Barma Yaylası'na “doğa müzesi ve eğitim merkezi” kurulacak – TRABZON

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Barma Yaylası turbalığından genel görüntü
– Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Erüz'ün açıklamaları Barma Yaylası'na “doğa müzesi ve eğitim merkezi” kurulacak
– Trabzon'un Çaykara ve Köprübaşı ilçe sınırları içinde bulunan ve Kasım 2019'da koruma altına alınan Barma Yaylası Turbalığı'nda bilim insanlarına ve doğaseverlere hizmet verecek 3 milyon lira maliyetli “Barma Yaylası Doğa Müzesi ve Doğa Eğitimi Merkezi” ile seyir terasları kurulacak
– Barma Yaylası Kontrollü Kullanım Alanları Projesi danışmanı Doç. Dr. Coşkun Erüz:
– “Turbalıkta yaklaşık 4 metre kalınlığa kadar tabakalaşma var. Son 10 bin yıllık coğrafyanın iklimi, biyoçeşitliliği, bitki ve hayvan türleriyle ilgili bize adeta bilgi arşivi sunuyor”
– “Turbalığın kenarında, herhangi bir şekilde turbalığa girmeden doğa müzesi ve eğitim merkezi oluşturulacak. Sadece uzaktan bakarak 'burası turbalık' demek yerine gençlere, meraklı araştırmacılara eğitim merkezinde turbalıklar, coğrafyanın ekosistemi, biyoçeşitliliği, yaban hayatı yani flora ve faunası konularında eğitim verilecek”

TRABZON (AA) – TUĞBA YARDIMCI – Türkiye'nin en yüksek rakımında yer alan ve koruma altına alınan üç turbalıktan biri olan Trabzon'un Çaykara ve Köprübaşı ilçe sınırları içindeki Barma Yaylası Turbalığı'nda bilim insanlarına ve doğaseverlere hizmet verecek 3 milyon lira maliyetli “Barma Yaylası Doğa Müzesi ve Doğa Eğitimi Merkezi” ile iki seyir terası oluşturulacak.

Barma Yaylası Kontrollü Kullanım Alanları Projesi danışmanlarından, Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Erüz, AA muhabirine, sulak alanlarda ve buraların etraflarındaki bitkilerin su altında oksijensiz kalarak yavaş yavaş çürümesi sonucu kaliteli yanıcı madde oluştuğunu, bu alanların da turbalık olarak adlandırıldığını söyledi.

Yaklaşık 1800 rakımda bulunan Barma Yaylası Turbalığı'nın, Türkiye'de en yüksek rakımdaki koruma altına alınan üç turbalıktan biri olduğunu belirten Erüz, “Bir diğeri 3 kilometre batımızdaki Ağaçbaşı Turbalığı üçüncüsü de yine Araklı ilçesinde Yılantaş Yaylası Turbalığı. Avrupa'nın en güneydeki son yüksek rakım turbalıkları bunlar yani bu kuşaktaki son turbalıklar.” dedi.

Erüz, Türkiye'deki nadir turbalıklardan biri olan Barma Yaylası Turbalığı'nın Kasım 2019'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imza attığı kararla “kesin korunacak hassas alan” olarak tescil ve ilan edildiğini vurguladı.

Turbalıkların 10 bin yıllık geçmişi barındıran alanlar olduğunu dile getiren Erüz, “Son buzul çağından sonra oluşmaya başlamış ve 10 bin yıldır değişmeden sürekli oluşan bitkilerin asitik ortamda çürümeden birikerek fosilleşip kaldığı bir ortam. Bu fosiller tabaka olarak kalıyor, bu turbalıkta da yaklaşık 4 metre kalınlığa kadar tabakalaşma var. Bu da ne anlama geliyor? Son 10 bin yıllık coğrafyanın iklimi, biyoçeşitliliği, bitki ve hayvan türleriyle ilgili bize adeta bilgi arşivi sunuyor. Dolayısıyla bu arşivi koruduğumuzda bizim geriye doğru 10 bin yıllık süreci bilimsel olarak inceleme şansımız var. Bu turbalıkların içerisinde yaşayan ender türler var. Bu türlerin de kendine has karakteri var.” diye konuştu.

