Süleymaniye

Süleymaniye'de hüzünlü bayram sabahı

İSTANBUL (AA) – İstanbul'un simgelerinden olan ve Mimar Sinan'ın kalfalık eseri Süleymaniye Camisi Ramazan Bayramı sabahına ilk kez sessiz girdi.

Tarihi yarımadada yer alan ve yüzyıllardır ihtişamıyla büyüleyen Süleymaniye Camisi Ramazan Bayramı sabahında yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında kapalı kaldı.

Osmanlı Devleti'nin en büyük padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a inşa ettirilen ve asırlardır heybetinden ödün vermeden ayakta duran Süleymaniye Camisi, Ramazan Bayramı sabahı görevliler dışında boş kaldı. Görevli müezzin sabah ezanını okuduktan sonra Kur'an-ı Kerim tilaveti yaptı.

Camide bulunan görevliler, sosyal mesafe kuralına uyarak sabah namazını kıldı.

Süleymaniye Camisi Müezzini Mehmet Koçyiğit, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 25 yıldır camide görevli olduğunu, son iki ayda yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle sıkıntı yaşadıklarını belirtti.

Koçyiğit, özellikle cuma ve bayram namazlarında Süleymaniye Camisi'nin cıvıl cıvıl olduğunu vurgulayarak, "Teravihlerde ramazan aylarında güzel seslerle cemaatimizin ilgi ve alakasıyla çok güzel günler geçirdik. Bu son 2 aydır, özellikle Ramazan-ı Şerif çok sönük geçti. Bayram sabahındayız. Camimiz boş. Biz fert olarak namazlarımızı kıldık. Bayram sabahı burayı tıklım tıklım dolmuş halde görmemiz lazımdı. Ama maalesef böyle boş halde bir bayram sabahını geçirdik." dedi.

29 Mayıs'ta camilerde cuma namazının cemaatle kılınmasın anlamlı olacağını belirten Koçyiğit, "Cumaları geliyoruz camimiz boş, 29 Mayıs günü itibarıyla cuma namazlarının camilerimizde kılınmaya başlanması İstanbul’un fethi münasebetiyle anlam taşıyor. Salgın hastalık nedeniyle camilerimizin boş olması tabii ki bizi üzdü, hüzünlendirdi." diye konuştu.

Süleymaniye Camisi'nde hatalı restorasyon iddiası

İSTANBUL (AA) – İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürü Mürsel Sarı, Süleymaniye Camisi'ndeki restorasyon çalışmalarında hata olmadığını belirterek, "Durum bizim restorasyon çalışmamızdan önce de böyleydi sonra da aynı şekilde kaldı." dedi.

Restorasyon çalışmalarında yanlışlık yapıldığı yönündeki haberlerin asılsız olduğunu dile getiren Sarı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kıbleye göre sol harim giriş kapısında kullanılan ayetlerin sıralamasında yanlışlık olmadığını söyledi.

Sarı, bazı basın organlarında, tablaların onarım sırasında yerlerinin karıştırıldığı yönündeki iddiaların doğru olmadığını belirterek, "Sağ üst tablada Sad Suresinin 50. ayeti, sol üst tablada ise Sad Suresinin 49. ayeti yer alıyor, fakat kapı tablalarındaki diğer örneklerde de olduğu gibi, 50. ayetin solda 49. ayetin ise sağda olması gerekiyor. Bu durum bizim restorasyon çalışmamızdan önce de böyleydi sonra da aynı şekilde kaldı, Süleymaniye Camii restorasyonunda hata yok." diye konuştu.

2007, 2013 yıllarındaki restorasyonlarda kapılara müdahale etmediklerini, sadece temizlik ve vernikleme işlemi yapıldığını kaydeden Sarı, şöyle konuştu:

"Sağda yer alması gereken ayetin solda, solda yer alması gereken ayetin sağda olduğunu biliyoruz. Kesinlikle bir restorasyon hatası yok. Kapılar mevcut, eski halinden temizlenmiş haliyle durmaktadır. Kapımız, restorasyona başlamadan önce neyse, şu anda da aynı şekildedir. Bu durumda ayetlerin mana bütünlüğü açısından herhangi bir sorun teşkil etmiyor, restorasyon öncesinde olduğu gibi şimdi de aynı şekilde duruyor. Fakat kapıyı kapattığınız zaman buradaki ayetlerin Türkçedeki sıralanışı gibi olduğunu görüyoruz fakat bu durum da restorasyondan önce aynıydı, farklı değildi."

