Türk Tarih Kurumu

Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumundan sosyal bilimleri tercih edecek öğrencilere burs

ANKARA (AA) – Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhammet Hekimoğlu, sosyal bilimler alanında tercihi yapacak üniversite öğrencilerine verilecek burslara ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Kuruluş kanununda Yüksek Kurum’un “sosyal bilimler bütünlüğü içinde tarih, dil, kültür alanında bilgi üretmek ve insan kaynağı yetiştirmekle görevli olduğunun” belirtildiğini anlatan Hekimoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Yüksek Kurumumuz bünyesinde, 1931 ve 1932’de kurulan Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu gibi iki güzide kurumumuz da görev yapıyor. Atatürk, bu iki kurumu çok önemli planlamalar ve yüksek bir idealle kurmuştur. Bu kurumlar, kurulduğundan bu yana tarih, arkeoloji, dil, sanat tarihi başta olmak üzere kültürün birçok alanında önemli çalışmalar yapıyor. Atatürk, bu kurumları, dünyadaki örneklerine benzer şekilde, ileride akademi olmaları hedefiyle kurgulamış. Biz de bu hedef doğrultusunda çağdaş gerekliliklere uygun olarak çalışmalar yapıyoruz.”

Atatürk’ün bu kurumlara verdiği değerin sadece sözle olmadığını vurgulayan Hekimoğlu, “İş Bankasındaki hisselerin nemalarını bu iki kuruma bağışlayarak, bu iki kurumun uzun ömürlü olmalarını güvence altına almıştır. Bizler Yüksek Kurum ve bağlı kurumlarımız olarak, onun milletine emaneti olan bu gelirleri, gerekli yerlere harcamak hususunda son derece titiz davranıyoruz.” dedi.

“Yeni burs stratejilerini belirlemede önemli bir cesaret kaynağı oldu”

Bu gelirlerin, yeni burs stratejilerini belirlemede önemli cesaret kaynağı olduğunu ifade eden Hekimoğlu, Türkiye’nin iyi bir insan kaynağı bulunduğunu söyledi. Hekimoğlu, organizasyon açısından birtakım problemleri olsa da bu insan kaynağını daha da geliştirerek, bilgi üretim stratejileri belirleyerek, stratejik bilgi üretimi üzerinde çalışacak, belli bir hedefe yönelik bilgi üretecek ve akademik bakış açısına sahip araştırmacılar yetiştirmek istediklerini dile getirdi.

Bugüne kadar lisans, yüksek lisans, doktora ve doktora sonrası burslar verdiklerini, bu yıl yelpazeyi daha da genişlettiklerini anlatan Hekimoğlu, Türk Tarih Kurumunun bu yıl tarih, sanat tarihi, arkeoloji, sosyoloji, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanlarında tercih yapacak öğrencilere burs imkanı tanıyacağını bildirdi. Hekimoğlu, bunun da Türk Tarih Kurumu açısından bir yenilik olduğunu vurguladı.

“Dil bölümlerinde birinci sırada tercih yapmış öğrenciler burslandırılacak”

Hekimoğlu, burslara ilişkin şu bilgileri verdi:

“750 liradan 2 bin liraya kadar bir burslandırma yelpazesi belirledik. Son yapılan YKS’de ilk bine girmiş, Türk Dil Kurumunun ve Tarih Kurumunun ilanda belirtilen alanlarında ilk 3 tercihine bu bölümleri yazarak yerleştirilen öğrencilere, 2 bin lira gibi çok ciddi bir burs vereceğiz. İlk 5 bine giren öğrencilere bin 500 lira, 5 bin ila 10 bin sıralamasına girenlere bin lira, 10 bin ila 15 binlik dilimde tercih yapanlara ise aylık 750 lira burs vereceğiz.

Bu yıl ilk defa, yabancı dil alanında tercih yapacak öğrencilere, ilk bine girmiş ve ilk tercihini ilana çıkacağımız dil bölümleri arasından yapacaklara 2 bin lira burs vereceğiz. Dil bölümlerinin hemen hepsinde birinci sırada tercih yapmış öğrenciler burslandırılacak.”

