Kahramanmaraş'ta Uluslararası Şiir ve Edebiyat Günleri düzenlenecek

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Yedi güzel adam edebiyat müzesinden görüntüler
– Programdan görüntüler
– Vali Ömer Faruk Coşkun'un konuşması
– TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Celalettin Güvenç'in konuşması
– Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör'ün konuşması
– Programdan görüntüler
– Katılımcıların toplu fotoğraf çektirmeleri

Kahramanmaraş'ta Uluslararası Şiir ve Edebiyat Günleri düzenlenecek
KAHRAMANMARAŞ (AA) – Türk edebiyatına yön veren birçok yazarın yetiştiği ve eğitim gördüğü Kahramanmaraş'ta, Uluslararası Şiir ve Edebiyat Günleri düzenlenecek.

Vali Ömer Faruk Coşkun, Dulkadiroğlu ilçesindeki 7 Güzel Adam Edebiyat Müzesi'nin bahçesinde gerçekleştirilen tanıtım toplantısındaki konuşmasında, Kahramanmaraş'ın, edebiyat dünyasında söz sahibi şair ve yazarları barındıran bir edebiyat şehri olduğunu söyledi.

Kentin edebiyattaki tarihsel birikiminin ortaya konulması ve gelecek nesillerin edebiyata yönlendirilmesinin, herkesin ortak görevi olduğunu ifade eden Coşkun, şunları kaydetti:

“Şair ve yazarlar şehri olan Kahramanmaraş'ımızın yazar ve şairleri, edebiyat dünyasına kültürel bir miras bırakmıştır. Bu kültürel mirastan güç alarak gelecek nesillerden yeni şair ve yazarların yetişmesine büyük katkı sağlayacağını düşündüğüm bu organizasyonun, gelenekselleşerek paydaş kurumlarla devam etmesini temenni ediyorum. İnanıyorum ki, ilkini düzenleyeceğimiz Uluslararası Kahramanmaraş Şiir ve Edebiyat Günleri, kentimizin kültürünün, ulusal ve uluslararasında daha anlaşılır ve görünür olmasına katkıda bulunacaktır.”

TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Celalettin Güvenç ise edebiyatla ilgili etkinliğin, düzenlenmesinde geç kalınmasına rağmen Kahramanmaraş'a yakışacağını belirtti.

Güvenç, Kahramanmaraş'ın geçmişte önemli edebiyatçılara ev sahipliğini yaptığı ifade ederek, şöyle konuştu:

“Allah'a hamd olsun, öyle bir mirasın devrini almışız ki vicdan sahibi hiç kimsenin itiraz edemeyeceği zenginliğe sahibiz. Kahramanmaraş şiirin, şairin ve edebiyatın başkentidir. Dün öyleydi, bugün böyle, yarın da öyle olacaktır. Necip Fazıl, Rasim Özdenören ve Nuri Pakdil de öyleydi ve şu an aramızda olan sizler sayesinde böyledir ve böyle olmaya devam edecektir.”

Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör de kentin büyük bir edebiyat geleneğine sahip, edebiyat içeriklerinin dolaşımının süreklilik arz ettiği, irfanın ve hikmetin hüküm sürdüğü şehir olduğunu aktardı.

Kentin edebiyattaki mirasının, Türkiye'nin yanı sıra dünyaya ulaştırılması gayreti içerisinde olduklarını kaydeden Güngör, şu ifadeleri kullandı:

“Kahramanmaraş'ta büyük bir edebiyat geleneğinden söz ediyoruz. Hem büyük hem de kesintisiz. Karacaoğlan'dan Ahmet Kuddusi'ye, Necip Fazıl'dan Nuri Pakdil'e, Aşık Mahzuni Şerif'ten Abdürrahim Karakoç'a kadar bir kesintisiz gelenek. Biz bu geleneğimizi, Edebiyat ve Şiir Günleri ile taçlandırarak, edebiyattaki öncülüğümüzü ortaya koymak istedik.”

