TBB Başkanı Feyzioğlu gündemdeki konuları değerlendirdi:

ORDU (AA) – Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, İstanbul'da uçağın pistten çıkmasına ilişkin, "Çok ciddi soruşturma yapılması lazım, yapılacağına eminim. Kule mi, pilot mu, şirket mi, yoksa hepsi birden mi sorumlu? Bunun üstüne muhakkak suretle gidilmesi lazım." dedi.

Feyzioğlu, Ordu Ticaret ve Sanayi Odası'nda düzenlenen "CMK Uygulamaları" konulu eğitim semineri öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada, son haftalarda çok acılar yaşandığını belirterek, milli birlik içinde bunların aşılacağına inandığını söyledi.

Elazığ depremiyle kahrolduklarını dile getiren Feyzioğlu, "Düzenli, örgütlü, güzel bir kurtarma çalışması yapıldı. Allah tüm arama kurtarma faaliyetine katılanlardan razı olsun ama Elazığ bize başka bir şey öğretti. Doğrudan Elazığ merkezini vurmayan bir depremde bu kadar çok bina yıkılıp, bu kadar can kaybı oluyorsa, deprem bölgesindeki ülkemizde doğrudan şehir merkezini vuran bir depremde başımıza ne geleceğini gösterdi." ifadesini kullandı.

İstanbul'da yaşanan uçak kazasının da ucuz atlatıldığını anlatan Feyzioğlu, şöyle devam etti:

"Ama bir daha ucuz atlatılır mı? Çok ciddi soruşturma yapılması lazım, yapılacağına eminim. Kule mi, pilot mu, şirket mi, yoksa hepsi birden mi sorumlu? Bunun üstüne muhakkak suretle gidilmesi lazım. Pilotlar pas geçmesi gerekirken pas geçmediler mi? Hesaplamalara aykırı olmasına rağmen arka rüzgar vesaire, onları inmeye zorlayan neydi? Yakıt tasarrufu yapma zorunluluğu muydu? Performans değerlendirmesi miydi? Yoksa tamamen yanlış bir insani değerlendirme miydi? Bilgisayar hatası mıydı? Tüm bunları çözmemiz lazım ki bir daha olmasın."

Feyzioğlu, tanıştığı bir polisin babasıyla konuştuğunu ve bu sabah ona kahvaltıya gittiğini aktararak, "Hayatımda oturduğum en şahane sofraydı. Çünkü ailenin sofrasıydı. Bana evlerini açtıkları için teşekkür ediyorum. Sofrada dostluk, candanlık, sevgi, hoşgörü vardı. Oradan verdiği mesajı sizin aracılığınızla tüm Türkiye'ye söylemek istiyorum. Bu ülkenin fedakarca çalışan kamu avukatları, polisleri, sağlıkçıları, öğretmenleri ek gösterge bekliyor. Mesaisiz çalışırlar, bayram tatilsiz çalışırlar." diye konuştu.

– "İnfaz sisteminde hesaplama yanlış"

Ceren Özdemir'in ailesini de ziyaret ettiğini dile getiren Feyzioğlu, "Sağlam duruyorlar. Onların mesajı şu, biz kızımızı kaybettik, başka evlatlar gitmesin. Peki bunun için ne yapmamız lazım? Milli bir seferberlik. Her seferinde cezaları artıralım değil. İşte en ağır cezayı aldı. Ruh hastası, buna idam da deseniz, bunu işleyecek. O zaman ıslah olmadan onu tahliye eden sistemi sorgulamamız ve bir daha ıslah etmeden insanları veya mahkumları açık cezaevine, oradan denetimli serbestlikle sokağa salmamanın yolunu bulmalıyız." değerlendirmesinde bulundu.