“Sosyal bilimlere nitelikli öğrenciler gelsin istiyoruz”

Bu bursları “başarı bursu” olarak tanımladıklarını belirten Hekimoğlu, şöyle devam etti:

“Türkiye’de başarılı öğrencilerimiz çok. Ama genelde bir algı vardır ki ‘Çok başarılı öğrenciler öncelikle tıp fakültesi, sonra hukuk fakültesini tercih eder.’ Kurumlarımızın görev alanına giren bölümler, yani dil bölümleri ve sosyal bilimler biraz dezavantajlı duruma geldi maalesef. Bunu avantaja dönüştürmek, YKS’de ilk 100’e, ilk bine girmiş öğrencileri sosyal bilimler alanlarına çekmek istiyoruz ki sosyal bilimlere nitelikli öğrenciler gelsin. Türkiye’nin bu alandaki ihtiyacını karşılayacak nitelikte bilim insanı, araştırmacı yetişsin.”

Hekimoğlu, Türkiye’nin kültür coğrafyaları ve komşularının dilleri olan Arapça, Arnavutça, Boşnakça, Bulgarca, Çağdaş Yunanca, Çince, Ermenice, Farsça, Fransızca, Hintçe, Macarca, İbranice, İtalyanca, İspanyolca, Japonca, Kürtçe, Rusça, Süryanice, Ukraynaca, Urduca ile Yunanca dil ve edebiyat ile mütercim tercümanlık bölümlerini tercih edecek öğrencilerin de burs imkanlarından yararlanabileceğini ifade etti.

Çift ana dal ve yan dal öğrencilerine burs imkanı

“Başarı düzeyi yüksek öğrencileri bu alanlara çekerek bu alanlarda bir sıçrama yapmak istiyoruz.” diyen Hekimoğlu, tarih, tarih eğitimi, tarih öğretmenliği, arkeoloji, sanat tarihi, antropoloji, coğrafya, sosyoloji ve siyaset bilimi bölümlerinden birinde 2020 yılında kayıt yaptırarak öğrenim gören ve bu sayılan dil programlarından birinde çift ana dal veya yan dal programına bu sene kayıt yaptıracak öğrencilere de burs vereceklerini bildirdi.

“Kültürümüzün yurt dışındaki görünürlüğünü sağlamayı amaçlıyoruz”

Yabancı dile önem verdiklerine, bu konuda özel bir amaçları olduğuna işaret eden Hekimoğlu, “Çeviri dendiğinde başka dillerden Türkçeye çeviri akla geliyor. Türkiye kabuğunu kırdı, Türkiye artık Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dünyada siyasi ve insani diplomaside çok ciddi bir konum elde etti. Çeşitli uluslararası kurumlarımız vasıtasıyla insani yardımlar ve destekler konusunda dünya artık Türkiye’yi bir numara kabul ediyor.” ifadelerini kullandı.

Kalıcı etki bırakacak şeyin, kültür diplomasisi olduğunu vurgulayan Hekimoğlu, şunları kaydetti:

“Türkiye’yi, Türkleri, Türk tarihini, Türk dilini, Türk edebiyatını, Türk sanatını, Anadolu medeniyetini, Türk İslam medeniyetini anlatacak yayınlar yapacak araştırmacılar yetiştirmemiz gerekiyor. Afrika, Asya, Güney Amerika’da bir kitapçıya girildiğinde ya da bir dergiye bakıldığında Türkiye’ye dair bir makalenin, Türkiye’yi anlatan bir kitabın o dillerde satılıyor olması, Kültür ve Turizm Bakanımızın da önem verdiği bir kültür diplomasisi hareketi olacak. Bu sayede insani diplomasiyi desteklemek ve siyasi önderliği kültür diplomasisiyle güçlendirmek, Türkiye’nin yurt dışındaki görünürlüğünü ve etkisini kalıcı hale getirmek istiyoruz.”

“Burs Takip Sistemi kurulacak”

Bu kapsamda kurum bünyesinde bir “Burs Takip Sistemi” kuracaklarını bildiren Hekimoğlu, “Böylece bursiyerlerimizin gerek eğitim hayatı boyunca gerekse iş hayatlarında kurumumuzla sıkı irtibatta olmalarını sağlayacağız. Bursiyerlerimizin akademik açıdan iyi yetişmeleri için onları Bilim Kurulu ve Haberleşme Üyelerimizle buluşturacağız.” dedi.

