Taksim'e yapılan cami kılınan cuma namazıyla ibadete açıldı

İSTANBUL(AA) – Mimarlar Şefik Birkiye ve Selim Dalaman'ın imzasını taşıyan, temeli 17 Şubat 2017'de atılan Taksim Meydanı'ndaki caminin minarelerinden öğle vakti ezan ve sela sesi yükseldi. Cuma namazı öncesi camide Kur'an-ı Kerim okundu, tekbir ve salavat getirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, camiye gelişinde TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve protokol üyelerince karşılandı. Erdoğan, cuma namazı öncesinde caminin avlusundan vatandaşları selamladı.

Taksim Meydanı'nın sembollerinden biri olan camide "İslam'ın Yeryüzündeki Mührü Camiler ve Fethi İstanbul" başlıklı hutbeyi Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş verdi.

Erbaş, edilen duaların ardından ilk cuma namazını kıldırdı. Ali Erbaş, Fatiha'dan Fetih Suresi'nden ayetler okudu.

Cuma namazına, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanı sıra TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Dagalo Hmidti, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, AK Parti Genel Başkanvekilleri Numan Kurtulmuş ve Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekili Tevfik Göksu, İstanbul İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Nuh Köroğlu, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve bazı AK Parti milletvekilleri de katıldı.

Cuma namazı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında sosyal mesafeye uygun şekilde maske kullanılarak kılındı.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, namazın ardından dua okudu.

Çevresi bariyerlerle kapatılan ve LED ekranların kurulduğu Taksim Meydanı'nda da vatandaşlar, belediye tarafından dağıtılan kağıttan seccade üzerinde namazlarını eda etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, namazın ardından Taksim'e yapılan camiye aslı Topkapı Sarayı'nda bulunan Karahisari'nin hattıyla Kur'an-ı Kerim'i Cumhurbaşkanlığı olarak hediye ettiklerini söyledi.

Taksim'e yapılan camiye Türk bayrakları asılırken, Tarlabaşı Bulvarı girişindeki "Sayın Cumhurbaşkanımız Taksim Camisi açılışına hoş geldiniz" yazılı pankart dikkati çekti.

Isparta Belediyesinin kamyonundan ekipler, Taksim Meydanı ve çevresine gül suyu serpti.

Polis ekipleri, caminin çevresinde yoğun güvenlik önlemi alırken, caminin açılışı dolayısıyla bazı yollar trafik akışına kapatıldı. ​​​​​​

Mimari Özellikleri

Proje, mimari olarak hem zemin kat hem de birinci bodrum katta İstanbul'un en yoğun arterlerinden olan İstiklal Caddesi ve Tarlabaşı Bulvarı'nı birleştiren ve bu ilişkiyi içerdiği sosyal mekanlarla besleyen, bu sayede de cami bünyesini sürekli canlı tutabilen bir yapıya sahip.

Taş ve prekast kaplama cepheleri ile titanyum çinko alaşım kaplı kubbeleri ile Taksim cami, cephelerinin tamamından giriş imkanı sunuyor. Bu sayede Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi ve Tarlabaşı Bulvarı üçgeninde bir odak noktası oluşturabildiğine dikkati çekilen projede, mühendislik olarak camide Türkiye'de ve dünyada sayılı uygulamalardan olan Top-Down yöntemi kullanıldı.

"Top–Down" sisteminin kullanıldığı tek cami

Taksim Camisi'nin mühendislik açısından ayrışan en önemli özelliğinin Top-Down sistemi ve bu sistemin kullanıldığı tek cami olması olduğu belirtilirken, cami bu yöntemle, klasik uygulamaların tersine sıfır katından aşağı ve yukarıya doğru inşa edildi.

Bu yöntem sayesinde yapım esnasında derin kuyu kazısı yapılmadan, çevre bina ve yollara, meydana hiçbir zarar vermeden inşa edilmesine imkan tanındı.

