Osmanlı İmparatorluğu

Bir devrin güç simgesi 'Süleymaniye Külliyesi'

İSTANBUL(AA) – Osmanlı İmparatorluğunun 10. Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın gücü ve Mimar Sinan’ın dehasının vücut bulduğu Süleymaniye Külliyesi, 462 yıldır ihtişamını koruyor.

Yahya Kemal’in “En güzel mabedi olsun diye en son dinin / Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin” dizeleriyle ruhaniyetini anlattığı Süleymaniye Külliyesi, İstanbul’un Suriçi’nde yer alan üçüncü tepesine, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a inşa ettirildi.

İmparatorluğun en simgesel yapısı ve konumu ile de İstanbul’un silüetinin en güzel parçası olan külliyenin yapımına 1550 yılında başlandı. Süleymaniye Külliyesi, imparatorluk topraklarının çeşitli yerlerinden getirilen malzemelerle 7 yılda tamamlandı.

Tarihçi Peçevi’ye göre külliyenin inşasına 896 bin 360 altın para ve 82 bin 900 akçe, yani yaklaşık 3200 kilo altın harcandı. Külliyenin 7 yıl süren inşasında bin 713’ü Müslüman, toplam 3 bin 523 işçi çalıştı.

Yaz aylarında günlük işçi sayısının 2 bine ulaştığı külliyede, Hassa Mimarlar Ocağı’nın elemanları, acemioğlanlar, diğer kapıkulu ocakları mensupları ile imparatorluğun dört bir yanından ücretli ustalar, işçiler ve forsalar görev yaptı.

Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilen anahtarla, devletin ileri gelenlerinin bulunduğu bir törende dualarla “Ya Fettah” diyerek 15 Ekim 1557’de külliyeyi hizmete açtı.

Külliye 15 bölümden oluşuyor

Külliye, cami, Rabi Medresesi, Salis Medresesi, Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Tıp Medresesi, Kanuni Sultan Süleyman Türbesi, Hürrem Sultan Türbesi, türbedar odası, darüşşifa, darüzziyafe, Darülhadis Medresesi, tabhane, Mimar Sinan Türbesi ve hamam olmak üzere 15 bölümden oluşuyor.

Külliyenin hiç kuşkusuz en önemli bölümünü heybetin ve zerafetin bütünleştiği Süleymaniye Camisi oluşturuyor.

Mimar Sinan’ın diğer eserlerinde olduğu gibi Süleymaniye Camisi de sadeliği ihtişama dönüştürebilmiş mabetlerden biri.

Caminin kitabelerinde kullanılan süslemeler ile bezemeler, başlı başına birer estetik harikası.

Mihrabın iki yanındaki pencerelerde çini madalyonlarda Fetih Suresi, caminin ana kubbesinde ise Nur Suresi yazılı. Camideki yazılar meşhur hattat Ahmed Karahisari Şemseddin Efendi ve talebesi Hasan Çelebi tarafından yazıldı. Daha sonra kazasker Mustafa Efendi de bazı yazılar ilave etti.

Yaklaşık 30’ar tonluk ve dört halifeye adanan 4 fil ayağı, caminin 26,50 metre çapında ve 53 metre yükseklikteki kubbesini taşıyor.

Dört minare, Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’un fethinden sonraki 4. on şerefe ise Osmanlı’nın 10. padişahı olduğunu simgeliyor.

Bin kubbeli külliye

İstanbul’un silüetine damga vuran eserler arasında yer alan külliyedeki yapılar, ortadaki caminin çevresinde “U” şeklinde sıralanıyor. Külliyenin üzerinde ise bin kubbe bulunuyor. Külliyeye giriş, farklı isimlerdeki 11 kapıdan yapılıyor.

Evvel Medresesi ve Sani Medresesi ile Rabi Medresesi ve Salis Medresesi külliyede yer alan iki ayrı medrese topluluğu.

Evvel ve Sani Medresesinin üstünde Süleymaniye kitaplığı yer alıyor. Külliyenin güneydoğu köşesinde Süleymaniye hamamı, kuzeyinde darüşşifa ve bimarhane mevcut.