Hekimoğlu, düzenleyecekleri “Kariyer Günleri” kapsamında, Türkiye ve dünyada isim yapmış önemli tarihçileri, dil bilimcileri, sosyologları ve araştırmacıları bursiyerlerle bir araya getireceklerini belirterek, “Bu sayede gençlerimiz ufuklarını genişletecek ve dünya çapında bir bilim insanı olmayı hayal edecek.” diye konuştu.

Burslara ilişkin detaylar, “https://burs.ayk.gov.tr/” internet adresinden öğrenilebilecek.

Misak-ı Milli, kabul edilişinin 100. yılında anıldı

İSTANBUL (AA) – Türk Tarih Kurumu (TTK), Misak-ı Milli kararlarının kabul edilişinin 100. yıl dönümü dolayısıyla bir dizi anma etkinliği düzenledi.

"Milli And" anlamına gelen ve 28 Ocak 1920 tarihinde toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisinin gizli oturumunda kabul edilen 6 karardan oluşan "Misak-ı Milli"yi anma etkinlikleri, 100 yıl önce gizli oturumun gerçekleştirildiği Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen "100. yılında Misak-ı Milli" programıyla başladı.

Eski TBMM Başkanı ve AK Parti İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, programdaki konuşmasında, Misak-ı Milli kararlarının milli sınırların belirlendiği bir belge olarak hafızalarda yer aldığını anımsattı.

31 Mart 1877'de açılan Meclis-i Mebusan'ın yaptığı en kıymetli çalışmanın Misak-ı Milli kararlarını almak olduğunu belirten Yıldırım, bu kararların, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun, Amasya, Erzurum, Sivas güzergahında başlattığı İstiklal Mücadelesi'nde ele alınan ilkelerinin özeti olduğunu söyledi.

Yıldırım, Misak-ı Milli'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş belgesi olarak kabul edildiğine, milli mücadeleyi başarısızlığa mahkum etmek isteyen fitne odaklarına en güzel cevabın bu belgeyle verildiğine dikkati çekti.

Bugün Misak-ı Milli sınırlarına tam olarak ulaşılamamış olsa bile 780 bin kilometrekarelik vatan toprağının düşmandan temizlendiğini aktararak, şöyle devam etti:

"Bugün de milli egemenliği korumak ve devam ettirmek için büyük bir mücadele veriyoruz. Bu noktada en son yaşadığımız 15 Temmuz önümüzdeki en canlı örnektir. 15 Temmuz'da milletin istiklaline, istikbaline asker kılığına girmiş bir grup tarafından kastedilmeye çalışılmış, o gece Gazi Meclisimiz kahramanca bir direniş göstermiştir. Ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve millet olarak kadınıyla erkeğiyle genciyle yaşlısıyla topa, tüfeğe, uçağa, helikoptere, bombaya karşı göğüslerini siper ederek kahramanca ülkeyi teröristlerden temizlemiştir. Ay yıldızlı bayrağımız inmemiş, ezanlarımız dinmemiştir."

Milli irade ve egemenliğin olmadığı yerde bağımsızlıktan, insan haklarından ve güçlü ekonomiden söz edilemeyeceğine dikkati çeken Yıldırım, toprakları üzerinde bağımsız olmayan bir milletin egemenlik yetkisini asla kullanamayacağının altını çizdi.

Siyaset anlayışları gereği milletle birlikte olmayı çok önemsediklerini dile getiren Yıldırım, 100 yıl önce son Osmanlı Meclisi'nde alınan kararların hedefine ve ruhuna bugün de aynı şekilde bağlı olduklarını söyledi.

– "Mavi Vatan'da ülkemizin hükümranlık haklarını korumak için gayret gösteriyoruz"

Yıldırım, 100 yıl önce Türkiye'nin varlığı için tehlike teşkil eden tehditlerin bugün de bitmediğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Maruz kaldığımız tehditleri artık sınırlarımız içinde değil, sınırlarımız dışında karşılamayı esas alıyoruz. Bunu yapmak suretiyle Anadolu coğrafyasında ve 492 bin kilometrekare 'Mavi Vatan'da ülkemizin hükümranlık haklarını korumak için gayret gösteriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını, Türk milletinin hürriyetinin tehdit eden tehlikeleri yerinde bertaraf etmeyi esas alıyoruz. Kimsenin toprağında gözümüz yok. Irak'ta ve Suriye'de bölücü terör örgütleriyle mücadele ederken yine bu gerçekle hareket ediyoruz. Amacımız hudutlarımızın güneyinde bir şer kuşağı, bir terör oluşumunun önüne geçmek. Bunun için Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarını gerçekleştirdik.