Caminin geleneksel cami formlarının modern çizgiler ve malzemelerle yorumlanarak 19. yüzyıl Beyoğlu mimarisinden esinlenen özgün bir tasarımla inşa edildiği, kültür ve sanatla açısında bir çok vatandaşın bir araya geleceği, dijital kütüphanesinden yararlanıp kitap okuyacağı, dinleneceği, sergilerin yapılacağı bir kültür merkezine sahip olduğu ifade edildi.

Toplam namaz kapasitesi 4 bin kişi

Cami'nin, 2 bin 482 metrekarelik arsa alanı ve yaklaşık 16 bin metrekarelik inşaat alanına sahip olduğu da vurgulanırken, 163 araçlık kapalı otoparkıyla 2 bin 950 metrekarelik namaz kılınabilir bir alanı bulunuyor.

İbadet alanında 3 bin kişinin aynı anda namaz kılabileceği camide, dış avluda cenaze namazı kılabilecek kişi sayısı ise 2 bin 400. Kadınlar için 465 metrekarenin ayrıldığı camide, 620 kadın bir arada namaz kılabiliyor. Caminin açık ve kapalı toplam namaz kapasitesi ise 4 bin kişi.

Projenin kubbe kaplamalarında kullanılan titanyum-çinko alışımı özel olarak getirtildi. Projede, 3 bin metrekare titanyum çinko alaşımı ile kubbe ve çatı kaplaması yapılırken, cephelerde kullanılan mermerler ise Bursa ocaklarından seçilmiş olan Emparador Light ve Antalya Demre ocaklarından seçilmiş olan Aero Cream taşlarından oluştu.

İç tezyinatlarında ve hat sanatı uygulamalarında "naht" tekniği kullanılan cami de mihrap, mimber ve kürsü tasarımı yine geleneksel formun modern bir yorumu olarak bizzat Mimar Altan Elmas tarafından tasarlandı. Mihrap tasarımında Esmaü'l Hüsna hattat Davut Bektaş telifi ile "istif yazı" ile yazıldı.

Projede 50 bin 500 metreküp hafriyat, 20 bin 500 metreküp betonarme betonu atılırken, 3 bin ton betonarme çeliği kullanıldı. 7 bin 500 metre fore kazık, 310 ton yapısal çelik imalatları, 8 bin metrekare cephe taş kaplama, bin 300 metrekare de cephe prekast montajı da yapıldı.

Taksim Camisi, 2 bin 482,46 metrekare toplam inşaat alanı, 33 metre kubbe yüksekliği, 2 şerefiyeli 64,80 metre minaresi, 10 bin metrekare otopark alanı, 4 bin kişi ibadet alanı, bin 800 metrekare bodrum ve zemin katlarda salon, sergi salonu, kütüphane ve aşevi mekanları sunuyor.

İnşaat süreci

27 Mart 1994 yerel seçimlerini Taksim'e cami sözü veren ve kazanan Recep Tayyip Erdoğan; "Taksim'e cami iznini vereceğiz, temelini de Cumhurbaşkanı Demirel'e attıracağız." demişti.

Refahyol iktidarının başbakanı, Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan da Taksim Cami'nin temelini atacaklarını duyurdu. İdari ve hukuki süreçler nedeniyle Taksim'e cami yapılamadı.

Süreç ilerleyip 28 Şubat 1997 post modern darbesiyle Refahyol hükümeti yıkıldı. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2013 yılında Taksim Camisi ve Topçu Kışlası'nın yapılacağını duyurmuş, ancak gelişen olaylar sebebiyle Taksim Cami'sinin yapımı yeniden ertelenmişti.

15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Taksim'e cami yapma hedefine kaldığı yerden devam etti.

19 Ocak 2017'de İstanbul İki Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu'nun onayına kadar bu konuda bir adım atılmazken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminin hemen sonrasında 18 Temmuz'da Kısıklı'da darbe girişimine direnen Türk halkına hitabında 'Taksime cami yapmanın da zamanı geldi.' diyerek cami inşasını yeniden dile getirmişti.

Bu açıklamayı izleyen Altan Elmas, Taksim'e cami yapma fikrinin hayali ve tüm maliyetlerini hayırsever olarak karşılamak üzere inşasına talip olduğunu, o esnada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yanında bulunan dönemin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak'a mesajla ileterek talip olmuştu.

Elmas ailesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın onayıyla aile büyüklerinden devraldığı bu büyük hayali gerçekleştirerek 150 yıllık mazisi olan Taksim Cami'nin inşasını üstlendi.

Dönemin Beyoğlu Belediye Başkanı olan Ahmet Misbah Demircan, 10 Şubat 2017'de yaptığı açıklamada projenin mimarının Şefik Birkiye ve Sur Yapı'nın sahibi Elmas ailesinin bu proje inşaatını ve bedelini karşılayarak vakfedeceğini resmen duyurmuş, Taksim Cami'nin sembolik temeli Şubat 2017'de atılsa da Anıtlar Kurulu'nun kontrollü el kazıları yaptırdığı caminin inşaatına Haziran 2017'de başlanmıştı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA(AA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Mavi Vatanımızın çelik kılıcı Atmaca Gemisavar Füzemiz, bugün envantere girişi öncesi gerçekleştirilen son test atışında ilk kez bir gemi hedefini tam isabetle vurmayı başardı. Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve Donanmamıza hayırlı, uğurlu olsun.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, test atışı öncesinde ve hedefin vurulma anında çekilen görüntüyü de paylaştı.

ANTALYA (AA) – Antalya Diplomasi Formu'nun bu buluşmasında devlet ve hükümet başkanlarıyla bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, "Türk turizminin başkenti, Akdeniz'in incisi bu güzel şehrimize, Antalya'ya hoş geldiniz." dedi.

Foruma katılan davetlilere teşekkür eden Erdoğan, "Tarihi, kültürel zenginlikleri ile dünyaca ünlü Antalya'mızda sizleri geleneksel Türk misafirperverliği ile ağırlamanın bahtiyarlığı içindeydim." ifadelerini kullandı.

Bölgenin ve dünyanın meselelerini konuşmak, tartışmak ve bunlara çözüm yolları üretmek için bu forumun düzenlendiğini dile getiren Erdoğan, foruma Antalya'nın ev sahipliği yapmasının tesadüf olmadığını, Antalya'nın tarih boyunca medeniyetlere beşiklik yapmış, insanlık tarihine yön vermiş, kıtaların kavşak noktası Akdeniz'in en güzel şehirlerinden biri olduğunu söyledi.

Erdoğan, tıpkı Akdeniz gibi Antalya'nın da farklı kültürlerin ortak yuvası ve yurdu olduğunu belirterek "Asırlardır her kökenden, her inançtan insanı barış içinde bir arada yaşatan Antalya'mız, diplomasinin de merkezinde yer almıştır." diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun yoğun gayretleriyle bugün ilki icra edilen forum ile şehrin bu özelliğine yeni bir boyut daha kazandırıldığına işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Antalya Diploması Forumu'nun inşallah zamanla küresel diplomasinin kalbinin attığı bir zemine dönüşeceğine inanıyorum. Buradan vereceğimiz dostluk, diyalog ve iş birliği mesajları, bölgemizle birlikte tüm dünyaya dalga dalga yayılacaktır. Forum vesilesiyle ayrıca hem Antalya'nın güzelliklerini görme hem de Güvenli Turizm Sertifikası programının uygulamalarına bizzat şahitlik etme imkanı bulacaksınız. Geçen sene başlattığımız bu program sayesinde 2020 yılında 16 milyon turisti sorunsuz, sıkıntısız bir şekilde ülkemizde ağırladık. 2021 senesinde sistemin kapsamını daha da genişleterek misafirlerimizin, ülkemizin her köşesinde huzuru kalp ile tatil yapabilmelerini mümkün kıldık. Hepinizden, her zaman aileniz ve sevdiklerinizle birlikte sizi ağırlamaktan şeref duyacak Antalya'nın keyfini çıkarmanızı özellikle istiyorum."

