Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kovid-19 salgını ekosistemdeki bozulmanın yansımalarından birisidir

ANKARA (AA) – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bir taraftan son asrın en büyük sağlık krizlerinden olan koronavirüs salgınıyla mücadele ederken, diğer taraftan da salgının menfi etkilerini yönetmeye çalışıyoruz. Kovid-19 salgını sağlık sorunu olmanın ötesinde, ekosistemdeki bozulmanın yansımalarından birisidir.” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM’nin 75’inci Genel Kurulu etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Biyolojik Çeşitlilik Zirvesi”ne bir video mesaj gönderdi.

İnsanlık olarak küresel ölçekte zorlu ve sancılı bir dönemden geçildiğini belirten Erdoğan, “Bir taraftan son asrın en büyük sağlık krizlerinden olan koronavirüs salgınıyla mücadele ederken, diğer taraftan da salgının menfi etkilerini yönetmeye çalışıyoruz. Kovid-19 salgını sağlık sorunu olmanın ötesinde, ekosistemdeki bozulmanın yansımalarından birisidir.” ifadesini kullandı.

Salgının aynı zamanda insanlara biyolojik çeşitliliği korumanın, gelecek nesillere sağlıklı ve temiz bir dünya bırakmanın önemini de gösterdiğini vurgulayan Recep Tayyip Erdoğan, “İçinde hayatımızı devam ettirdiğimiz tabiat, atalarımızın bize bir mirası değil çocuklarımızın emanetidir. Salgın sonrasında insanlığın ekonomik ve sosyal adaletle birlikte bu konuda da gereken dersleri çıkaracağına inanıyorum.” değerlendirmesi yaptı.

Farklı 3 iklim kuşağı ve 3 biyocoğrafi alan üzerinde yer alan Türkiye’nin oldukça zengin bir doğal habitat çeşitliliği bulunduğuna işaret eden Erdoğan, Türkiye’nin sadece kıtaların ve kültürlerin değil aynı zamanda iklimlerin de kavşak noktası olduğunu söyledi.

Son yıllarda attıkları adımlarla bu zenginliği daha da tahkim ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin orman alanını ve ağaç servetini çoğaltmak, biyolojik çeşitliliği geliştirmek ve çevreyi korumak için ciddi yatırımlar yaptıklarını bildirdi.

“İklim değişikliği ile mücadelede en ön saflarda yer alıyoruz”

“ATA Tohumu” projesiyle Türkiye’nin gen kaynaklarını oluşturan bitki çeşitlerini koruma altına aldıklarını bildiren Erdoğan, “4,5 milyardan fazla fidanı toprakla buluşturarak orman varlığını 20,8 milyon hektardan 23 milyon hektara çıkardık. Tarihi mesuliyetimiz ‘yok’ denecek kadar az olmasına rağmen iklim değişikliği ile mücadelede en ön saflarda yer alıyoruz. Ayrıca biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilir kullanımı ve restorasyonuna yönelik küresel çabalara da destek veriyoruz.” ifadesini kullandı.

Gelecek 10 senenin insanlığın kaderini tayin edeceğini belirten Recep Tayyip Erdoğan, şöyle devam etti:

“Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin gerçeğe dönüşmesi için biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik yenilikçi, etkili ve pratik projelere ihtiyacımız vardır. Halihazırda üzerinde çalıştığımız Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nin, 2050 yılına giden süreçte, etkili ve eylem odaklı amaçlar içeren bir yol haritasını teşkil edeceğine inanıyorum.

Biyolojik çeşitliliğin korunmasını ve ekonomiye katkısını kısa vadeli hedefler olarak asla görmemeliyiz. Ekonomik sektörlerin tamamında farkındalığı artırarak, bu alanda özel sektörün yatırımlar yapmasını teşvik etmeli, karşı karşıya kaldığımız sorunları birer fırsata çevirmeliyiz.

2022’de Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 16’ncı Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapacak ve 2 yıllık Dönem Başkanlığı görevini yerine getirecek olan Türkiye, bu süreçte biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için gerekli adımların atılmasında öncü rol oynayacaktır. Bu düşüncelerle zirvenin hayırlara vesile olmasını diliyor, herkesi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan AB liderlerine mektup

ANKARA (AA) – AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) dışındaki Avrupa Birliği (AB) üyelerine gönderilen mektupta, Türkiye-AB ilişkileri ve bu ilişkilerin ilerlemesinin Türkiye için her zaman öncelik taşıyan konuların başında geldiğini ve süreçle ilgili AK Parti iktidarı döneminde çok önemli mesafeler katedildiğini anımsattı.