Programa, AK Parti Kahramanmaraş milletvekilleri Ahmet Özdemir ve İmran Kılıç ile İl Emniyet Müdürü Salim Cebeloğlu'nun yanı sıra çok sayıda şair ve yazar katıldı.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını tedbirleri ile 16-20 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek 1. Uluslararası Şiir ve Edebiyat Günleri'nde, edebiyatın birçok dalında yarışmalar, sunum ve eğitim programları düzenlenecek.

Şiirin Can babası: Can Yücel

İSTANBUL (AA) – Eserleriyle bir döneme damga vuran ve şiirleri dilden dile aktarılan Türk edebiyatının usta ismi Can Yücel, vefatının 21. yılında anılıyor.

Eski Milli Eğitim Bakanı, Köy Enstitüleri’nin kurucusu ve öğretmen Hasan Ali Yücel’in oğlu, Canan Yücel Eronat’ın ikiz kardeşi ve ressam Su Yücel’in babası Can Yücel, 21 Ağustos 1926’da İstanbul’da dünyaya geldi.

Mevlanakapı Tekkesi müridlerinden telgraf nazırı Ali Rıza Beyin torunu olan ve ilk şiirini 10 yaşında kaleme alan Can Yücel, ironik yönü ağır basan şiirlerinde, halk ağzına, halk türkülerinin deyişlerine ve argo sözlere de yer verdiği için sıkıntılı zamanlar geçirdi.

Şairin ilham kaynağı ve şiirlerinin konuları doğa, insanlar, olaylar, kavramlar, heyecanlar, duyumlar ve duygular üzerine şekillendi.

Yücel, taşlama ve toplumsal duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde kullandığı yalın dili ve buluşlarıyla edebiyatseverlerin dikkatini çekti.

Usta şair, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü’ndeki eğitiminin ardından İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde Latince ve Yunanca eğitimi aldı.

Yücel, Londra’da BBC Radyo’nun Türkçe bölümünde spikerlik yaptı ve çeşitli elçiliklerde çevirmenlik görevi üstlendi.

Askerliğini Kore’de tamamlayan ve Güler Hanım ile 1956’da evlenen Can Yücel’in bu evlilikten kızları Güzel ve Su ile oğlu Hasan dünyaya geldi. Türkiye’ye 1958’de dönen Yücel, bir süre Bodrum’da turist rehberi olarak çalıştıktan sonra bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürdü.

Yalın dili ve farklı tarzıyla beğeni kazandı

İlk şiirlerini, 1950’de yayımlanan ”Yazma” kitabında toplayan Yücel, 1945-1965’te “Yenilikler”, “Beraber”, “Seçilmiş Hikayeler”, “Dost”, “Sosyal Adalet”, “Şiir Sanatı”, “Dönem”, “Yöne”, “Ant”, “İmece”, “Papirus” adlı dergilerde yazdı.

Usta şairin, 1962’de İngiltere’deyken, 1709 yılından kalma, Latin harfleriyle taş baskısı olarak basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabı bulması geniş yankı uyandırdı.

1965’ten sonra siyasal konularda da eserlere imza atan Yücel, “Yeni Dergi”, “Birikim”, “Sanat Emeği”, “Yazko Edebiyat” ve “Yeni Düşün” dergilerinde yayımladığı şiir, yazı ve çeviri şiirleriyle tanındı.

Can Yücel, çoğunda sevdiği insanları tarif ettiği şiirlerinde eşine, çocuklarına, torunlarına ve babasına olan sevgisini yansıttı. “Maaile” isimli bir eseri de bulunan Yücel’in, “Küçük Kızım Su’ya”, “Güzel’e”, “Yeni Hasan’a Yolluk”, “Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim” adlı şiirleri, ailesine yazdığı şiirler arasında yer aldı.

Lorca, Shakespeare, Brecht’in oyunlarını da çeviren şair Yücel, Shakespeare’in “Olmak ya da olmamak” anlamındaki “To be or not to be” cümlesini, “Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin” şeklinde Türkçeleştirmesiyle de dikkati çekti.

Hapiste olduğu dönemde “Bir Siyasinin Şiirleri” adlı kitabını yayımladı

Che Guevara ve önceki Çin Komünist Partisi Başkanı Mao Zedong’dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 12 Mart 1971’de 15 yıl hapse mahkum olan Yücel, 1974’deki genel afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından hapiste yazdığı “Bir Siyasinin Şiirleri” adlı kitabını yayımladı.

Can Yücel’in 12 Eylül 1980 sonrasında kaleme aldığı “Rengahenk” isimli kitabı, müstehcen olduğu iddiasıyla toplatıldı. 1998’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hakaret ettiği gerekçesiyle Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Yücel, bir yıl iki ay hapis cezasına mahkum edilirken, Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu hükmü, “cezanın ertelenmesi gerektiği” görüşüyle bozdu.

Kendine özgü samimi ve yalın dili, muhalif bakış açısı, derin mizah duygusuyla kaleme aldığı eserleriyle Türk edebiyatının özgün şairleri arasındaki yerini alan Yücel, ünlü dünya şairlerinden çevirdiği şiirleri bir araya getirdiği ”Her Boydan” adlı eserini 1959’da yayımladı.

Yücel, yapıtlarını “Yazma”, “Sevgi Duvarı”, “Bir Siyasinin Şiirleri”, “Ölüm ve Oğlum”, “Şiir Alayı”, “Rengahenk”, “Gökyokuş”, “Canfeda”, “Çok bi Çocuk”, “Kısadevre ve “Kuzgunun Yavrusu” adlı kitaplarda topladı.

İnsanlar kendi adlarına değil, kainat adına yazarlar

Zeynep Oral’ın “Sözden Söze” kitabında yayınladığı Can Yücel röportajında, Yücel şiir hakkında düşüncelerini şöyle ifade ediyor:

“Şiir gürültüden müziğe geçmektir. Şiir evrenin -bak kainatın demiyorum- içinde büyük seslerin, molekül ve atomlardan başlayan bütünlüğü, bu bütünlüğün müziğidir. Şairin görevi bu musikiyi kurmaktır. Kozmostan aşağı şiir yazılmaz. Üst tarafı minördür… Harika o ki, insanlar kendi adlarına değil, kainat adına yazarlar. Bütünselliğin dışında şiir yoktur. Hayat ve ölüm de bütündür. Şiir bu bütünden çıkan büyük çılgınlıktır.”

Nebil Özgentürk’ün hazırladığı “Bir Yudum İnsan” belgeselinde ikiz kardeşi Canan Yücel Eronat ise bir anne karnında iki minik yavrunun bir dünyayı paylaşmasını müthiş bir tesadüf olarak tanımlayarak, “Kardeşlik, paylaşmak, kucaklaşmak oradan başlıyor. Tesadüflerin en güzeli bence. Daha sonra kendimi bildim bileli beraber giderdik. Hatta erkek kardeş olduğu için koruma ve himaye göreviyle yüklüydü bana karşı.” yorumunda bulunuyor.

Geçtiğimiz yıllarda Buca Belediyesi’nin “Babalar ve Kızları” söyleşisine katılan Can Yücel’in kızı Güzel Yücel, “Babam yaşarken de seviliyordu, şimdi daha çok sevilme nedeni daha iyi anlaşılması.” ifadelerini kullanıyor.

Babasının kendilerine de aşıladığı deniz tutkusunu, yaptığı muhteşem yemekleri ve ailesine olan sevgisini aktaran Güzel Yücel, “Babam için ailesi çok önemliydi. Bizlerle olan sevgi dolu yaşamını şiirlerine de yansıttı. ‘Küçük Kızım Su’ya’, ‘Güzel’e’, ‘Yeni Hasan’a Yolluk’, ‘Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim’ bu sevgi şiirlerinden bazıları. Yokluğuna alışmak çok zor, hasreti hiç dinmiyor.” sözleriyle özlemini dile getiriyor.

İstanbul’da Kuzguncuk’ta yaşayan ve ömrünün son dönemlerinde Muğla’nın Datça ilçesine yerleşen usta şair, İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde bademcik kanseri tedavisi görürken 12 Ağustos 1999’da, 73 yaşında hayata gözlerini yumdu. Can Yücel en sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça’da toprağa verildi.

Şairin vefatından sonra Datça Belediyesi ve ailesi tarafından, anısına edebiyat ve kültür-sanat şenlikleri düzenlenirken, Datça’daki evi müze haline getirildi.

Muhabir: Salih Şeref

“15 Temmuz Şiir Yarışması”na başvurular başladı

İSTANBUL (AA) – 15 Temmuz darbe girişiminin 4. yıl dönümünde Ensar Vakfı tarafından düzenlenen "15 Temmuz" temalı şiir yarışmasına başvurular başladı.

Yarışma kapsamında yazılacak şiirler, şehit ve gazilere atfedilerek, Ensar Yayın tarafından kitaplaştırılacak.

Katılımcıların en fazla 2 şiir ile başvuru yapabileceği yarışmaya gönderilecek eserlerin daha önce yayımlanmamış, herhangi bir yarışmaya katılmamış veya yayın grubuna gönderilmemiş olması gerekiyor.

Son başvuru tarihi 5 Temmuz olarak belirlenen yarışmayla ilgili ayrıntılı bilgilere, "enstitu.ensar.org" adresinden ulaşılabilecek.

(GRAFİKLİ) “Şiirde biçime tutkun şair: Ahmet Muhip Dıranas”

İSTANBUL (AA) – AİŞE HÜMEYRA BULOVALI – "Denizler yolculuğa çağırır durur da beni/ Gitmem, düşünerek geri döneceğim günü./ Ben büyük rüzgarları severim; büyük olsun / Aşkım da özlemim de hepsi, her şey ve mahzun." dizelerinin de aralarında bulunduğu, unutulmaz esere imza atan Ahmet Muhip Dıranas, vefatının 40. yılında anılıyor.

Cumhuriyet dönemi şairlerinden biri olan Dıranas, Galip Efendi ile Seniha Hanım'ın oğlu olarak 1909'da dünyaya geldi. Doğum yeri konusunda belirsizlik bulunan Dıranas, kimi kaynaklara göre İstanbul'da, kimi kaynaklara göre ise babası gibi, Sinop'un Salı Köyü'nde doğdu.

I. Dünya Savaşı'nın ilk yıllarında Çanakkale'de görev yapan Galip Bey, Balkan Savaşı'na katıldı, 7 yıl boyunca Kafkaslar ve Arap çöllerinde savaştı. Savaşın ilerleyen günlerinde Seniha Hanım, Çanakkale'de dünyaya gelen Fehime ile Ahmet'i yanına alarak İstanbul'a döndü.

Savaşın ardından İstanbul yerine Sinop'taki köyüne dönerek ikinci evliliğini yapan Galip Bey'in peşinden giden Seniha Hanım, çocuklarıyla Sinop'a yerleşti. Dokuz yaşındaki Ahmet Muhip Dıranas, gecikmiş olarak ilkokula başladı.

Yazları köye giderek çobanlık yapan ve doğa sevgisini kazanan usta şair, 40 yaşındayken Zafer gazetesinde kaleme aldığı bir yazıda, o günleri şöyle ifade etmişti:

"Ben her köylü çocuğu gibi sığırtmaçlık etmiş, yalın ayak gezmiş tozmuş, sonra yaşı biraz geç de olsa ilkokula gitmiş bir köylüyüm. On yaşından sonraki çocukluk, ilk gençlik, gençlik… Beni ihtiyarlığa doğru götüren bütün yıllar ve yıllar boyunca hülyalarımda küçüklüğümün ormanlarını kurdum."

– İlk şiiri "Bir Kadına" 1926'da yayımlandı

Dıranas, babasının yeniden askere alınması üzerine, ailesiyle İnebolu üzerinden Ankara'ya gitti. Gençliğinin büyük bölümünü Ankara'da geçiren şair, ortaokul ve liseyi, o yıllarda "Taş Mektep" olarak anılan Ankara Erkek Lisesi'nde okudu.

Dıranas'ın, "Bir Kadına" adlı ilk şiiri, 1926′da "Muhip Atalay" imzasıyla Milli Mecmua'da yayımlandı. Lisede, usta edebiyatçılar Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi oldu.

Tanpınar'ın, "Bunu okuyacaksın" diyerek eline tutuşturduğu Baudelaire'in "Les Fleurs du Mal" (Kötülük Çiçekleri) adlı eser sayesinde Fransız şair Baudelaire ile tanışan Dıranas, kitabı okuyabilmek için Fransızca öğrendi ve etkisinde kaldı.

Ahmet Muhip Dıranas, liseyi 1931'de bitirdi. Arkadaşlarıyla kurduğu, "Genç Türk Edebiyat Birliği" adlı dernekte, Behçet Kemal Çağlar, Hamit Macit Selekler, sonradan Ordu senatörü olacak Zeki Kumrulu, 1962'de İçişleri Bakanlığı yapan Hıfzı Oğuz Bekata, 1960'lı yıllarda yargıtay üyesi olan Rüştü Atilla ve Sıtkı Korkmaz ile İbrahim Saffet Omay gibi isimler yer aldı. Topluluk ayrıca "Hep Gençlik" adıyla bir dergi çıkardı.

Dıranas, 1930-1932 yılları arasında Hakimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimi yarım bırakarak 2 senenin sonunda okuldan ayrılan şair, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü de bitirmedi.

Esas edebiyat hayatının İstanbul'da başladığını söyleyen Dıranas, bir yandan edebiyat fakültesine devam ederken Güzel Sanatlar Akademisi'nde kütüphane müdürlüğü ile Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi'nde müdür yardımcılığı yaptı.

Usta şair, İstanbul'da Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli Kanık, Sait Faik Abasıyanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Baki Süha Edipoğlu ve Şevket Rado gibi dönemin genç şair ve yazarlardan oluşan bir edebi çevre içinde yer aldı. Bu dönemde Fransızcasını ilerleten şair, Fransız ve Rus edebiyatını yakından izledi.

– "Fahriye Abla" eserini 1935'te yayımlandı

İlk kez 1935'te Varlık dergisinde yayımlanan "Fahriye Abla" şiiri, Dıranas'ın en sevilen şiirlerinden biri olarak edebiyat tarihinde yer edindi.

Resim koleksiyoncusu olan ve kendisi de resim yapan Dıranas, bir röportajında şu bilgileri vermişti:

"Ben sanatta muhafazakarlığa inanmış bir adamım. Bence sanatta yenilik, kendi kendini inkar eden, birtakım değişmelerle yapılan bir şey değildir. Bir sanatın yeniliği, bulunan bir küçük tohumun yeşertilebilmesi, büyütülebilmesi ve bir ağaç haline getirebilmesi için sanatçının gösterdiği çabada gizlidir. Yani bir sanatçı, hangi alanda olursa olsun, eserine kendi kişiliğinin damgasını vurabilme sevdasında olmalıdır. Değişiklik, kendi ana temasının çevresinde olur ancak. Yani deyim yerindeyse, bir rengin kendine özgülüğünü arayıp bulma savaşıdır yenilik."

Dıranas'ın, Adolphe Basler’den Cahit Sıtkı Tarancı ile birlikte çevirisini yaptığı "Fransa'da Müstakil Resim" başlıklı iki ciltlik kitap, 1937'de Güzel Sanatlar Akademisi yayını olarak basıldı.

Ankara'ya döndüğü 1938'den itibaren 4 yıl boyunca Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nın yönetmenliği yapan yazar, 1940'ta Münire Ülker ile evlendi. Dıranas, 1942'de konusunu Milli Mücadele'den alan ve Fransızcadan adapte edilen "Üç Kahraman" adlı tek perdelik bir piyes yayımladı.

Şair Dıranas, 1942-1944 arasında Ağrı Doğubeyazıt'ın Sürbehan köyünde askerlik görevini yaparken, "Ağrı" şiirini ve 1946'da İstanbul Şehir Tiyatrosu tarafından sahnelen "Gölgeler" adlı oyunu yazdı. Usta şair, "O Böyle İstemezdi" adlı oyununu ise 1947'de kaleme aldı.

Döndükten sonra Çocuk Esirgeme Kurumunda çalışmaya başlayan Dıranas'ın, oyun ve roman çevirileri, 1940-1962 yılları arasında yayımlandı.

