Tam kapanmada 'yaşlılar ve çocuklarla daha fazla ilgilenilmesi' tavsiyesi

EDİRNE (AA) – Prof. Dr. Öztora, AA muhabirine, tam kapanmanın salgının artış hızının kontrol altına alınması açısından önemli olduğunu söyledi.

Kapanmanın gerekliliği konusunda kimsenin kafasında soru işareti olmaması gerektiğini belirten Öztora, kurallara ne kadar fazla uyulursa daha sonra yeni bir kapanma ihtimalinin de o derece azalacağını ifade etti.

Kapanma döneminde bazı sosyal sıkıntılar görülebileceğini belirten Öztora, “Özellikle yaşlılar ve çocuklar gibi daha kırılgan nüfusa karşı dikkatli olmamızda fayda var. Yaşlıların en çok sıkıntı duydukları ya da korktukları durum izole olmak ya da göz ardı edilmek. Bu, onlar için gerçekten bir sıkıntı kaynağı. O yüzden yaşlılarımıza bu dönemde özellikle özel önem göstermeliyiz. Büyük çoğunluğu aşılı olsa dahi yine de biz temizlik, maske ve mesafe önlemlerini bırakmadan yaşlılarımızla ilgilenmeliyiz.” dedi.

Öztora, bu süreçte yaşlılara ziyarete gitmek yerine her gün onlarla görüşmek, sıkıntılarını sormak ve görüntülü görüşmeler yapmanın yaşlılar için oldukça faydalı olacağını ifade etti.

Yaşlılara, kendilerini evde oyalayacakları birer meşgale bulmanın da önemli olduğunu anlatan söyleyen Öztora, şöyle devam etti:

“Yaşlılarımızın tek korktukları şey yalnız kalmak. Başlarına bir şey gelirse ne yapacakları konusundaki endişeleri. Bu konuda endişe duymalarına gerek yok aslında. Çünkü tüm sağlık kurumları çalışıyorlar. Eczaneler açık. Yakındaki market ve bakkallar açık. Herhangi bir sıkıntı duyacakları problem olmayacak. Acil ve olağan durumlarda başvurabilecekleri merkezler açık olacak. Bu konuda bir sıkıntı duymalarına gerek yok aslında.”

“Çocuklarımıza özellikle dikkat etmemiz lazım”

Öztora, çocuklarla ilgili dikkat edilmesi gereken daha fazla konu olduğunu belirtti.

Kapanma ve salgın dönemlerinin çocuklara etkileriyle ilgili yapılmış birçok çalışma olduğunu aktaran Öztora, “Çocukların çok basit huzursuzluktan tutun daha ileri bulgular verebildiği gösterilmiş. O yüzden çocuklarımıza özellikle dikkat etmemiz lazım. Bu salgınla ilgili hep ‘Çok şükür ki teknoloji zamanına geldik’ diyoruz ama bazen de ‘Ne yazık ki teknoloji zamanına denk geldik’ diyoruz. Çocuklarımız bütün gün ekran karşısında okullarına devam edebiliyorlar. Onun dışındaki boş zamanlarını yine ekran karşısında geçirmeye devam ettikleri takdirde onlar bu sıkıntıları yaşamaya daha büyük aday oluyorlar.” ifadelerini kullandı.

Öztora, ailelere çocuklar konusunda önemli görevler düştüğünü vurgulayarak şunları kaydetti:

