Yunanistan

Yunanistan ve GKRY Sevilla haritasıyla Türkiye'yi Antalya Körfezi'ne hapsetmeye çalışıyor

Yunanistan ve Türkiye ilişkileri ışığında gündeme gelen Sevilla haritası, resmi bir niteliği bulunmamasına rağmen Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının belirlenmesinde sıklıkla Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından temel alınmaya devam ediliyor.

Yunanistan ve GKRY tarafından “Avrupa Birliği’nin (AB) Doğu Akdeniz’deki sınırları” olarak dayatılmaya çalışılan Sevilla haritası, esasen Türkiye’yi Antalya Körfezi ve çevresinden ibaret dar bir deniz alanına hapsederek izole etme hayallerinin temel araçlarından biri olarak kullanılıyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından dün “hukuki bağlayıcığılığı” olmadığına dikkati çekilen haritanın, aynı zamanda yakın zamanda AB yetkilileri tarafından da “resmi bir hükmü” olmadığı belirtilmişti.

Ancak, Yunanistan ve GKRY ikilisi ile AB’yle irtibatlı çeşitli kaynaklar, resmi bir niteliği bulunmayan Sevilla haritasına kaynaklarında yer vermeye devam ediyor.

Sevilla haritası

Sevilla haritası, 2007’de İspanya’nın Sevilla Üniversitesi beşeri denizcilik coğrafyası alanında uzman Prof. Juan Luis Suarez de Vivero tarafından hazırlandı.

Üniversitenin adıyla anılan bu haritada Vivero, Doğ Akdeniz’deki deniz yetki alanlarını gösteriyor.

Vivero, haritada kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeyi (MEB) kapsayan deniz yetki alanlarını tamamen “ortay hat” hesabına göre çiziyor. Buna göre, bölgede istisnasız tüm adalara aynı ana karalar gibi “tam etki” verilmesi öngörülüyor.

Tamamen matematiksel bir hesapla çizilen haritaya göre, Doğu Akdeniz’de Yunan kıta sahanlığı, Meis adasından Mısır’a doğru Doğu Akdeniz’in ortasına kadar iniyor. Kıbrıs adasına da aynı şekilde ortay hat hesabıyla tanınan deniz alanları da işin içine girince Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yetki alanı yalnızca Antalya Körfezi açıklarında küçük bir alan olarak gösteriliyor.

Meis’e “tam etki” tanınması halinde Türkiye’nin güney kıyısına adeta bitişik bu ada kendi boyutunun 4 bin katı, yani yaklaşık 40 bin kilometrekare büyüklüğünde bir deniz yetki alanıyla Türkiye’nin oldukça uzun kıyı projeksiyonunu kesiyor.

Türkiye ise yüz ölçümü 10 kilometrekare olan, Anadolu’ya 2 kilometre, Yunan ana karasına ise 580 kilometre uzaklıkta bulunan bir adanın 40 bin kilometrekare genişliğinde kıta sahanlığı alanı yaratmasının rasyonel ve uluslararası hukuka uygun bir tez olmadığını vurgulayarak bu iddiaları reddederken, Türkiye’nin tezlerinin daha geniş alanlarda yankı bulmaya başladığı görülüyor.

Haritayı hazırlayan Vivero’nun da daha sonra kaleme aldığı bir makalede, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ihtilafın çok eski olduğuna dikkati çekerek, “Ege Denizi’nde ortay hat hesaplaması Türkiye kıyılarına çok yakın olup komşu Yunanistan’a çok büyük bir deniz yetki alanı bırakmaktadır. (Doğu Akdeniz’de de) Kıbrıs’ı da denkleme kattığımızda Türkiye’nin deniz yetki alanının çok küçük kaldığını, bunun da ekonomik ve jeopolitik sorunlar yaratacağını görürüz.” ifadeleriyle, haritanın sahadaki durumu yansıtmadığını kabul ettiği görülüyor.

“Sevilla haritası gayrimeşru bir harita”

Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hakan Karan, AA muhabirine konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, Sevilla haritasının esasen tek taraflı olarak yapılan akademik bir çalışma niteliği taşıdığını söyledi.

