TASAM

“Türkiye, kendi silah sistemlerini üretir hale gelmiştir”

İSTANBUL (AA) – Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Fahri Erenel, Türkiye'nin savunma sanayisindeki son projelerinin gelişmesiyle Dünya Savunma Ligi'nde 3. lige atladığını belirterek, "Platformları yerli ve milli geliştirdiğimiz zaman birinci lige geçme ihtimali son derece yüksek olacaktır. Türkiye kara, deniz ve havacılık sistemlerinde, özellikle 3 gün önce denize indirilen Türkiye'nin milli gemi projesi MİLGEM dediğimiz sistemle kendi silah sistemlerini üretir hale gelmiştir." dedi.

TASAM Milli Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından "Geleceğin Güvenliği" ana temasıyla bu yıl dördüncüsü düzenlenen İstanbul Güvenlik Konferansı'nda konuşan Erenel, geleceğin güvenliğini sağlamada güç unsurlarının dinamik ve akışkan olmasının son derece önem taşıdığını söyledi.

Bunun sağlanmasında ülkelerin ekonomik ve teknolojik gücünün etkili olacağının altını çizen Erenel, "Her gelişen sistem kendisiyle birlikte hukuk ve silahlı kuvvetlerin eğitimini ve diğer sistemlerini de değiştiriyor. Ülkelerin ulusal güvenlik stratejilerine de son derece önemli etki yapıyor. Lazer silahları, yapay zeka veya siber silahlarla ilgili hukuki anlamda da düzenlemeler yapılıyor." diye konuştu.

Otonom sistemlerde artık insana ihtiyaç duyulmaması yönünde çalışmalar yapıldığını ancak ABD'nin 2012'de açıkladığı otonomiye yönelik kullanılan sistemlerin çoğunun insanlar tarafından yönetildiğini aktaran Erenel, insanın kullandığı, insan tarafından yetki verilmiş, yarı otonom ve tam otonom olmak üzere 4 farklı silah sisteminin olduğunu, bunların gelecekte savunma endüstrisinin gelişimine ışık tutacağını belirtti.

Erenel, tam otonom sistemler sivil ölümlerine neden olduğu takdirde bunun suçlusunun kim olacağının hukukta henüz karşılığının bulunmadığına işaret ederek, "Ülkeler, Soğuk Savaş'ta ortaya çıkan 'güvenlik ikilemi' kavramına düşmeden kendi refah ve bekasına yetecek şekilde mutlaka silahlanmalıdır." dedi.

– "Ülkelerin hava savunma sistemleri ön plana çıkıyor"

Birinci Dünya Savaşı'ndan günümüze silah sistemlerinin gelişimi hakkında bilgi veren Erenel, şöyle devam etti:

"Ülkeler her zaman savaşın gidişatını değiştirecek özellikte stratejik bir silaha ihtiyaç duyarlar. Bu stratejik silah yerinde ve zamanında kullanılarak, sayısal nitelik ve nicelik olarak üstün bir orduyu durdurmuştur. Türkiye, 'Türk siper' adı verilen alçak irtifalı hava savunma sisteminin projesine başladı. Bunu da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen konuşmasında ifade etmişlerdi. Ülkelerin hava savunma sistemleri ön plana çıkmaya başlıyor."

Türkiye'deki savunma endüstrisinin gelişimine de değinen Erenel, "Türkiye savunma sanayisinde son projelerin gelişmesiyle Dünya Savunma Ligi'nde 3. lige atlamış görünüyor. Platformları yerli ve milli geliştirdiğimiz zaman birinci lige geçme ihtimali son derece yüksek olacaktır. Türkiye kara, deniz ve havacılık sistemlerinde, özellikle 3 gün önce denize indirilen Türkiye'nin milli gemi projesi MİLGEM dediğimiz sistemle kendi silah sistemlerini üretir hale gelmiştir. Roket, füze ve mühimmatta oldukça ileri bir seviyeye geldik. Kendi milli piyade tüfeğimizi ürettik. Afrin'de, Zeytindalı'nda, Güneydoğu'da, her yerde kendi tüfeğimizi kullanıyoruz. Savunma sanayisinde birçok ülkeye de buradan ürün satıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

– "Türkiye ile Katar arasındaki güvenlik anlaşması iki ülkenin çıkarına"

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lolwah-Rashed Al-Khate de Katar'ın Türkiye'ye 15 milyar dolarlık yatırım yapmasının iki ülke ilişkileri açısından önemini vurguladı.