"Sıkılı yumrukları gevşetecek diplomasidir"

Diplomasinin insanlığın toplu halde yaşamaya başladığı tarihlerden beri var olan, kullanılan, üzerinde kafa yorulan bir alan olduğunu ifade eden Erdoğan, daha yakın bir tarihteki tanımıyla savaş ve barış güçleri arasındaki dengeyi oluşturan diplomasinin, önleyicilik vasfıyla önemini sürekli artırdığını vurguladı.

Erdoğan, iletişim teknolojileri, internet, sosyal medya ve artan küreselleşme ile diplomasinin alanının da genişlediğini belirterek, bugün diplomasi denilince sadece devlet ve hükümet yetkilileri arasında kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerden bahsedilmediğini, bu kavramla aynı zamanda kamu diplomasisinden kültür diplomasisine, turizm diplomasisinden ticaret diplomasine kadar çok geniş bir yelpazede yürütülen çalışmaların da kastedildiğini aktardı.

Politika aktörleri kadar, diplomasinin icra edildiği platformların da değişip çeşitlendiğini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Artık siyasetçiler ve diplomatlarla birlikte sivil toplum kuruluşları, iş dünyası, medya ve üniversiteler arasındaki temaslar da dış politikayı şekillendiriyor. Giderek daha fazla gündeme gelen dijital diplomasi de yine bu dönemin kazanımlarından biridir. Diplomasinin alanının bu kadar genişlemesi, gerilimlerin azaltılmasında insanlığa şüphesiz büyük fırsatlar sunuyor. Sıcak çatışmaların yıllarca devam ettiği günümüzde diplomasi sanatının önümüze açtığı yeni kulvarlara olan ihtiyacımız da artıyor. Dönem sorunların suhuletle çözümünde diplomasinin inceliklerini dışlama değil, daha fazla devreye alma dönemidir. Hep söylediğimiz gibi sıkılı yumruklarla müsafaha olmaz. İşte bu sıkılı yumrukları gevşetecek en etkili yol hala diplomasidir."

"Vizyoner diplomasi pratiğini hakim kılmalıyız"

"Dünyadaki değişimi doğru okuyan, gelecek nesilleri için çözümler üreten, maziden süzülüp gelen birikimi yeniden yoğurarak istikbale taşıyan, vizyoner bir diplomasi pratiğini hakim kılmamız gerekiyor." diyen Erdoğan, karşı karşıya olunan tehditlerin büyüklüğünün uluslararası planda dayanışmayı ve iş birliğini zaruri kıldığını vurguladı.

Küresel koronavirüs salgınında, bu ihtiyacı herkesin bir kez daha hissettiğini belirten Erdoğan, "Uluslararası toplum elindeki tüm araçlara rağmen salgının yıkıcı etkilerini yönetmede maalesef iyi bir imtihan veremedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, tarihin en büyük sağlık krizini ancak 100 gün sonra gündemine alabildi." dedi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tropik adalardan Sibirya'ya kadar dünyanın en ücra yerlerini dahi etkileyen salgın karşısında iş birliği, yerini korumacı ve rekabetçi politikalara bıraktı. Milyarlarca insanın yükü sadece dayanışmayla hafifleyecekken, Afrikalı kardeşlerimiz, Asyalı, Latin Amerikalı dostlarımız, kaderlerine terk edildi. Salgının dünya ölçeğinde adaletsizlikleri keskinleştirdiğini, zenginle fakir arasındaki uçurumu daha da derinleştirdiğini görüyoruz. Birçok ülkede toplumsal huzursuzlukların nüksetmesi, düzensiz göç yollarının tekrar hareketlenmesi, Akdeniz'de ölümlerin artması bunun en çarpıcı örneklerindendir. Bu süreçte Türkiye olarak 'dost kötü günde çağrılmadan gidendir' inancıyla dünyanın dört bir yanındaki dostlarımızın imdadına koşmaya çalıştık."

"Yerli aşımızı tüm insanlıkla paylaşacağız"

Türkiye'den talepte bulunan 158 ülke ve 12 uluslararası kuruluşa sağlık malzemesi gönderdiklerini hatırlatan Erdoğan, Türkiye'de misafir edilen sığınmacıların Türk vatandaşlarından ayrı tutulmadığını, sağlık hizmetlerine erişimlerinin sağlandığını söyledi.