Külliyede, Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan ve Mimar Sinan Türbeleri’nin yanı sıra tabhane (düşkünlerevi / bakımevi), çarşılar ve sıbyan mektebi de bulunuyor.

Süleymaniye Külliyesi’ne bağlı Mülazimler Medresesi, Daru’l-Hadis, Daru’l-Kurra, Medrese-i Salis ve İmaret, 2018-2019 akademik yılından itibaren İbn Haldun Üniversitesine bağlı Medeniyetler İttifakı Enstitüsü, İslami İlimler Fakültesi, İslami İlimler Enstitüsü, Süleymaniye İlim ve Araştırma Merkezi ile Onur Programına ev sahipliği yapıyor.

“Sinan, tamamen kendi tekniğini uyguladı”

Ömrünün yaklaşık 30 yılını Mimar Sinan’ı tanımaya ve eserlerindeki detayları gün yüzüne çıkarmaya adayan İnşaat Yüksek Mühendisi Vahit Okumuş, Süleymaniye Külliyesi’nin mimari tarih açısından önemini AA muhabirine değerlendirdi.

Mimar Sinan’ın Süleymaniye Külliyesi’ni alt ve üst yapı olarak bütünüyle ele aldığını belirten Okumuş, “Mimar Sinan, tabhanenin altına bir sarnıç yapmış. Böylece, Süleymaniye Camisi’nde toplanan yağmur sularının, tabhanenin altındaki sarnıca gitmesini sağlıyor.” dedi.

Okumuş, Osmanlı’nın külliyeleri, insanların bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir şehir olarak kurduğunu dile getirdi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın, Süleymaniye Külliyesi hizmete açıldıktan sonra camide görev yapacak imam için iki dil bilme ve beşeri bilimler eğitimi almış olma şartlarını koyarak ilan verdiğini anlatan Okumuş, “Çünkü camiye gelecek ziyaretçiler olacağı için dil bilen imam ilanı veriyor. Böylece ilk defa bir camiye hoca tutuluyor. Bu çok önemlidir.” diye konuştu.

Mimar Sinan’ın, Süleymaniye Külliyesi’ni inşa ederken benzerlerini örnek almadığını, tamamen kendi tekniğini uyguladığını aktaran Okumuş, “Süleymaniye Camisi ilk inşa edildiğinde 2 minarelidir. Kanuni Sultan Süleyman’ın ısrarı üzerine son cemaatin dışına 2 minare daha eklemiştir.” dedi.

“Sesi havada 3,5 saniye tutan adamdır”

Süleymaniye Külliyesi’nin çok sade bir yapı olduğunu belirten Okumuş, “Mimar Sinan, mimarisine o kadar güvenir ki süslemez aslında. Sinan’ın mimarisi, doğal bir mimaridir. Kubbeyi, yumurtanın yuvarlak kısmını örnek alarak yapmıştır. Bulduğu şey, doğal mimaridir ve çok sıcaktır, insanı içine çeker. Süleymaniye’de bulduğun rahatlığı Yavuz Sultan Selim Camisi ile Fatih Camisi’nde bulamazsın. Akustiğini hiç bir yerde bulamazsın. Bugün o akustiği yapacak kimseyi bulmak çok zordur. Çünkü çok büyük bir bilim gizlidir içinde. Sesi havada 3,5 saniye tutan adamdır. Nasıl yapmıştır onu bilmiyorum. Kubbenin tepe noktasını da hoparlör olarak kullanıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Külliyenin, ilk kuruluş amacına uygun varlığını sürdürmesinin mümkün olduğunu dile getiren Okumuş, “Bütün eserler, kullanılmayan yerler kesinlikle bozulur. Ben o nedenle kullanılmalarından yanayım. Onarımlarını değiştirmemeleri lazım. Caminin içine bile ayakkabılık yapıyorlar, akustiği bozuyorlar.” ifadesini kullandı.

İZDOB'tan 5. Murad balesi için genel prova

İZMİR (AA) – İzmir Devlet Opera ve Balesi (İZDOB), 5. Murad balesinin genel provasını yaptı.

Bornova Kültür ve Sanat Merkezi'nde 12 Ekim'de seyirciyle buluşacak iki perdelik eserin genel provası yapıldı.