Erüz, turbalığın bulunduğu yaylanın, Doğu Karadeniz'in dağ ekosisteminin çok özel bir coğrafyası olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:

“Burası 2019 yılında Cumhurbaşkanımızın onayı ile koruma altına alındı, doğal sit artık. Korunan alan yaklaşık 1300 hektarlık alan. Turbalığın kenarında, herhangi bir şekilde turbalığa girmeden doğa müzesi ve eğitim merkezi oluşturulacak. Sadece uzaktan bakarak 'burası turbalık' demek yerine gençlere, meraklı araştırmacılara eğitim merkezinde turbalıklar, coğrafyanın ekosistemi, biyoçeşitliliği, yaban hayatı yani flora ve faunası konularında eğitim verilecek. Gençler hafta sonu buraya gelip, gerektiğinde çadırlı kamp kurmak suretiyle eğitim alacaklar. Burada yaklaşık 250 metrekarelik kapalı alana sahip eğitim ve doğa müzesi kuruluyor. Doğu Karadeniz'de ilk olacak bu merkez. İnşallah burada, doğamızı niye koruduğumuzu gösterme şansımız olacak. 2021'de bu örnek çalışma bitecek.”

– “2021'de burada eğitimlere başlayacağız”

Projenin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün koordinasyonunda yürütüldüğünü aktaran Erüz, “Binamızı da Trabzon Büyükşehir Belediyemiz inşa ediyor. İnşallah 2021'de burada eğitimlere başlayacağız, artık biz doğayı doğada öğretmeye başlayacağız.” ifadesini kullandı.

Erüz, çalışma yapılırken coğrafyanın sahip olduğu değerlerin korunacağının altını çizerek, şöyle devam etti:

“Turbadan örnek koyacağız, ağaçlardan, varsa etrafta fosillerden koyacağız ama bir canlıyı öldürüp de oraya koymayacağız. Fotoğraflarla birlikte onların bilgisini, tarihini, önemini, ne olduğunu, bu coğrafyanın haritalarını koyacağız diğer ekosistemlerini de gösterecek şekilde. Hocalar tarafından tamamen bilimsel yöntemle oluşturulacak gösterim müzesi olacak. Çocuklar, gençler, araştırmacılar bu alanda dolaştırılarak, yerinde hem turba hem de biyoçeşitlilik gösterilecek. Kafkas semenderi ve turbada yaşayan diğer endemik türler alana hiçbir zarar vermeden fiziki olarak yerinde gösterilecek.”

Proje kapsamında turbalık alanın doğu ve batı yamaçlarında birer seyir terası kurulacağını da belirten Erüz, ziyaretçilerin iki seyir terasından da coğrafyayı izleyebileceklerini aktardı.

Erüz, 6 dekar üzerinde kurulacak 250 metrekarelik kapalı alanın müze ve eğitim merkezi olarak kullanılacağını, aynı zamanda açık alanların bazı bölümlerinin de eğitim alanı olarak düzenleneceğini vurguladı.

Proje maliyetinin yaklaşık 3 milyon lira olacağının tahmin edildiğini aktaran Erüz, “İç donatımı ve diğer yapılanmalar ekstra olacak. Yönetimi Büyükşehir Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülecek ama halkın katılımı da sağlanacak. Buranın yönetiminde mutlaka bu yörenin halkı da olacak çünkü burayı koruyacaksak halkla birlikte korumamız gerekiyor. Halktan izole bir korumanın mümkün olmadığını düşünüyoruz. Yaylada artık gelişi güzel yapılaşma bitmiş olacak.” dedi.

Doğa harikası Gölcük Yaylası salgında kaçış noktası oldu – İZMİR

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Bozdağ'ın zirvesinde Gölcük Yaylası'nın ve Gölcük gölünün drone ile görüntülenmesi
– Yaylaya gelen vatandaşların göl kenarında masa ve banklarda oturması
– Yaylanın sakinlerinden Hurşit Ciritoğlu ile röportaj
– Ördek sürüsünün gölde gezinmesi
– Yaylaya gezmeye gelen Sıdaka Kök ve Mehmet Kök çifti ile röportaj
– Yayladan görüntüler
Doğa harikası Gölcük Yaylası salgında kaçış noktası oldu
– İzmir'in Ödemiş ilçesindeki Gölcük Yaylası, Kovid-19 salgını nedeniyle izole olmak isteyenlerce tercih ediliyor
– Yaylanın sakinlerinden Hurşit Ciritoğlu:
– “Bu yıl pandemi nedeniyle insanlar burada daha uzun kaldı. Bizler de koronavirüsten kaçıp buraya geldik. Sosyal mesafe sıkıntısı olmuyor, havası da çok temiz. Burada hayat çok güzel, bu anlamda kendimizi şanslı sayıyoruz”
İZMİR (AA) – HALİL FİDAN – İzmir'in Ödemiş ilçesindeki Gölcük Yaylası, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde cazibe merkezlerinden biri oldu.

“Deniz, kum ve güneş” turizmi denilince akla gelen ilk yerlerden olan İzmir'de, Gölcük bölgesi de “yayla turizmiyle” ön plana çıkıyor.

Ödemiş ve Salihli arasındaki Bozdağ'ın zirvesinde yaklaşık 75 hektar büyüklüğündeki Gölcük Gölü'nden adını alan yayla, İzmir ve çevresinde yaz aylarında sıcaktan bunalanlara serinlemek için iyi bir seçenek sunuyor.

Piknik ve kamp yapmak için de uygun olan Gölcük, Aydınoğulları Beyliği ve Osmanlı döneminde önemli bir yerleşim yeri olan Birgi’ye 20, Salihli yönünde de Lidya Krallığı’nın merkezi Sard’a 30 kilometre uzaklıkta yer alıyor.

Dünyanın ve Türkiye'nin önemli turizm destinasyonları arasında yer alan Trabzon'daki Uzungöl'ü andıran görüntüsüyle dikkati çeken bölgede, çevresi çam ormanlarıyla kaplı yaylanın tam ortasında yer alan göl, fotoğrafçılardan da ilgi görüyor.

Yaklaşık 1100 rakımda tektonik hareketlerle oluşan Gölcük Gölü'nün çevresindeki yemyeşil bitki örtüsü ziyaretçilere sakin ve huzurlu bir ortam sunuyor.

Kolay ulaşımı, yöresel yemekleriyle keşfedilmeyi bekleyen Gölcük’te, kıyı restoranları, çay bahçeleri, piknik alanları, orman için yürüyüş yolları, yöresel ürünlerin ve el işlerinin satıldığı çeşitli dükkan ve tezgahlar bulunuyor.

Kışın kar yağdığında bir başka güzelliğe bürünen Gölcük’te kış turizmi de hayli önemli. Bembeyaz kar örtüsünün altında, donan göl etrafında gezmenin yanı sıra hemen yakınındaki Bozdağlar kayak severleri ağırlıyor.

Tarihi öneme sahip Gölcük Yaylası, aynı zamanda Karamanoğulları'nın at besledikleri bölge olarak biliniyor.

Gölcük, bu yıl Kovid-19 salgını nedeniyle daha çok kişiye ve daha uzun süreli ev sahipliği yaptı.

Geçmiş yıllarda yazın bitmesiyle evlerine dönen vatandaşlar, bu yıl halen yaylada kalmaya devam ediyor.

– “Koronadan kaçıp buraya geldik”

Ödemiş'te lokantası bulunan, yörenin sakinlerinden Hurşit Ciritoğlu, AA muhabirine, bu yıl yaylaya gelenlerin daha uzun süre kaldığını gözlemlediğini söyledi.

Özellikle hafta sonunda yoğunluğun oluştuğunu aktaran Ciritoğlu, şöyle konuştu:

“Güzel bir göl ve temiz bir hava var. Çam ormanlarının arasında göl, o yüzden ilgi görüyor. Yakın çevre biliyor ama çok tanınmıyor. Yazın yeşil ile maviyi buluşturan güzelliği, kışın ise kar güzelliği var. Kışın ayrı bir güzelliği olur, göl buz tutar, üstünde insanlar gezer. Bu da ayrı bir keyif. Herkesin gelip görmesini tavsiye ederiz. Hava sıcaklığı ovaya göre 10 derece fark eder. O yüzden yazın ilgi görüyor. Akşam güneş battığında üşümeye başlıyoruz. Normalde aşağılarda insanlar sıcaktan şikayet ederken biz ısınmaya çalışıyoruz. Bu yıl pandemi nedeniyle insanlar burada daha uzun kaldı. Bizler de koronadan kaçıp buraya geldik. Sosyal mesafe sıkıntısı olmuyor, havası da çok temiz. Burada hayat çok güzel, bu anlamda kendimizi şanslı sayıyoruz.”