Türkiye-AB ilişkilerinde 60 yılı aşan zorlu sınamalar da yaşandığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

“Son dönemde, Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler nedeniyle ilişkilerimiz yeni bir sınamayla karşı karşıyadır. Bu mektupla sizlere, Türkiye’nin Doğu Akdeniz konusuna yaklaşımını ve sorunların çözümüne yönelik önerilerini aktarmak istiyorum. Doğu Akdeniz politikamızın iki ana hedefi vardır. Birincisi, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının uluslararası hukuka uygun olarak, hakça ve adil biçimde sınırlandırılması ve kıta sahanlığımızdaki egemen hak ve yetkilerimizin korunmasıdır. İkinci hedefimiz ise Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs Adası’nın eşit ortağı olarak, Ada’nın hidrokarbon kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarının garanti altına alınmasıdır.

Bu hedeflerimiz çerçevesinde Türkiye, Doğu Akdeniz’in, tüm tarafların iş birliği yaptığı, hidrokarbon kaynaklarının hakça ve adil şekilde paylaşıldığı, barış ve istikrarın hüküm sürdüğü bir iş birliği bölgesi olmasını arzu etmektedir. Kömür ve çeliğin AB’nin çıkış noktasını oluşturduğu gibi, hidrokarbonun Kıbrıs’ta çözüme ve büyük AB’nin oluşumuna temel oluşturmasını diliyoruz.”

“Gerginliğin müsebbibi Türkiye değil, Yunanistan ve GKRY”

Doğu Akdeniz’de devam eden gerginliğin müsebbibinin Türkiye değil, Yunanistan ve GKRY olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün geldiğimiz duruma, Yunan-Rum ikilisinin Türkiye’yi ve Kıbrıs Türklerini yok saymaları, tek yanlı adımlar atmaları, oldubittiler yaratmaları ve AB’nin buna 2003 yılından beri seyirci kalması yol açmıştır. Kıbrıs meselesi çözülmeden AB’ye üye yapılan GKRY, Kıbrıs Türklerini yok sayarak 2003, 2007 ve 2010 yıllarında komşu ülkelerle deniz sınırı anlaşmaları yapmış, 2007 yılında ruhsat sahaları belirlemiş, uluslararası ihaleler açmış ve 2011 yılında ilk sondajını gerçekleştirmiştir.” ifadelerini kullandı.

Yunanistan’ın GKRY ile birlikte, Türkiye’yi Antalya körfezine hapsetmeyi hedefleyen, maksimalist deniz sınırı iddialarını (Sevilla Haritası) AB’yi kullanarak Türkiye’ye kabul ettirmeye çalıştığını, bu sınırların ulusal ve AB’nin dış deniz sınırları olduğunu iddia etttiğini kaydeden Erdoğan mektubunda, “Yunan/Rum ikilisi bunlarla da yetinmeyerek, Türkiye ve Kıbrıs Türklerine karşı Doğu Akdeniz Gaz Forumu adı altında bir mekanizma teşkil etmiş, ayrıca bölge ülkeleriyle Türkiye karşıtı üçlü ve dörtlü işbirliği mekanizmaları kurmuştur. Türkiye ise Doğu Akdeniz’de hem kendi hem de Kıbrıs Türklerinin haklarını korumak için diplomasiye ağırlık vermiş, ancak diyalog ve iş birliği çağrılarımız sonuç vermeyince, sahadaki adımlarını 7 yıl bekledikten sonra 2018 yılında atmaya başlamıştır.” değerlendirmelerine yer verdi.

“Hidrokarbon faaliyetlerinin durdurulmasının istenmesi, haksız ve adaletsiz…”

Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının uluslararası hukuka uygun, hakça ve adil şekilde sınırlandırılmasını savunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, satşöyle devam etti:

“Bu amaçla Yunanistan ile ön koşulsuz olarak diyaloga hazır olduğumuzu bir kez daha vurgulamak isterim. Bu çerçevede gerginliğin azaltılması için NATO Genel Sekreteri’nin deniz ve hava unsurlarını ayrıştırma girişimine de başından itibaren destek verdiğimizi dikkatinize getiririm. Diğer taraftan Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs Rumlarının, yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortak kurucuları ve Ada’nın ortak sahipleri olarak hidrokarbon kaynakları konusunda, hakça gelir paylaşımı dahil bir iş birliği mekanizması tesis etmeleri gerekir. Böyle bir iş birliği mekanizmasının kurulması için, Kıbrıs meselesinin çözümünü beklemeye gerek yoktur. Zira Ada’daki her iki taraf da, belirlediği ruhsat sahalarında uluslararası petrol şirketleri aracılığıyla faaliyet göstermektedir. Bu faaliyetlerin durmasına veya devam etmesine ancak Ada’daki iki halk birlikte karar vermelidir.

