MANİSA – Yörükler'in göç rotalarını kayıt altına almak isteyen profesyonel dağcı 1000 kilometre yürüdü

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Uşak Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü Başkanı Sadi Yalgın'ın yörüklerle birlikte yürümesi
– Yörük göçünden görüntüler
– Sadi Yalgın ile röportaj Yörükler'in göç rotalarını kayıt altına almak isteyen profesyonel dağcı 1000 kilometre yürüdü – Yörükler'in Anadolu'daki göç kültür rotasını kayıt altına alabilmek amacıyla şimdiye kadar 1000 kilometre yol yürüyen profesyonel dağcı Sadi Yalgın, son olarak Kütahya'nın Emet ilçesinden başlayıp Manisa'nın Salihli ilçesinde sona eren göçe katıldı
– Sadi Yalgın: – “Yörükler'in yaşam alanı dağlardır, ateş ise olmazsa olmazlarıdır. Çok ayrıntılı yaşamları vardır, bir sonraki günün planlaması en ince ayrıntısına kadar yapılır. Onların bu zorlu yaşamına tanıklık ediyorum. Hedefim Anadolu'da bin yıldır süren bu göçün kültür rotası haritasını çıkararak tescil ve sonrasında kitap haline getirmek”

MANİSA (AA) – NURULLAH KALAY – Yörükler'in Anadolu'daki göç rotasını haritalandırmayı amaçlayan profesyonel dağcı Sadi Yalgın, şimdiye kadar farklı güzergahlarda çok sayıda göçe tanık oldu ve bu süreçte 1000 kilometre yol yürüdü.

Uşak Dağcılık ve Doğa Sporları Kulüp Başkanlığı görevini de yürüten Sadi Yalgın, Yörükler'in, Mersin'den Konya'ya, Afyonkarahisar'dan Aydın ve İzmir'e, Antalya Serik'ten Isparta'ya ve son olarak Kütahya'nın Emet ilçesinden başlayıp Manisa'nın Salihli ilçesinde sona eren 4 göçüne katıldı. Birlikte yol yürüdüğü Yörükler'in göç yollarını kayıt altına almak için GPRS ile iz haritaları yapan Yalgın, göç rotalarını tescilleyip kitap haline getirmeyi amaçlıyor. Yalgın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yörükler'le birlikte bugüne kadar farklı güzergahlarda 1000 kilometre yürüdüğünü, son göç yürüyüşünü tamamlamasına da 80 kilometrelik bir mesafe kaldığını söyledi. Batı Anadolu'da farklı medeniyetlere ait farklı kültür rotaları bulunduğunu belirten Yalgın, “Maalesef Türk kültürüne ait herhangi bir kültür rotası bulunmuyor, bu durum beni üzüyor. Yaptığım araştırmada kendi öz kültürümüz ile ilgili herhangi bir kültür rotasının oluşturulmadığını gördüm. Bundan 3 yıl önce de Yörük kültür rotalarını araştırmaya başladım.” dedi. Yalgın, Kütahya'nın Emet ilçesindeki Eğrigöz Dağı yaylalarından başlayarak Manisa'nın Salihli ilçesine uzanan 240 kilometrelik yeni bir rotanın güzergahını çizdiğini ifade ederek, beraber yol aldığı Karakeçili Yörükleri'nden Himmet Uslu ile 3 gün önce yola çıktıklarını anlattı. Yörükler'in çok misafirperver insanlar olduğunu vurgulayan Yalgın, “Yörükler'in yaşam alanı dağlardır, ateş ise olmazsa olmazlarıdır. Çok ayrıntılı yaşamları vardı, bir sonraki günün planlaması en ince ayrıntısına kadar yapılır. Onların bu zorlu yaşamına tanıklık ediyorum. Hedefim Anadolu'da bin yıldır süren bu göçün kültür rotası haritasını çıkararak tescil ve sonrasında kitap haline getirmek.” ifadelerini kullandı.

