Sağlık Bilimleri Üniversitesi

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcıları Kovid-19 aşı denemesi için gönüllü oldu – ANKARA

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Prof. Dr. Mustafa Gerek'in aşı vurulması
– Prof. Dr. Kemalettin Aydın'ın aşı vurulması
– Prof. Dr. Mustafa Gerek'in açıklamaları
– Prof. Dr. Kemalettin Aydın'ın açıklamaları
– Prof. Dr. Rahmet Güner'in açıklamaları Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcıları Kovid-19 aşı denemesi için gönüllü oldu
– SBÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Kemalettin Aydın ve Prof. Dr. Mustafa Gerek, Ankara Şehir Hastanesinde, Çin'den gelen Kovid-19 aşısının gönüllüler üzerindeki denemesine katıldı
– Prof. Dr. Mustafa Gerek:
– “Türkiye'de bu konuda yapılan çalışmalara, bir sağlık çalışanı olarak kendi meslektaşlarımıza destek olmak ve aşı ile ilgili olabilecek tartışmalarda olumlu bir tarafta yer almak maksadıyla aşı gönüllüsü olduk. Bugün aşılarımız yapıldı. Kolay bir işlemdi”
– Prof. Dr. Kemalettin Aydın:
– “Salgını bireysel davranışlarımızla maske, mesafe ve temizlikte kontrol altına alma zorunluluğumuzu hiçbir zaman unutmamamız lazım”
ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Kemalettin Aydın ve Prof. Dr. Mustafa Gerek, Çin'den gelen Kovid-19 aşısının gönüllüler üzerindeki denemelerine katıldı.

Hacettepe, Kocaeli ve İstanbul Üniversitelerinden sonra Ankara Şehir Hastanesinde de uygulanmaya başlayan Çin menşeli Kovid-19 aşısı için Sağlık Bilimleri Üniversitesinden Rektör Yardımcıları Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kemalettin Aydın ve Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Gerek de gönüllü oldu.

Ankara Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniğindeki aşı uygulaması sonrasında Prof. Dr. Aydın ve Prof. Dr. Gerek, AA muhabirine açıklamada bulundu.

Prof. Dr. Mustafa Gerek, aşı gönüllüsü olduklarını ifade ederek, “Türkiye'de bu konuda yapılan çalışmalara, bir sağlık çalışanı olarak kendi meslektaşlarımıza destek olmak ve aşı ile ilgili olabilecek tartışmalarda olumlu bir tarafta yer almak maksadıyla aşı gönüllüsü olduk. Bugün aşılarımız yapıldı. Kolay bir işlemdi.” dedi.

Aşı olmadan önce belirli testler yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Gerek, bu testlerde aşı yapılabilmesi noktasında bir sorun olmadığının belirlendiğini ve aşı işleminin bu şekilde yapıldığını söyledi.

Prof. Dr. Gerek, aşı esnasında herhangi bir sıkıntı ya da ağrı hissetmediklerini dile getirerek, “Umarım bu çalışmalarda bizim de bir katkımız olur. Bu düşünceyle buradayız. Aşı tartışmaları noktasında çok olumlu bir katkı sağlayacaktır. Aşıların kabul edilmesi noktasında da toplum içerisinde belli kaygılar var. En azından biz iki bilim adamı olarak ve Rahmet hocamızın da koordinasyonunda, kendimize de aşı yaptırmak suretiyle, bu kaygıları giderme noktasında bir eylemde bulunmuş olduk. Ben hocama çok teşekkür ediyorum ve çalışmalarında da başarılar diliyorum.” diye konuştu.

– “En az 3-4 aylık bir süreye ihtiyaç var”

Prof. Dr. Kemalettin Aydın ise insan sağlığı için bulunan en kıymetli buluşlardan birisinin aşı olduğunu vurgulayarak, faz 3 aşamasına gelmiş aşının, sağlıklı sağlık çalışanlarına uygulanması noktasında, Prof. Dr. Rahmet Güner'in yönetiminde gönüllü olduklarını söyledi.

“İnşallah aşının, bizler üzerinde olumlu sonuçlar göstererek tüm dünyada uygulanabilir duruma gelmesi açısından üzerimize düşeni yapmış oluruz.” diyen Güner, salgının yönetimi, durdurulması ve sonlandırılmasının aşılarla yapılabilmesi için en az 3-4 aylık bir süreye ihtiyaç olduğuna işaret etti.

Aydın, “Salgını bireysel davranışlarımızla maske, mesafe ve temizlikte kontrol altına alma zorunluluğumuzu hiçbir zaman unutmamamız lazım.” dedi.

– “Tüm sağlık çalışanlarını aşı gönüllüsü olmaya davet ediyoruz”

Ankara Şehir Hastanesi Bulaşıcı Hastalıklar Kliniği Eğitim Sorumlusu ve Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rahmet Güner, aşı çalışmalarına ilişkin bilgin verdi.

Sağlık çalışanlarını aşı çalışmalarında gönüllü olmaya davet ettiklerini ifade eden Güner, “Başhekimimizin, kıymetli hocalarımızın bize verdiği destek çok önemli. Hocalarımız, rol model oluyorlar. Ben Kemalettin Hoca'nın yanında yetişmiş bir enfeksiyon hastalıkları uzmanıyım. Onun bu şekilde aşı çalışmasına verdiği destek, Mustafa hocamızın da verdiği destek, manevi anlamda da tartışılmaz. Hocalarımıza teşekkür ediyorum.”

Aşı çalışmalarının, Kovid-19 enfeksiyonunda çok önemli bir yer taşıdığının altını çizen Güner, şöyle konuştu:

“Maske, mesafe, hijyen dedik ama bir yandan toplumun genelini kapsayacak bir koruyuculuğun oluşması, kişilerin geçirmesi gibi bir yolun gerçekleşmesi tabii ki çok zor ve sıkıntılı bir süreç. Bu sebeple bir an önce etkin aşının kullanıma girmesinin, toplumun, dünyanın sağlığı için son derece kıymetli olduğu açık. Onun için umarım aşı çalışmalarında başarıya ulaşırız. Yerli aşımız da en kısa sürede yetişir ve toplumun sağlığı için kullanıma girer.”

Prof. Dr. Güner, aşı denemesindeki sürecin nasıl ilerleyeceğine ilişkin de şu bilgileri aktardı:

“Bir yıl boyunca hocalarımızın kontrolü devam edecek. 14. gün 1 doz daha aşıları olacak. Daha sonra da aralıklı olarak kan verilecek. Kendilerine takip kartı verildi. Devamlı ateş ölçümleriyle bizlere ulaşacaklar. Daha sonrasında da bütün verilerin toplanıp antikor düzeylerinin çalışılmasıyla da antikor oluşturup oluşturmadığı, kovid enfeksiyonuna karşı koruyup korumadığı da zaman içerisinde daha net bir şekilde ortaya çıkacak.”

Uzmanından “bayramda posa içeriği yüksek besinler tüketin” önerisi

İSTANBUL (AA) – Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Küçükkasap Cömert, bayram sürecinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasını teşvik etmek, yeni düzene bedenin uyumunu desteklemek ve kabızlıktan korunmak için posa içeriği yüksek sebze, meyve ve kuru baklagil tüketimine özen gösterilmesi gerektiğini belirtti.

Cömert, yaptığı yazılı açıklamada, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle bu yıl İslam aleminin daha önce tecrübe etmediği bir ramazan ayı geçirdiğini hatırlattı.

Salgına denk gelen ramazanın manevi huzurunun bu zor günleri aşmada adeta bir ilaç görevi gördüğünü belirten Cömert, tıbbi otoritelerce şifa kaynağı olarak da nitelenen oruç ile Müslümanların ruh ve beden sağlığına sağlık kattığını ifade etti.

Ancak bu süreçte salgın nedeniyle evde vakit geçirmek zorunda kalan ve daha az fiziksel aktivite sergileyen vatandaşların dikkat etmesi gereken bir tablonun da ortaya çıktığına değinen Cömert, bu dönemde yaşanan kaygı ile psikolojik gerginliğe bağlı fazla yeme isteğinin de bir diğer olumsuz etmen olduğunu kaydetti.

Cömert, ramazan sonrasında vücut ağırlığı dengesinin korunması, kaslarda hareketsizliğe bağlı tonus azalması yaşanmaması, başta diyabet olmak üzere hormonal hastalıklarla ilgili komplikasyonların önlenmesi, sıcak havalarda terlemenin artmasıyla oluşan sıvı kaybına ilintili sorunların yaşanmaması için yaş ve vücut ağırlığına uygun fiziksel egzersizlerin her fırsatta yerine getirilmesi, yeterli ve dengeli beslenmenin öğün düzeni ve bol sıvı tüketimiyle değerlendirilmesi ve ramazan sonrası normal yaşama eskisinden daha sağlıklı halde dönecek şekilde sürecin yapılandırılması gerektiğini ifade etti.

Aksi takdirde kontrolsüz biçimde yağlanma ve vücut ağırlığı artışının yaşanacağını aktaran Cömert, diyabet başta olmak üzere bazı metabolik ve endokrin hastalıkların da şiddetleneceğine dikkati çekti.

– Posa içeriği yüksek sebze, meyve ve kuru baklagil tüketin

Tuğba Cömert, bayramda doğru beslenmeye ilişkin şu önerileri sıraladı:

"Bayramda kızartma, kavurma gibi yöntemlerle hazırlanan besinler yerine taze sebze ve meyve ağırlıklı, protein kalitesi anne sütüne eşdeğer haşlanmış yumurta ya da yağsız omlet ile zenginleştirilmiş, tam buğday ekmeği tercih edilmiş bir kahvaltı sofrası genel sağlık durumunu korumaya yardımcı olacaktır. Sucuk, salam türü işlenmiş besinlerde tuz, börek türü besinlerde karbonhidrat, kızartmalarda ise yağ miktarının yüksek olması, olası hastalıkları da beraberinde getirecektir. Bayram sürecini az ve sık beslenme düzenine göre planlamak, 2,5-3 saat aralıklarla beslenmek sindirim sistemi sorunları yaşamamak için ihmal edilmemesi gereken anahtar kurallardan biridir.

Sindirim sisteminin düzenli çalışmasını teşvik etmek, yeni düzene bedenin uyumunu desteklemek ve kabızlıktan korunmak için posa içeriği yüksek sebze, meyve ve kuru baklagil tüketimine de mutlaka özen gösterilmelidir. Aynı zamanda yoğurt, ayran gibi besinlerin bağırsak florasını düzenleyici etkileri unutulmamalı, ara öğün alternatifi olarak tüketilmelidir."

– Bir porsiyon baklava 60 gram şeker içeriyor

Cömert, bayramda şeker ve yağ içeriği yüksek şerbetli tatlılar yerine sütlü ve meyveli tatlıların tercih edilmesi gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Bayram, fiziksel aktivitenin kısıtlanacağı bir süreç olacağı için basit şeker diye nitelendirdiğimiz, şerbetle yapılan tatlılar kesinlikle hazırlanmamalıdır. Dünya Sağlık Örgütü 2003'te yayınladığı raporda gıdalara eklenen şekerin günlük 50 gramı geçmemesi gerektiğini belirtmiştir. Oysa sadece bir porsiyon baklava (100 gram) 60 gram şeker içermektedir. Bunun yanı sıra gün içinde tüketilen bal, reçel, pekmez, çikolata miktarları da düşünülürse mevcut riskleri öngörmek hiç zor olmayacaktır. Çikolatalardan fındıklı, karamelli, sütlü ve beyaz olanlar yerine kakao miktarı daha fazla olduğu için yüksek antioksidan içeren bitter olanlar tercih edilmeli, makul miktarlarda tüketimine özen gösterilmelidir."