İki ülke arasındaki güvenlik anlaşmasının, Körfez ülkelerinin de güvenliğini sağlayacak hususta kabul edildiğini dile getiren Al-Khate, şöyle konuştu:

"Bu düşüncelerden hareketle koalisyon ve iş birliği meclislerinin oluşması şunu gerektirir, ülkeler arasındaki ilişkiler sağlam bir düzeye ulaşmıştır ve birinin güvenliği diğerinin güvenliği haline gelmiştir. Burada yapay güvenlik anlaşmalarından bahsetmiyoruz. Sahaya aktarılmış, iş birliği güvenliklerinden bahsediyoruz ki o halihazırda devam etmektedir. Katar ve Türkiye arasındaki güvenlik anlaşmaları her iki ülkenin de çıkarına katkıda bulunacak esaslar ve ilkeler doğrultusunda yapılmaktadır. Burada Körfez İşbirliği Konseyi'ne üye ülkelerin güvenliği dışlanmış değil, Körfez ülkelerinin güvenliğini de tek kefede irdeliyoruz."

Konferans, diğer katılımcıların konuşmalarıyla sürüyor.

8. Dünya İslam Forumu

İSTANBUL (AA) – Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Başkanı Süleyman Şensoy, "İçerisinde bulunduğumuz zaman bilgi, bilgiye dayalı ürünler ve bilgiye dayalı bir ekonomi çağı." dedi.

TASAM'ın düzenlediği 8. Dünya İslam Forumu'nda konuşan Şensoy, din, dil, tarih ve coğrafya kardeşliğini karşılıklı bağımlılık temelinde derinleştirmek için Dünya İslam Forumu'nun küresel bir ağ olarak her yıl daha da güçlendiğini söyledi.

Şensoy, "Bilgi ve bilgiye dayalı ürünler temelli gelişen yeni küresel ekosisteme İslam dünyasının uyum sağlaması, etkin olması ve kendi arasında entegrasyonu güçlendirmesi için bu çalışmalara devam edeceğiz." dedi.

Avrupa'da sanayi devrimi ile makinenin topraktan daha değerli hale geldiğini ve bunun ulus devletleri doğurduğunu ifade eden Şensoy, ulus devletler ve büyük devletler çağının hep birlikte yaşandığını söyledi.

Şensoy, devamla şunları kaydetti:

"İçerisinde bulunduğumuz zaman bilgi, bilgiye dayalı ürünler ve bilgiye dayalı bir ekonomi çağı… Bilgi çağı, mikro milliyetçiliğin teşvik edildiği bir dünyayı meydana getirdi. Bunu, çevre ülkeler dahil yaşadığımız türbülanstan görebiliriz ve önümüzdeki 10 yıl için çok olumsuz senaryolar var. Uluslararası devlet üye sayısının 400 ila 2 bin arasında olabileceği yönünde güçlü öngörüler var ve mikro milliyetçilik entegrasyonu da tetikliyor."

İslam dünyasında entegrasyonu derinleştirmek için tarihi bir fırsat olduğunu ifade eden Şensoy, "Bu fırsat yaklaşık 10 yıldır önümüzde var. Geçen 10 yılı çok iyi kullanamadığımız kanaatindeyim." dedi.

– "Batı problemlerini birlikte çözüyor"

Milli Türk Talebe Birliği Genel Başkanı İsmail Emrah Karayel de "Özellikle Batı'ya baktığımızda problemleri birlikte çözdüklerini, İslam dünyasına baktığımızda hep ayrılmayı tavsiye ettiklerini görüyoruz." ifadesini kullandı.

Karayel, İkinci Dünya Savaşı'nın insanlığın en kanlı savaşlarından biri olduğunu, Batı'daki toplumların birbirini katlettiğini, milyonlarca insanın öldüğünü, bunun sonucunda Avrupa Birliği (AB) ile bunu bitirdiklerini söyledi.

