Türk Nöroloji Dernegi

Türk Nöroloji Derneğinden beyin sağlığı için “temiz çevre” vurgusu

KONYA (AA) – Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, son yıllarda yapılan uluslararası araştırmalarda, hava kirliliğinin inmeye yol açtığının açık şekilde kanıtlandığını bildirdi.

Öztürk, yaptığı yazılı açıklamada, Dünya Çevre Günü'nün yaşam için ideal ortam oluşturan biyo çeşitliliğin korunması için kutlandığını aktarı.

Hava kirliliğinin sağlık üzerindeki etkisinin son yıllarda uluslararası kurumların da ilgisini çekmeye başladığına işaret eden Öztürk, kirliliğe bağlı ölümlerin ise yılda yaklaşık 9 milyona ulaştığını anımsattı.

Hava kirliliğinin inme ve beyin üzerindeki etkilerinin önemsenmesi gereken acil bir konu olduğuna dikkati çeken Öztürk, şunları kaydetti:

"Hava kirliliği bütün dünya nüfusunu etkileyen bir olaydır. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda hava kirliliğinin inmeye yol açtığı açık bir şekilde kanıtlanmıştır. 'Küresel Hastalık Yükü' hesaplanması için 1990-2013 yılları arasında 188 ülkede yapılan çalışmalarda, hava kirliliğinin yüzde 30'a kadar inmeye sebep olabildiği sonucu ortaya çıkmıştır. Hava kirliğinin zararlı etkileri en çok, gelişmekte olan ülkelerde ve daha önce inme geçmişi veya damar hastalıkları olan kişilerde görülmektedir."

İnmenin, dünyada en yaygın ölüm ve fonksiyon kaybına neden olan hastalık gruplarından biri olduğunu hatırlatan Öztürk, "Çevreyi korumak ve çevresel kaynakları uygun ve zararsız bir şekilde kullanmak dünyadaki yaşam çeşitliliğini korumak için şarttır. Hava kirliliği kesinlikle sadece bireysel korunma düzeyinde kalacak bir durum değildir, aynı zamanda toplumsal düzeyde dikkate alınmalıdır." ifadesini kullandı.

55. Ulusal Nöroloji Kongresi

ANTALYA (AA) – Türk Nöroloji Derneği (TND) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Neşe Çelebisoy, "Türkiye'de yüzde 16 genel sıklık içeren migrenin görülme sıklığı kadınlar için yüzde 25'lere kadar ulaşıyor." dedi.

Türk Nöroloji Derneği tarafından düzenlenen "55'inci Ulusal Nöroloji Kongresi" Antalya'da başladı.

Dernek Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Neşe Çelebisoy, Serik ilçesi Belek turizm merkezindeki bir otelde gerçekleştirilen kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında baş ağrısıyla ilgili bilgiler verdi.

''Primer baş ağrıları'' olarak adlandırılan, bir başka hastalıkla ilişkili olmayan baş ağrılarının en sık nedeninin migren olduğunu kaydeden Çelebisoy, migrenin toplumda çok sık görülen bir hastalık olduğunu söyledi.

Türkiye'de her 4 kadından 1'inde migren olduğunu dile getiren Neşe Çelebisoy, "Yüzde 16 genel sıklık içeren migrenin görülme sıklığı kadınlar için yüzde 25'lere kadar ulaşıyor. Tanı, sadece öyküye dayanılarak konulabiliyor." diye konuştu.

Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk ise bu yıl 55'incisini gerçekleştirdikleri kongreye yurt içi ve dışından 1500 civarında nöroloğun katıldığını belirtti.

Bu yılın konusunun yaygın olarak görülmeye başlayan bir hastalık grubu olan ''hareket bozuklukları'' olduğunu ifade eden Öztürk, "Bu hastalık ülkemizde de son derece yaygın, 150 binlere varan rakamlar var. Sadece parkinson hastalığı değil ama diğer hareket bozuklukları da yaygın. Bunlar tedavi edilebilir olma özelliği taşıyor. Erken tanı ve tedavisi mümkün olan, özellikle yaşam kalitesinin artırılabileceği bir grup." şeklinde konuştu.