“Ailelerin çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmeleri, faaliyette bulunmaları çok önemli. Belki eskiden herkes günün yorgunluğuyla köşesine çekilip televizyon karşısına geçebilir ya da başka bir şeyler yapabilirdi ancak bu dönemde bir araya gelinen zamanları kaliteli kullanmak önemli. Çocukların sosyal gelişimi açısından da akran grupları çok önemli. Bunların da olumsuz etkilendiği zaten gösterilmiş. Çocuklar dışarıya koşmak top oynamak istiyorlar. Ama özellikle apartman dairesi gibi yerlerde yaşayanlar için aileleriyle birlikte geçirecekleri zaman ve oyunlar çok daha faydalı ve etkili olacaktır.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – AA muhabirinin 21 Eylül Dünya Alzaymır Günü dolayısıyla Sağlık Bakanlığının bu alandaki çalışmalarından derlediği bilgilere göre, halk arasında “bunama” olarak da bilinen demansın en yaygın türü olan alzaymır hastalığı nüfusun yaşlanmasıyla giderek daha sık görülüyor.

Dünya genelinde 30-40 yıl sonra en önemli sağlık sorunlarından biri olacağı düşünülen alzaymır hastalığının ilk belirtisini unutkanlık oluşturuyor. Öğrenme güçlüğü, konuşma bozukluğu, yolunu kaybetme, kişileri tanıyamama ve karar verme güçlüğü de alzaymırın belirtileri arasında yer alıyor.

Ayrıca huzursuzluk, ilgisizlik, saldırganlık, uyku bozukluğu, hayal görme ve depresyon gibi davranışsal bazı bozukluklar da bu hastalığın belirtileri arasında sıralanıyor.

65 yaş üstü tüm vatandaşlar aile hekimliklerinde test yaptırabiliyor

Alzaymır hastalığının teşhisi için net bilgi veren bir tetkik yöntemi bulunmasa da bazı küçük testler, hastalığın varlığının saptanmasında büyük önem taşıyor.

Türkiye’de tüm 65 yaş üstü kişiler, birinci basamak sağlık kuruluşları olan aile hekimliği birimlerinde zihinsel faaliyetlerinde herhangi bir sorun olup olmadığına yönelik değerlendirmelerini yaptırabiliyor.

Saat çizme testi, hastalığa dair önemli ipuçları veriyor

Aile hekimliği birimleri, kendilerine alzaymır şüphesiyle başvuran kişilere, “mini mental test” adı verilen testi gerçekleştirerek, zihinsel faaliyetlerine yönelik sorular yöneltiyor.

Bu testin yanı sıra “saat çizme” testi de hastalara uygulanabiliyor. Bu uygulamada, aile hekimi hastadan “saat 03.45” gibi belirli bir saati kağıda görsel olarak, akrep ve yelkovanın yerlerini gösterecek şekilde çizmesini istiyor.

Çizimi 6 üzerinden puanlandırılan hastalarda, 4 puanın altı bozulmuş zihinsel bozukluk olarak değerlendiriliyor.

Aile hekimleri bu testler sonucunda gerekli gördüğü hastaları ileri tetkik için uygun sağlık kuruluşlarına yönlendiriyor.

Sigara ve alkol kullanımı alzaymıra kapı aralıyor

Dünya genelinde alzaymırın henüz kesin bir tedavisi bulunmuyor. Fakat hayati önem taşıyan erken tanı ile hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, semptomlarının azaltılması ve hastanın yaşam kalitesinin artırılması sağlanıyor.

Yetersiz fiziksel aktivite, şeker hastalığı, sigara ve alkol kullanımı gibi durumlar, alzaymır hastalığına kapı aralayan etkenler arasında sıralanıyor.

Uzmanlar, alzaymır hastalığından korunabilmek için kişilere zihnin aktif tutulması, egzersiz yapılması, düzenli ve dengeli beslenme, alkol ve sigaradan uzak durma ve sosyalleşmeyi öneriyor.

EDİRNE(AA) – Osmanlı döneminde koku, su ve müzik sesiyle tedavinin uygulandığı şifahaneyi barındıran Külliye’de yer alan imaret bölümünde Koku Kültürü ve Turizm Derneği Koku Akademisi öğrencileri son derslerini çeşitli müzik makamları eşliğinde yaptı.