Kıbrıs'ta 1974'te yaptığımız da budur, bugün Doğu Akdeniz'de oldubittiye getirilerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin haklarının gasp edilmesine karşı duruşumuz da budur. Libya ile Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması'nı gerçekleştirmemizin amacı da bu oldubittiye karşı gereken cevabı vermektir."

– "Misak-ı Milli bir hukuk belgesidir"

TTK Başkanı Prof. Dr. Refik Turan da Misak-ı Milli'nin hayati bir belge olduğunu anlattı.

Misak-ı Milli'nin "Misak-ı Peyman-i" olarak da adlandırıldığını ve "peyman"ın kavimleşme anlamına geldiğini aktaran Turan, Türk milletinin var olmak ve istiklal için kavimleştiğini söyledi.

O zamanki 168 kişilik parlamentodan sadece 72 kişinin toplanabildiğini kaydeden Turan, şöyle konuştu:

"Parlamento 12 Ocak'ta son derece zor şartlar altında açılmıştı. Bu metin, tehditkar bir atmosferin gölgesinde hazırlanmıştı. Şu ifadeyi her zaman çok sevmişimdir, 'Gazi Meclis.' Meclisimiz, gerçekten gazidir ve o gazilik de orada başlamıştır. 72 kişilik grup gaziliği hakkıyla aldı. Bu Gazi Meclis'in almış olduğu kararla şüphesiz bir hukuk belgesini ortaya koydular. Yani, 'Hukukun başı Türk milleti ölmesin, yaşasın.' hukukuydu. Bütün hukuk belgeleri hep şunun üzerinde durur, 'İnsan hayati yaşaması en önemli hukuktur.' İşte bu belge bunu ortaya koyuyordu. Dünya emperyalist çarklarının bütün duvarları tam anlamıyla örülmüştü. Misak-ı Milli, o çelik duvarları yaran bir sesti. Allah bir daha bu Misak-ı Milli'yi milletimize yazdırmasın."

Turan, Misak-ı Milli'nin herkesin anlayabileceği nitelikte berrak bir belge olduğunu sözlerine ekledi.

MSGSÜ Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçi ise Misak-ı Milli kararlarının imzalandığı tarihi salon ve binaya ilişkin bilgi verdi.

Konuşmasının ardından TTK Başkanı Prof. Dr. Turan, Binali Yıldırım'a bir tablo takdim etti.

Buradaki programın ardından Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezine geçilerek, Misak-ı Milli'ye ilişkin belge ve fotoğraflardan oluşan serginin açılışı yapıldı.

Anma etkinlikleri, TTK'nın hazırladığı Misak-ı Milli belgeselinin gösteriminin ardından verilen resepsiyonla sona erdi.

Türk-Rus ilişkileri uluslararası kongrede masaya yatırılıyor

ANKARA (AA) – Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, 1918 ve 2019 yılları arasındaki 101 yıllık dönemde iki ülkenin hiç savaşmadığını belirterek bu dönemi "altın çağ" olarak nitelendirdi.

Türk Tarih Kurumu ve Gazi Üniversitesi iş birliği, Ahmet Yesevi Üniversitesi ve Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesinin katkılarıyla "Uluslararası Türk-Rus Dünyası Akademik Araştırmalar Kongresi (UTRAK)" Ankara'da düzenlendi.

Kongrede, Türk ve Rus bilim insanlarının katılımıyla iki ülke ilişkilerinin siyasi, sosyal ve askeri geçmişine ışık tutacak bilgiler paylaşılacak.