Sarı, ayetlerin yerinin değiştirilip değiştirilmeyeceği konusunda müzakere edildikten sonra nihai kararın verileceğini sözlerine ekledi.

Bir devrin güç simgesi 'Süleymaniye Külliyesi'

İSTANBUL(AA) – Osmanlı İmparatorluğunun 10. Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın gücü ve Mimar Sinan’ın dehasının vücut bulduğu Süleymaniye Külliyesi, 462 yıldır ihtişamını koruyor.

Yahya Kemal’in “En güzel mabedi olsun diye en son dinin / Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin” dizeleriyle ruhaniyetini anlattığı Süleymaniye Külliyesi, İstanbul’un Suriçi’nde yer alan üçüncü tepesine, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a inşa ettirildi.

İmparatorluğun en simgesel yapısı ve konumu ile de İstanbul’un silüetinin en güzel parçası olan külliyenin yapımına 1550 yılında başlandı. Süleymaniye Külliyesi, imparatorluk topraklarının çeşitli yerlerinden getirilen malzemelerle 7 yılda tamamlandı.

Tarihçi Peçevi’ye göre külliyenin inşasına 896 bin 360 altın para ve 82 bin 900 akçe, yani yaklaşık 3200 kilo altın harcandı. Külliyenin 7 yıl süren inşasında bin 713’ü Müslüman, toplam 3 bin 523 işçi çalıştı.

Yaz aylarında günlük işçi sayısının 2 bine ulaştığı külliyede, Hassa Mimarlar Ocağı’nın elemanları, acemioğlanlar, diğer kapıkulu ocakları mensupları ile imparatorluğun dört bir yanından ücretli ustalar, işçiler ve forsalar görev yaptı.

Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilen anahtarla, devletin ileri gelenlerinin bulunduğu bir törende dualarla “Ya Fettah” diyerek 15 Ekim 1557’de külliyeyi hizmete açtı.

Külliye 15 bölümden oluşuyor

Külliye, cami, Rabi Medresesi, Salis Medresesi, Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Tıp Medresesi, Kanuni Sultan Süleyman Türbesi, Hürrem Sultan Türbesi, türbedar odası, darüşşifa, darüzziyafe, Darülhadis Medresesi, tabhane, Mimar Sinan Türbesi ve hamam olmak üzere 15 bölümden oluşuyor.

Külliyenin hiç kuşkusuz en önemli bölümünü heybetin ve zerafetin bütünleştiği Süleymaniye Camisi oluşturuyor.

Mimar Sinan’ın diğer eserlerinde olduğu gibi Süleymaniye Camisi de sadeliği ihtişama dönüştürebilmiş mabetlerden biri.

Caminin kitabelerinde kullanılan süslemeler ile bezemeler, başlı başına birer estetik harikası.

Mihrabın iki yanındaki pencerelerde çini madalyonlarda Fetih Suresi, caminin ana kubbesinde ise Nur Suresi yazılı. Camideki yazılar meşhur hattat Ahmed Karahisari Şemseddin Efendi ve talebesi Hasan Çelebi tarafından yazıldı. Daha sonra kazasker Mustafa Efendi de bazı yazılar ilave etti.

Yaklaşık 30’ar tonluk ve dört halifeye adanan 4 fil ayağı, caminin 26,50 metre çapında ve 53 metre yükseklikteki kubbesini taşıyor.

Dört minare, Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’un fethinden sonraki 4. on şerefe ise Osmanlı’nın 10. padişahı olduğunu simgeliyor.

Bin kubbeli külliye

İstanbul’un silüetine damga vuran eserler arasında yer alan külliyedeki yapılar, ortadaki caminin çevresinde “U” şeklinde sıralanıyor. Külliyenin üzerinde ise bin kubbe bulunuyor. Külliyeye giriş, farklı isimlerdeki 11 kapıdan yapılıyor.

Evvel Medresesi ve Sani Medresesi ile Rabi Medresesi ve Salis Medresesi külliyede yer alan iki ayrı medrese topluluğu.

Evvel ve Sani Medresesinin üstünde Süleymaniye kitaplığı yer alıyor. Külliyenin güneydoğu köşesinde Süleymaniye hamamı, kuzeyinde darüşşifa ve bimarhane mevcut.