Eserde Osmanlı İmparatorluğu'nun en kısa süre tahtta kalan padişahı Sultan 5. Murad'ın, 3 aylık saltanat dönemi sonrası 28 yıllık Çırağan Sarayı'ndaki yaşamı canlandırılacak.

Balede, piyano çaldığı ve bestekar olduğu bilinen 5. Murad'ın bazı eserleri de yer alacak.

Düzenlemesini Emre Aracı ile Bujor Hoinic'in yaptığı eserin librettosu Emre Aracı'ya ait.

Koreografisini Volkan Ersoy ile Armağan Davran'ın tasarladığı eserin dekor ve kostüm tasarımını Savaş Camgöz, ışık tasarımını ise Fuat Gök üstlendi.

Dünyayı titreten padişah: Kanuni Sultan Süleyman

İSTANBUL (AA) – Osmanlı İmparatorluğunun en uzun süre tahtta kalan ve en büyük padişahı olarak kabul edilen Kanuni Sultan Süleyman, bundan 453 yıl önce 7 Eylül 1566 tarihinde Zigetvar’da seferdeyken vefat etti.

AA muhabirinin kaynaklardan derlediği bilgilere göre babası, 9’uncu Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Sultan olan 1. Süleyman, 6 Kasım 1494 tarihinde Trabzon’da dünyaya geldi. Seyyid Lokman’ın Hünername eserine göre adını, doğduğu saatlerde Kur’an’dan açılan sayfada geçen Hazreti Süleyman’dan aldı.

Büyük Padişah, isminden çok “Kanuni” unvanıyla tanınırsa da bu sıfat, 18. yüzyılda ilk defa Dimitrie Cantemir’in Osmanlı tarihinde geçti, XIX. yüzyılda Osmanlı tarihçilerince de benimsenerek yaygınlık kazandı. Çağdaşı Batılı yazarlar Sultan’ı “Muhteşem” veya “Büyük Türk” lakaplarıyla anıyorlardı. Ayrıca batı kaynaklarında, Fetret döneminde Osmanlı tahtına oturan Süleyman Çelebi dolayısıyla II. Süleyman olarak da nitelendirildi.

Kanuni Sultan Süleyman Han’ın çocukluk yılları babasının sancak beyi olduğu Trabzon’da geçti. Evliya Çelebi’ye göre Trabzon’dayken süt kardeşi Kadı Ömer Efendi’nin oğlu Yahya ile (Beşiktaşlı Yahya Efendi) birlikte bir Rum kuyumcudan kuyumculuk öğrendi.

Sultan II. Bayezid, 1509’da Süleyman’a babası Şehzade Yavuz’un ısrarıyla Kefe sancağını verdi. Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkmasıyla birlikte 1513’te yegane taht varisi sıfatıyla sancak beyi olarak Manisa’ya gönderildi.

Babasının vefatının ardından 30 Eylül 1520’de İstanbul’a gelerek tahta oturdu.

Kanuni Sultan Süleyman, batıya karşı gaza siyasetini canlandırırken iki ana hedefi ön plana aldı. Bunlardan ilki Orta Avrupa’nın kilidi durumunda bulunan Belgrad, diğeri Akdeniz hakimiyeti bakımından son derece önemli olan Rodos’u hedef aldı. Bunları ise Macaristan’a yönelik 1526 ve 1529’daki iki harekat takip etti, sonuncu seferi ise Viyana oldu.

Batıda büyük zaferler kazandı

İlk siyasi faaliyetlerinde atası Fatih Sultan Mehmed Han’ın izinden giden Kanuni Sultan Süleyman Han, 30 Ağustos 1521’de Belgrad’ı, ardından Rodos’u fethetti. 29 Ağustos 1526’da Mohaç ovasında Macarlar’ı kısa sürede yendi. Macar kralının hayatını kaybettiği meydan savaşı Macar Krallığı’nın bir anlamda sonunu getirdi. Ardından Budin’e hareket eden Kanuni Sultan Süleyman,11 Eylül’de hiçbir direnişle karşılaşmadan şehre girdi. 1529’da 17 gün süren 1. Viyana kuşatmasını kötü hava şartları ve şehrin elde tutulamayacağını düşündüğü için kaldırdı.