Uluslararası Afrika Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamal Mohammad Obeid ise "Batı sömürüsü bizim içimize girince yıllarca bizi içeriden kemirdi ve böylelikle bizleri dağıttı." ifadesini kullandı.

Eğitime çok önem verilmesi gerektiğini vurgulayan Obeid, Hartum'daki Uluslararası Afrika Üniversitesi'nde bu ilkeyi uygulamaya çalıştıklarını söyledi. Obeid, "23 eğitim dalında 80 ülkeden öğrenciyi bağrımıza bastık. Onların eğitimlerine katkıda bulunuyoruz." dedi.

Dünyanın birçok ülkesinden devlet adamları, akademisyenler, araştırmacılar, diplomatlar ve STK temsilcilerinin katıldığı 8. Dünya İslam Forumu kapsamında çeşitli etkinlikler de gerçekleştirilecek.

‘ABD bölgede uluslararası hukuku dikkate almıyor’

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve IPIS Başkanı Dr. Seyyed Kazem Sajjadpour (sağda) ve TASAM Başkanı Süleyman Şensoy (solda) toplantıya katıldı. ( Zeynep Rakipoğlu – Anadolu Ajansı )

İSTANBUL

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Politik ve Uluslararası Araştırmalar Kurumu (IPIS) Başkanı Dr. Seyyed Kazem Sajjadpour, bölgeye gelen üçüncü tarafların ülkelerin arasını açmaya çalışmasıyla bölge insanının zarar görmeye başladığını belirterek, “ABD, bölgede, uluslararası hukuk normlarını dikkate almıyor. Kendi müttefiklerini bile dinlemiyorlar. Türkiye’nin güvenlik endişesi var ama ABD bunu dikkate almıyor.” dedi.

Sajjadpour, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ve IPIS iş birliğiyle Bayrampaşa’da bir otelde düzenlenen ”Türkiye-İran Sürdürülebilir Strateji” ana temalı “10. Türkiye-İran Yuvarlak Masa Toplantısı”nda, bu toplantılarla Türkiye-İran ilişkileriyle ilgilenen kişilerin bir araya gelerek, ikili ilişkilere bir katma değer sağladığını söyledi.

Bölgedeki sorunların ne şekilde idrak edildiğinin ve bu bağlamda Türkiye ve İran’ın nasıl analiz edilebileceğinden bahseden Sajjadpour, bölgesel politikaların ve oyuncuların soğuk savaş sonrası dönemde yükseldiğini kaydetti.

Sajjadpour, zamanla bölgenin açık bir hale geldiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bölgedeki bütün oyuncuları düşünelim. Katar küçük bir devlettir belki ama oyuncudur. Türkiye de bir oyuncudur fakat stratejik önemi var. İran da aynıdır. Bizim bölgemizde Türkiye ve İran en önemli oyuncular. Onun dışında Suudi Arabistan da önemli. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de önemli bir oyuncu, bunu Yemen’de yaptıklarına bakınca görebiliyorsunuz. Türkiye-İran ilişkilerinin oyun değiştirici bir etkisi olmaya başladı. Türkiye ve İran daha yakın bir iş birliği yapmaya başladığından beri özellikle Suriye konusunda Rusya’yla yaptıkları iş birliğiyle oyunun kurallarını değiştirdi. Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulması meselesi vardı. O zaman planlanan süreç bizim iş birliğimizle oyunun kurallarını değiştirdi. Oyun değiştirici olabilme görevi benim bahsetmek istediğim son noktaydı.”