"Salgın döneminde yapılan hataların tekrar etmemesi için aşı milliyetçiliğine fırsat verilmemesi önemlidir." diyen Erdoğan, aşının şantaj, baskı veya politika dikte aracı olarak kullanılmasının yanlış olduğunu vurguladı.

Erdoğan, yıl sonundan önce bitirmeyi planladıkları yerli aşı çalışmalarını, insan odaklı evrensel bir yaklaşımla yürüttüklerine dikkati çekerek "Kullanıma hazır hale gelince yerli aşımızı inşallah tüm insanlıkla paylaşacağız." dedi.

Mevlana'nın "Her gün bir yerden göçmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti cancağızım. Ne kadar söz varsa düne ait şimdi yeni şeyler söylemek lazım." sözlerini paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sadece siyasetçiler, diplomatlar olarak değil akademisyenler, öğrenciler, iş adamları, sivil toplum kuruluşları olarak topyekun yeni şeyler söylememiz gereken bir dönemdeyiz. Eskinin alışkanlıklarıyla, geçmişin dar kalıplarıyla günümüzün sorunlarına çözüm bulamayacağımız açıktır." ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere küresel sistemin üzerine inşa edildiği ana yapıların mevcut halleriyle çözümün değil sorunun bir parçası olduğunu ifade eden Erdoğan, "İki kutuplu dünya tasavvurunun bize dayattığı bu kurumsal yapılarla 21. yüzyıldaki yolculuğumuzu devam ettiremeyiz. Türkiye olarak 'Dünya beşten büyüktür' sancağı altında yürüttüğümüz mücadelenin gayesi eskinin yüklerinden kurtularak yeniyi kucaklamaktır." dedi.

Yaklaşık 8 milyar insanın kaderinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkenin insafına bırakılamayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 190 ülkeye bir süreliğine masada oturma hakkı veren ancak kendi kaderleriyle ilgili söz hakkı tanımayan bir sistemin adalet üretemeyeceğini söyledi. Adaletin bulunmadığı yerde çatışma ve gerilimin eksik olmayacağını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Yeni dönemde diplomasimizi yoğunlaştırmamız gereken alanların başında Güvenlik Konseyi'nin daha kapsayıcı bir yapıya kavuşturulması geliyor. Statükodan çıkar sağlayanlar elbette kendilerine asimetrik güç veren bu imkanı paylaşmak istemeyeceklerdir. Hatta reform taleplerini dile getiren ülkeleri dışlamaya, susturmaya yönelik gizli-açık baskılar da olur. Türkiye ile ilgili son dönemde sık sık tedavüle konulan eksen tartışmaları, bu hazımsızlığın işaretidir. Bu art niyetli suni, hakikatlerle bağdaşmayan tartışmaların bizim cesaretimizin kırmasına müsaade etmiyoruz. Hem vatandaşlarımızın hem evlatlarımızın hem de tüm insanlığın geleceği adına hakkı ve adaleti savunmaya devam ediyoruz, devam edeceğiz. Bunun uzun, yorucu ve çetin bir süreç olduğunun şüphesiz bilincindeyiz. Sabrın acı, meyvesinin ise tatlı olduğunu gayet iyi biliyoruz. Siz dostlarımızın bu konuda bizimle aynı hissiyatı taşıdığınıza inanıyor, desteğinize güveniyoruz."

"Türk diplomasisi gücünü değişen şartlara ayak uydurmak kabiliyetinden alıyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mevlana'dan ilhamla Antalya Diplomasi Forumu'nun temasını "Yenilikçi Diplomasi, Yeni Dönem, Yeni Yaklaşımlar" olarak belirlediklerini bildirerek "Dünya hızla değişirken devletler arası ilişkilere bakışımızı ve diplomasimizi de buna uyarlamak mecburiyetindeyiz. Girişimci ve insani dış politika anlayışımızın gerisinde de bu yenileşme ve dönüşüm ihtiyacı bulunuyor. Asırlara sari tecrübe ve engin birikimi yansıtan Türk diplomasisi gücünü değişen şartlara ayak uydurma kabiliyetinden alıyor." dedi.