Haritanın deniz sınırlandırmasına tek taraflı yaklaştığının altını çizen Karan, şunları kaydetti:

“Sınırlandırmalara iki ya da çok taraflı olarak yaklaşılır ve deniz hukuku kuralları bu manada oluşturulmuştur. Devletler kendilerine deniz hukukunun verdiği yetkiye istinaden sınırlarını belirler. Ancak özellikle yarı kapalı ve kapalı deniz alanlarında bu sınırlar başka bir devletin sınırlarıyla çakışabilir. Doğu Akdeniz böyle bir deniz alanıdır. Bu bölgede denize kıyısı olan bütün devletlerin deniz yetki alanları birbiriyle kesişecektir.”

Karan, devletlerin sınırlandırmalara kendi cephelerinden yaklaştığını, Sevilla haritasının Yunanistan’ın tezlerini desteklediğini ve tek taraflı olarak hazırlandığını ifade etti.

Vivero’nun da daha sonraki yayınında ilk haritası olan Sevilla haritasını gözden geçirdiğini belirterek, “Tek taraflı olduğu için ön plana alınmayacak kadar değersiz bir çalışma.” diye konuştu.

Karan, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) atıfta bulunarak bunun birçok ülke tarafından “Deniz Hukuku Anayasası” olarak görüldüğünü anımsattı.

Sözleşmenin her adanın kara suları olduğunu ve sosyal yaşam olması halinde kıta sahanlığı ve MEB’i bulunduğunu öngördüğünü aktaran Karan, “Meis’e baktığımızda adada sosyal yaşam bulunduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Yunanistan UNCLOS’a taraf olduğu için Meis’in kıta sahanlığı ve MEB’i bulunduğunu iddia ediyor. Ancak aynı sözleşme hakkaniyet ölçüsünü de savunuyor. Aynı zamanda hakkaniyet ölçüsünü ön planda tutan birçok yargı kararı bulunuyor.” dedi.

Karan, yargı kararlarının Meis adası durumunda olduğu gibi ana karaya uzak ve özellikle sorun teşkil eden karşı kıyaya yakın adalar söz konusu olduğunda, adaları hakkaniyet ilkesi çerçevesinde dikkate almadığına dikkati çekti.

“Sevilla haritası, UNCLOS’un bir normunu dikkate alıyor, diğerini almıyor. Uluslararası Adalet Divanının vermiş olduğu kararları göz ardı ediyor. Türkiye’nin tabi olduğu hukuku yok sayıyor. Bu yönden gayrimeşru bir harita.” diyen Karan, Türkiye’nin UNCLOS’a taraf olmadığını, bu nedenle sözleşmenin de Türkiye’ye yükümlülük getiremeyeceğini söyledi.

Karan, Türkiye’nin 1982 öncesi deniz hukukuna tabi tutulabilineceğine işaret ederek, “Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz gibi özel durum arz eden denizlerde adaların hiçbir şekilde deniz yetki alanlarının olamayacağını savunuyor.” diye konuştu.

Türkiye ve Yunanistan sorunlarını çözmek için istikşafi görüşmelere hazırlanıyor

ANKARA (AA) – İletişim Başkanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel ile üçlü formatta düzenlediği video konferansın ardından yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye ve Yunanistan’ın istikşafi görüşmelere başlamaya hazır olduğu ifade edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Doğu Akdeniz’de gerginliğin azaltılması ve diyalog kanallarının işletilmesi için yakalanan nispi ivmenin karşılıklı adımlarla korunması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin daima diyaloğa ve müzakereye vurgu yaptığını, onca tahrike rağmen sağduyulu ve soğukkanlı tavrından taviz vermediğini kaydetti.

Almanya’nın ara buluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, istikşafi görüşmelerin ve diğer diyalog kanallarının canlandırılması noktasında sağlanan mutabakatın nasıl ilerleyeceği hususunda Yunanistan’ın atacağı adımların önemli olacağını belirtti.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da “Yunanistan ile Türkiye, istikşafi görüşmelerin 61. turunun yakında İstanbul’da yapılması yönünde anlaşmaya vardı.” bilgisini paylaştı.