Akdeniz’de Osmanlı donanmasını güçlendirmek için 1532’de Barbaros lakaplı Hayreddin Reis’i, Donanma-yı Humayun’un başına getirdi. 1534’te devlete sıkıntı çıkaran ve isyanları destekleyen Safevilere karşı Irakeyn Seferi diye bilinen askeri harekatı düzenleyerek önce Tebriz’e ardından Bağdat’a girdi.

Seferdeki başarısızlıklar ve aile içerisindeki çekişmelerin de etkisiyle yakın arkadaşı Pargalı İbrahim Paşa’yı 15 Mart 1536’da sarayda aniden idam ettirdi.1538’de Hadım Süleyman Paşa’ya Süveyş’te bulunan donanmayla Portekizliler’e karşı Hindistan bölgesindeki küçük Müslüman prensliklere yardım için sefer emri verdi.

Yine aynı yıl 27-28 Eylül’de Preveze Zaferi kazanıldı. Barbaros Hayreddin Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması ile Cenevizli amiral Andrea Doria’nın başında bulunduğu Haçlı donanması arasında geçen Preveze Deniz Savaşı, Osmanlı Devletinin Akdeniz’deki hakimiyetini pekiştirdi. 1548’de Safevi hükümdarı Şah Tahmasb’a karşı yeniden İran’a sefer düzenledi ve Tebriz’e girdi. Bu seferde Van kalesi alınarak burası beylerbeyilik merkezi yapıldı.

Şehzade Mustafa’nın idamı

Kanuni’nin hayatının önemli dönüm noktalarından birisi de büyük oğlu Mustafa’nın idamı oldu. Doğu seferinde 4 Ekim 1553’te Konya Ereğlisi mevkisinde babasının huzuruna çıkmak için otağa giren Şehzade Mustafa, cellatlar tarafından boğularak idam edildi. Oğlunu idam ettiren Kanuni Sultan Süleyman Han’ın buna zaman geçtikçe çok üzüldüğü ve pişmanlık duyduğu, gerek Osmanlı gerekse batı kaynaklarında açık şekilde belirtilir. Ayrıca bu hadise dolayısıyla Taşlıcalı Yahya gibi bazı şairler tarafından ağır sözlerle eleştirildiği halde sesini çıkarmadı. Çocukluk arkadaşı Beşiktaşlı Yahya Efendi’nin bu mesele yüzünden onunla konuşmadığına dair menakıbnamelere konu olan bilgiler de söz konusu.

1 Haziran 1555’te Şah Tahmasb’ın elçileriyle Amasya Antlaşması imzalandı. Kanuni, barış şartlarını da içine alan Tahmasb’a yolladığı mektupta dini meselelere vurgu yapıp, aşırı uç Şiiler’in Hazreti Aişe’ye ve 3 halifeye karşı olan küfürlerinin yasaklanmasını istedi.

Kanuni, Şehzade Mustafa’nın idamından sonra görevden aldığı Rüstem Paşa’yı Hürrem Sultan’ın tesirinde kalarak 29 Eylül 1555’te yeniden göreve getirdi.

7 Haziran 1557’de kendi adına Mimar Sinan’a inşa ettirdiği camisi tamamlandı, cuma namazını da Süleymaniye’de kılarak açılışını yaptı. 1558’de çok sevdiği eşi Hürrem Sultan’ın ölümü Kanuni’yi çok üzerken, bu olayın ardından Şehzade Bayezid ve Şehzade Selim’in sancak yerlerini Amasya ve Konya olarak değiştirdi. İki kardeşin 1559’da Konya ovasında yaptığı savaşı Selim kazandı. Önce Amasya’ya çekilen Bayezid, Kanuni’nin sefer hazırlıklarını haber alınca Safeviler’e sığındı. Bayezid ve oğullarının teslimi için Şah Tahmasb’a önemli miktarda para ve tavizler verildi. Şehzade 23 Temmuz 1562’de oğullarıyla birlikte idam edilip Sivas’ta defnedildi.