Hurşit Ciritoğlu, yatırım ve tanıtım faaliyetleri yapıldığında Gölcük'ün ülke turizmine önemli katkı sunacağına inandığını ifade etti.

Hafta sonu dolayısıyla ailesiyle İzmir'den gelen Sıdıka Kök de ilk defa buraya geldiğini ve çok beğendiğini dile getirdi.

Salgın döneminde böylesine temiz ve sakin yerlerin öneminin anlaşıldığını anlatan Kök, “Ormanın içinde tertemiz bir havası var. Gayet keyif aldık, güzel bir gün geçirdik. Şehir merkezinde Kovid-19 nedeniyle açıkçası tedirginiz, evden çıkmamaya çalışıyoruz. Burada ise sanki hiç hastalık yokmuş gibi bir his oluşuyor. Gerçekten görülmesi gereken bir yer.” ifadelerini kullandı.

Gölcük Mahallesi Muhtarı Ferit Aynalı da doğa harikası bölgenin salgından izole olmak isteyenlerin ilgisini çektiğini ve bu nedenle daha çok kişi tarafından ziyaret edildiğini belirtti.

Yayla Gölü'nde su seviyesi düştü – DENİZLİ

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Yayla gölünün havadan drone ile görüntülenmesi
– Göl üzerindeki nilüferler
– Kuraklık yaşanan bölge
– Göl kenarında gezinti yapan Rafet Oltulu'nun konuşması Denizli'deki Yayla Gölü'nde su seviyesi düştü
– Buldan ilçesindeki 1155 rakımlı Süleymanlı Yaylası'nda bulunan ve haziran ayında Doğal SİT ilan edilen gölde su kaybı nedeniyle kıyı kesimi 30 metre çekildi
– Buldan Doğal Hayatı Koruma Derneği Başkanı Sait Yalçın:
– “Gölün derinliğinde DSİ verilerine göre 130 santimetre bir düşüş oldu. Bu da son 20 yılın en düşük seviyesi anlamına geliyor”
DENİZLİ (AA) – Denizli'nin Buldan ilçesinde kesin korunacak hassas alan ilan edilen Yayla Gölü'nde gözle görülür şekilde su kaybı yaşanıyor.
Kent merkezine 54 kilometre, ilçeye ise 8 kilometre uzaklıktaki 1155 rakımlı Süleymanlı Yaylası'nda bulunan ve 28 Haziran'da “Doğal Sit Alanı” olarak tescillenen göl, doğal güzellikleri ve huzur veren ortamıyla her yıl çok sayıda doğaseveri ağırlıyor.

Yaklaşık 466 dekar alana sahip olan ve üzerinde açan nilüfer çiçekleriyle ilgi gören göl, 34 türden kuşa da ev sahipliği yapıyor.

Son aylarda mevsimler etkiler nedeniyle önemli ölçüde su kaybı yaşanan gölde kıyı kesiminin 30 metre çekildiği görülüyor.

Buldan Doğal Hayatı Koruma Derneği Başkanı Sait Yalçın, AA muhabirine göldeki su seviyesinin kritik seviyede gerilediğini söyledi.

Gölün yağışla beslendiğini anlatan Yalçın,”Gölün derinliğinde DSİ verilerine göre 130 santimetre bir düşüş oldu. Bu da son 20 yılın en düşük seviyesi anlamına geliyor. Kış mevsiminde yağışların başlamasıyla gölün tekrar muhteşem manzarasına dönmesini bekliyoruz.” dedi.

Göl kenarında gezinti yapan Rafet Oltulu, tavsiye üzerine geldikleri gölün manzarasına hayran kaldıklarını belirterek, “Havası ve insanın için ferahlatan ortamıyla çok güzel. Suyu çekilse de muhteşem manzarası var.” dedi.

İlçeden ailesiyle birlikte gelen Seçil Hız ise her hafta sonu göle gezmeye geldiklerini, bu yıl suların çekildiğini görmenin kendilerini üzdüğünü ifade etti.