Ayrıca, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Türkleri dahil tüm tarafları bir araya getirecek, kapsayıcı bir enerji iş birliği forumu kurulmasının son derece yararlı olacağına inanıyorum. Türkiye bu yönde atılacak adımlara her türlü desteği vermeye hazırdır.

AB’nin bu düşüncelerimize destek vermesini, aday ülke Türkiye’ye karşı takındığı yanlı tutumu terk etmesini, Yunanistan’ın ve GKRY’nin maksimalist tezlerine koşulsuz, haksız yere destek vermemesini temenni ediyorum. AB’nin ülkeme karşı aldığı bu yanlı tutum, AB müktesebatına ve uluslararası hukuka aykırıdır. Bu yanlı tutum çözümü zorlaştırmakta, gerginliği arttırmakta ve Türkiye-AB ilişkilerine, birçok alandaki ortak menfaatlerimize zarar vermektedir. Bizim AB’den beklentimiz tarafsız kalması, herkese eşit davranması, diyalog ve iş birliğini desteklemesidir. Yukarıda bahsettiğim adımlar atılmadan Türkiye ve Kıbrıs Türklerinden Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon faaliyetlerini durdurmalarının istenmesi, haksız ve adaletsiz bir taleptir.”

“AB üzerinden empoze edilmeye çalışılan maksimalist taleplere de boyun eğmedik”

Öte yandan bu konuda Temmuz ayı sonunda AB Dönem Başkanı Almanya’nın ricası üzerine Türkiye’nin sergilediği iyi niyetli tutuma, Yunanistan’ın 6 Ağustos’ta Mısır’la imzaladığı sınırlandırma anlaşmasıyla karşılık vermesinin güvensizliği artırdığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, mektubunda şu ifadelere yer verdi:

“Doğu Akdeniz ülkeleri hidrokarbon programlarını ve faaliyetlerini hızla devam ettirirken, Türkiye’ye karşı şer ittifakları sürerken, Kıbrıs Türkleri yok sayılırken, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip Türkiye’nin kendi karasularına hapsolmasını kimse beklememelidir.

Biz diyalog ve iş birliğine her zaman hazır olduk. Bize AB üzerinden empoze edilmeye çalışılan maksimalist taleplere de boyun eğmedik. Hiçbir ülkenin hakkında gözümüz yok. Ancak hem kendi haklarımızı, hem de garantör ülke olarak, Kıbrıs Türklerinin haklarını koruduk ve korumaya devam edeceğiz. Doğu Akdeniz meselelerine adil ve barışçıl bir çözüm bulabilmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Bunun için iş birliği ve diyalog desteklenmeli, mevcut krizi daha da ağırlaştıracak adım ve kararlardan kaçınılmalıdır.

Bizim samimi arzumuz, 18 Mart Mutabakatı’nın günün koşulları da dikkate alarak güncellenmesi ve Türkiye-AB ilişkilerinin tüm yönleriyle, ortak çıkarlarımız doğrultusunda aşama aşama ilerletilmesidir. Bunun yolunun ise yasa dışı göç, terörizm, ticaret, enerji gibi pek çok farklı alanda ilişkilerimizin müşterek çıkarlarımız için taşıdığı hayati önemin farkında olmaktan geçtiğine inanıyor, bu amaca yönelik değerli desteğinizi bekliyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İngiltere Başbakanı Johnson görüştü

İSTANBUL (AA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerini geliştirecek hususların ele alındığı görüşmede, Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik saldırılarıyla neden olduğu gerilim başta olmak üzere bölgesel meseleler değerlendirildi.

Karşılıklı ticaret ve yatırımların artırılması ve 20 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşılması konusunda kararlılıklarını yineleyen Erdoğan ve Johnson, iki ülke arasında büyük potansiyeli bulunan savunma alanındaki iş birliğinin derinleştirilmesi ve güçlendirilmesi hususunda mutabık kaldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Birleşik Krallık’ın Doğu Akdeniz konusunda dengeli ve tarafsız bir tutum sergilemesinin, diyalog ve iş birliği çabalarını desteklemesinin ortak menfaat olduğunu ifade etti.

Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik saldırıları sonucu başlayan çatışmalara da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgenin barış ve istikrarı için Ermenistan’ın Yukarı Karabağ ve çevresinde işgal ettiği topraklardan çekilmesi gerektiğini vurguladı.