Bugünün dünyasında etkin diplomasinin, olaylara geniş açı ile bakmaktan ve sahadaki gelişmeleri yakından takip etmekten geçtiğini anlatan Erdoğan, şunları bildirdi:

"Diplomatik başarı ise gelişmeleri hızlı ve ön alıcı müdahalelerde bulunabildiğiniz takdirde yakalanıyor. Türkiye 252 dış temsilciliği ile dünyanın en geniş 5. diplomatik ağına sahip ülkesi konumundadır. Sadece genişleyen diplomatik ağımızla değil TİKA, AFAD, YTB, Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Maarif Vakfı, Kızılay ve Türk Hava Yolları gibi kurumlarımızla da dünyanın dört bir köşesinde varlık gösteriyoruz. Nitelikli, alanında yetkin diplomatlarımızla ülkemizin çıkarlarını savunurken dünyanın neresinde olursa olsun barışa, istikrara, kalkınmaya ve refaha katkı sağlamak için çaba harcıyoruz. Bu anlayışla attığımız adımların meyvelerini birçok bölgede aldık, alıyoruz. Komşumuz Suriye'de halkın iradesini yansıtacak bir siyasi çözümün bulunması için var gücümüzle çalıştık. Yaklaşık 10 yıldır 4 milyona yakın Suriyeli kardeşimizi ülkemizde misafir ediyoruz. Sınırımızın hemen ötesinde, zor şartlarda hayata tutunmaya çalışan 5 milyonu aşkın mazluma da yardım elini uzatıyoruz. Suriye'de faaliyet gösteren PKK, PYD, YPG ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı sahada varlık gösteren ilk ülke biz olduk. Suriye'nin yabancı terörist savaşçılar için bir eğitim ve barınma kampına dönüşmesine müsaade etmedik. DEAŞ'ın Suriye'deki varlığına büyük ölçüde son vererek ülkemizde birlikte Avrupa ve dünyanın güvenliğine de katkı sağladık. Şu an itibarıyla DEAŞ'ın 4 bin 500 mensubunu etkisiz hale getirdik."

"Uluslararası toplumdan beklediğimiz desteği alamadık"

Türkiye'nin bugüne kadar 430 bin Suriyelinin güvenli ve gönüllü şekilde topraklarına dönüşünü temin ettiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İdlib'deki yerlerinden edilmiş kişilere de briket ev inşası gibi projelerimizle destek veriyoruz. Onları çadırlardan kurtarıyoruz, fedakarca ve samimiyetle yürüttüğümüz tüm çalışmalarda karşılaştığımız sıkıntıları, buradaki pek çok dostumuz yakinen biliyor." dedi. Erdoğan, gerek terör örgütleriyle mücadelede gerekse Suriye'yi istikrarlılaştırma çabalarında uluslararası toplumdan bekledikleri desteği alamadıklarını söyledi.

Türkiye'de sivilleri katleden canilerin, siyasi sığınmacı statüsü verilerek yıllarca korunup kollanıp himaye edildiğini dile getiren Erdoğan, "DEAŞ ile mücadele kılıfı altında güney sınırımız boyunca bir terör devleti kurulmaya çalışıldı. PKK'nın her yıl on milyonlarca avro haraç toplamasını engelleyecek birkaç göstermelik operasyon dışında hiçbir kararlı adım ne yazık ki atılmadı. Oysa terörün her türlüsüyle mücadele, dünyaya demokrasi ve hukuk dersi verenler başta olmak üzere herkesin görevidir. Suriye'de barış ve istikrarın sağlanması sadece Türkiye'nin değil hepimizin sorumluluğudur." ifadelerini kullandı.