Geleceğin koku uzmanlarına dünyanın güncel parfüm literatürü, medeniyetlerin kadim ritüelleri, koku hakkında yapılan bilimsel araştırmalar, aromaterapi, koku hakkında ulaşılan tarihi ve modern bilgilerin aktarıldığı öğrencilere dernek kurucusu ve koku uzmanı Bihter Türkan Ergül, koku ve müziği konserlerinde birleştiren Devlet Opera ve Bale Sanatçısı Serap Çiftçi, Uygulamalı Müzik Terapileri Derneği yöneticileri Prof. Dr. Levent Öztürk ve Fadıl Atik tarafından bilgi verdi.

Buhurdanlıkta yakılan tütsüler eşliğinde dumanın makamlara göre yön değiştirdiği gözlendi, katılımcılara çeşitli kokular deneyimletildi.

Eğitime akademi öğrencilerinin yanı sıra İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk ve Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Müzeler Müdürü Ruhi Pehlivancık’ta katıldı.

Eğitimler mesleki yeterlilik için

Koku uzmanı Ergül, gazetecilere yaptığı açıklamada, 36 yıldır bu işle ilgilendiğini, koku uzmanlığının meslek standardına ulaşması için çalışmalar yaptığını söyledi.

Koku Akademisi’ni kurduğunu anlatan Ergül, “Kaynak olarak kısır bir alanımız var. Bunun karşılığında burası bir koku uygarlığı. Mezopotamya, Hitit, Selçuklu, Osmanlı, Babil ve Sümerler’e baktığınız zaman büyük bir koku kültürü var. Ritüellere bakıyorsunuz şifahaneden devlet erkanına gündelik hayata kadar koku her yerde.” dedi.

Kokunun tat, gastronomi, gıda ve hastalıklar alanıyla ilgili olduğunu ifade eden Ergül, şöyle konuştu:

“Mesela kulak, burun, boğaz hastalıklarında ‘anozmik’ denilen durum vardır, koku hastalıklarını etkiler. Koku Akademisi parfüm tasarımı, aromaterapi, ziraat, topraktan şişelenmeye kadar bütün serüveni anlatır.

Notalama, uçucu yağlarda ne neye iyi gelir, damıtma yöntemleri, sabit bazlı yağlar, uçucu bazlı yağlar. Aklınıza kokuyla ilgili gelebilecek her şey Koku Akademisi’nde eğitim olarak veriliyor. Bu eğitimi aldıktan sonra Mesleki Yeterlilik Kurumu’nun açmış olduğu sınava katılan öğrenciler başarılarının ardından uluslararası yeterliliği olan bir meslek kazanıyorlar.”

Osmanlı’nın insana verdiği değer şifahanelerde

Serap Çiftçi de Osmanlı döneminde hastaların müzik ve makamlarla tedavi edildiğini anımsattı.

Sultan II. Bayezid Külliyesi’nin müzikle tedavi için akustik olarak yapıldığını dile getiren Çiftçi, “Türkiye’deki tüm şifahaneler bu şekilde organize edilmiştir. Müzikle tedaviye çok önem verilmiş. Özellikle Avrupa ve Amerika’da ruh hastalıklarındaki ‘deli’ diye geçen insanları zincirle bağlarlarmış. Osmanlı’da ise tam aksine bebekler gibi pamuklara sarılır onları daha ince şekilde muhafaza edermişiz. Ruh hastalığı ince hastalık, hassasiyet hastalığı olarak tanınır. Onlara da müzik ve makamlarla tedavi şekilleri uygulanırmış.” şeklinde konuştu.

İl Kültür Müdürü Soytürk’te geçmişin izinden etkinliklere yer veren Trakya Üniversitesini tebrik ettiğini söyledi.

Müzeler Müdürü Pehlivancık da Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu’nun müzeleri yaşayan müze olarak düşündüğünün bunun için de bu tarz etkinliklerin Külliye’de devam edeceğini bildirdi.