Silikon Vadisi

ING İnovasyon Merkezi'yle Silikon Vadisi'ne açılacak startup belli oldu

İSTANBUL (AA) – ING Türkiye'nin startup ekosistemini güçlendirmek amacıyla düzenlediği hızlandırma programının kazananı Monday Hero ekibi oldu.

ING Türkiye'den yapılan açıklamaya göre, ING İnovasyon Merkezi tarafından yürütülen, MVP 1.0 ve daha ileri aşama girişimlerin kabul edildiği hızlandırma programını, mobil uygulamalardaki yazılım geliştirme sürecinde yapılan tasarımları koda dönüştürerek tasarım sonrası başlayan geliştirmede süre ve maliyeti yüzde 30 düşüren Monday Hero ekibi kazandı.

Ekipten bir kişi, büyük ödül olarak Kaliforniya'daki Draper Üniversitesi'nin 5 haftalık Hero Training Programı ile Silikon Vadisi'ne gidecek. Katılım, Draper Üniversitesi tarafından yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle programın iptal edilmemesi halinde gerçekleşecek.

Açıklamada görüşlerine yer verilen ING Türkiye Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Bahadır Şamlı, ING Türkiye'nin bankacılık lisansına sahip bir teknoloji şirketi olarak konumlandığını ve çalışmalarını bu doğrultuda şekillendirdiklerini belirtti.

Şamlı, şunları kaydetti:

"Bu süreçte özellikle ekosistemin gelişimine büyük değer katacağına inandığımız fintech'ler ve startup'lar ile iş birlikleri yapıyor; sağladığımız eğitimlerle gelişimlerine katkı sunuyoruz. Hızlandırma programını da bu bakış açısıyla düzenledik. Sektör için bir laboratuvar haline gelen ve girişimcilerin en büyük destekçisi olmasıyla gurur duyduğumuz ING İnovasyon Merkezi'nde, çok sayıda başvuru arasından titizlikle seçtiğimiz ekiplerle çok keyifli ve verimli bir dönem geçirdik. Ekiplerimiz bu süreçte projelerini geliştirirken yenilikçi fikirleriyle bizlere de ilham verdiler. Hem hızlandırma programını kazanan Monday Hero hem de son ikiye kalma başarısını gösteren Moovbuddy ekibini kutluyorum. İki ekibin de çok başarılı olacaklarına ING Türkiye olarak tüm kalbimizle inanıyoruz. Bu program ayrıca Türkiye'de startup'lara destek verildiği takdirde ne denli başarılı sonuçlar elde edildiğini bir kez daha gösteriyor."

– Mobil uygulama yazılımlarının geliştirilmesi Monday Hero ile kısalıyor

Verilen bilgiye göre, ocak ayında duyurulan hızlandırma programına başvuran 100'ü aşkın startup arasından seçilen 10 takım, ilk etapta bir haftalık eğitim programına alındı. Temel girişimcilik, pazarlama ve büyüme stratejilerini de içeren bir eğitim alan girişimcilerin arasından yapılan değerlendirme sonucu iki ekip belirlendi ve bu ekipler 1,5 ay süren kapsamlı bir eğitim gördü.

Mentorluk, networking ve potansiyel iş birlikleri gibi fırsatlar da sunulan ekiplere ayrıca, ürünlerini daha hızlı geliştirmeleri için ING Türkiye tarafından 5 bin dolarlık sponsorluk desteği sağlandı. Programın sonunda sunumları gerçekleştiren iki ekip arasından kazanan ise Monday Hero oldu.

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği'nden mezun Nazlı Temurtaş ve Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği'nden mezun Burcu Geneci tarafından kurulan Monday Hero, mobil uygulamalar için hazırlanan tasarımları otomatik olarak koda çevirerek yazılım geliştirme sürecini kısaltan bir yazılım geliştirici platformu sunuyor.

Saas olarak hizmet veren Monday Hero, freemium (ücretsiz premium) modeline sahip. Kullanıcılar, ilk projelerini ücretsiz olarak oluşturup platformu tüm özellikleriyle kullanabiliyor. Bir yıl önce kurulan girişim, ABD ve İngiltere pazarında kalıcı stratejilerle daha fazla yayılmayı ve platforma cross-platform desteklerini de katarak yazılımı daha fazla firma ve yazılımcıya ulaştırmayı hedefliyor.

