TİHEK

TİHEK Başkanı Süleyman Arslan Kırıkkale'de ziyaretlerde bulundu

KIRIKKALE (AA) – Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı (TİHEK) Süleyman Arslan, Kırıkkale İl Göç İdaresi Müdürlüğü ve çeşitli kurumları ziyaret etti.

Arslan, gazetecilere yaptığı açıklamada, her zaman vatandaşların hizmetinde olduklarını belirterek, ceza infaz kurumları, geri gönderme merkezleri, nezarethaneler ve huzurevi gibi mekanlara ziyaretler yaparak, oralardaki kişilerin insan onuruna yaraşır bir şekilde kalıp kalmadıklarını takip ettiklerini söyledi.

Yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle bir müddet ziyaretlere ara verdiklerini anımsatan Arslan, şunları kaydetti:

"Ziyaretlerimize bugün itibarıyla tekrar başladık. İlk olarak da Kırıkkale'de bulunan geri gönderme merkezini ziyaret edelim dedik. Aynı zamanda Kırıkkale'de bulunan insan ticaretinin mağdurlarının bulunduğu sığınma merkezi var, orayı ziyaret ettik. Bu merkezler hakkında bilgi aldık. Gerçekleştirdiğimiz ziyaretler uzun süreli olmuyor ancak bu ziyaretlerimiz neticesinde ilgili kurumlar da denetim altında olduklarını hissetsinler diye düşünüyoruz. Bugünkü ziyaretimizde sığınma evine gittik, orada bulunan mağdur kişi ile görüştük. Yetkililerin değerlendirmelerini aldık. Daha öncesinde Kırıkkale Valisi Yunus Sezer'i ziyaret ettik."

Daha sonra İl Göç İdaresi Müdürü ile görüşerek bilgiler aldıklarını dile getiren Arslan, "Buradan çıkıp geri gönderme merkezini ziyaret ederek raporlamamızı yapacağız. Bu raporlar bizim kurulumuzda değerlendiriliyor. Gerekli kamu kurumuna ve ilgili kişilere tavsiyelerde bulunuluyor." diye konuştu.

Arslan, Türkiye'de 3 milyonu 500 bin civarında geçici barınma belgeli Suriyeli mülteci olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"35 bin civarında Afgan, 15 bin civarında da Iraklı insanımız bulunuyor. Bunlar misafirlerimiz. Onları da farklı yerlerde misafir ediyoruz. Ülkemizde yaşayan insanlar kim olursa olsun burada kaldıkları müddetçe insan onuruna yaraşır şekilde misafirimiz olmalarını, alıkonulma merkezlerinde ve geri gönderme merkezlerinde gidinceye kadar insani şartlarda kalmalarını önemsiyoruz."

“İnsan Haklarını Koruma Mekanizmaları Bağlamında TİHEK” video konferansı

ANKARA (AA) – Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) Başkanı Süleyman Arslan, "Güvenlik Konseyinin yapısı, veto yetkili üyeleri yönünden Paris Prensipleri'nin 'çoğulculuk' ilkesine aykırı. İnsan hakkı ihlali bizzat bu beş ülkeden biri tarafından gerçekleştirildiğinde, veto hakkı göz önünde bulundurulursa insan hakları sisteminin işler ve saygı duyulabilir olmasından söz edemeyiz." ifadelerini kullandı.

Kurumdan yapılan açıklamaya göre, TİHEK ile Üsküdar Üniversitesi iş birliğiyle "İnsan Haklarını Koruma Mekanizmaları Bağlamında TİHEK" konulu video konferans düzenlendi.

Programa, Arslan ile Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı katıldı.

Arslan, buradaki konuşmasına, Azerbaycan'ın kuruluşunun 102. ile İstanbul'un fethinin 567. yıl dönümünü kutlayarak başladı.

Medya, sivil toplum kuruluşları ve eğitim kurumlarının bir araya gelerek insan hakları eğitimi çalışmaları yapması gerektiğini belirten Arslan, bu eğitimin küçük yaşlarda başlamasının önemine işaret etti.

Arslan, "30 yaşındaki kamu personeline görevdeyken insan hakları ihlali nedeniyle müdahale etmektense, 5 yaşında ona hak bilinci ve hakkaniyetli davranmayı öğretirseniz sorunlarımız büyük ölçüde zaten ortadan kalkar." değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası kuruluşların insan hakları alanındaki çalışmalarını değerlendiren Arslan, BM Güvenlik Konseyinin çoğulcu, demokratik ve bağımsız olmadığını belirtti.

Arslan, şöyle devam etti:

"Güvenlik Konseyinin yapısı, veto yetkili üyeleri yönünden ulusal insan hakları kurumlarının taşıması gereken niteliklere dair çerçeveyi belirleyen Paris Prensipleri'nin 'çoğulculuk' ilkesine aykırı. Örneğin insan hakkı ihlali bizzat bu beş ülkeden biri tarafından gerçekleştirildiğinde, veto hakkı göz önünde bulundurulursa, insan hakları sisteminin işler ve saygı duyulabilir olmasından söz edemeyiz. Bu mekanizmaların tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor."

