Prof. Dr. Ümit Meriç

“Sabahat Emir sadece yazmakla görevlidir”

İSTANBUL (AA) – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Ümit Meriç, "Sabahat Emir için yazmak tanrı tarafından kendisine bahşedilen bir görevdir. Okunup okunmadığıyla hiç ilgilenmez, o sadece yazmakla görevlidir." dedi.

Cağaloğlu'ndaki Yeni Dünya Vakfı'nda gerçekleşen "Babıali Enderun Sohbetleri"nde eğitimci, şair ve yazar Sabahat Emir'in hayatı, düşünceleri ve eserleri konuşuldu.

Türk hikayeciliğinin ve romancılığının önemli temsilcilerinden Sabahat Emir'e saygı toplantısına katılan arkadaşları, okurları, edebiyatçı ve yazar dostları, usta yazar hakkındaki duygu ve düşüncelerini dile getirdi, hatıralarını anlattı.

Toplantıyı yöneten Ihlamur Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Sarı, Emir'in Akıl Fikir Yayınları'ndan çıkan "Nehir" adlı romanına ve "Ihlamur Dergisi Sabahat Emir Özel Sayısı"na değindi.

Usta yazarın 55 yıllık yazarlık hayatında 50'den fazla eser sığdırdığını belirten Sarı, "Umulur ki Sabahat Emir hocamız yeniden edebiyat camiasında ülke sathından kitapları elden ele dolaşan, okunan yazarlarlarımızdan olur." ifadesini kullandı.

Ihlamur dergisinin Haziran 2019 sayısını "Sabahat Emir Özel Sayısı" olarak yayımladığını anımsatan Sarı, "Özel sayımızda Sabahat Emir ile ilgili her şey söylenmiş diyemeyiz. Biz sadece bir kapı aralamak ve hayatı, duruşu, misyonu, kitapları, eserleri ve bir nesil yetiştirmek amacıyla bir yazar olarak Sabahat Emir aramızda demek istedik. Umulur ki amacına ulaşsın." şeklinde konuştu.

– "Emir için yazmak tanrı tarafından bahşedilen bir görevdir"

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi ve aynı zamanda yazar, çevirmen ve düşünür Cemil Meriç'in kızı Ümit Meriç, Sabahat Emir'in 50 senede Türk edebiyatı ve düşünce tarihinin raflarına 50'den fazla eser kazandırdığını söyledi.

Emir'in eserlerini ve hayatını anlatan Meriç, "Sabahat Emir için yazmak tanrı tarafından kendisine bahşedilen bir görevdir. Okunup okunmadığıyla hiç ilgilenmez, o sadece yazmakla görevlidir." ifadesini kullandı.

Sabahat Emir'in asil, zarif ve aydın bir kişi olduğunu vurgulayan Meriç, "Edebiyat tahtımıza en son oturan kalem sultanlarından biri de Sabahat Emir hanım olmuştur." şeklinde konuştu.

Yazar Mehmet Nuri Yardım ise Sabahat Emir deyince aklına öncelikle sevginin geldiğini belirterek, "İyi bir sevgi hikayesi yazılmak istenirse Sabahat Emir'in eserlerden başlanabilir. Yeni çıkan romanı 'Nehir'de de adeta insanoğlu anlatılıyor, sevgi anlatılıyor." diye konuştu.

– "Yazarların çoğu öldükten sonra tanınıyor"

Konuşmaların ardından söz alan Sabahat Emir, "Ölmeden önce benim için böyle bir toplantı düzenlendiği için kendimi şanslı sayıyorum. Çünkü yazarların çoğu öldükten sonra okunuyor ve tanınıyor." diye konuştu.

Her hikaye yazarı ve şairin amacının roman yazmak olduğunu kaydeden Emir, roman yazmanın kolay bir iş olmadığını söyledi.

Ablası Kadriye Emir hayatını kaybetmesinden çok etkilendiğini ifade eden usta yazar, "Nehir" adlı romanına ilişkin şunları ekledi:

"Ben müsvedde kullanmam, yazarken doğrudan doğruya gelir öyle yazarım. Kendimi zorlamadım ancak bir zaman geldi ki içimde bir akış isteği belirdi, romana başladım. Bu doğrudan doğruya bir ilhamın akışıdır. Bir süre geçtikten sonra devam da edebilir. Roman yazacağımı hiç düşünmüyordum ama iyi bir roman oldu. Okumaya başladığımda önce kendim etkilendim."