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, Gazi Üniversitesi ev sahipliğinde bu yıl ikincisi gerçekleştirilen kongrenin açılış konuşmasında, Türk-Rus ilişkilerinin tarihsel seyrine ilişkin bilgi verdi. Türk-Rus temaslarının çağlar boyunca çeşitli savaşlarla devam ettiğini, 1918'den sonra Türk ve Rus ilişkilerinde yeni bir çağ başladığını anlatan Turan, şöyle konuştu:

"Bu çağ şöyledir, Türkiye Cumhuriyeti'ne giden yolda birinci temel faktör Ruslardır, bunu da unutmamak gerekiyor. Her zaman tarih aleyhte akmayabiliyor, bakıyorsunuz ki karşınızda hasım olan, hiç anlaşamadığınız yapılar size doğrudan destek vermiş, işte böyle bir dönem başlıyor. Nitekim Ruslarla bir dostluk dönemi başlıyor. Dostluk dönemi 13 Ekim 1921 Kars Antlaşması'nı getirecektir. Bunun devamı 20 Ekim 1921 Ankara İtilafnamesi'dir. Bu şekilde hem Rusya hem Fransa, Ankara'yı tanımaktadır. Yeni Türk devletine yol veren ve Türkiye Cumhuriyeti'ne giden çizgiyi takip eden ana hat budur."

Turan, 1918'den itibaren yan yana yaşayan bu iki devletin bir daha savaşmadıklarını, Türkiye Cumhuriyeti'ne giden yolda yapılan yardımların Rusya üzerinden geldiğini anlatan Turan, "O zaman yeni teşekkül etmekte olan ve bizi Büyük Taarruz'a götüren Türk ordusunun büyük çaptaki silahları da Rusya'dan gelen silahlarla gerçekleşmiştir. 1918-2019, bu 101 yıl belki de Türk-Rus beraberliğinde altın çağdır. Arada Sovyet ve Soğuk Savaş dönemleri, Türkiye'de ideolojik mücadeleler dönemi ve o zamanki Sovyetlerin tesir ettiği dönemler yaşandı ama her halükarda Türkiye ve Rusya bu 101 yıllık dönemde artık hiç savaşmadılar. Bunun çağ ve zaman dilimi olarak çok kıymetli bir dönem olduğunu söyleyebiliriz." değerlendirmesinde bulundu.

"Artık Rusya ile uzak komşu değiliz." diyen Turan, bir noktada ilişkilerin siyasetten, askeriyeden sosyolojik bir beraberliğe dönüştüğünü, ekonomik bağlantılar noktasında da akademik bağlantılar haline geldiğini söyledi.

Bunun güzel bir yansıma olduğuna işaret eden Turan, bu kapsamda yapılan toplantının da kıymetli olduğunu dile getirdi.

– "Türk-Rus ilişkilerinin geçmişine ışık tutacak"

Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Uslan da kongreye ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek "Türk-Rus ilişkilerinin siyasi, sosyal ve askeri geçmişine ışık tutacak olan bu etkinlikte geçmişten bugüne Türk-Rus ilişkilerini şekillendiren savaşlar, ittifaklar ve güç mücadeleleri irdelenecektir. Türkiye ve Rusya'nın en köklü devlet üniversiteleri ve kurumları arasındaki bu işbirliğinin devam ettirilmesi, kongre ile Türkiye'nin akademik ve entelektüel profilini de batı dünyası ve Rusya coğrafyası arasında bilgi üretimi ve paylaşımında kilit bir köprü konumuna getirecektir." dedi.

– "Büyüyerek devam etmeli"

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mücahit Küçükyılmaz da Türkiye ve Rusya ilişkilerinin yüz yıllardır tarih, siyaset ve diplomasinin kesiştiği bir alanda şekillenmeye devam ettiğini belirterek Türk-Rus ilişkilerinde akademisyenler ve bilim insanlarının önemini vurguladı. Kongrenin bu anlamda önemine işaret eden Küçükyılmaz, "Büyüyerek devam etmeli, başka girişimler, öğrenci ve akademisyen değişim programları, akademik iş birlikleri ve ortak projelerle taçlandırılmalıdır." dedi.