Üniversitelere, bünyelerindeki öğrenci kulüpleri ve sivil toplum kuruluşlarına insan hakları alanında hazırladıkları raporları kendilerine de göndermeleri çağrısında bulunan Arslan, "Böylece hem o kurumlar TİHEK ile beraber çalışarak kendi kapasitelerini geliştirmiş olur hem de biz bu bilgilerden faydalanmış oluruz." ifadelerini kullandı.

Kurumun kısa sürede 2 uluslararası sempozyum düzenlediğine dikkati çeken Arslan, bunlardan birinin "İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek", diğerinin de "Ailenin Korunması Hakkı" temalarıyla gerçekleştirildiğini bildirdi.

TİHEK'ten Otizmli Çocukların Eğitim Hakkı ve Ayrımcılık Yasağı Raporu

ANKARA (AA) – Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla, "Otizmli Çocukların Eğitim Hakkı ve Ayrımcılık Yasağı Raporu"nu yayımladı.

TİHEK'in yazılı açıklamasında, 2 Nisan'ın, Birleşmiş Milletler tarafından otizm konusunda farkındalık yaratmak ve otizm ile ilgili sorunlara çözüm bulmak amacıyla "Dünya Otizm Farkındalık Günü" olarak ilan edildiği anımsatıldı.

Bu kapsamda, kurumun, Otizmli Çocukların Eğitim Hakkı ve Ayrımcılık Yasağı Raporu'nu yayımladığı ve raporun dört ana bölümden oluştuğu kaydedildi.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Otizm Vakfı temsilcileriyle otizmli çocukların eğitim hakları ve ayrımcılıkla mücadele konularında çözüm önerilerine yönelik istişarelerde bulunularak hazırlanan raporda, Tohum Otizm Vakfı'nın da yazılı görüşleri alındı.

Raporda, otizm spektrum bozukluğu kavramına ilişkin bilgiler ve otizmli bireylerin eğitim hakkından faydalanmalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı verilerinin yanı sıra ayrımcılık yapmama ve eşitlik ilkesi, özellikle engellilik bağlamında ele alınıyor.

Ayrıca otizmli bireylerin uluslararası insan hakları hukukunda sahip olduğu içermeci eğitim hakkı, içermeci eğitimin faydaları ve bu hakkın etkili bir şekilde kullanılabilmesi için ne gibi önlemler alınması gerektiği ile Türkiye'de otizmli bireylerin eğitim hakları ve bu haktan faydalanmalarında karşılaştıkları sorunlara yer verilen raporda, bu konuda alınabilecek tedbirler konusunda da önerilerde bulunuluyor.

– "Özel eğitim saatleri artırılmalı, özel okullara da kabul zorunluluğu getirilmeli"

Rapordaki önerilere göre, özel gereksinimli bireylerin eğitim hakkını güvence altına alan yasal çerçevenin, daha güçlü bir koruma sağlayabilmesi açısından 573 sayılı KHK Engelli Hakları Sözleşmesi, 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ile 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu'na uygun bir şekilde güncellenmesi gerekiyor.

İlgili bütün kamu kurum ve kuruluşlarının koordinasyonunda içermeci eğitim hakkının daha etkin bir şekilde hayata geçirilebilmesi için sistematik veri toplanmasına ihtiyaç bulunuyor. Tüm velilerin ve öğrencilerin bilinçlendirilmesi açısından kaynaştırıcı, farkındalık artırıcı faaliyetlerin yoğunlaştırılması önem taşıyor.

Raporda yer alan diğer öneriler ise şöyle:

"Her çocuğun kendi mahallesindeki okula gidebilmesi için gerekli destekler sağlanmalı. Otizmli çocukların eğitim ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla geliştirilen ve devletin desteğiyle ücretsiz verilen, 8 saati bireysel, 4 saati grup olmak üzere ayda 12 saatlik özel eğitim saatleri artırılmalı.

Özellikle otizmli çocuğu olan ailelerin, kayıt yaptırabilecekleri okullar ve okulların kabul koşulları hakkında bilgiye açık erişimini sağlamaya yönelik düzenlemeler yapılabilir. Sosyo-ekonomik açıdan daha az avantajlı olan otizmli ögrenciler, içermeci eğitim politikalarının yanı sıra diğer aile fertleriyle birlikte desteklenmeli. Devlet okullarında olduğu gibi özel okullarda da otizmlilerin kabul edilmesi zorunlu olmalı. Otizm spektrum bozukluğu tanısı olan çocukların ne kadarının temel beceri eğitimlerinden faydalanabildiğine dair izleme ve değerlendirme süreçleri geliştirilmeli."