MANİSA – Karakeçili Yörüklerinin zorlu göçü başladı

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Karakeçili yörüklerinin sürüleriyle göç etmeleri
– Karakeçili Yörük ailesinin konar göçer yaşamı
– Karakeçili Yörük ailesi Himmet Uslu'nun açıklamaları
MANİSA (AA) – NURULLAH KALAY – Yazı Kütahya'nın Emet ilçesi Eğrigöz Dağı etrafındaki yaylalarda geçiren Karakeçili Yörüklerinin daha ılıman bölgelere yaptığı zorlu göç sürüyor.
Göç, Yörükler için bir yaşam biçimi ve yılda iki kez gerçekleştirdikleri mekan değişikliğinden çok öte anlama sahip.
Yörükler için göç yazın yüksek rakımlı dağlarda, kışın ise nispeten daha sıcak bölgelerde süren bir yaşam döngüsü. Kadınlar, çocuklar, sürüler ve çoban köpekleriyle gidilen yüzlerce kilometre yol…
Her yıl önce dağlara sonra ovaya dönen göçerlerin bir grubu da havaların soğumasıyla yine yola koyuldu. Yazı Eğrigöz Dağı çevresinde geçiren Karakeçili Yörükleri, yanlarında sürüleri, çocukları ve yazın biriktirdikleri anılarıyla her gün 15 kilometre yürüyerek kışı geçirecekleri yere ulaşmaya çalışıyor.
Manisa'nın Salihli ilçesine bağlı Ortaköy Mahallesi'nde kışlayacakları yere varmaya çabalayan Yörükler, tüm güçlüklere rağmen yolculuğun bir an önce bitmesi için gün sayıyor.
Manisa'nın Demirci'ye ulaşan Karakeçili Yörüklerinden Uslu ailesi, akşam olunca ilerledikleri güzergahta uygun bir yer bularak konaklama hazırlığı yapıyor.
Konaklayacakları alanda yaptıkları ilk iş, küçükbaş hayvan sürüsünün etrafını telle çevirip onlar için bir ağıl oluşturmak. Daha sonra etraftan topladıkları kuru odunlarla ateş yakarak akşam yemeklerinin hazırlığı başlıyor.
Koyun sürüsünü koruyan çoban köpekleri ise kurt tehdidine karşı ağıl başında nöbet tutuyor.
Günün yorgunluğunun ardından odun ateşinde çay demleyen Karakeçili Yörükleri için en keyifli an ise gecenin ayazını kıran ateşin başında türküler söylemek.
Günün ilk ışıklarıyla kahvaltısını yapan Karakeçili Yörükleri, konakladıkları yerden toplandıktan sonra yeniden yollara düşüyor.
Yaklaşık 240 kilometrelik zorlu yolculuğun ardından Salihli'ye ulaşacak Uslu ailesi, soğuk kış dönemini burada geçirdikten sonra baharın ilk günlerinde yeniden serin yaylalara ulaşmak için yola çıkacak.
– “Bu dağların kokusunu almadan yapamıyoruz”
Karakeçili Yörüğü 54 yaşındaki Himmet Uslu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çobanlığı anne ve babasını yalnız bırakmamak için tercih ettiğini belirtti.
Onları bir başlarına yalnız bırakmaya içinin el vermediğini dile getiren Uslu, “Bu meslek sayesinde çok yer gördüm, hayatı öğrendim, çok dost edindim. 23 gün önce Emet Eğrigöz Dağı'ndan yola çıktık. Zor anlarının çok olduğu bir gelenek ama yememiz, içmemiz ve kazancımız bu işten olduğu için bu dağların kokusunu almadan yapamıyoruz. Biri öğretmen, diğeri mühendis olan çocuklarıma göçerlik geleneğini aktarmak istiyorum.” diye konuştu.
Her yıl atalarının göç yolu olan bu güzergah üzerinden gidip geldiklerini belirten Uslu, mayıs ayı sonunda ayrıldıkları evlerine dönmenin heyecanını yaşadıklarını ifade etti.
Göç yolunda kendilerini en çok soğuğun zorladığını anlatan Uslu, “Bir de ansızın gelen ölüm var. Örneğin önceki yıllarda göç yaptığımız yıllarda Eğrigöz Dağı'ndan hareket ettiğimizde babaannemi kaybettik. Ulaşım ve araç olmadığı için onu Eğrigöz Dağı'nda toprağa verdik. Mezarı orada, her gittiğimizde mutlaka kabrini ziyaret eder dua ederim.” ifadelerini kullandı.