Tuğba Cömert, günde 2,5-3 litre sıvı tüketmenin önemine de değinerek, "Çay ve kahveyi sıvı olarak tanımlamaksızın su tüketimine özen gösterilmelidir. Olası enfeksiyon durumunda ortaya çıkan temel bulgulardan biri olmasının yanı sıra hava sıcaklığındaki artış nedeniyle de dehidratasyon riski önlenmelidir. Bunun en iyi yöntemi de su tüketimidir. Özellikle, bazı bitki çaylarının aşırı tüketimi diüretik etki gösterebilmektedir. Bu dönemde bilinçsiz bitki çayı ve aşırı kahve tüketiminden uzak durulmalıdır. Asitli içecek ve hazır meyve suları tüketilmemelidir çünkü bu içeceklerin vücuda şeker yüklemelerinin yanı sıra hiçbir katkıları da bulunmamaktadır." diye konuştu.

Ramazanda diş sağlığının korunması için öneriler

ANKARA (AA) – Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serpil Karaoğlanoğlu, ağız ve diş sağlığının korunması için sahur ve iftar saatlerinde şekerli gıdalardan uzak durulması uyarısında bulunarak, gün içinde su ile yutmadan yapılacak gargaralar ile ağız kuruluğunun önlenebileceğini kaydetti.

Prof. Dr. Karaoğlanoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ramazan ayında ağız ve diş sağlığının korunmasına yönelik önerileri anlattı.

Diş çürüğünün, bakterilerin ağız içerisinde üremesi ve zamanla gıdalarla etkileşime girmesi sonucu oluştuğunu belirten Karaoğlanoğlu, "Gün içerisinde uzun süren açlığa bağlı olarak ağız içerisi pH düşer, asidik bir
ortam olur. Bu asidik ortam diş minelerinde aşınmaya neden olarak diş çürüklerine yatkınlığı artırır." bilgisini paylaştı.

Özellikle şeker içeren besinlerin, ağız içerisindeki bakteri miktarını artırarak ağız içinde asidik bir ortam yarattığını dile getiren Karaoğlanoğlu, "Ramazan ayı boyunca sahur ve iftar saatlerinde şekerli gıdalardan ziyade süt ve süt ürünleri tüketimi, plağın asidik özelliğini azaltarak diş çürüklerini önleyecektir. Ayrıca bu besinlerdeki yüksek orandaki kalsiyum ve fosfor da dişleri korumakta ve çürük
gelişimini durdurmaya yardımcı olmaktadır." diye konuştu.

– "Gün içinde yutmadan su ile yapılacak gargaralar ağız kokusunu azaltır"

Karaoğlanoğlu, tıp dilinde "halitozis" olarak adlandırılan ağız kokusunun, günün herhangi bir
saatinde yakın temasa gerek kalmadan hissedilen ve yenilen maddelere bağlı olmaksızın duyulan koku olarak tanımlandığını belirterek, kötü ağız kokusunun, her yaştan insanı etkileyebilen, yaygın bir problem olduğuna işaret etti.

Koku şiddetli veya uzun süreli olduğunda, kişinin
özgüveninin ve sosyal etkileşimlerinin azalmasına neden olabildiğini ifade eden Karaoğlanoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"Ramazan ayında gün içinde yutmadan su ile yapılacak gargaralar, ağız kuruluğunu önleyerek ağız kokusunu azaltmada yardımcı olacaktır. Ağız kokusunun önlemesinde en etkili yöntem ağız ve dişlerin temizliğidir. Bunun için dişler iftar ve sahurda yemeklerden sonra en az 2 dakika boyunca fırçalanmalı, dişler
diş ipi ile temizlenmeli ve dil bir diş fırçası ile fırçalanmalıdır.

Ağızdaki mikroorganizmaları azaltmak veya ağızdaki asidik ortamı nötralize
etmek için ağız gargaraları kullanılabilir. Ağız solüsyonları ve gargaralar için en ideal kullanım zamanı, yatmadan öncedir. Fakat oruç tutanlar için sahurda yapılması önerilir. Bunun sebebi, tükürük aktivitesinin ve yıkama işleminin gün boyu azalması sebebiyle solüsyon ve gargaranın ağızda daha uzun süre kalarak etki göstermesidir.
İçeriğinde alkol bulunduran solüsyonlar ve gargaraların kullanımı önerilmemektedir."