Hızlandırma programı finalinde ikinci olan Moovbuddy ise fiziksel sağlığı korumaya ve tedavi etmeye yardımcı bir egzersiz uygulaması. Ofis çalışanlarının duruş bozukluklarının ve hareketsizlikten dolayı oluşan ağrılarının giderilmesine yardımcı olan birebir egzersiz programları sunan ücretsiz uygulama, 4 ayda Avrupa'dan Uzak Doğu'ya kadar dünyanın pek çok bölgesinden 20 bin aktif kullanıcıya erişti.

“Türkiye'nin Silikon Vadisi” SabancıDx Dijital Kampüs açıldı

İSTANBUL (AA) – Sabancı Holding'in yeni nesil dijital ve analitik şirketi SabancıDx'in, Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük etme hedefiyle kurulan yeni merkezi SabancıDx Dijital Kampüs'ün açılışı gerçekleştirildi.

SabancıDx Dijital Kampüs'ün merkezinde düzenlenen resmi açılış etkinliğine, Sabancı Holding Üst Yöneticisi Cenk Alper, SabancıDx Genel Müdürü Burak Aydın ve çok sayıda basın mensubu katıldı.

İleri teknoloji çözümlerine odaklanarak Türkiye'nin dijital dönüşümüne öncülük etme hedefiyle kurulan merkezde; büyük veri, ileri veri analitiği, siber güvenlik, endüstriyel nesnelerin interneti, robotik işgücü, yapay zeka ve blokzinciri gibi yeni nesil teknolojilere odaklanılacak.

– "Türkiye’nin kalkınma sürecine katkı sağlayacak adımlar atacağız"

Sabancı Holding Üst Yöneticisi Cenk Alper, açılışta yaptığı konuşmada, "Yeni Neslin Sabancı'sı" felsefesiyle iş yapış şekillerini her alanda yeniden tanımladıklarını belirterek, mevcut işlerini daha da geliştirerek yapmaya devam edeceklerini vurguladı.

İstanbul’un göbeğindeki en değerli arazilerini, SabancıDx Dijital Kampüs'e dönüştürdüklerini ve bunun teknolojiye ve dijitalleşmeye verdikleri önemin somut bir göstergesi olduğunu dile getiren Alper, "Bu bağlamda, dijital dönüşümün itici gücü olma görevini de SabancıDx’e verdik. Her bir sektör kendi dinamiğine göre dijitalleşiyor. Fakat dijital ve analitik çözümlerle iş süreçlerimizi güçlendirmek, yeni iş alanları yaratmak sürdürülebilir başarımız için hayati bir şart." ifadelerini kullandı.

Alper, verinin tüm şirketlerin can damarı olduğunu ve veriye dayalı kararların rakipleri yakalayabilme ya da rakiplerin gerisinde kalmayı belirleyen temel faktör olduğunu aktararak, "Veri odağıyla geliştirilen dijital ürün ve hizmetlere tüm sektörlerin ihtiyacı var. SabancıDx de tam bu noktada tüm topluluğumuzu birleştiren bir yerde konumlanıyor. SabancıDx, şirketlerimizin dijital çarpanı olacak ve dijital enerjilerini açığa çıkaracak. Bu çatı altında geliştirilen ürünlerin Sabancı Topluluğu’na sayısız fırsat getireceğine inanıyoruz." dedi.

Sabancı Topluluğu'nun ötesinde Türkiye’nin kalkınma sürecine katkı sağlayacak adımlar atacaklarına dikkati çeken Alper:

"SabancıDx Dijital Kampüsümüzde farklı alanlardan beslenen, işbirliğini güçlendiren, inovasyon odaklı bir ekosistem kuruyoruz. Türkiye'nin uzun vadede kalkınması için sanayi ve üniversite işbirliğinin gücüne her zaman inandık. Sabancı Üniversitesi’nin de bu kampüste yerini almasıyla akademi, iş dünyası ve tüm paydaşların birlikte çalışacağı, üreteceği ve katma değer yaratacağı bir ortam oluşacak. SabancıDx Dijital Kampüsün bu anlamda örnek bir model olacağına inanıyorum." yorumunu yaptı.

– "Türkiye ekonomisi için çok yüksek bir potansiyel taşıyor"

SabancıDx Genel Müdürü Burak Aydın da İstanbul’un en kıymetli yerlerinden birinde, Türkiye’nin Silikon Vadisi’ni kurma vizyonuyla SabancıDx Dijital Kampüs'ü hayata geçirdiklerini belirterek, merkezin çevik düşünce yapısı ve garaj kültürüyle donatılan örnek niteliğe sahip olduğunu söyledi.

Startup kültürünü kampüsün tam merkezine yerleştirdiklerini anlatan Aydın, "Startup dostu bir şirket olarak başlattığımız Catalist Startup programımızla organizasyon yapımızı geliştirme avantajına sahip olurken, startuplara gelişmiş altyapımızı ve bilgi birikimimizi kullanma fırsatı sunuyoruz. Daha önce bir üretim tesisi olan Hangar’da artık fikir üretimi yapılacak ve inovasyon odaklı çalışılacak. Aynı zamanda önümüzdeki dönemde üniversite işbirliğiyle inovatif ürünler üzerine çalışarak endüstri-üniversite harmanlamasını da en yukarı taşıyacağız." değerlendirmesinde bulundu.

Aydın, bu modelin dünyanın alışkın olduğu bir model olduğunu aktararak, "Tüm dünya bu modelin ekonomik katkısına Silikon Vadisi’yle şahit oldu. SabancıDx Dijital Kampüs'te yarattığımız sanayi, üniversite ve startup iş birlikteliklerinin sihirli bir karışım olduğuna ve Türkiye'nin ekonomisi için çok yüksek bir potansiyel taşıdığına inanıyoruz. Bu modeli Türkiye’de kampus ortamında hayata geçiren ilk teknoloji şirketi olmaktan mutluluk duyuyoruz." dedi.

– "Gelirlerin yüzde 25'ini yeni teknolojilerden sağlamayı hedefliyoruz"

Aydın, 3 yıl içinde gelirlerinin yüzde 25'ini yeni nesil teknolojilerden ve yurtdışına ihracattan sağlamayı hedeflediklerini, yeni nesil teknolojilerle geliştirdikleri ürünler sayesinde hedeflerini uluslararası pazarlara taşıdıklarını ve yurt dışına açılmayı öncelikli gündemlerine koydularını vurguladı.

Yazılım ihracatına odaklanarak Türkiye’nin inovasyon potansiyelini açığa çıkaracaklarını belirten Aydın, şunları kaydetti:

"Araştırma ve ürün geliştirme işimizin merkezinde yer aldığı için İzmit'te bulunan Ar-Ge merkezimizi de kampüs içine taşıdık. Ar-Ge merkezlerinin şehir dışında veya izole yerlerde değil bizzat iş dünyasının kalbinde olması gerektiğini düşünerek aldığımız bu karar, ürün geliştirme, şirketlerin dijital ve analitik ihtiyaçlarına yeni nesil teknolojilerle çözüm bulma kasımızı güçlendirecek.

Ar-Ge merkezimizdeki çalışmalara 2020 yılında ciromuzun yüzde 7'si oranında yatırım yapacağız. Şu anda sanayi sektöründe 18, çimentoda 9, enerjide 11, sigortada 19 ve perakende sektöründe ise 17 proje olmak üzere katma değerli toplam 74 analitik proje üzerinde çalışıyoruz. Yalnızca bu analitik projeler sayesinde toplam 200 milyon TL değer yaratacağımızı öngörüyoruz. SabancıDx olarak yenilikçi ürün, hizmet ve çözümlerimizle yıl sonuna kadar bir önceki yıla göre yüzde 35'lik bir gelir artışı bekliyoruz."

– "Y ve Z kuşaklarının yetenekleri için bir cazibe merkezi olacak"

Aydın, SabancıDx Dijital Kampüs'ün Sabancı Holding bünyesinde olmayan şirketlerin de buluşabildiği, startuplarla tanışabildiği, ortak ürünlerin geliştirildiği, tüm paydaşları bir araya getiren şehrin içinde ama doğayla iç içe bir ekosistem olduğunu anlattı.

Yarısı mühendis olmak üzere yaklaşık 250 çalışanları için daha özgür bir iş ortamı hazırladıklarını ve farklı fikirlerin her zaman dinlendiği, çeşitliliğin önemsendiği bir kampüs düzeni oluşturduklarını anlatan Aydın, şöyle konuştu:

"Açık ofislerimizle mobiliteyi ve işbirliğini teşvik ediyoruz. Paylaşımı maksimize edecek tasarımlarla hiyerarşinin mekansal düzenini bir kenara bırakıyoruz. Çevik iş yapış şekillerimizle tüm sektörlerin ihtiyaçlarına çözüm üretmek için müşteri ve verim odaklı ekipler halinde çalışıyoruz. Bu yenilikçi iş modelinin 7/24 yaşayan, çalışırken keyif alınan, ilham veren, yeni nesil bir çalışma ortamı sunacağına, Y ve Z kuşaklarının yetenekleri için bir cazibe merkezi olacağına inanıyoruz. Bu ekosistemde iş dünyasını yazılımın gücüyle ve inovasyonla dönüştürecek bir işbirliği var, genç yetenekler için kendilerini geliştirebilecekleri imkanlar var, start-up'lar için iş fikirlerini gerçekleştirebilecekleri fırsatlar var; kısacası burada herkes için heyecan dolu bir gelecek var."

Dev teknoloji şirketleri kullanıcılarını dinliyor

İSTANBUL (AA) – Başta Silikon Vadisi ve Çin merkezli teknoloji firmaları olmak üzere dev teknoloji şirketleri, sadece telefon ve dizüstü bilgisayar markaları ile değil hemen hemen günlük yaşamın bütün alanlarında kullanılan cihazlar üretiyor. Üretilen cihazların insan hayatının bütün alanlarına yayılması sonucu, bilginin ve özel hayatın mahremiyeti konusu sık sık gündeme geliyor.

Cambridge Analytica skandalı ile 87 milyon Amerikalının verilerinin toplanarak 2016 Amerikan seçimlerini manipule etmek için kullanılması, mahremiyet ve veri güvenliği konusundaki tartışmaları daha da alevlendirmişti. Cambridge Analytica skandalının ardından gelen soruşturma sonucu Facebook, ABD Federal Ticaret Komisyonu tarafından 5 milyar dolar para cezasına çarptırılmıştı.

Cambridge Analytica’nın ardından veri skandalları son günlerde “ses dinleme” haberleri ile devam ediyor. Bloomberg sitesi tarafından geçilen habere göre Facebook, Messenger kullanıcılarının seslerini para verdiği üçüncü kişilere dinleterek yazıya döktürdü.

Habere göre, Facebook’un ödeme yaptığı firma çalışanları, sesli mesajların kime ait olduğunu ve nereden geldiğini bilmediklerini, kendilerinden sadece deşifre hizmeti istendiğini belirtti. Facebook dinlemelerden sadece “yazıya dökme hizmetine” izin veren kullanıcıların etkilendiğini açıkladı. Şirket yazıya dökme sisteminin konuşulanları doğru algılayıp algılamadığını kontrol etmek için böyle adım attığını belirtti.

Facebook ayrıca, Apple ve Google’ın yaptığı gibi bir haftadan fazla bir zamandır insan sesi incelemelerini durdurduklarını belirtti.

Facebook tek örnek değil

The Guardian sitesinde yer alan bir habere göre Apple şirketi, üçüncü kişilere ödeme yaparak Siri konuşmalarını analiz ettirmişti. Sitede yer alan habere göre şirket, sadece Siri isteklerinin az bir kısmının analiz edildiği ve bunun Siri’yi geliştirmek için yapıldığını vurgulanmıştı.

Motherboard sitesisinde yer verilen bir başka haberde ise Skype üzerinden kullanıcıların bazı konuşmalarını dinleyen Microsoft şirketi, mahremiyet politikalarına düzenleme getirdi. Şirketin yaptığı düzenlemede “Gerçek kişiler Cortana and Skype Translator ürünleri tarafından toplanan verileri dinleyebilir.” denildi.

Şirketler neden kullanıcıları dinliyor

Amazon, Apple ve Google yapılan dinlemelerini ürünlerinin daha geliştirmesi ve daha iyi hizmet vermesi için yapıldığını belirtiyor. Büyük şirketlerin kullanıcıları dinlemesi temelde makine öğrenmesine bağlı olan yapay zekalarını geliştirmek için yapılıyor. Günümüzde makine öğrenmesinin en önemli unsuru derin öğrenme (deep learning) temelde, algoritmanın mevcut verilerle beslenmesi ve ardından insan müdahalesine ihtiyaç olmadan verileri tanıması anlamına geliyor. Sadece ses sistemlerinde değil, günümüzde pek çok şirket, görüntü ve metin sistemlerini geliştirmek için kullanıcıların verilerinden faydalanıyor.

Ürün geliştirmenin haricinde şirketler yayımladıkları gizlilik politikası bildirisinde başka unsurlara da yer veriyor. Facebook’un gizlilik politikasını inceleyen AA muhabirinin elde ettiği verilere göre şirket, kullanıcılarının verilerini kullanıcılara kişiselleştirilmiş bir deneyim sunmak, doğru hedefe doğru reklamı gönderebilmek ve araştırma yapmak için de kullanıcı verilerini takip edebiliyor.

'Silikon Vadisi ve Çin'i reddeden üçüncü bir model bulmalıyız'

İSTANBUL (AA) – Kullanıcılara ait verilerin, şirketler tarafından ticari ve siyasi amaçlı kullanımı hızla yaygınlaşırken, son zamanlarda meydana gelen suistimaller kullanıcı verilerinin kullanımına dair kaygıları artırıyor.

İnternet üzerinde gerçekleştirilen tüm aktiviteler veriye dönüşüyor ve bu veriler sunucularda depolanıyor. Kullanıcıların ürettiği veri boyutundaki artış, büyük veri kavramının ortaya çıkmasına neden oldu. Teknoloji şirketleri yapay zeka ve makine öğrenimi gibi teknolojilerle büyük veriden faydalanmak için yatırımlar yapıyor.

Veri analiz kuruluşu Statista’nın verilerine göre, dünyadaki tüm kullanıcıların ürettiği senelik veri miktarı 2010 yılında 2 zettabyte (2,000,000,000,000 GB) iken, geçen yıl 33 zettabyte veri üretildi. Nesnelerin interneti gibi teknolojilerin etkisiyle, yakın gelecekte hayatımızdaki çoğu cihazın internete bağlı olacağı ve buna bağlı olarak üretilen veri miktarının 2025 yılında 175 zettabyte’a ulaşması tahmin ediliyor. Daha çarpıcı bir ifadeyle son 2 senede üretilen veri miktarı, insanlığın başlangıcından itibaren toplanmış veriden daha fazla.

Bunun yanısıra geçen yıl 42 milyar dolar seviyesinde olan büyük veri marketinin büyüklüğünün, 2025 yılında 90 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Kullanıcıların gözetimiyle elde edilen büyük veri, şirketlerin ürün stratejilerini oluşturma süreçlerinden, siyasi partilerin politik kampanyalarına kadar geniş bir yelpazede kullanılıyor.

“Büyük veri gözetimiyle insanlar biçimlendiriliyor”

AA muhabirine konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yale Üniversitesi’nde konuk araştırmacı olarak görev yapan Michael Kwet, büyük veri gözetiminin büyük şirketler lehine sömürüldüğünü ve bu durumun “gözetim kapitalizmi” olarak kavramsallaştırıldığını söyledi.

İstihbarat ajanlarının da Google ve Facebook gibi şirketlerin uygulamalar aracılığıyla elde ettikleri bu verilerden faydalanabildiğine dikkati çeken Kwet, şunları kaydetti:

“Bu insanlar için çok kötü bir durum. Örneğin Facebook gibi bir şirket, 2 milyarın üzerinde insan hakkında neden hoşlanıyorlar, arkadaşları kim, hangi siteleri ziyaret ediyorlar, fare imleci ekranda nerede ve ne kadar duruyor gibi her şeyi izleyebiliyor. Bu çok aşırı bir örnek. Teknoloji devleri ayrıca milyarca insanın nasıl düşündüğü ve hissettiğini de biçimlendiriyor. Bir takım psikolojik hilelerle kullanıcıların bilinçaltı eğilimlerinden faydalanarak onların sitelerinde daha fazla zaman harcamasını ve daha fazla reklam izlemesini sağlıyorlar.”

Dev teknoloji şirketleri insanları bağımlı yaparak manipüle ediyor

Dev teknoloji şirketlerinin milyarlarca insanı kendi ürünlerine bağımlı kılarak çok büyük miktarda veri topladığına dikkati çeken Kwet, şunlara vurgu yaptı:

“Bu ürünler aracılığıyla insanlar takip ve manipüle ediliyor. Google’nin eski ürün müdürü Tristan Harris’e göre bizim telefonlarımız bir kumar (slot) makinesi gibi onu her elinize aldığınızda bir ödül arıyorsunuz. Yeni bir bildirim var mı? Biri sizin durumunuzu beğendi mi? Teknoloji şirketlerinin kendi ürünlerini nasıl bağımlılık haline getirdiklerini görmek için Snapchat tarafından uygulanan ‘Snapstreak’ uygulaması örnek olarak gösterilebilir. Bu uygulama ile üç gün art arda bir arkadaşına snap atman istenir. Bu da özellikle çocukların telefonlarına ulaşamadığında strese girmelerine sebep verir. Tristan Harris’e göre bu gibi tasarımlarla insanların Snapchat’i daha fazla kullanmalarına sebep oluyor.”