Zorlu yayla yaşamı “kardelenler”in eğitim aşkına engel olmuyor – AĞRI

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Yaylada konaklama alanının havadan drone ile görüntülenmesi
– Yaylada ailelerinin yanında kalan çocuklar
– Çocukların ailelerine yardım etmesi
– Büyükbaş hayvanları ağıldan çıkartmaları
– Köy Okulları Projesi Kurucusu Cafer Canşi'nin yaylaya gidip çocuklara tablet hediye etmesi
– Çocukların tabletle derslerini takip etmeleri
– Öğrenci Bediha Kızılay ile röportaj
– Baba Mehmet Kızılay ile röportaj Zorlu yayla yaşamı “kardelenler”in eğitim aşkına engel olmuyor
– Geçimini hayvancılıkla sağlayan aileleriyle Ağrı'daki yaylalarda konaklayan kız çocukları, bir yandan günlük işlerde ailelerine yardım ediyor, diğer yandan da cep telefonundan EBA'ya bağlanarak derslerini aksatmıyor
– Öğrencilerden Bediha Kızılay:
– “Öğretmenlerimiz WhatsApp'ta bir grup açtı ve canlı derslerin ne zaman yayımlanacağını bize söylüyor. Biz de onlara göre derslerimizi takip ediyoruz”
AĞRI (AA) – ABDULLAH SÖYLEMEZ – Ağrı'da geçimlerini hayvancılıkla sağlayan aileleriyle yaylada konaklayan kız çocukları, günlük işlerinin yanı sıra yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında Eğitim Bilişim Ağı (EBA) platformundan canlı yayımlanan derslerini de ihmal etmiyor.

Türkiye'de sahip olduğu büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı bakımından önde gelen illerden Ağrı, ilkbaharda karların erimesiyle bölge illerden hayvancılıkla geçimini sağlayan çok sayıda göçer aileyi ağırlıyor.

Geçimini hayvancılıkla sağlayan aileleriyle bölgede konaklayan çocuklar da bir yandan günlük işlerde ailelerine yardım ediyor, diğer yandan da cep telefonundan EBA'ya bağlanarak derslerini aksatmıyor.

Yayladaki zorlu yaşamlarında derslerini ihmal etmeyen 6. sınıf öğrencisi 11 yaşındaki Bediha ve 3 yaş küçük kardeşi 4. sınıf öğrencisi Berfin Kızılay da çalışkanlıklarıyla takdir topluyor.

– Tüm zorluklara rağmen eğitimlerini aksatmıyorlar

Günlük hayvan bakım ve süt üretiminde ailelerine yardım eden kardelenler, işleri bittikten sonra defter ve kitaplarını alıp cep telefonundan EBA'ya bağlanarak tüm zorluklara rağmen eğitimlerini devam ettiriyor.

Köy Okulları Yardım Projesi Kurucusu Cafer Canşi de yaylaya ziyarette bulunarak çalışkan kardelenlerle sohbet edip derslerini daha büyük ekranda izlemeleri için tablet hediye etti.

Baba Mehmet Kızılay, AA muhabirine, kızlarının okumayı çok sevdiğini ve yaylada da eğitimlerinden geri kalmadıklarını söyledi.

Kızlarının okumasını çok istediğini ve her zaman yanlarında olduklarını ifade eden Kızılay, şöyle konuştu:

“Çocuklarımız burada EBA üzerinden eğitimlerine devam ediyor. Çocuklar günlük ev işlerinin yanında hayvanların bakımında da bizlere yardımcı oluyor. Kusursuz bir şekilde eğitimlerine devam ediyorlar. Ne zaman dersleri varsa internet üzerinden derslerini takip ediyorlar. Boş zamanlarında da kitap okuyorlar.”

– “Doktor olmak istiyorum, onun için çok çalışacağım”

Eğitimini aksatmayan Bediha Kızılay da yaylada hayatın güzel olduğunu ve zaman zaman koşulların kendilerini zorladığını belirtti.

İneklerin sağılmasında ve ev işlerinde ailesine yardımcı olduğunu dile getiren Kızılay, şunları kaydetti:

“Öğretmenlerimiz WhatsApp'ta bir grup açtı ve canlı derslerin ne zaman yayımlanacağını bize söylüyor. Biz de onlara göre derslerimizi takip ediyoruz. Bazen ufak sorunlar da olabiliyor. Bugüne kadar derslerimizi telefonla takip ediyorduk. Telefonda da dersleri takip etmek zor oluyor. Ben yine de okuyacağım ve devam edeceğim. Bize tablet getirdiği için Cafer ağabeye teşekkür ediyorum.

Büyüyünce doktor olmak istiyorum ve bunun için de derslerime daha çok çalışacağım.”