Toplantının ardından katılımcılar hatıra fotoğrafı çektirdi ve Sabahat Emir, yeni romanı Nehir'i okuyucuları için imzaladı.

Ümit Meriç: Meçhule giden kitaplar adreslerini buldu

İSTANBUL (AA) – Yazar, çevirmen ve düşünür Cemil Meriç’in kızı Ümit Meriç, babasının 20 kitap kaleme aldığının altını çizerek, “Türk düşünce hayatına 20 eser hediye etmiştir. Bu cömertliği aslında gerçek bir mucize olarak kabul etmemiz gerekir. Çünkü gözleri 38 yaşında kör olmuş ve tercümeleri hariç bütün eserlerini gözlerini kaybettikten sonra kaleme almıştır.” dedi.

Dil, tarih, edebiyat, felsefe ve sosyoloji dahil sosyal bilimlerin birçok alanında araştırma yapıp yazılar kaleme alan düşünce adamı Cemil Meriç, ardında onlarca makalenin yanında 8 çeviri ve 12 kitap bırakarak, 13 Haziran 1987’de hayata veda etti.

Prof. Dr. Ümit Meriç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, babasının Türkiye’de bir düşünce aristokrasisi yarattığını dile getirerek, “Cemil Meriç 12 eser kaleme aldı, 8 tane de tercümesi var. Yani Türk düşünce hayatına 20 eser hediye etmiştir. Bu cömertliği aslında gerçek bir mucize olarak kabul etmemiz gerekir. Çünkü gözleri 38 yaşında kör olmuş ve tercümeleri hariç bütün eserlerini gözlerini kaybettikten sonra kaleme almıştır. Dünya düşünce tarihinde ikinci bir örneği yok. Tek benzeri (Jorge Luis) Borges’tir. Borges, Cemil Meriç’ten daha ileri bir yaşta gözlerini kaybetmiştir ve ondan sonra Cemil Meriç kadar verimli olamamıştır. Bu açıdan bir insanın göz gibi en önemli uzvunu kaybettikten sonra dahi ne kadar önemli işler yapabileceğinin dünya çapındaki örneğidir.” diye konuştu.

“Taneler ince belden akıp düştükten sonra mutlaka bir anlam kazanmalı”

Usta yazarın kum saati teşbihine işaret eden Ümit Meriç, şunları kaydetti:

“Üstteki kum tanelerinin her biri, bize hediye edilmiş günler. Taneler, ince belden akıp düştükten sonra mutlaka bir anlam kazanmalı, bir değere kavuşmalı. Cemil Meriç’in her günü, eserinin bir sayfasında mündemiçtir. Hiçbir gününü değil, görmediği halde bir dakikasını boş geçirmeyen bir insandır. Ağzından en çok çıkan söz ‘Oku evladım’ ve arkasından ‘Yaz evladım’ olmuştur. Onu bir insanlık kahramanı olarak değerlendirmemiz bu açıdan çok önemli. Hepimize, bütün beşeriyete vereceği bir mesaj var. Bunu hiç unutmadan her nefesimizi alıp vermemiz gerekiyor.”

Çocukluğu ve gençliği savaş yıllarına denk geldi

Ümit Meriç, babasının çocukluğunu ve gençliğini savaş yıllarında yaşadığına dikkati çekerek, “Kut’ül Amere’nin olduğu yıl doğmuştur ve Birinci Dünya Savaşı devam etmekte, son demlerini yaşamaktadır. Bir savaş sonrası çocuğudur. İkinci Dünya Savaşı’nı Türkiye’nin yaşadığı bütün mahrumiyetlerle birlikte yaşamıştır. Özellikle 1968’den sonra dış savaşın yerini alan bir iç savaş söz konusu olmuştur Türkiye’de. Bunun da en acı günlerini Cemil Meriç öğrencilerinden gelen haberlerle yaşamıştır çünkü sokaklarda dövüşenler onun okuru olan genç okuyuculardır.” ifadelerini kullandı.