“Silikon Vadisi ve Çin’i reddeden üçüncü bir model bulunmalı”

Kwet, gözetim kapitalizminden en fazla gelişmekte olan ülkelerin etkilendiğini, bu ülkelerin yeni Facebook ve Google yaratarak bu savaşı kazanamayacağını ifade etti.

Gelişmekte olan ülkelerin bu alanda gelişmiş ülkelerle yarışacak veri ve kaynağa sahip olmadığını anlatan Kwet, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Örneğin Uber bir şehre giriyor ve oradaki yerel taksileri öldürüyor. Google ve Facebook online reklam endüstrisini siz fark etmeden hakimiyeti altına alır ve yerel medya yok olur. Biz Silikon Vadisi ve Çin’in oluşturduğu dijital toplumu reddeden üçüncü bir model bulmalıyız. Bu alternatif teknolojiler, yeni kanunlar ve düzenlemeler ve eğitim gerektiriyor. Burada özgür ve açık kaynaklı yazılımlar çok önemli. Bu yazılımlar herkese uygulamayı anlama, değiştirme ve paylaşma imkanı sunar. Bu da küresel çapta insanlara kendi bilgisayar tecrübelerini kontrol etme olanağı verir. Çünkü herhangi bir kişi o uygulamayı istediği şekilde paylaşabilir ve yazılımın çalışma şeklini değiştirebilir.”

“Dijital sömürgeciliğe karşı internet merkeziyetsizleştirilmeli”

Gelişmekte olan ülkelerin dijital sömürgeciliğin önüne geçmek için internetin merkeziyetsizleşmesini ciddiye almak zorunda olduğunu anımsatan Kwet, şunları kaydetti:

“İnsanlar eğer başka birinin sunucusunda ise özgür ve açık kaynaklı kodları kontrol edemez. Biz Facebook’un bulut teknolojisindeki özgür ve açık kaynaklı yazılımlar kullansak bile kontrol bizde olmaz. Çünkü bu yazılım Facebook tarafından çalıştırılır ve kontrol edilir. Aynı durum, Google Docs, Apple iWork ve diğer merkezi bulut sistemleri için de geçerlidir. Bu sorunun çözümü için dijital dünyanın önde gelen yenilikçileri FreedomBox and Solid gibi projelerle merkeziyetsiz interneti öneriyorlar. Evdeki pahalı olmayan bir kişisel bulut, senin kişisel verilerini saklar ve akıllı cihazlarını kontrol etmeni sağlar. Merkeziyetsiz (dağıtılmış) sunucular Facebook gibi herkesin verilerini alan şirketlerin aracılığı olmadan arkadaşlarla konuşmak için de kullanılabilir.”

“Özgür ve açık kaynaklı yazılım alternatifleri artırılmalı”

Kwet, gözetim kapitalizmine karşı mahremiyet ile ilgili güçlü yasaların büyük önem taşıdığını belirterek, devletlerin kamu yararı taşıyan teknolojilerine destek vererek ve yasalar yaparak vatandaşlarını koruyabileceğini söyledi.

Dijital dünyadaki statükoyu değiştirmek için interneti yeniden yapılandıracak bir vizyon gerektiğini ifade eden Kwet, ABD’nin gözetimine imkan sağladığı ve ABD’deki “veri merkezine veri taşıdığı gerekçesiyle Microsoft’un bulut servisi Office 365’in Almanya’nın Hesse eyaletinde yasaklandığını hatırlattı.

Kwet, Almanların uyguladığı bu yasağın mahremiyet sorunu için çözüm olmadığını aktararak, şu değerlendirmede bulundu:

“Eğer Google, Microsoft ve Apple daha şeffaf olurlar ve verilerini Almanya’da depolarlarsa tekrar bulut merkezli gözetim yapılmasına izin verilecek. Bu defa Alman devleti de bu veri merkezlerinden erişim talep ederek öğrencilerini denetleyebilecek. Ülkeler Almanya’nın yaptığının ötesine geçmeli ve öğrencileri gözetim altında tutan bütün yazılımları yasaklamalı. Uygulanacak yasak Silikon Vadisi şirketlerinin ürünlerini okullardan uzak tutabilir. Özgür ve açık kaynaklı yazılım alternatifleri artırılmalı. Bu gözetim kapitalizmi ve dijital sömürgeciliğe karşı büyük bir zafer olacaktır.”