72 yaşında son seferinde vefat etti

Kanuni, 1565 yılındaki Malta bozgunuyla yara alan Osmanlı’nın batıdaki imajındaki kötü izleri silmek için yeni bir sefer hazırlığına girişti. 1 Mayıs 1566’da Eyüb Sultan’ın türbesini ziyaret edip dua ettikten sonra sefere çıktı.

Zigetvar Kalesi kuşatılırken Kanuni’nin otağı da hakim bir tepeye kuruldu.

Ömrünün son 15 yılında tedavisi olmayan gut (nikris) hastalığı iyice ilerlemesine rağmen savaş meydanından ayrılmayan Kanuni Sultan Süleyman Han, 7 Eylül 1566’da kalenin alınışını göremeden vefat etti. Kuşatma sürerken iç organları çıkarılan naaşı, misk ve amber kokuları sürülerek tahtın altına gömüldü. Kalenin düşmesinin ardından 42 gün gömülü olan naaşı arabaya konuldu ve padişah yaşıyormuş gibi davranıldı. Kendisine haber gönderilen yeni padişah II. Selim’in Belgrad’a gelişi üzerine vefat haberi resmen ilan edildi.

Süleymaniye Camisi’nde 23 Kasım’da Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin kıldırdığı cenaze namazının ardından, naaşı caminin kıble tarafındaki türbesine defnedildi.

Osmanlı cihan devleti oldu

Onun yoğun askeri ve siyasi faaliyetleriyle Osmanlı, Avrupa’nın cihanşümul anlayışına sahip Cihan Devleti haline geldi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ideolojik alt yapısının temellerinin atıldığı bu dönem, Avrupa’nın siyasi coğrafyasını derinden etkiledi. Osmanlılar böylece Avrupa devletler dengesinde belirleyici bir rol üstlendiği gibi modern Avrupa’nın oluşumuna da etki etti.

Osmanlı İmparatorluğunu yüz ölçümü olarak en çok büyüten padişah olan Kanuni Sultan Süleyman, 6 milyon 557 bin kilometrekarelik toprağı 14 milyon 983 bin kilometrekareye çıkardı.

Osmanlı’nın sınırlarının ulaştığı toprakların dışında Kuzey Afrika içlerinden Habeşistan’a, Yemen’e, Hindistan’a, kuzeyde Rus steplerine kadar çok geniş bir sahaya hakim oldu.

Kanuni Sultan Süleyman, ömrünün son dönemine kadar devam eden av merakı ve uzun seferleri dolayısıyla imparatorluğun çeşitli bölgelerini tanıdı, doğuda ve batıda pek çok yeri gördü, şehir ve kasabaları dolaştı. Bu bakımdan Kanuni, imparatorluğunu coğrafi temelde de bizzat gezerek tanımış son Osmanlı padişahı kabul ediliyor.

Hükümdarlığı döneminde imparatorluğun birçok bölgesine önemli cami ve imarethaneler yaptırdı. Özellikle Mimar Sinan’a İstanbul’da abidevi yapılar inşa ettirdi.

Edebi yönü

Şehzadelik yıllarında iyi bir eğitim alan 1. Süleyman, Arapça ve Farsça’nın yanı sıra Kefe sancak beyliği sebebiyle Tatar lehçesiyle de konuşabiliyordu.

Osmanlı padişahlarının çoğu gibi şair olan Kanuni Sultan Süleyman “Muhibbi”den başka “Muhib” ve “Meftuni” mahlaslarını da kullandı. Şiirden iyi anlayan Sultan Süleyman, alim ve şairlere itibar gösterip himaye etti.

Kanuni Sultan Süleyman, büyük bir fetihçi olmakla beraber ruhundaki sanatkar taraf onun aynı zamanda ince duygu ve düşünceler şairi olmasını sağladı. Yazdığı aşk, kahramanlık ve düşünce şiirleriyle büyük bir divan meydana getirdi.

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” beytinde olduğu gibi dillerden düşmeyen ve atasözü niteliği kazanan beyitler de söylemiştir.

Devrinde yaptığı reformlar, bürokrasinin şekillenmesi ve kanunlar Osmanlı’yı güçlü bir şekilde dönüştürdü.

