Polis Akademisi

Emniyet personeline “nefret suçu” eğitimi

ANKARA (AA) – Polis Akademisi ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına (AGİT) bağlı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) arasında 2016'da imzalanan mutabakat kapsamında "Yasa Uygulayıcıları İçin Nefret Suçlarına Karşı Eğiticilerin Eğitimi" programı başlatıldı.

Polis Akademisinin açıklamasına göre, şu ana kadar 349 personele verilen eğitimde öncelikli olarak toplumdaki hassasiyetler ve çeşitli gruplar arasındaki ön yargılar konusunda bilgilendirme yapıldı.

Nefret söylemi ve nefret suçları noktasında polisin daha dikkatli olarak önleyici faaliyetleri kapsamında davranış göstermesinin gerekliliğinin vurgulandığı eğitimlerde, özellikle dezavantajlı gruplara yönelik hassasiyetlerin altı çizildi.

Eğitim sırasında aynı zamanda birey olarak da polislerin toplumun bazı kesimlerine yönelik sahip oldukları muhtemel bireysel ön yargı ve klişeleri yıkmak için de çeşitli faaliyetler uygulandı.

Özellikle kadınlara yönelik ayrımcılık başta olmak üzere çeşitli ırk, dil, din, mezhep ile etnisiteye dayalı toplumdaki inanç ve yaşam tarzlarını tehdit edebilecek her türlü ayrımcılık, nefretle işlenen suçlarla mücadele konusunda kapsamlı eğitimler, interaktif yöntemlerle verildi.

Polislerin hangi durumlarda nefret söylemi ile nefret suçunun işlenebileceğine hazırlıklı olması, söz konusu suçlar oluşmadan alınabilecek önlemler, nefret suçlarını soruşturmada kanıtların toplanması ve soruşturmanın özellikleri gibi teknik konularda da uzman eğiticiler tarafından bilgilendirme yapıldı.

Son yıllarda Türkiye'de polis birimlerine yansımış nefret suçları vakaları da örnek olay çalışması olarak incelendi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Çolak, bu eğitimin polislerin nefret suçları konusunda bilgilendirilmesi ve farkındalık yaratılması amacıyla gerçekleştirildiğini, 2023 yılı sonuna kadar teşkilatın tamamının bu konuda eğitilmesinin amaçlandığını belirtti.

Eğiticilerin daha sonra Emniyet Genel Müdürlüğü personeline seminer vereceğini aktaran Çolak, teşkilatta nefret suçları konusunda farkındalığın artırılmasını hedeflediklerini kaydetti.

Türkiye Doğu Akdeniz'de söz sahibi

ANTALYA (AA) – Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Çolak, Doğu Akdeniz’de yürütülen hidrokarbon arama faaliyetlerinin de masaya yatırıldığı “Akdeniz’de devlet ve düzen” temalı 4. Uluslararası Güvenlik Sempozyumu için geldiği Antalya’da, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda önemi artan Akdeniz’in her anlamda Türkiye’nin iç meselesi olduğunu söyledi.

“Arap Baharı” sonrasında Akdeniz’e kıyısı bulunan birçok ülkede iç kargaşa ve istikrarsızlıklar ortaya çıktığına, kamu düzeninin bozulmasıyla doğudan batıya, batıdan kuzeye kitlesel göçlerin yaşandığına işaret eden Çolak, bunun yansıması olarak Türkiye’ye 4 milyonun üzerinde sığınmacının geldiğini hatırlattı.

Doğu Akdeniz’de keşfedilen hidrokarbon yataklarının uluslararası büyük güçlerin ve şirketlerin odağı haline geldiğini aktaran Çolak, “Türkiye’nin hem uluslararası güvenliği hem de iç güvenliği anlamında Akdeniz’deki gelişmeler çok kritik ve belirleyici unsurlardan oldu. Doğu Akdeniz’deki kaynakların bölüşümünde Türkiye’nin de hakkı var.” diye konuştu.

Çolak, kamu düzeninin yıkılmasıyla kitlesel göçler oluştuğunu belirterek, şöyle konuştu:

“İlk etapta bu bize yansıyor. Bu bölgenin insanıyla tarihsel anlamda ciddi bağımız var. Libya’daki bir sorun 100 yıl önce de şimdi de bizim iç sorunumuz. İlk döndükleri yüz biz oluyoruz. Bu da bölgedeki en güçlü ve istikrarlı devlet olmamızdan kaynaklanıyor. Etrafımızdaki herhangi bir sıkıntıda işin içine girmesi gereken devlet olarak görülüyoruz. Bunun nedeni ise Akdeniz’in tarihsel anlamda bize uzak bir yer değil hatta bizim bir parçamız olması. Orta Doğu da bizim parçamız Balkanlar da Kafkasya da. Akdeniz’in en batısından en doğusuna kadar her şey ister istemez bizim iç meselemiz oluyor. Oradaki en küçük insani kriz, istikrarsızlık, çatışma ortamı bizi derinden etkiliyor.”

Prof. Dr. Tanrısever: Türkiye’nin eli artık daha güçlü

ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oktay Tanrısever de Doğu Akdeniz’in enerji anlamında bölgenin en önemli konusu haline geldiğini söyledi.

Buradaki sorunun çözülmesi için ortak bir çözüm geliştirilmesi gerektiğine dikkati çeken Tanrısever, konunun hem enerji hem de diplomasi boyutuyla ele alınıp en rasyonel çözümün üretilmesi gerektiğini ifade etti.

Türkiye’nin hem kendi meşru haklarını hem de KKTC’nin enerji kaynakları üzerindeki haklarını korumak için konumunu dünyaya deklare ettiğini vurgulayan Tanrısever, şunları kaydetti:

“Bazı ülkeler, Türkiye’yi dışarıda tutan bir yaklaşım sürdürüyor. Yanlış olan bu. Türkiye’nin bölgede uluslararası hukuktan gelen hakları var. Bunları koruyacağını söylemiş olması, uluslararası hukuk açısından gayet normal bir durum. Bölgedeki diğer aktörlerin, Türkiye’nin menfaatlerini gözeten, ortak paydaya yönelen bir diplomasi içine girmesi gerekiyor. Türkiye ve KKTC’nin bazı projelerin dışında tutulması dikkati çekiyor. Menfaatleri gözardı edilince Türkiye kendi menfaatini kendisi korumak zorunda kalıyor. Türkiye’nin hakları korunarak ortak diyalog geliştirilebilir. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları çıkarılıp kazandırıldığında Türkiye ekonomisine büyük bir katkı sağlayacaktır. Ekonomimizdeki en önemli konulardan birisi enerjide dışarıya yaptığımız harcama. Bu harcama nedeniyle oluşan dış ticaret açığımızı, kendi milli ve yerli üretimimizle kapattığımız takdirde hem ekonomik dengeler hem de enerji güvenliğimiz açısından yeni bir aşamaya gelmiş olacağız.”

Türkiye’yi projelerin dışında tutmaya çalışsalar da kendi kaynaklarını geliştirebilecek, onu koruyacak imkan ve kabiliyete sahip olduğunu anlatan Tanrısever, Türkiye’nin sismik ve sondaj gemilerinin olmasının önemine işaret etti.

Dünyada çok az ülkede böyle imkanlar bulunduğunu aktaran Tanrısever, “Türkiye deniz sahalarındaki hidrokarbonları bulma ve geliştirme konusunda son yıllarda büyük adım attı. Artık elimiz çok daha güçlü.” diye konuştu.

Süleyman Elçin

Polis Akademisinde son 5 yılda 90 binin üzerinde polis memuru yetişti

ANKARA (AA) – Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Çolak, 2014'ten bu yana 90 binin üzerinde polis memuru yetiştirdiklerini belirterek, "Şu an sahada görevli her 3 polis memurundan birisi yeni anlamına gelir. 12 bin komiser yardımcısı yetiştirdik. Şu anda sahada görev yapan her 3 amirin ikisinden fazlası yeni." dedi.

Polis Akademisince, Anıttepe Yerleşkesi'nde Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü personeli muhafaza memurlarına yönelik "Kişi ve Araç Arama, Güvenli Müdahale ve Atış Eğitimi Kursu"nun açılışı dolayısıyla tören düzenlendi.

Çolak, törende yaptığı konuşmada, temel görevlerinin emniyet teşkilatına personel yetiştirmek olduğunu hatırlattı.

Göreve geldiği 2014'ten bu yana hızlı şekilde Polis Akademisini yeniden yapılandırdıklarını ve teşkilatın ihtiyaç duyduğu polis memurları ile komiser yardımcılarını yetiştirmeye başladıklarını belirten Çolak, "2014'ten bu yana 90 binin üzerinde polis memuru yetiştirdik. Şu an sahada görevli her 3 polis memurundan birisi yeni anlamına gelir. 12 bin komiser yardımcısı yetiştirdik. Şu anda sahada görev yapan her 3 amirin ikisinden fazlası yeni. Bizim bu süreçte yetiştirdiğimiz arkadaşlar." diye konuştu.

Çolak, bekçi alım ve eğitimlerinin de Polis Akademisine verildiğini, 10 binin üzerinde bekçinin alımını gerçekleştirerek eğitim verdiklerini dile getirdi.

Okullarda 10 bin 500 öğrencinin eğitim aldığı bilgisini veren Çolak, şöyle devam etti:

"2020 yılının sonunda yekunde 130 binleri bulmuş olacağız. Adeta emniyet teşkilatını ayağa kaldırdık, yapılandırdık diyebiliriz. Emniyet teşkilatı bu süreçten daha güçlü bir şekilde çıkmıştır. Bunun somut göstergeleri de vardır. Suçla ilgili son 3 yıllık istatistiklere baktığımız zaman geçmişle kıyasladığımızda çok ciddi iyileşmeler olduğunu görüyoruz."

Daha önce Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğünde görevli 693 personele eğitim verildiğini anımsatan Çolak, bu süreçte de 300 gümrük muhafaza memuruna eğitim verileceğini sözlerine ekledi.

– "Yasa dışı ticarete sıfır müsamaha ilkesiyle mücadelemizi sürdürüyoruz"

Gümrükler Muhafaza Genel Müdür Vekili Murat Yaman da geçen dönemlerde verilen eğitimlerin yararlarının gözlemlendiğini ve sahadan olumlu dönüşler alındığını dile getirdi.

İçeride ve dışarıda güvenlikten asla taviz vermeden yasa dışı ticaretle "sıfır müsamaha" ilkesiyle mücadeleyi sürdürdüklerini vurgulayan Yaman, "Yaptığımız yatırımlar sayesinde her türlü eşya, silah, radyoaktif madde, uyuşturucu ve insan kaçakçılığıyla mücadele ediyoruz. Altyapı ve teknik imkanlardan faydalanmak için teknolojinin her alanındaki gelişmeleri yakından takip ederek maksimum düzeyde yatırım gerçekleştiriyoruz." ifadelerini kullandı.

Yaman, personelin eğitimine ağırlık verdiklerine işaret ederek, "Personelimizin, Emniyet Genel Müdürlüğümüzün alanında uzman eğiticilerinden alacakları bilgilerden en üst seviyede faydalanarak, görev yerlerinde gerektiğinde bu bilgilerini bilfiil uygulamaya geçireceklerine inancım tamdır." dedi.

4. Uluslararası Güvenlik Sempozyumu başladı

ANTALYA (AA) – Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Çolak, Türkiye'nin enerji köprüsü olabilme stratejisinin uluslararası prestijini ve gücünü artırma açısından önemli olduğunu söyledi.

Antalya'nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi'nde Polis Akademisi Başkanlığı Uluslararası Terörizm ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (UTGAM) tarafından organize edilen "Akdeniz'de devlet ve düzen" temasıyla gerçekleştirilen 4. Uluslararası Güvenlik Sempozyumu başladı.

Sempozyumun açılışında konuşan Prof. Dr. Yılmaz Çolak, Akdeniz'in medeniyet tarihinin özü niteliğini taşıdığını belirtti.

Akdeniz'in, sahip bulunduğu jeopolitik önem sayesinde her dönemde uluslararası politikanın en önemli merkezlerinden birisi olduğuna işaret eden Çolak, bölgenin dünyanın en verimli topraklarını içinde barındırdığını, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ile Avrupa arasındaki en ideal geçiş noktası olduğunu kaydetti.

Akdeniz'in dünya tarihine yön veren birçok medeniyete de ev sahipliği yaptığına dikkati çeken Çolak, "Akdeniz küresel boyutta her alanda etki yaratmış ve yaratmaya devam etmektedir. Günümüzde de uluslararası politikayı şekillendiren önemli gelişmelerin merkezinde yer alıyor. Günümüzdeki 3 ana gelişme Akdeniz'i genelde uluslararası siyasetin yerelde de Türkiye'nin ana gündem konusu haline getirdi. Birincisi, Akdeniz gittikçe artan oranda güneyden kuzeye, doğudan batıya kitlesel göçlerin merkezi haline geldi." şeklinde konuştu.

İkinci olarak Arap Baharı sonrasında Akdeniz havzasındaki Müslüman bölgesinde ciddi istikrarsızlık kaynağı çökmüş devletlerin ortaya çıktığına işaret eden Çolak, bununla birlikte Akdeniz'de ciddi oranda doğal kaynakların keşfedildiğini bildirdi.

2011 yılında başlayan Arap halk hareketlerinin etkilerinin halen sürdüğünü ifade eden Çolak, şöyle konuştu:

"Bölge 8 yıldır süren Libya ve Suriye iç savaşları uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden çatışma bölgesine dönüştü. İç savaşlar sonucunda Kuzey Afrika ve Orta Doğu'dan Avrupa'ya doğru kitlesel göç hareketleri bölgeyi uluslararası güvenliğin temel meselelerinden biri haline getirdi. Doğu Akdeniz, hidrokarbon kaynaklarının keşfi ve paylaşımı meselesi minvalinde dünya donanmalarının karşı karşıya bayrak gösterdiği stratejik bir denize dönüşmüştür. Küresel ve bölgesel güçler rekabeti öne çıktı. Bu anlamda Akdeniz'in en büyük sınırlarından birine sahip olan Türkiye, ortaya çıkan enerji ihtiyacının en önemli aktörlerinden birisi olmakta ve topraklarında 4 milyondan fazla mülteciyi ağırlayarak uluslararası barış ve güvenliğe katkı sunmaktadır.

Bölgesel güç olan ülkemize gelişmeleri yakından takip edip politika ve stratejiler oluşturarak yerel aktörlerin menfaatlerine uygun istikrarlı bir düzen kurulması konusunda önemli roller düşmektedir."

Türkiye'nin yeterli kaynaklara sahip olmasına rağmen jeopolitik konumu nedeniyle önemli bir ülke olduğunu vurgulayan Çolak, "Türkiye, kaynak ülkeyle arz eden ülke arasında enerji köprüsü olabilme kapasitesine sahiptir. Enerji köprüsü olabilme stratejisi, Türkiye'nin uluslararası prestijini ve gücünü artırma açısından önemli olmaktadır. Bölgeden kaynaklanan sorunların önümüzdeki Türkiye'nin hem iç hem dış güvenliğini doğrudan etkileyeceği aşikardır." şeklinde konuştu.

– UTGAM Müdürü Prof. Dr. Mehmet Şahin

UTGAM Müdürü Prof. Dr. Mehmet Şahin de yeni enerji kaynaklarının gündeme gelmesiyle bölge devletleri arasında yeni anlaşmalar imzalandığını, bunun da Akdeniz'e ilginin artmasına neden olduğunu söyledi.

Küresel şirketlerin Akdeniz ile daha yakından ilgilenmeye başladığına dikkati çeken Şahin, büyük devletlerin Akdeniz'de askeri varlıklarını arttırdığını, bölgedeki devletlerin çıkarları çerçevesinde yeni kümeler oluşturduğunu vurguladı.

Türk dış politikası için önceden "Akdeniz" denilince akla Kıbrıs'ın geldiğine işaret eden Şahin, "Akdeniz' denildiğinde artık enerji kaynakları, bölgedeki ülkelerin kümelenmeleri akla geliyor. Akdeniz'in istikrarlaşma anlamında Orta Doğululaşma sürecinin başladığını da görüyoruz. İstikrarsızlık, düzensiz göç, büyük devletlerin ve bölge devletlerinin kendini hissettirmeleri Orta Doğu'da karadaki anlaşmazlıkların denize doğru ilerlediğini gösteriyor." ifadelerini kullandı.

Sempozyum, 24 Kasım'da sona erecek.