Dernek Saymanı Prof. Dr. Cavit Boz da MS hastalığı ve alternatif tedaviler hakkında bilgi verdi.

MS hastalığının özellikle gençlerin hastalığı olduğuna vurgu yapan Boz, bu hastalığın 20-40 yaş arasında daha sık görüldüğünü dile getirdi.

Cavit Boz, ''Uzun vadeli, kronik bir hastalık. Hastalığın farklı yüzleri var. Bir hastalık diğerine benzemiyor. Son dönemde hastalığın gidişi olumlu yönde değişti. MS eskiden yüksek olasılıkla iz bırakan hastalık şeklinde biliniyordu. Ancak, özellikle son 5-10 senede artan tedavi seçenekleri ile hastalık kontrol edilmeye başlandı. Hastaların çoğu artık yaşamlarını normale yakın devam ettirilebilecek duruma geldi. Erken ve uygun zamanda tedavi yapıldığı zaman, hastaların gelecekleri daha parlak oluyor ve özürlülük riski azalıyor." ifadelerini kullandı.

Kongre, 21 Kasım'da sona erecek.

“Her 5 kadından birinde migren var”

İSTANBUL (AA) – Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, "Migrenin kadınlarda görülme oranı erkeklere göre daha fazladır. Her 5 kadından birinde migren görülürken, erkeklerde bu oran 10'da 1'dir." dedi.

Türk Nöroloji Derneği ve Beşiktaş Belediyesince 22 Temmuz Dünya Beyin Günü kapsamında Levent'teki Zübeyde Ana Kültür ve Sanat Merkezinde migren için farkındalık etkinliği düzenlendi.

Programda konuşan Prof. Dr. Öztürk, migren hastalığı hakkında bilgi verdi.

Migrenin, kişinin tüm hayatını etkilediğini anlatan Öztürk, "Bazen hastalar tarafından üzerinde çok durulmuyor ve ciddi tedavi olanakları aranmıyor. Bunun üzerine de kişi yıllarca yaşam kalitesi düşmüş bir şekilde hayatını sürdürür. Migrenin kadınlarda görülme oranı erkeklere göre daha fazladır. Her 5 kadından birinde migren görülürken, erkeklerde bu oran 10'da 1'dir. Global olarak ise her 7 kişiden 1'inde ortaya çıkıyor." diye konuştu.

Öztürk, migrenin 4-72 saat süren, genellikle tek taraflı, zonklayıcı, orta veya şiddetli, fizik aktivite ile şiddetlenen bulantı, kusma veya ses-ışık hassasiyetinin eşlik ettiği ağrı ataklarıyla seyrettiğini kaydetti. Bu belirtilerin yanında bazen görme bozuklukları, kol bacakta uyuşukluk, güçsüzlük, konuşma bozukluğu gibi durumların da ağrıya öncülük veya eşlik ettiğini sözlerine ekledi.

– "Türkiye'de migren hastalığı oranı yüzde 16"

Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu Moderatörü Prof. Dr. Sabahattin Saip, ebeveynlerinde migren olanların çocuklarında da migren görülme oranının yüksek olduğuna vurgu yaptı. Saip, "Yüzde 60 gibi bir aileden geçiş oranı var. Yani birinci derecede akrabada, anne ve babada migren varsa çocukları da miras gibi almış durumdalar. Daha ergenlik çağında çocuklar 'Annemde vardı, babamda vardı, bende de başladı.' diyebilirler." ifadelerini kullandı.

Migrenin dünya çapında hemen hemen her ülkede görüldüğünü belirten Saip, "Migrenin ırksal farklılık yok. Dünyada şu toplumda az görülür gibi bir şey yok. Dünyanın her bölgesinde, tarihte hep var olmuş bir durum aslında. Mesela Japonya’da bu oran yüzde 8 ile düşük olmakla birlikte, dünyada ortalama yüzde 10'dur. Türkiye, yüzde 16 ile en sık görülen ülkeler arasında bulunuyor. İtalya yüzde 16, Fransa yüzde 12, İsviçre yüzde 13, Danimarka yüzde 10." bilgisini verdi.

Migren ataklarının farklı nedenleri olabileceğine değinen Saip, bir atağı açlığın başka bir atağı da uykusuzluğun tetikleyebileceğini ifade etti.

Prof. Dr. Sabahattin Saip, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bazı yiyecekler özellikle mayalı yiyecekler, irite edici içecekler örneğin kötü kokulu bir içecek süreci tetikleyebilir ya da mayalı bir peynir. Çok yorgun ve stresli dönemler, hava değişimi, lodoslu havalar, gün içinde işe yetişme telaşı bu süreci başlatabilir. Çok uyumak, az uyumak veya çok yorulmak ağrıyı tetikleyebilir, birden sevinme ya da birden üzülme migreni başlatabilir. O gelgitlere karşı bir refleks olarak süreç başlıyor."

Nöroloji alanında emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Fethi İdiman ise hastaların ağrıyı hafifletmek amacıyla başa buz koyma, yorganın altına girme, tütsü koklama gibi farklı yöntemlere başvurduğunu söyledi.

Migrenin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İdiman, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Atakların önlenmesi ya da atakların hızla giderilmesi temeline dayanarak yapılır tedavi. Migren nörolojik uzmanlarınca yapılmalıdır. Hasta sağdan soldan duyduğu uydurma önerileri duymazdan gelmelidir. Migren tedavisinde sülük, hacamat gibi uygulamaların yeri yoktur, tehlikelidir. Migren tedavisi yalnızca hekim kararı ile gerçek anlamda bilimsel temelde yapılabilir."

“2030 yılı için hedef, inmeyi yüzde 10 azaltmak”

İSTANBUL (AA) – Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, 2030 yılı için uluslararası hedefin inmeyi yüzde 10 azaltmak ve inme hastalarının yüzde 90'ının inme ünitelerinde izlenmesini sağlamak olduğunu belirterek, "Türkiye’de yılda 40 bin kişinin inme nedeniyle hayatını kaybettiğini düşünürsek, 2030 yılında en az 4 bin kişinin hayatının kurtulması anlamına gelmektedir." dedi.

Türk Nöroloji Derneği Beyin Damar Hastalıkları, Nöroyoğun Bakım ve Girişimsel Nöroloji Bilimsel Çalışma Grupları ev sahipliğinde 14-16 Eylül'de düzenlenecek "2. Türkiye İnme Akademisi" öncesinde, InterContinental Hotel'de beyin damar hastalıklarındaki son gelişmelerin ele alındığı basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıda konuşan Öztürk, serebrovasküler hastalıkların en ciddi tablosunu oluşturan inmenin dünyada ve Türkiye'de birinci öncelikli sağlık problemi olmaya devam ettiğini anlattı.

İnmeye neden olan risk faktörlerinin artışının sürdüğüne ve globalleştiğine dikkati çeken Öztürk, yaşlı nüfusun giderek artmasıyla inme sıklığının da arttığını vurguladı.

Öztürk, inme ile mücadele eden bütün nöroloji derneklerinin hastalığın tanınması, önlenmesi, inme merkezlerinde etkin akut tedavi ve inme sonrası rehabilitasyonun geliştirilmesi için hedefler oluşturduklarına işaret ederek, "Bu hedefler Avrupa Konseyi ve ülke sağlık bakanlıklarıyla paylaşılmaktadır. 2030 yılı için uluslararası hedef, inmeyi yüzde 10 azaltmak ve inme hastalarının yüzde 90'ının inme ünitelerinde izlenmesini sağlamaktır. Türkiye’de yılda 40 bin kişinin inme nedeniyle hayatını kaybettiğini düşünürsek, 2030 yılında en az 4 bin kişinin hayatının kurtulması anlamına gelmektedir." diye konuştu.

– "Risk faktörleri engellenirse inmeyi yüzde 90 engelleyebiliriz"

İnmenin risk faktörlerinin sıralamasında hiper tansiyonun birinci olduğunu vurgulayan Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hipertansiyon, inmelerin yüzde 40'ından sorumlu. Ülkemizde de aynı şekilde. Bunu kötü beslenme alışkanlıkları, yüksek yağlı diyet ya da sodyum oranı yüksek diyet takip ediyor. Yani tuz tüketimini kısıtlamanın bile inme sıklığını azaltacağını öngörebiliriz. Obezite, sigara kullanımı, kalp hastalıkları özellikle ritim bozuklukları, inme risk faktörlerinin başında geliyor. Obezite, bütün dünyada ne yazık ki artan bir risk. Buna bağlı olarak diyabet oranı arttı. Uyku apneleri, sigara, alkol kullanımı bir risk faktörü. Hava kirliliği yine yeni eklenen bir risk faktörü. Yeterince fiziksel egzersiz yapmama da inmeyi tetikliyor. Günde yarım saat orta ritimde yürümek, inmeyi büyük ölçüde önleyebiliyor. Bütün inme risk faktörleri engellenirse, inmeyi yüzde 90 oranında engelleyebiliriz."

Öztürk, bu hedeflere ulaşmayı amaçladıklarını ve geçen yıl ilki yapılan, inmeyi her yönüyle bilimsel ve stratejik olarak gözden geçiren Türkiye İnme Akademisi'nin bu amaca ulaşmada çok önemli katkıları olacağına inandıklarını dile getirerek, ülkede inme tanı ve tedavi sistemini kurup uygulayan nörologların bu toplantıdan sonra daha da donanımlı olarak hizmet vermeye devam edeceklerini söyledi.

– "Türkiye'de inme merkezlerinin sayısı hızla artıyor"

Türk Nöroloji Derneği Girişimsel Nöroloji Bilimsel Çalışma Grubu Moderatörü Prof. Dr. Özcan Özdemir de beynin ana damar tıkanıklığına bağlı inmelerde genellikle bulgular oluştuktan sonra ilk 6 saat içinde anjiyo yoluyla beyin damarındaki pıhtının değişik cihazlarla alınması sonucu normalde başkasına bağımlı olabilecek hastaların yüzde 50-60’ının kendi yaşamlarını bağımsız olarak yaşayabildiklerini anlattı.

Bu gelişmeyle son zamanlarda tıp literatüründe rastlanabilecek en dramatik iyileşmenin elde edildiğini aktaran Özdemir, "Kateter yolu ile müdahale, ülkemizde nörologlar tarafından belli bir eğitim sonrasında yapılmaktadır. 2018 yılı içinde toplam 20 merkezde, 28 girişimsel vasküler nörolog Türkiye'nin değişik yerlerinde kateter yolu ile pıhtı alma işlemini yapmaktadır. Amacımız bu sayıyı ciddi bir eğitim stratejisi ile arttırmaktır. Türkiye'de inme merkezleri ve girişimsel nörologların sayısı hızla artıyor." ifadelerini kullandı.

– "Erken tanı, erken müdahale imkanı veriyor"

Türk Nöroloji Derneği Nörolojik Yoğun Bakım Bilimsel Çalışma Grubu Moderatörü Prof. Dr. Ethem Murat Arsava ise inmenin engellenmesi, tanısının konması ve tedavi edilmesi bakımından strateji geliştirmenin çok zor bir hastalık olduğunu belirtti.

İnme hastalığının zorluklarının altında iki önemli nedenin ön plana çıktığına işaret eden Arsava, inmenin tanısı ve tedavisi konusunda şu bilgileri verdi:

"Sık görülen bir hastalık olduğu gerçeği ve tanıdan tedaviye giden süreçte sürekli olarak zamana karşı yarış içerisinde olduğunuz bir hastalık olması. Diğer bir ifade ile tanı-tedavi anlamında yapacağınız planlamada tüm ülke genelini kapsayacak bir strateji gütmeniz ve bu strateji bünyesindeki hedeflere hızlı bir şekilde ulaşmanız gerekiyor. Erken tanı, bize erken müdahale imkanı veriyor. İnme başladıktan sonraki ilk 4 buçuk saat içerisinde tıkanan damarı açabilecek ilaç tedavisi verebiliyoruz. İlk 6 saat içerisinde gelen, hatta bazen daha da geç zaman dilimlerinde bizlere ulaşan belirli hastalara anjiyografi yöntemi ile damar açıcı uygulamalar yapabiliyoruz. Hasta erken dönemde inme merkezlerine ulaşırsa inme ile ilişkili komplikasyonları daha rahat engelleyebiliyoruz."