TBB Başkanı Feyzioğlu: Bazı emekli amirallerin açıklaması olumsuz çağrışımlara sebebiyet verdiği için yanlış olmuştur

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, yaptığı yazılı açıklamada, yaklaşık bir hafta önce 126 emekli büyükelçinin Montrö Sözleşmesi’ne ilişkin toplu bir açıklama yaptığını hatırlattı. Bunun bir tepki yaratmadığını ifade eden Feyzioğlu, çünkü geçmişte büyükelçilerin yaptığı bir darbenin bulunmadığını belirtti.

Metin Feyzioğlu, şunları kaydetti:

“Emekli am irallerin bildirisinin tepki çekmesinin nedeni, demokrasi tarihimizde yaşadığımız acı tecrübelerdir. Söz konusu bildiri hem olumsuz çağrışımlara sebebiyet verdiği hem Türkiye için son derece önemli olan Montrö Antlaşması’nın içeride sorgulandığı algısını yarattığı için yanlış olmuştur. Meselenin suhuletle sonuçlandırılmasının, ülkemizin yararına olduğunu düşünüyorum.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Metin Feyzioğlu, “Türkiye Barolar Birliği kurulurken, Türkiye’nin birliği olması için hiçbir baronun kendisini figüran kabul etmesine izin verilmemiştir. Bugün İstanbul Barosu’nun, Ankara Barosu’nun, İzmir Barosu’nun sayısal üstünlüğü sebebiyle Ardahan Barosu, Kayseri Barosu, Kırşehir Barosu figüran rolündedir.” dedi.

Feyzioğlu, Bahçeşehir Üniversitesinde katıldığı bir programda, çoklu baro düzenlemesine ilişkin değerlendirmede bulundu.

“Çoklu baro teklifini Metin Feyzioğlu yazdı.” iddialarına değinen Feyzioğlu, “Milli iradeye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çok saygılı bir ifade olduğunu düşünmüyorum. Üzücü, Meclis açısından rencide edici bir ifade. TBMM’nin çıkardığı bir kanunu ben yazamam, böyle bir yetkim yok.” diye konuştu.

Siyaset mekanizması ile oturup konuşmanın, ikna etmeye çalışmanın kanun yazmak olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu belirten Feyzioğlu, İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun hiçbir zaman “siyaset mekanizmasını ikna edeyim” diye bir sorunu olmadığını söyledi.

Türkiye Barolar Birliğinin sırtında 50 bin genç avukatın iş, istihdam ve aş sorununun bulunduğunu aktaran Feyzioğlu, “Ben o sorunlara çözüm bulmak zorundayım, o sorunları yüreğimde taşımak zorundayım. Yüreğinde bunun ızdırabını taşıyan bir yöneticinin Cumhurbaşkanı ile konuşması zorunludur.” ifadesini kullandı.

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile konuşmayı zül kabul edip, konuşmamayı marifet olarak takdim etmesini anlamasının mümkün olmadığını dile getiren Feyzioğlu, şöyle devam etti:

“Çözüm üretmek zorunda olan bir makamda kendisi. Millet Meclisi ile görüşmeyi reddetmesini ben anlayamam. Çözüm üretmek zorundayız. Biz, baro yönetim kurulunda kanun çıkarma yetkisini sahip miyiz? Değiliz. O zaman yasama organıyla görüşeceğiz. Sayın başkanım, bir sene önce Cumhurbaşkanı davet etti, gelmedi. Biz tüm hukukçu milletvekilleriyle yasama yılının başında görüşmeye davet ettik, gelmedi. Meclis komisyonuna davet ettik, gelmedi. Ondan öncesinde ‘Tüm siyasi parti meclis gruplarına derdimizi anlatalım.’ dedik, gelmedi. Cumhurbaşkanına gidelim, ‘Sayın Cumhurbaşkanına derdimizi anlatalım, alternatif bir teklif getirelim.’ dedim, cevap bile vermedi. Dolayısıyla siyaset mekanizması ile görüşmeyi zül kabul eden bir düşünce yapısının üretebileceği bir düşüncedir bence. Üzücü. İstanbul Barosu’nun sayın avukatları sorunlanın çözümü için ne gerekiyor, kendileri takdir etsinler ona göre karar versinler.”

“Türkiye Barolar Birliği dimdik ayaktadır”

Feyzioğlu, TBB’de bazı komisyonlarda yaşanan istifalara ilişkin, “Bunlar bizim ihtiyari komisyonlarımızdır. İstifa edebilirler, yerlerine yenisi gelir. Hiç problem değil, kendi takdirleridir, saygı duyarım ama Türkiye Barolar Birliği dimdik ayaktadır. Türkiye Barolar Birliğini bölmek gibi bir teşebbüs yasama organı tarafından yoktur, idare tarafından yoktur. İstanbul Barosu Sayın Başkanının da Türkiye Barolar Birliğini bölme ya da yıkma teşebbüsünü doğru bulmadığını ifade edeyim.” değerlendirmesini yaptı.