Türkiye ve Rusya arasında araştırmaya muhtaç çok sayıda konu olduğuna ve bu konuda derinlemesine çalışmalar yapılması gerektiğine değinen Küçükyılmaz, "Bu alanı akademi, bilimin ve sanatın ışığıyla aydınlatmadığın zaman, Türkiye-Rusya ilişkilerinin üzerine ideolojilerin, savaşların ve magazinin gölgesi düşebilmektedir." dedi.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin, devasa tarih, kültür, sanat ve bilimsel birikimiyle kendisini yorumlayacak bir akademik akla ihtiyaç duyduğunu anlatan Küçükyılmaz, şöyle devam etti:

"Zira akademik akıl asırları avuçlayabilecek öngörü ve vizyona sahip olan elimizdeki tek seçenektir. Bugün Türkiye ile Rusya, nasıl ki ABD-Avrupa sarkacından çıkabildiği ölçüde kendi tarihi ve siyasi rollerini bölgesel ve küresel aktörler olarak oynayabiliyorsa akademik alanda da birer özne olarak davranmalı, tarihini ve kültürünü ve bilim dünyasını da aynı şekilde hiçbir etki altında kalmadan inşa edebilmelidir."

Kongrenin koordinatörlüğünü yapan Polis Akademisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Köse de kongrenin yaklaşık bir yıl süren hazırlık süreci ve takvimine ilişkin bilgi verdi ve kongre kapsamında toplam 23 oturum yapılacağını belirtti.

Kongre çıktılarının 2 ay içinde kitap haline getirileceğini belirten Köse, emeği geçenlere teşekkür etti.

Türk ve Rus eserlerinden oluşan müzik dinletisinin de sunulduğu kongre, 17 Kasım'da sona erecek.

Büyük Önder Atatürk'ü anıyoruz

ANKARA (AA) – Etimesgut Belediyesince Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 81. yılı dolayısıyla orijinal Atatürk fotoğraflarının yer aldığı sergi açıldı.

Belediye tarafından Korkut Ata Kongre ve Kültür Merkezi’nde “Orijinal Atatürk Fotoğrafları ve Söyleşi” programı düzenlendi.

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, “Atatürk, Misakımilli ve Türkiye Cumhuriyeti” konulu söyleşide yaptığı konuşmada, 20’nci yüzyılda birinci ve ikinci dünya savaşları ile soğuk savaş dönemlerinin yaşandığına işaret etti.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu topraklarında Milli Mücadele’nin yaşandığını hatırlatan Turan, bu mücadele sonucunda Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Osmanlı Devleti’nin kınanmadığını ve kötülenmediğini söyledi.

Turan, Türk milletinin bittiğinin sanıldığı anda Misakımilli kararlarıyla yeniden tarih sahnesine çıktığını ifade ederek, bu kararların Türkiye’nin geleceğini her yönüyle etkilediğini vurguladı.

Devamlılık ve istiklal duygusunun Türk milletinin tarihi temel niteliklerinden olduğunu anlatan Turan, şöyle devam etti:

“Orta Asya’da ‘bengü il’ tabiri vardır, ‘ebedi yaşayacak devlet.’ Bu, çok millette yoktur. Selçuklu ve Osmanlı döneminde ‘devleti ebedi müddet’ anlayışı vardı. Atatürk de diyor ki ‘Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.’ Bu millet başarmış bir millettir. Kıtalararası yerlerde askeri ve sivil başarıyı bihakkın da tatmış millettir.”

– “Atatürk’ün, Etimesgut’un şehirleşmesine katkısı büyük”

Etimesgut Belediye Başkanı Enver Demirel de Atatürk’ün Ankara ve özellikle Etimesgut’un şehirleşmesinde büyük katkısı olduğunu belirtti.

Eski adı Ahimesut olan ilçenin Atatürk’ün talimatıyla 1928’de örnek nahiye kurulması amacıyla adının Etimesgut olarak değiştirildiğini aktaran Demirel, şunları söyledi:

“Atatürk’ün kurmuş olduğu bu örnek şehri çağdaş bir kent yapmak ve hemşehrilerimizin yaşam kalitesini artırmak boynumuzun borcudur. Bunun için elimizden gelen bütün gayret ve çabayı sarf ediyoruz. Toplumun bütün kesimlerine ulaşmaya çalışıyoruz. İşte bu büyük bir Atatürk milliyetçiliğidir.”

Konuşmaların ardından Demirel, Turan’a Etimesgut’un tarihini anlatan 3 ciltlik eseri takdim etti.

Etkinlikte “Atatürk ve Etimesgut” konulu kısa film gösterildi ve Atatürk’ün “Nutuk” eseri dağıtıldı.

Konuşmaların ardından Atatürk’ün 90’ı aşkın orijinal fotoğrafının yer aldığı serginin açılışı gerçekleştirildi.

Sergi, 15 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek.