusu” adlı filmiyle aldı.

Usta yönetmen ayrıca “24. Saraybosna Film Festivali”nde “Saraybosna’nın Kalbi Yaşam Boyu Başarı Ödülü”nün sahibi oldu.

Festival kapsamında, Ceylan’ın, “Ahlat Ağacı”, “Bir Zamanlar Anadolu’da”, “Kış Uykusu”, “Mayıs Sıkıntısı”, “Uzak”, “İklimler” ve “Kasaba” fimleri de sinemaseverlerle buluştu. Ceylan, geçen yıl “Ahlat Ağacı” adlı filmiyle de “91. Akademi Ödülleri”nde “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında Türkiye’nin adayı olmuştu.