– "Aşırı çay, kahve ve sigaranın tüketimi ağız kuruluğunu artırıyor"

Karaoğlanoğlu, diş eti hastalığına bağlı ağız kokusunun önlenmesi ve tedavisinde, diş yüzey temizliğinin yanı sıra ağız hijyenine dikkat edilmesi, iftar ve sahurda vitamin ve antioksidanlardan zengin besinler tüketilmesi gerektiğini aktardı.

"Tükürük üretiminin artması ve ağız kuruluğunun önüne geçebilmek için sahur ve iftar saatlerinde bol sıvı tüketimi çok önemlidir. Bu öğünlerde aşırı tüketilen çay, kahve ve sigara da gün içindeki ağız kuruluğunu artıracaktır." ifadelerini kullanan Karaoğlanoğlu, şunları kaydetti:

"Ağız ve diş sağlığı açısından ve sindirimi rahatlatması amacıyla besinlerin yavaş ve iyi çiğneyerek
tüketilmesi çok önemli olan tükürük salgısını artıracaktır.
Bu önlemlere rağmen ağız kokusu, dişlerde geçmeyen sıcak-soğuk hassasiyeti veya ağrılar ,diş etlerinde kanama gibi şikayetlerimiz bulunduğunda diş hekimimize başvurmakta tereddüt etmememiz gerekir. Zira anestezi gerekmeyen uygulamalar ramazan ayında da diş hekiminiz tarafından güvenle uygulanarak şikayetleriniz
çözümlenecektir."

Hastanede geliştirdikleri 3 boyutlu yazıcıyla yüz korucuyu siperlik üretiyorlar

VAN (AA) – Van Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yeni tip koronavirüse karşı (Kovid-19) görev yapan sağlık çalışanları için geliştirdikleri 3D yazıcıyla yüz koruyucu siperlik üretiyor.

Hastanede görevli doktor ve mühendisler, Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve dünyayı etkisi altına alan salgınla mücadelede görev yapan sağlık personelinin ihtiyacını karşılamak için çalışma başlattı.

Hastanenin Biyomedikal atölyesindeki atık ve dışarıdan temin ettikleri malzemeleri kullanarak kodlamasını da kendilerinin yaptığı 3D yazıcı geliştirdi.

Yazıcıyla üretilen günde 10 tane yüz korucuyu siperliğin üretildiği hastanede, yeni yazıcılarla sayının artırılması amaçlanıyor.

SBÜ Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Sebahattin Çelik, gazetecilere yaptığı açıklamada, 3D yazıcıların hastanede görevli doktor ve mühendislerin çalışması sonucu geliştirildiğini söyledi.

Bir yazıcının günde 10 yüz koruyucu siperlik ürettiğini belirten Çelik, ikinci yazıcı için çalışmaların devam ettiğini, onun da tamamlanmasıyla günlük 20 siperlik üretmeyi hedeflediklerini söyledi.

Salgından tüm dünyanın olumsuz etkilendiğini ifade eden Çelik, şöyle konuştu:

"Koronavirüsle mücadelede birçok hastanemiz ve kurumlar korucuyu maske yapıyor. Biz de hastane olarak kendi imkanlarımızla hekim arkadaşlarımızın tasarladığı 3 boyutlu yazıcı geliştirdik. Bu yazıcı sayesinde kedi siperliklerimizi üretiyoruz. Koronavirüs şüphelisi ya da tanı almış kişiye daha güvenli yaklaşıyoruz. Diğer üreticilerden farkımız sadece ham maddeyi alıyoruz. Yazıcıyı bir yerden siparişle almadık tamamen kendi üretimimiz. 2 yazıcıyla günde ortalama 20 siperlik üretilecek. Bu da hastanemize yetiyor. Öncelikle kendi hastane personelimize üretim yapacağız. Daha sonra talep olduğu takdirde ilçe hastanelerimize, üniversite hastanesine buradan ücretsiz siperlik verebiliriz."

Hastanenin Elektronik ve Haberleşme Mühendisi Alper Bozan ise geliştirdikleri cihazla bir siperlikli maskeyi 3 liraya mal ettiklerini aktarı.