Raporda, ayrıca otizmli ögrencilerin genel eğitim kurumlarına kabullerine engel olmaya çalışan okul iderecilerinin öncelikle otizm, kaynaştırma eğitimi, ayrımcılık yasağı hakkında bilgilendirilmesi, öğretmenlere de farkındalık artırıcı eğitimler verilmesi, sahadaki uygulamaların etkin bir şekilde izlenmesi ve denetlenmesi gerektiği kaydedildi.

Tüm eğitim fakültelerinde de otizm, içermeci eğitim hakkı, engelliliğin insan hakları ve ayrımcılık yasağı ile ilgili bilgilerin müfredata girmesinin önemine vurgu yapılan raporda, yapılan çalışmalarda olanakları kısıtlı, toplumun en yoksul kesiminde yer alan ağır otizmli bireylerin de gözetilmesi gerektiği belirtildi.

– "Farkında ol, ayrımcı olma"

Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen TİHEK Başkanı Süleyman Arslan da Dünya Otizm Farkındalık Günü'ne ilişkin, "Farkında ol, ayrımcı olma" çağrısını yaptı.

Arslan, yayımlanan rapora yönelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Başta eğitim olmak üzere otizmli bireylerin, uluslararası insan hakları hukukunda ve kendi yasalarımızda tanınan bütün temel hak ve özgürlüklerden ayrımcılık yapılmaksızın etkili bir şekilde faydalanabilmesi en temel haklarıdır. Bu hakkın etkili bir şekilde kullanılabilmesi adına kurumumuz çalışmalarını sürdürmektedir. Kurumumuzca hazırlanan Otizmli Çocukların Eğitim Hakkı ve Ayrımcılık Yasağı Raporu'nun, otizmli bireylerin temel hak ve özgürlüklerinden eşit bir şekilde faydalanabilmesine ve ülkemizde konuya ilişkin farkındalığın arttırılmasına katkı sağlamasını temenni ediyoruz."

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumundan 28 Şubat mağdurları için çağrı:

ANKARA (AA) – Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) İkinci Başkanı Mesut Kınalı, 28 Şubat sürecinde maddi ve manevi kayba uğrayanlara ilişkin, "Yasal düzenlemeler yapılarak, en azından baskı altında taraflı yargı tarafından yargılananlar için yeniden yargılama yolu açılmalıdır." dedi.

Kınalı, Kurumun 28 Şubat postmodern darbesinin 23'üncü yılı dolayısıyla bir otelde düzenlediği toplantıda yaptığı konuşmada, Milli Görüş hareketinin kurucu lideri, eski başbakanlardan merhum Necmettin Erbakan'ı, vefatının 9'uncu yılında rahmetle andığını söyledi.

Türkiye'nin çok partili siyasi hayata geçtikten sonra her 10 yılda bir darbe ve muhtıralara sahne olduğunu ifade eden Kınalı, bunların sonucu olarak TBMM ve siyasi partilerin kapatıldığını, millet iradesinin hiçe sayıldığını ve başta yaşam hakkı olmak üzere temel insan haklarının çiğnendiğini dile getirdi.

Kınalı, 28 Şubat darbesinin yapısı ve sonuçları açısından diğer darbelerden farklı olduğuna dikkati çekerek, bu darbenin doğrudan halka ve onun yaşam biçimine karşı yapıldığını söyledi.

– "Yeniden yargılama yolu açılmalı"

Bu darbenin en önemli aktörlerinden Fetullahçı Terör Örgütü'nün, buna her yönüyle lojistik ve maddi destek verdiğine işaret eden Kınalı, bu örgütün darbenin toplum üzerindeki etkisini artırmak için çalıştığını kaydetti.

Kınalı, 28 Şubat darbesinin mahkeme tarafından mahkum edildiğini ancak mağdurların büyük bir bölümünün hala mağduriyetlerinin giderilmediğini dile getirerek, şunları söyledi:

"15 Temmuz FETÖ hain darbe girişimine karşı tanklar önüne yatarak şehit ve gazi olan kahramanlar nasıl övgüye layıksa 28 Şubat sürecinin acımasızlığına göğüs gererek direnenler de övgüye layıktır. Zira çoğu kişinin kutsal değerleri bile ayaklar altına alarak paye kapma yarışına girdiği bir dönemde bu kişiler maddi kayıplara ve psikolojik travmalara rağmen onurlu duruşlarını sürdürmüşlerdir. Bu nedenle 28 Şubat sürecinde maddi ve manevi kayba uğrayan bütün kesimlerin mağduriyetleri bir an önce giderilmelidir. Bunun için gerekirse yasal düzenlemeler yapılarak en azından baskı altında taraflı yargı tarafından yargılananlar için yeniden yargılama yolu açılmalıdır."