Kendisine yönelik istifa çağrılarına da değinen Feyzioğlu, şöyle konuştu:

“Şimdi bir fotoğraf yayınlıyorlar ve kanunun müzakeresini genel kurulda, izleyicilere ayrılmış bölümde seyrediyorum. Yanımdaki bütün koltuklar boş. Bunu birileri televizyonlarında utanç fotoğrafı olarak yayınlıyor O fotoğraf gurur fotoğrafıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisine saygı fotoğrafıdır. Ve o koltukların tamamında baro başkanları oturabilirdi. Kimse kimseye mahalle baskısı kurmasın. Meclisle görüşmeyi reddedenlerin, ‘Meclis bu kanunu niye çıkardı’ diye şikayet etme hakkı yoktur. Benim şikayet etme hakkım vardır, görüşenlerin şikayet etme hakkı vardır ama Meclisle görüşmeyi ve derdini anlatmayı rededenlerin hiç böyle bir hakkı yoktur.

‘Zaten sonuç belli.’ deyip duruşmaya girmekten vazgeçiyor muyuz? Dilekçe vermekten vazgeçiyor muyuz? İstinafa götürmekten vazgeçiyor muyuz? Temyize götürmekten vazgeçiyor muyuz? Üzerimize aldığımız bir vekaletin gereğini yapmak için sonuna kadar hukuki sorumluluğumuzu yerine getireceğiz değil mi? Instagram’dan mı anlatıyoruz hakime derdimizi, tweet mi atıyoruz hakime derdimizi? Gidiyoruz yüz yüze anlatmaya gayret ediyoruz. Bazen başarıyoruz, bazen başarmıyoruz ama Instagramdan, Twitter’den, Facebook’tan değil yüz yüze anlatarak bir sonuca ulaşmaya çalışıyoruz. Ayrıca Instagram’da paylaş bunu ne yapıyorsan ama git anlat, anlatmamanın mazereti olamaz.”

“Yine bana kızın ama gerçeği de öğrenin”

Feyzioğlu, TBB’nin de çoklu baro sistemine karşı olduğunu dile getirerek, şunları anlattı:

“Asıl mesele şudur, çoklu baroya hepimiz karşıyız. Sonuna kadar karşıyız çoklu baroya. Ancak bu kanunun gözden kaçırılan ve Türkiye’de temsilde adaleti amaçlayan öbür yönünü konuşmuyoruz. Öbür yönü şudur, bugün maalesef 65 ilin delegesini yan yana koyduğunuzda bir İstanbul Barosu delegesi yapıyor. 1969 tarihinde çıkan kanunumuzun genel kurulun oluşumuna ilişkin maddesine ilişkin gerekçesine lütfen bakınız, diyor ki, Türkiye Barolar Birliği avukatların birliği değildir, baroların birliğidir. Bu sebeple baroların avukat sayıları ne olursa olsun eşite yakın oranda temsil edilmeleri gerekir, sayısı fazla olan, avukat mevcudu fazla olan baroların çok sınırlı oranda ilave delegeyle temsiline izin verilmiştir ama ‘Bunun Türkiye’nin birliğini sağlamak anlamında muhakkak suretle çok sınırlı tutulması zorunludur’ diye yazıyor gerekçede. Ve bu gerekçe oy birliğiyle kabul edilmiş maddenin gerekçesidir.

Adalet Partisi zamanında, 1969’da Cumhuriyet Halk Partisi oy vermiştir. O tarihte İstanbul’un delege sayısı 10’dur, Anadolu illerinin delege sayısı 2’dir. İstanbul’da avukat sayısı Türkiye’nin avukatlarının yüzde 40’ıdır, bugünden hiçbir farkı yoktur. Türkiye Barolar Birliği kurulurken Türkiye’nin birliği olması için hiçbir baronun kendisini figüran kabul etmesine izin verilmemiştir. Bugün İstanbul Barosu’nun, Ankara Barosu’nun, İzmir Barosu’nun sayısal üstülüğü sebebiyle Ardahan Barosu, Kayseri Barosu, Kırşehir Barosu figüran rolündedir. Genel kurulda konuşturulmamaktadır delegesi. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün olabilir mi? Genel kurulda delegenin konuşturulmasına dahi oy verilip, ‘Yeter artık biz konuştuk.’ denilmektedir. Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunda kendine büyük diyen bir baromuzun delegesi, ‘Anadolu’ya niçin bizim paramızla eğitim veriyorsun?’ demiştir. Tutanaklardan buyrun okuyun. Yine bana kızın ama gerçeği de öğrenin.”