Anadolu'nun bin yıllık konargöçerlik kültürünü Sarıkeçili Yörükleri sürdürüyor – MERSİN

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :
– Yörük çadırından drone görüntüleri
– Sarıkeçili Yörüklerden detaylar
– Çadır içindeki Hatice Uçar'dan detaylar
– Keçi detayları
– Keçi ve deve güden Fatma Dilekmen'den detaylar
– Hatice Uçar'ın konuşması
– Ali Uçar'ın konuşması
– Fatma Dilekmen'in konuşması Anadolu'nun bin yıllık konargöçerlik kültürünü Sarıkeçili Yörükleri sürdürüyor
– Anadolu'da konargöçerlik yaşam tarzının son temsilcilerinden olan Sarıkeçili Yörükleri, kışın yüzünü göstermesiyle ılıman iklimin etkili olduğu Mersin'e geldi
– Zorlu yolculuk öncesi, evi bildikleri çadırları söken, yufka ekmek, peynir ve yoğurt hazırlayan Sarıkeçililer, Torosların zorlu yollarını develeri ve keçileriyle arşınladı
– Çadırını kuran 60 yaşındaki Hatice Uçar:
– “Çadırda doğduk, büyüdük, başka bir yerimiz yok. Hayatta kon-göç, kon-göç yaparak uğraşıyoruz”
– Ali Uçar:
– “Aslında dağın bekçileri, ormancısı biziz. 24 saat, gece ve gündüz ormanın içerisindeyiz. Ne olursa olsun devletimize, kanunlarımıza bildirmek zorundayız”
MERSİN (AA) – SEZGİN PANCAR – Konargöçerlik yaşam tarzının Anadolu'daki son temsilcilerinden olan Sarıkeçili Yörükleri, gelişen teknolojiye rağmen bin yıllık geleneklerinden vazgeçmiyor.

Yaz aylarını, serin yaylalara sahip olduğu için Konya ve Karaman'da geçiren Yörükler, kışın gelmesiyle birlikte ılıman iklimin etkili olduğu Mersin'in yolunu tutuyor.

Zorlu yolculuk öncesi evi bildikleri çadırları söken, yufka ekmek, peynir ve yoğurt hazırlayan Sarıkeçililer, eşyalarını yükledikleri develeri ve tek geçim kaynakları olan keçileriyle Torosların engebeli yollarını arşınlıyor.

Yolculuk boyunca birçok yerde konaklayan Yörüklerin son durağı, Gülnar ve Silifke ilçesindeki ormanlık alanlar oluyor.

Konargöçerlerden 4 kişilik Uçar ailesi, bir aylık yolculuğun ardından vardıkları bin rakımdaki Taşoluk Yaylası'na çadırlarını kurdu.

Anne 60 yaşındaki Hatice Uçar, gününü, çadırı temizleyip yemek yapmakla geçirirken eşi Ali Uçar da (62) hem kendileri hem de hayvanları için su bulma telaşına girişiyor.

Ailenin 22 yaşındaki kızı Fatma Dilekmen ile kocası Mustafa Dilekmen de (23) develer ve keçileri otlatmak için mesai harcıyor.

– “Çadırda doğduk, büyüdük, başka bir yerimiz yok”

Anne Hatice Uçar, çadırında ağırladığı AA muhabirine, konargöçer yaşamın güzellik ve zorluklarını anlattı.