Babasının Türkiye’ye verdiği bir mesaj olduğunu söyleyen Prof. Dr. Meriç, şu açıklamayı yaptı:

“Biz büyük bir tarihin çocuklarıyız, cami avlusunda bulunmuş bir bebek değiliz. Bizim dünya çapında kurmuş olduğumuz devletler var. Bu devletler, getirdiği insani sistem sayesinde yüzyıllar boyunca yaşamış. Hala onların kurduğu adalet düzenini yenilemiş olan ikinci bir devlet onların topraklarında kurulmamış. Bugün Suriye’nin, Irak’ın, Balkanların hali, hepimizin malumu. Evvela savaşların sona erdiği, onun yerine insanların konuştuğu, kılıçların yerini kaleme bırakması gerektiği bir devre girmemiz yönünde bir telkini var Cemil Meriç’in. O dönemde sağ ve sol mücadelesi içindeydi ülkemiz ve onbinlerce gencimizi bu abes savaşta kaybettik. Cemil Meriç, verdiği mesajla bize tarihimizi tanımamız ve keşfetmemiz gerektiğini söylüyor.”

Yazar Meriç, Türk insanının kendi tarihine yabancılaştığını dile getirerek, “Bu yabancılaşmayı sona erdirmemiz ve tarihimizi yeniden keşfederek bu kadar önemli bir dönemi ve geniş bir tarihi kucaklayan bir devletin devamcıları olarak, gelecek yüz yıllara aynı güzellikte bir toplumsal sistemi teklif etmeliyiz. Bu, Cemil Meriç’in ayakları kendi ülkesinin tarihine basan özelliği.” değerlendirmesinde bulundu.

“O aynı zamanda bir dünya entelektüeli”

Cemil Meriç’in yazılarına yansıyan özelliklerine de değinen Ümit Meriç, “O aynı zamanda bir dünya entelektüeli. Sadece kendi tarihimizi keşfetmekle kalmayalım, bir dünya vatandaşı olarak dünyanın yetiştirdiği bütün değerlere pencerelerimizi açalım mesajını veriyor Cemil Meriç. Hint edebiyatını kaleme alıyor ve Buda’nın getirdiği mesajı da ülke insana taşımak istiyor.” dedi.

“Saint Simon/İlk Sosyolog-İlk Sosyalist” kitabından örnekle, babasının hem yerli hem evrensel bir düşünür olduğunun altını çizen yazar Meriç, “Glokal tabiri var günümüzde yani hem global hem lokal. Cemil Meriç bu açıdan hem bir dünya entelektüelidir hem de son derece değerli, sonuna kadar bizden olan bir mütefekkirdir.” diye konuştu.

Ümit Meriç, babasının görme yetisini kaybettikten sonra dahi çalışmayı son derece seven ve vaktini boşa geçirmeyen bir kişi olduğunu vurgulayarak, şunları aktardı:

“Sabah 8.00 gibi kalkar, kahvaltı yapardı. 9.00’da gazeteler, dergiler okunurdu. 10.00-10.30 arası ‘arkası yarın’ programı vardı, bugünkü dizilere benzeyen. Onu mutlaka dinler, kahvesini içer ardından istirahat ederdi. Ondan sonra ciddi olarak kitapları üzerine çalışmaya başlardı. Öğlen yemeği hariç akşam aşağı yukarı 5.00-6.00’ya kadar devam ederdi mesai. Sadece ben okumadım. Bu 12 cildin yazılışında birçok insanın nefesi var.”

Kendisinin yazdığı “Babam Cemil Meriç” adlı kitabın 57. baskısının yapıldığını belirten Ümit Meriç, babasının yazdığı eserlere okuma ve yazma anlamında katkıda bulunan tüm isimlerin kitapta yer aldığını kaydetti.

“Her kitap meçhule giden bir mektuptur”

Ümit Meriç, babasının “Okunmuyorum evladım.” dediğini dile getirerek, “Biliyordu ki her kitap meçhule giden bir mektuptur. Nitekim o meçhule giden kitaplar adreslerini buldu. Cemil Meriç bugün Türkiye’de kitapları bütün kitapçılarda raflarda dizili olan ve en çok okunan yazar.” ifadelerine yer verdi.

Sosyal medyada zaman zaman ünlü isimlere atfedilen bazı yazı ve sözlerin yanlış olduğuna işaret eden Ümit Meriç, “Namazını kılan bir ferdin, bir insanın psikolojinin aydınlığına, zekatını veren bir toplumun da sosyolojinin ışığına ihtiyacı yoktur. Bu cümle internette babama ait olarak geçiyor. Halbuki bana ait bir cümle. Hiç önemli değil. Biz babamızdan o kadar çok şey öğrendik ve o bize o kadar çok şey nakletti ki bu cümlenin babama atfedilmiş olması sadece benim için sadece bir şereftir.” şeklinde görüşlerini aktardı.