Muhabir: Kaan Bozdoğan

TBMM (AA) – TBMM Çankaya Kapısı’nda gazetecileri açıklamalarda bulunan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, baroların yapısıyla ilgili planlanan kanun değişikliğini protesto etmek amacıyla “Savunma Yürüyüşü” başlatan bazı baro başkanlarının Ankara girişinde engellenmesi üzerine Meclis Başkanı Şentop ile görüştüğünü belirtti.

Sabah saatlerinde bazı baro başkanları ve TBB Yönetim Kurulu üyeleriyle Anıtkabir’i ziyaret ettikleri sırada yürüyüş yapan baro yöneticilerinin Ankara girişinde engellendiğine dair haber aldığını anlatan Feyzioğlu, bunun üzerine Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Ankara Valisi, Emniyet Genel Müdürü ve son olarak Meclis Başkanı Şentop ile görüştüğünü anlattı.

Feyzioğlu, birkaç saat içinde karşılıklı adımlar atılarak bu sorunun çözüleceğine inandığını, sorunlara diyalogla çözüm üretmeden yana olduğunu söyledi.

Baro başkanlarının 200 metre kadar bir mesafeyi yürüdükten sonra otobüslerle Anıtkabir’e gitmeyi talep ettiklerini bildiren Feyzioğlu, yürüyüş yapan grubun sosyal mesafeye uygun hareket ettiğine, kamu düzenini bozacak bir girişimde bulunmadığına dikkati çekti.

“TBB’nin seçtiği yöntem yürümek değil”

Baroların yapısına ilişkin değişikliğin gündeme geldiği günden beri Mecliste mesai harcadığını, bu kapsamda milletvekilleri, grup başkanvekilleriyle görüştüğünü aktaran Feyzioğlu, “Asıl yapmamız gereken kanunun içeriğini konuşmak olmalıdır. Onu da görüşeceğimiz yer Meclis’tir. Geçen hafta biz burdaydık, çalıştık bu konuyu. Meclisi ikna etmek için görüştük.” dedi.

Baroların yapısına ilişkin değişikliği içeren kanun teklifinin kendilerine ulaştığında görüşlerinin daha somutlaşacağını belirten Feyzioğlu, şöyle devam etti:

“Bizim, barolarla 1 Haziran’daki mutabakatımız da bu yöndeydi. Ancak bir kısım baromuz, önceden yürüyüş yapmak istedi, saygı duyuyoruz. Biz yapmıyoruz, yürüyüş yapan yapmayana saygı duysun, yürüyüş yapmayan da yapana saygı duysun. Ülkenin ihtiyacı olan da bu değil mi? Hepimiz birlikte silahsız, şiddetsiz, saldırısız yürüyüş hakkına saygı duyalım.”

Yürüyüşe katılıp katılmayacağına ilişkin gazetecilerin sorusuna Feyzioğlu, “Hayır yürüyüşe katılmayacağım çünkü benim ve Türkiye Barolar Birliğinin seçtiği yöntem yürümek değil. Ancak bu, yürümenin temel bir hak olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Biz yürüyüş değil, buradaki (Meclis) çalışmanın etkili olacağını düşünüyoruz. Çünkü buradaki kapılar bize kapalı değil, görüşebiliyoruz.” yanıtını verdi.

TBB’nin çoklu baro yöntemine en başından beri karşı çıktığını ancak takdir ve yetkinin Mecliste olduğunu hatırlatan Feyzioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bizim görüşümüz çok net, çoklu baro yöntemi doğru değildir. Bu konuda takdir kimindir? Meclisindir. Benim görevim nedir? Meclise anlatmaktır. Milli iradenin tecelli ettiği yer Meclistir. Biz Meclisi yok saymayız, baştacıdır. Burada her şeyi anlatabiliriz, hiç kimse de bize ‘Neden Meclise anlatıyorsunuz’ diye kızmasın. Ben, ‘Neden yürüyorsunuz’ deme hakkına sahip değilsem, hiç kimse de ‘Neden Meclisi ikna etmeye çalışıyorsunuz, neden Meclise derdinizi anlatıyorsunuz’ diye kızmasın. Demokratik uzlaşı bu değil midir? Demokratik uzlaşı, hepimizin aynı şeyi düşünmesi değildir, temel hak ve hürriyetlere saygı göstermektir.”