“Çadırda doğduk, büyüdük, başka bir yerimiz yok.” diyen Uçar, “Hayatta kon-göç, kon-göç yaparak uğraşıyoruz. Bazen bir yerde 3, bazen de 5 ay oturduğumuz olur. Mallarımızla develerimizle uğraşıp duruyoruz Allah'a şükür.” ifadelerini kullandı.

Yaşadıkları en büyük zorluğun, hayvanlarının, başka insanların bahçelerine girmesini engellemek olduğunu söyleyen Uçar, gece sık sık kalkıp hayvanlarını kontrol ettiklerini kaydetti.

Uçar, sıkıntılarına rağmen göçerliği sevdiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Ürünlerimizi, yoğurdumuzu, peynirimizi yapıyoruz. Yarısını satıyoruz, yarısını kendi ihtiyaçlarımız için kullanıyoruz. Ben artık sonuma geldiğimi düşünüyorum, bizim iş bitti. Allah izin verdiği kadarıyla yapacağım. Kendi evim var da gidip oturmadık, orada duramayız. Böyle görmüşüz, kon-göç yaparak zaman geçiyor. Doğmuş, büyümüşüz bunu görmüşüz, eller gibi rahatlık görmedik. Buraya gelen bazı kişiler 'Sen burada nasıl vakit geçiriyorsun?' diyor. Bana hiçbir zorluğu yok, var da yok. Zorumuza gitmiyor. Allah'ım sadece sağlık versin, hasta olmayalım. Bu dağda hasta olsan ne yapacaksın, dursan duramam, hastane yok. Sağ olsun dostlarımız var onlar bakıyor, yardımcı oluyorlar.”

– “Bu benim mesleğim, ekmeğim”

Baba Ali Uçar da yarım asrı aşan hayatı boyunca yollarda olduğunu, yolculuklarında her zaman bildikleri güzergahları kullandıklarını kaydetti.

“Bu benim mesleğim, ekmeğim. Ekmeğime hiçbir zaman kötü diyemem. Mallarımız Allah'ın verdiği bir nimettir.” diyen Uçar, işini severek yaptığını söyledi.

Torosların ve ormanların koruyucusu olduklarını dile getiren Uçar, şunları anlattı:

“Aslında dağın bekçileri, ormancısı biziz. 24 saat, gece ve gündüz ormanın içerisindeyiz. Ne olursa olsun devletimize, kanunlarımıza bildirmek zorundayız çünkü burada bir şey olsa ve seslenmesem sorumlusu ben olurum, göz yumamam. Hele ormanı yakana ben çok gıcığım çünkü ormanlar kül oluyor, dağılıp gidiyor. Benim için, 'Keçi besliyor o yüzden ormana destek oluyor.' diyen olur. Kıl keçinin yayıldığı ormanda bir şey olmaz, yerse ağaçların eteğinden yer, ağaçlar gene yetişir. Türkiye kuruldu kurulalı kıl keçisi var ama bu kıl keçisinin kuruttuğu bir orman yoktur ama yangınlar dağlarımızı, ormanlarımızı kül ediyor.”

Çadırda doğup, büyüyen Fatma Dilekmen de zorluklarına rağmen geleneğini sevdiğini söyledi.

Mersin'e bir aylık yolculuğun ardından vardıklarını aktaran Dilekmen, şöyle konuştu:

“Göçmemize yakın sütümüzü, yoğurdumuzu, peynirimizi yaptık. Eylül ayının sonuna doğru çadırımızı, eşyalarımızı toparladık. Sonra göçmeye başladık. Konarak, göçerek, dinlenerek vakit geçiriyoruz. Her yeni yere vardığımızda aynı şeyleri yapıyoruz. Çadırımızı kuruyoruz, eşyalarımızı düzenliyoruz, yatağımızı, yorganımızı, çayımızı, çaydanlığımızı çıkarıyoruz. Her zaman her yerde aynı işleri yapıyoruz. Yaz, kış demeden, doğma büyüme böyle gidiyor.”

Dilekmen, gününün büyük kısmını hayvanları otlatmakla geçirdiğini, güneşin doğuşuyla başlayan işinin, güneşin batışıyla bittiğini belirtti.