İstikşafi görüşmeler

Kelime olarak araştırma, keşif gibi anlamlar taşıyan “istikşafi”, tarafların “eleştirel ancak yapıcı” şekilde birbirlerinin düşünce ve görüşlerini ele almaları anlamına geliyor.

İstikşafi görüşmelerde taraflar birbirine gerekli bilgiyi sağlar, anlaşmazlığı çözmek için öneriler ve karşı öneriler tartışılır. Karar almadan önce iki tarafın da görüş ve tezleri ele alınır.

Diplomaside diyaloğu geliştirmek için başvurulan istikşafi görüşmelere, taraflar arasında birçok sorun bulunduğunda başvurulur.

Bu çerçevede, genellikle “bir paket” halinde ele alınan sorunların hepsinin çözülmesi için çaba sarf edilirken, bir sorunun çözülmemesi halinde, diğerleri de çözümlenmemiş sayılır.

Türkiye ve Yunanistan arasında istikşafi görüşmeler

Türkiye ve Yunanistan, Ege sorunlarına her iki tarafın da kabul edebileceği, “adil, kalıcı ve kapsamlı” çözüm için zemin hazırlamak amacıyla istikşafi görüşmelere 12 Mart 2002’de Ankara’da başladı.

Türkiye ve Yunanistan’ın dışişleri bakanlarının müsteşarları arasında yürütülen görüşmeler, 2016’ya kadar sürdü. Bu süreçte toplam 60 tur gerçekleştirildi. Siyasi konjonktür ve daha ziyade Yunan tarafının isteksiz tutumu nedeniyle görüşmelerde yeni bir tur düzenlenemedi.

AB Konseyi Dönem Başkanlığını üstlenen Almanya, Doğu Akdeniz’de tırmanan gerilimi azaltmak ve olası bir askeri çatışma riskini engellemek için Türkiye ve Yunanistan arasında istikşafi görüşmeleri tekrar canlandırmak amacıyla bu yıl ortasında harekete geçti.

Almanya’nın yoğun diplomasi trafiği ve Türkiye’nin diyalog yanlısı tutumu sayesinde ağustos ayında istikşafi görüşmelerin tekrar başlatılmasına yaklaşıldı ancak Yunanistan’ın 6 Ağustos’ta Mısır’la münhasır ekonomik bölge anlaşmasını imzalaması, istikşafi temasların tekrar rafa kaldırılmasına yol açtı.

Türkiye’den diyalog çağrısı

Yunanistan’la Ege’de başlıca kara suları, kıta sahanlığı, adaların silahsızlandırılması, coğrafi formasyonların yasal statüsü, ulusal hava sahasının genişliği ve arama kurtarma faaliyetleri alanlarında sorun yaşayan Türkiye, sorunların bir bütün olarak ele alınmasını istiyor.

Diğer taraftan Türkiye, yarı kapalı ve görece dar bir deniz olan Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlandırılmasında her şeyden evvel hakkaniyet ilkesinin temel alınması gerektiğini savunuyor.

Türkiye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin (GKRY) Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’nin (KKTC) haklarını göz ardı ederek attığı tek taraflı adımları ise tanımıyor.

İstikşafi görüşmelerin tekrar başlatılacağı sinyali, tek taraflı hareket etmekten ziyade tarafları masaya çağıran ve diyalog konusunda ısrarcı davranan Türkiye’nin çabalarının sonuç vermeye başladığına işaret ediyor.

Şerife Çetin

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı: Türkiye ile istikşafi görüşmeler yakında başlayacak

Yunanistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “Yunanistan ile Türkiye, istikşafi görüşmelerin 61. turunun yakında İstanbul’da yapılması yönünde anlaşmaya vardı.” ifadesi kullanıldı.

İki ülke arasında 2002’de başlatılan istikşafi görüşmelerin sonuncusu olan 60. tur, 1 Mart 2016’da Atina’da yapılmıştı. Bu tarihten sonra iki ülke arasındaki görüşmeler, siyasi istişareler formatında devam etmiş ancak istikşafi çerçeveye dönmemişti.