”ABD, uluslararası hukuk normlarını dikkate almıyor”

Bölgede yüzyıllardır var olduklarını dile getiren Sajjadpour, şu değerlendirmelerde bulundu:

”Üçüncü taraflar gelmeye başlayıp, ülkelerin arasını açmaya çalışınca bölge insanı zarar görmeye başladı. ABD, bölgede, uluslararası hukuk normlarını dikkate almıyor. Kendi müttefiklerini bile dinlemiyorlar. Türkiye’nin güvenlik endişesi var ama ABD bunu dikkate almıyor. Büyük devletler buradaki peyzajı ve jeopolitiği değiştirmeye çalışıyorlar. Bu dışarıdan empoze edilme uluslararası oyuncularla yapılmaya çalışılıyor. Bunların başarısız olması bekleniyor. Çünkü doğal değiller. Herhangi bir empoze ediş başarısızlığa mahkumdur. İran devrimi doğal bir yanıttı. İran devrimi ile bu süreç devam etti. İran devriminin doğallığı, yerli olması, bölgeden gelmesi ve içinden gelmesi, bölge ile ilgili söylediğim süreçlerin yansımasıdır. Bölgeyi yeniden şekillendirmek isteyenler ciddiler. Burada yeni bir soğuk savaştan bahsetmiyorum. Ama bunları dikkate almalıyız. Bölgelerin vereceği doğal yanıtlara inanıyoruz. Türkiye İran arasındaki ilişkiler bölgesel barışa ve güvenliğe katkı sunmakta.”

”İsrail’le birlikte yarattığı müttefiklik bölgeden çekilmesine izin vermiyor”

ABD ile ilgili kafa karışıklığı olduğunu söyleyen Sajjadpour, ”Bunlardan bir tanesi Trump meselesi, attığı tweetler ve şahsiyeti… Amerika’da var olan bir kurum var ve işliyor. Bu beyefendiyi kontrol ediyor. Amerika bölgede yorulmuş durumda çünkü planları gerçekleşemedi. Sözde Irak demokrasinin yaratıcısı olacaktı. İki devlet (Türkiye ve İran) de buna karşı çıkmıştı. Ne olduğunu gördük. Bunun bir başarısızlık olduğunu Obama söyledi. Amerikalı meslektaşlarımla konuştuğumda bölgeden çekilmeyeceklerini anlıyorum. İsrail’le birlikte yarattığı müttefiklik onun bölgeden çekilmesine izin vermiyor.” ifadelerini kullandı.

Amerika’nın bölgede askeri güçleriyle var olmaya çalıştığını, askeri kararlar alma ve müttefik seçme eğiliminde olduğunu belirten Sajjadpour, Arabistan ve BAE’yle yapılan bu müttefikliğin şahsiliğe dönüştüğünü anlattı.

Rusya’nın stratejik bir eylem içerisinde olduğunu ve ne yaptığını bildiğini ifade eden Sajjadpour, sözlerini, ”Rusya’nın politikası daha organize ve düzenli gibi görünüyor. Bu politikada kendisi daha kademeli ve önemli bir role geçti. Rusya’nın yardımıyla Suriye’de Astana ve Soçi süreci başladı. Çin’in küresel bir perspektifi var. ABD’yle karşı karşıya gelmekten kaçınacaklar. Ortadoğu’ya gelmeleri pek mümkün görünmüyor. Belki Afganistan ve Pakistan. Amerikan’nın okyanus ötesi üstünlüğüne karşı bir dengeleme politikası güdebilir. Bu bizim yararımıza olabilir. Bütün kontrol Amerikanın eline verilmemeli. Dış oyuncular çeşitlendirilmeli. Bu yüzden Çin, Rusya ve Avrupa önemli.” şeklinde tamamladı.

”Varlığımızı devam ettirebilmek için birbirimize bağlanmalıyız”

İran Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Araştırma ve Eğitim Merkezi Başkan Yardımcısı ve Büyükelçi Morteza Daman Pak da  ”Biz varlığımızı devam ettirebilmek için birbirimize bağlanmalıyız. İran ve Türkiye’nin püskürtülmesi gibi politikalar var. Ama iki ülke de buna karşı aktif rol oynayabilir. Bunun için iş birliği yapmalı. Böylece bu gibi çabalara karşı koyabiliriz. Terörist gruplar ve aşırıcılar her iki ülkeyi de tehdit ediyor. Bu İran’a ortaklık için sebep veriyor. Bu iş birliğini konuşurken bu tehditlerin nasıl ortadan kaldırılabileceği de düşünülmelidir. ” diye konuştu.

Muhabir: Zeynep Rakipoğlu