Sosyal bilimlerin birçok alanında araştırmalar yapan Meriç, “Balzac”, “Hint Edebiyatı”, “Saint Simon/İlk Sosyolog-İlk Sosyalist”, “Dillerin Yapısı ve Gelişmesi”, Sosyalizm ve Sosyoloji Tarihinde Pierre Joseph Proudhon:1809-1865″, “İdeoloji”, “Bu Ülke”, “Umrandan Uygarlığa”, “Kırk Ambar”, “Bir Facianın Hikayesi”, “Mağaradakiler”, “Işık Doğudan Gelir”, “Kültürden İrfana”, “Jurnal I-II” ile “Sosyoloji Notları ve Konferanslar” eserleriyle çok sayıda makale ve çeviriyi Türk edebiyatına kazandırdı.

Antakya’ya göçmüş bir ailenin çocuğu olarak 12 Aralık 1916’da Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde dünyaya gelen usta edebiyatçı, hayatını kaybettiğinde 71 yaşındaydı.

“Babamdan Bana” söyleşileri

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Ümit Meriç, "Kurulun ilk amacı Türkçe'ye yeniden eski ihtişamını kazandırmak. Türkçe'nin ne kadar büyük bir dünya dili olduğunu evvela kendimize hatırlatmak ve bunun için çalışmalar yapmaktır." dedi.

Meriç, Diyanet Vakfı Kadın Aile ve Gençlik Merkezince (TDV KAGEM) düzenlenen "Babamdan Bana" söyleşilerinin beşincisinde babası merhum yazar, çevirmen ve eğitimci Cemil Meriç'i anlattı.

Ümit Meriç, birçok insanın yabancı dil öğrenme telaşına kapılarak ana dilini öğrenmeyi ihmal ettiğini söyledi.

Babası Cemil Meriç'in, Türkçe'ye geniş bir soluk kazandırdığını belirten Meriç, şunları kaydetti:

"Ne yazık ki Türkçe şu anda daralmış bir vaziyette.Türkçe'yi bu dar kelime haznesinden kurtararak, geniş ufuklara doğru kanatlandırmak zorundayız. Babam Cemil Meriç, 'Evladım, insan ana dilini öğrenmeden bir yabancı dili iyi öğrenemez.' derdi. Bu noktadan hareket etmemiz gerekiyor. Ana dilimizi iyi öğrenirsek, kelime haznemiz geniş olursa, yabancı bir dili daha iyi öğreniriz. Babam, 'ana dilin beşikten mezara kadar öğrenebileceğini' söylerdi."

– "Kurulun amacı"

Ümit Meriç, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi olduğunu da anımsatarak, "Kurulun ilk amacı Türkçe'ye yeniden eski ihtişamını kazandırmak. Türkçe'nin ne kadar büyük bir dünya dili olduğunu evvela kendimize hatırlatmak ve bunun için çalışmalar yapmaktır. Sonra bu dili dünyada en bilinen, kullanılan dillerden birisi haline getirmektir." diye konuştu.

“Sosyologlar ülke kaderine ağırlıklarını koymalılar”

İSTANBUL (AA) – Sosyolog Prof. Dr. Ümit Meriç, Türkiye’de sosyolojinin, ilerlemenin ilmi olmaktan çıkıp düzenin ilmi haline getirildiğini belirterek, “Sosyologların bilinçli bir ekip oluşturmaları, dağılmamaları ve meslek grubu oluşturarak ülke kaderine ağırlıklarını koymaları gerekmektedir.” dedi.

Meriç, İbn Haldun Üniversitesi tarafından Sheraton Grand Ataşehir Hotel’de düzenlenen, öğrencileri, alanında uzman isimler, akademisyenler ve kanaat önderleriyle bir araya getiren, “Geleceğim Sosyal Bilimler Zirvesi”nde düzenlenen söyleşide öğrencilerle tecrübelerini paylaştı.

Öğrencilere her zaman kalem ve kağıtla not alma alışkanlığı edinmeleri tavsiyesinde bulunan Meriç, cep telefonunun da asli amacının dışında kullanılmaması gerektiğini hatırlattı.

Cep telefonu ile insanların asosyal duruma sokulduğunu savunan Meriç, “Cep telefonlarınızı en basit haline yani sadece telefon haline getirin ve telefonlarla kıyılmış olan Katolik nikahından boşanın. Hayatınızın, vaktinizin sınırlı olduğunu idrak ederek ve bir kum saatindeki tanecikler gibi üsten alta düşen kum tanelerinin bir daha asla üste geçmeyeceğini bilerek nefeslerini kıymetlendirin. Hepimiz faniyiz. Bu kainatta neden bulunduğunuzu, bu dünyada niçin yaşadığınızı, bu toplumun bir ferdi olmak hasebiyle ne gibi hasletlere sahip olduğunuzu hesap ederek, keşfederek, karara vararak hayatınızı anlamlandırmanızı tavsiye ediyorum.” diye konuştu.

Sosyolojinin tarifini yapan Meriç, geçmişi yorumlamak, bugünü anlamak ve yarını aydınlatmanın, sosyolojinin üstlenmek zorunda olduğu emperyal bir görev olduğunu ifade etti.

Türkiye’de sosyolojinin geçmişten bu yana durduğu yer ve değeri üzerine de açıklamalarda bulunan Meriç, şöyle konuştu:

“Sosyolojide noktalar yoktur, virgüller, soru işaretleri vardır. Dünyanın en büyük sosyologlarından Max Weber’in dediği gibi ‘bilgi hiç sonuna varamayacağımız devamlı bir fetih çabasıdır.’ Her an akış halindedir. Dolayısıyla bizim idrakimiz de bu akışı takip etmek zorundadır. Bir F-16 pilotunun dediği ‘Eğer zekamın hızı uçağın hızının önüne geçmezse bu benim sonum olur.’ Sosyologun zekası son derece dinamik olmalı, hareket halindeki toplumun yönünü veya yönlerini, akışının debisini ölçmeli ve kavramalıdır. Sosyolog için toplumun radarıdır demek yerinde olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devletine, asırlık imparatorluğumuzun son yıllarında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında gösterdiği saygı, Özal dönemi hariç Cumhuriyet kurulduktan sonra büyük ölçüde kaybolmuş, ilerleme ve düzenin ilmi olan sosyoloji, ilerlemenin ilmi olmaktan çıkıp düzenin ilmi haline getirilmiştir. Devlet, uzun yıllar sosyolojiye ulus bilim olarak bakmıştır ve onu üniversitenin duvarlarının arkasına yıkmıştır. İbn Haldun Üniversitesi’nin kuruluşunu bu tavrın sonunun başlangıcı olduğunu temenni ediyorum ve belli bir ölçüde de tespit ediyorum.”

– “Sosyologların ülke kaderine ağırlıklarını koymaları gerekmektedir”

Toplumun sosyolojiye ihtiyacı olduğunu vurgulayan Meriç, “Toplumun sosyolojiye olan ihtiyacının mühendislerin gökdelenleri, barajları, dağları oyup tüneller yapmasından önce toplum mühendislerinin sahneye çıkıp insan malzemesini tanıması gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde böyle olmamış, fen bilimlerine tapınılmıştır. TÜBİTAK kurulmuştur. Oysa sosyal bilimlerin de benzer bir araştırma kurumunda bir araya getirilmesi gerekmektedir. Bu yapılmadıkça ülkemizde sürdürülmek istenen kakafoninin bir senfoniye dönüşmesi pek de mümkün görünmemektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Meriç, sosyolojinin konusunun karmaşık ve sosyolojide soruların tespiti ile çözümünün ise devamlılık arz etmediğini belirtti.

Sorun oluşturmadan tespiti ve bu sorunun iptalinin bir ölçüde mümkün olduğunu ifade eden Meriç, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu açıdan sosyologların bilinçli bir ekip oluşturmaları, dağılmamaları ve meslek grubu oluşturarak ülke kaderine ağırlıklarını koymaları gerekmektedir. Peki ilmin, toplumun akışına müdahalesi, bizi ilmin siyasallaşmasına itmez mi? Bu sorunun cevabı hem evet hem hayırdır. Sosyologun bilinç prizmasından süzülerek üreklerine ayrıştırılmış bir güneş ışığı, artık eski renksiz ışık değildir. Sosyologun bilinç kazandırdığı, kendi kendisiyle tanıştırdığı toplumdur. Sosyolog bilfiil siyasete girmese de toplumun akışını bilerek ve bildirerek, bir parça siyaset yapmış olmakta ama o siyaset için siyaset değil toplum için siyaset yapmaktadır.”