Kanuni Sultan Süleyman adına yazılmış Süleymannameler’de ve şehnamelerde onun askeri liderliği ön plana çıkarılmıştır. Padişah Gazi Sultan, Adil Hükümdar, İslam’ın Koruyucusu ve Savunucusu, edebiyat ve sanat hamisi imajıyla övüldü.

Türbedeki mezar taşlarının dili

YOZGAT (AA) – Osmanlı İmparatorluğu’nda 17. yüzyıldan itibaren önemli görevlerde bulunan Çapanoğulları, Anadolu’nun imarı çerçevesinde cami, çeşme, hamam gibi önemli eserler bıraktı.

Çapanoğlu Mustafa Bey tarafından 1779 yılında yaptırılan ve şehrin her yerinden görülebilen Çapanoğlu Büyük Camisi ise ince minaresi, yüksek kasnaklı kubbesi ve köşe kuleleri ile Yozgat’ın sembolünü oluşturuyor.

Avrupa etkisinde ortaya çıkan Türk mimari tarzının Anadolu’daki önemli örneklerinden birini oluşturan ve barok motiflerinin de yer aldığı caminin türbesinde bulunan mezar taşları süslemeleriyle dikkati çekiyor.

Türbede 18 mezar ve 200 yıllık Bozok Sancağı yer alıyor

Çapanoğlu ailesinden 18 kabrin ve yaklaşık 200 yıllık Bozok Sancağı’nın bulunduğu türbenin ziyaretçisi eksik olmazken, camiye namaz kılmaya gelen vatandaşlar Çapanoğlu ailesine dua ediyor.

Mezar taşlarıyla ilgili 2 yıldır araştırma yapan Bozok Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü araştırma görevlisi Adem Sevim, Çapanoğlu ailesinin bulunduğu türbeye dış cami içine açılan yuvarlak kemerli bir kapıdan girildiğini, türbede çeşitli büyüklükte 18 mezar yer aldığını söyledi.

Caminin, Çapanoğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılan önemli bir eser olduğunu anlatan Sevim, cami süslemesinde Avrupa etkisinin görüldüğünü belirtti.

Cami yanında bulunan türbe ve mezarlıkta Anadolu’da birçok türbede görülmeyen süslemeli mezar taşları yer aldığını aktaran Sevim, şu bilgileri verdi:

“Özellikle İstanbul’da gördüğümüz mezar taşları Yozgat’ta da görülüyor. Burada Çapanoğlu Ahmet Bey ve Mustafa Bey’in mezarları var. Mezarlarda hançer, selvi ağacı, gül motifleri, ‘S’ ve ‘C’ kıvrımları var. Bunlar batı sanatının Osmanlı sanatına nasıl yansıdığını göstermektedir. Bunlar ilk bakışta süs olarak görülse de hepsinin bir anlamı var. ‘Selvi ağacı’ kanaati ve kadere razı olmayı, ‘hançer’ mevta için hayatın kısa sürdüğünü sembolize etmektedir.”

Sevim, erkek mezarlarında genelde baş şahide taşlarında sarık ve fesin bulunduğunu anımsatarak “Kadınlarda başlık olmaz, kadın mezar taşlarında çiçek motifleri, kıvrık dallar, vazodan çıkan üzüm, natürmort dediğimiz ölü doğa tasvirleri kadınların mezar taşlarında sembolize edilmiştir. Bu da bize bereketi, bolluğu simgelemektedir.” ifadelerini kullandı.

“Kadınlara da zarafet göstermişler”

Türbeyi ziyaret eden Meryem Uçar, Çapanoğlu ailesinin bulunduğu türbenin mimari ve süslemeleriyle kendisini çok etkilediğini vurguladı.

Uçar, Çapanoğlu Büyük Camisi’nin önemli bir eser olduğunu belirterek, “Kabir taşları sıra dışı bir yapıya sahip. Atalarımız her konudaki inceliklerini, zarafetlerini göstermiş, erkek mevtaların kabirlerini sarıklarla temsil etmişler, kadınlara da zarafet göstermişler, bunları kabirlere taşımışlar, çiçekler nakşetmişler. Ruhları şad olsun.” diye konuştu.