"Yunanistan'la yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz"

Libya halkının da benzer şekilde yıllar süren acılı bir dönemden geçtiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Birleşmiş Milletlerce tanınan meşru Libya hükümeti ile dayanışmamız, ülkede ateşkese, birliğe ve yeni bir başlangıca giden yolu açtı. Libya'da yaraların sarılmasına, yeniden imara, kalkınmaya yönelik desteğin bilhassa bu kritik süreçte artırılması önem arz ediyor. Çözümsüzlüğün yaşattığı sıkıntıları bugün aramızda bulunan Azerbaycan, Gürcistan ve Ukraynalı dostlarımız da tecrübe ettiler, halen de ediyorlar. Bu yükü Kıbrıs meselesi bağlamında biz zaten yıllardır taşıyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Cenevre'de sunduğu egemen eşitliğe dayalı, iki devletli çözüm önerisini destekliyoruz. Akdeniz'in bir barış, refah ve iş birliği alanı olmasını arzu ediyoruz. Tüm paydaşların katılacağı Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz halen masadadır. Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının cepheleşme yerine iş birliğine vesile olması bizlerin elindedir. Komşumuz Yunanistan'la son dönemde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz. Müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile de olumlu çerçevesinde iş birliğimizi güçlendirmek istiyoruz."

Eski devlet geleneğinin aynı zamanda "eski diplomasi kültürü" demek olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Coğrafi bakımdan Afro Avrasya ülkesi olan Türkiye'nin diplomasisi de bu üç kıtayı kuşatan geniş bir vizyonla yürütülmektedir. Avrupa ile ilişkilerimizi geliştirirken, Latin Amerika'yı Türk Dünyası ile iş birliğimizi güçlendirirken Balkanlar'ı asla ihmal etmiyoruz." ifadesini kullandı.

Erdoğan, Müslümanlarla birlikte Musevi ve Hristiyanların da kutsal mekanlarına ev sahipliği yapan Kudüs'ün asli kimliğinin korunması gerektiğini vurgulayarak "Tarihte olduğu gibi bugün de selam yurdu olması için gayret gösteriyoruz." dedi.

Türkiye'nin salgınla beraber vahim bir hal alan İslam düşmanlığı, yabancı karşıtlığı ve kültürel ırkçılıkla mücadelede en ön saflarda yer aldığını anımsatan Erdoğan şunları kaydetti:

"Yeniden Asya Girişimi'mizle Türk diplomasisinin ufkunu genişletirken kadim bağlarımızın olduğu Afrika ile iş birliğimizi her alanda ileriye taşıyoruz. Bu çerçevede, önce 2008 yılında İstanbul'da, ardından 2014 yılında Malabo'da olmak üzere, iki kez Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi düzenledik. Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığım döneminde, bazılarını birkaç kez olmak üzere 28 Afrika ülkesini ziyaret ettim. Tarihinin en büyük devlet krizini yaşayan Somali'yi bundan tam 10 yıl önce, 2011 yılında eşimle beraber ziyaret eden ilk dünya lideri oldum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişinde sömürgecilik utancı bulunmayan Türkiye'nin, Afrika'nın zengin kültüründen ve birikimden istifade etmek istediğini belirterek "Salgın sebebiyle ertelemek zorunda kaldığımız 3. Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi'ne inşallah eylül ayında Türkiye'de ev sahipliği yapmayı arzu ediyoruz. Önümüzdeki dönemde, pergelin bir ayağını Türkiye'ye sabitleyip diğeri ile Afrika'dan Latin Amerika'ya Pasifik'ten Asya'ya kadar tüm coğrafyalara uzanarak iş birliğimizi her alanda daha da artırmayı ümit ediyoruz." diye konuştu.

Geniş bir katılımla düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu'nun Türkiye'nin bu ufkunu, amacını ve samimiyetini ortaya koyan en önemli girişimlerden biri olduğunun altını çizerek "Forumda siyasetçiler, akademisyenler, sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra geleceğin liderleri olacak gençlerimizin de yer alması ayrıca anlamlıdır." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının sonunda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu başta olmak üzere, forumun yapılmasında emeği geçen herkese ve foruma katkı yapacaklara teşekkür etti.

Foruma, devlet ve hükümet başkanlarının yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da katıldı.