Külliyede, Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan ve Mimar Sinan Türbeleri’nin yanı sıra tabhane (düşkünlerevi / bakımevi), çarşılar ve sıbyan mektebi de bulunuyor.

Süleymaniye Külliyesi’ne bağlı Mülazimler Medresesi, Daru’l-Hadis, Daru’l-Kurra, Medrese-i Salis ve İmaret, 2018-2019 akademik yılından itibaren İbn Haldun Üniversitesine bağlı Medeniyetler İttifakı Enstitüsü, İslami İlimler Fakültesi, İslami İlimler Enstitüsü, Süleymaniye İlim ve Araştırma Merkezi ile Onur Programına ev sahipliği yapıyor.

“Sinan, tamamen kendi tekniğini uyguladı”

Ömrünün yaklaşık 30 yılını Mimar Sinan’ı tanımaya ve eserlerindeki detayları gün yüzüne çıkarmaya adayan İnşaat Yüksek Mühendisi Vahit Okumuş, Süleymaniye Külliyesi’nin mimari tarih açısından önemini AA muhabirine değerlendirdi.

Mimar Sinan’ın Süleymaniye Külliyesi’ni alt ve üst yapı olarak bütünüyle ele aldığını belirten Okumuş, “Mimar Sinan, tabhanenin altına bir sarnıç yapmış. Böylece, Süleymaniye Camisi’nde toplanan yağmur sularının, tabhanenin altındaki sarnıca gitmesini sağlıyor.” dedi.

Okumuş, Osmanlı’nın külliyeleri, insanların bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir şehir olarak kurduğunu dile getirdi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın, Süleymaniye Külliyesi hizmete açıldıktan sonra camide görev yapacak imam için iki dil bilme ve beşeri bilimler eğitimi almış olma şartlarını koyarak ilan verdiğini anlatan Okumuş, “Çünkü camiye gelecek ziyaretçiler olacağı için dil bilen imam ilanı veriyor. Böylece ilk defa bir camiye hoca tutuluyor. Bu çok önemlidir.” diye konuştu.

Mimar Sinan’ın, Süleymaniye Külliyesi’ni inşa ederken benzerlerini örnek almadığını, tamamen kendi tekniğini uyguladığını aktaran Okumuş, “Süleymaniye Camisi ilk inşa edildiğinde 2 minarelidir. Kanuni Sultan Süleyman’ın ısrarı üzerine son cemaatin dışına 2 minare daha eklemiştir.” dedi.

“Sesi havada 3,5 saniye tutan adamdır”

Süleymaniye Külliyesi’nin çok sade bir yapı olduğunu belirten Okumuş, “Mimar Sinan, mimarisine o kadar güvenir ki süslemez aslında. Sinan’ın mimarisi, doğal bir mimaridir. Kubbeyi, yumurtanın yuvarlak kısmını örnek alarak yapmıştır. Bulduğu şey, doğal mimaridir ve çok sıcaktır, insanı içine çeker. Süleymaniye’de bulduğun rahatlığı Yavuz Sultan Selim Camisi ile Fatih Camisi’nde bulamazsın. Akustiğini hiç bir yerde bulamazsın. Bugün o akustiği yapacak kimseyi bulmak çok zordur. Çünkü çok büyük bir bilim gizlidir içinde. Sesi havada 3,5 saniye tutan adamdır. Nasıl yapmıştır onu bilmiyorum. Kubbenin tepe noktasını da hoparlör olarak kullanıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Külliyenin, ilk kuruluş amacına uygun varlığını sürdürmesinin mümkün olduğunu dile getiren Okumuş, “Bütün eserler, kullanılmayan yerler kesinlikle bozulur. Ben o nedenle kullanılmalarından yanayım. Onarımlarını değiştirmemeleri lazım. Caminin içine bile ayakkabılık yapıyorlar, akustiği bozuyorlar.” ifadesini kullandı.

“Hedefimiz Süleymaniye'yi Floransa gibi yapmak”

İSTANBUL (AA) – İbn Haldun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Şentürk, Süleymaniye Külliyesi'nin İbn Haldun Üniversitesi'ne tahsis edilen kısmında eğitim ve kültür çalışmaları yapmak istediklerini belirterek, "Hedefimiz burayı İtalya'daki Floransa gibi dünyanın en seçkin, en güzide mekanlardan biri haline getirmek." dedi.