Ahmet Muhip Dıranas, bir dönem Türkiye İş Bankası ve Anadolu Ajansında Yönetim Kurulu Üyesi, Devlet Tiyatrosu Edebi Kurulu'nda da başkan sıfatıyla görev üstlendi. Politikaya atılarak 1950 ve 1958 seçimlerinde Demokrat Parti'den milletvekili adayı olduysa da seçilemeyen Dıranas, titiz giyimi ve etkileyici ses tonuyla anılmasının yanı sıra bir dönem radyoda şiir ve edebiyat konuşmaları yaptı.

– Aşkı, hüznü ve umutsuzluğu şiirlerinde işledi

Dıranas, şiirlerinde insanın iç dünyası, tarih, metafizik, doğa, güzellik, aşk, yaşama sevinci, umut ve umutsuzluk gibi konuları işledi ve bu konuları mecazlı, sembollü, destansı bir anlatımla okuyucusuna sundu.

Şiirde biçime önem veren bir şair olduğunu her fırsatta dile getiren Dıranas, TRT'de katıldığı bir programda şunları söylemişti:

"Zaman zaman biçime bu kadar tutkulu olmamdan ötürü eleştirilmişimdir. Aslında bu eleştiri haklı mı haksız mı bilinemiyor. En son şiir cereyanlarında, serbest, özgür nazımdan yeniden kafiyeli hatta sone biçimi şiirlere dönen tanınmış şairlerimiz var.

Ben biçimi hiçbir zaman kendi sanat kadromun dışında bırakmadım. Biçimle özü birbirinden ayırmak mümkün değildir. Biçim bir disiplindir. Kelimeler bazen sel gibi akar. Bunun önüne baraj çeken şeyin, bilhassa söz sanatında, şiirde biçim olması gerekir. Ben öyle düşündüm. Aslında şiirin malzemesi kelimelerdir. Shakespeare, 'Kelimeler, kelimeler, kelimeler.' der. Bir kelimelerden müteşekkil bir yapıtın şiir olabilmesi için bu üç kelimeden iki kelimesini atıp, bir kelimeye indirgenmesi gerekir. Çok kelime üretmek bizi şiirde yanlışa götürür. Kelimeden ekonomi, şiirin esas gizlerinden biridir. özsüz kelimeler tabii aslında hiçbir işe yaramaz. Bu bakımdan biçimi, şiirden ayrılmaz bir unsur olarak kabul ederim."

Cumhuriyet'in ilk yıllarında yetişen Ahmet Muhip, devrin hakim ideolojilerine iltifat etmediği gibi herhangi bir edebi akım ve topluluğa da katılmayarak, her zaman saf sanat anlayışının peşinden gitti.

Şiiri, "kelimelerle dördüncü bir boyut yaratma çabası" olarak tanımlayan Ahmet Muhip Dıranas, eserlerinde üslup olarak aynı zamanda sembolizm, romantizm ve empresyonizmden beslenmiştir.

Dıranas'ın çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri, 1974'te "Şiirler" adıyla İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlandı. Tevfik Fikret'in "Rübab-ı Şikeste" eserini Türkçeleştirdiği "Kırık Saz" adlı çalışması da yine aynı yayın tarafından okuyucuyla buluştu.

Ahmet Muhip Dıranas, Zafer gazetesinde kaleme aldığı köşe yazılarının yanında ayrıca tiyatro eserleri, tercüme ve adapteler, inceleme ve makalelere de imza attı. "Gölgeler", "Çıkmaz", "O Böyle İstemezdi", "Oyunlar", "Bitmez Tükenmez Can Sıkıntısı", "Büyük Olsun", "Atlıkarınca", "Olvido" ve "Kar" oyunlarını da kaleme alan Dıranas, Charles Baudelaire'in "Çalar Saat" şiirini de çevirdi. "Fahriye Abla" adlı eseri, 1984'te Yavuz Turgul tarafından sinemaya uyarlandı.

Ankara'da, 21 Haziran 1980'de hayatını kaybeden Dıranas, vasiyeti üzerine Sinop'a defnedildi.