Eğitim, mimari, tarih, sanat ve yönetim konularının ele alınacağı 2. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumu, bir kısmı İbn Haldun Üniversitesine tahsis edilen Süleymaniye Külliyesinde başladı.

Sempozyumun açılışında konuşan Şentürk, Süleymaniye'de Süleymaniye'yi konuşmanın kendileri için gurur verici bir faaliyet olduğunu ifade ederek, "Öncelikle Süleymaniye'nin asli hüviyetine kavuşması, yeniden bir ilim-bilim, eğitim merkezi haline gelmiş olması ve uluslararası düzeyde üst düzey prestijli çalışmalarıyla tanınmış saygın bilim insanları tarafından burada yapılıyor olması tarihi açıdan son derece önemli." dedi.

Buradaki tarihi binanın daha önce harabe haline ve restoran olarak kullanıldığını belirten Şentürk, İbn Haldun Üniversitesi tarafından asli misyonuna kavuşturulduğunu söyledi.

Süleymaniye'nin kendileri için büyük bir emanet olduğuna vurgu yapan Şentürk, şöyle konuştu:

"Nasıl ki asırlarca alimler bu mekanları kullandılar, buralarda çok iyi ilmi çalışmalar yaptılar, biz de aynı şekilde devam edeceğiz. Burayı sadece biz kullanacağız demiyoruz, diğer üniversitelerimiz de kurumlarımız da bu mekanları kullanırlarsa biz memnun oluruz ve böylece ihya edilmiş olur bu mekanlar. Bu yıl burada 2. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumunu gerçekleştiriyoruz. Bu tarihi yerleşke restore edilerek hem üniversitemize hem de tüm Türk ve İslam kamuoyunun hizmetine sunulacak."

Kanuni Sultan Süleyman tarafından yapılan Süleymaniye Külliyesi'nin dönemin en önemli ilim merkezi olduğunu anlatan Şentürk, "Şimdi biz de İbn Haldun Üniversitesi'ne tahsis edilmiş kısmında burada kültür, eğitim hüviyetini icra etmek istiyoruz. Hedefimiz burayı İtalya'daki Floransa gibi dünyanın en seçkin, en güzide mekanlardan birisi haline getirmek." dedi.

İbn Haldun Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Bilal Erdoğan ise sempozyumun hayırlara vesile olmasını dileyerek, şunları söyledi:

"Buradaki önemli, tarihi kurumu, medreseyi yeniden kendi misyonuna dönüştürmek üniversitemiz için çok büyük bir gurur meselesidir. Bunun diğer vakıf eserlerinin orijinal misyonuna uygun döndürülmesine örnek teşkil etmesini umut ediyoruz. Birçok medresemiz maalesef medrese olmaktan çok uzak, akademik hayata hizmet etmeyen bazı misyonlar için kullanılıyor. Bir çoğu ne iyi bakım görüyorlar ne de iyi işler için kullanıyorlar. Bunların özellikle üniversiteler tarafından kendi misyonlarına uygun hizmet eder hale getirilmesi arzulanan, güzel bir şey. Süleymaniye'de, Kanuni Sultan Süleyman döneminin koşulacak olması yerinde. Bunun her yıl olması buranın bir referans merkezi haline gelmesi anlamına da geliyor."

İbn Haldun Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Halil Berktay da Süleymaniye Külliyesi'nin tarihi anlamda benzersiz ve emsalsiz olduğuna dikkati çekerek, buranın kendilerine tahsis edilmesinden dolayı büyük sorumluluk yüklendiklerini ifade etti.

Külliyeyi kendi mülkleri olarak görmediklerini vurgulayan Berktay, "Bütün bir evrensel bilim camiası adına kendimizi buranın emanetçisi olarak görüyoruz ve evrensel açılımlarla hem geleneğe hem de çağımıza uygun estetik ve bilimsel çözümlerle değerlendirmeyi umuyoruz. Bu 2. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumu da bizim İbn Haldun Üniversitesi ve Tarih Bölümü olarak, giderek dışa açılmamız, daha geniş networklara erişme hamlemizin bir parçası." dedi.

İbn Haldun Üniversitesi Medeniyetler İttifakı Enstitüsü (MEDİT) tarafından düzenlenen sempozyum yarın da devam edecek.