Hapishanelerin çok kalabalık olduğuna işaret eden Feyzioğlu, şunları kaydetti:

"İnfaz sisteminde hesaplama yanlış. Herkesten peşin bir yıl, bazılarından 2 yıl düşüldüğünde, bazıları içeri bir gün bile girmiyor, bazıları da girdi mi çıkamıyor. Sonuçta ne oluyor? Toplumda cezasızlık algısı birikiyor ama cezaevlerinde de ranzalarda üç vardiya yatılıyor. Demek ki böyle durup durup geçici aflar ya da infaz indirimleri yerine kalıcı bir infaz reformuna ihtiyaç var ama kalıcı infaz reformunu da yaparken cezaevlerini rahatlatmamız gerekiyor. Bu çerçevede bir defaya ve inşallah son defaya mahsus olmak üzere infaz indirimi gelir. Zaten büyük bir beklenti var. Bunu isteme sebebim, içeride kalan ve Ceren'ciğimizin katili gibi insanların ıslah olup olmadığını denetleyebilecek bir sayıya düşürmemiz lazım cezaevlerini. Yani bu sistemden gerçekten ıslah olmamışlar yararlanıyor. Vahşi duygularına gem vuramayanlar yararlanıyor. Daha da azılı suçlu olanlar yararlanıyor. Bunu önleyebilmek için bir kere bunu azaltmamız lazım."

Metin Feyzioğlu, Adalet Bakanlığı ve özellikle Meclis'e önerisi olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bazı suçları kapsam dışı bırakacaklar, gerekir fakat mükerrer suçları kapsam dışı bırakma noktasında bir çekincem var. O da her mükerrer suçluyu, yani daha önce sabıkası olan herkesi kapsam dışı bırakacaklarsa arzu ettiğimiz sayılara ulaşılmayacak. Onun yerine kapsam dışı bırakılan suçlardan daha önce mahkum olanları kapsam dışı bıraksalar. Mesela uyuşturucu suçunu işleyeni, bir daha uyuşturucu suçu işlediyse salmasalar, kasten adam öldürene indirim uygulanmasa… İşte bu zaten daha etkili bir çözüm olur. Cezaevleri, aileler infaz indirimi bekliyor. Bizler de sistemi yakından bilenler, infazda reform bekliyoruz."

TBB Başkanı Feyzioğlu, bir taraftan da genç meslektaşlarını en iyi şekilde mesleğe hazırlama görevleri bulunduğuna dikkati çekerek, bu imkanı verdiği için Ordu Baro Başkanı Haluk Murat Poyraz'a teşekkür etti.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, yaptığı yazılı açıklamada, yaklaşık bir hafta önce 126 emekli büyükelçinin Montrö Sözleşmesi’ne ilişkin toplu bir açıklama yaptığını hatırlattı. Bunun bir tepki yaratmadığını ifade eden Feyzioğlu, çünkü geçmişte büyükelçilerin yaptığı bir darbenin bulunmadığını belirtti.

Metin Feyzioğlu, şunları kaydetti:

“Emekli am irallerin bildirisinin tepki çekmesinin nedeni, demokrasi tarihimizde yaşadığımız acı tecrübelerdir. Söz konusu bildiri hem olumsuz çağrışımlara sebebiyet verdiği hem Türkiye için son derece önemli olan Montrö Antlaşması’nın içeride sorgulandığı algısını yarattığı için yanlış olmuştur. Meselenin suhuletle sonuçlandırılmasının, ülkemizin yararına olduğunu düşünüyorum.”

İSTANBUL (AA) – Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Metin Feyzioğlu, “Türkiye Barolar Birliği kurulurken, Türkiye’nin birliği olması için hiçbir baronun kendisini figüran kabul etmesine izin verilmemiştir. Bugün İstanbul Barosu’nun, Ankara Barosu’nun, İzmir Barosu’nun sayısal üstünlüğü sebebiyle Ardahan Barosu, Kayseri Barosu, Kırşehir Barosu figüran rolündedir.” dedi.

Feyzioğlu, Bahçeşehir Üniversitesinde katıldığı bir programda, çoklu baro düzenlemesine ilişkin değerlendirmede bulundu.

“Çoklu baro teklifini Metin Feyzioğlu yazdı.” iddialarına değinen Feyzioğlu, “Milli iradeye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çok saygılı bir ifade olduğunu düşünmüyorum. Üzücü, Meclis açısından rencide edici bir ifade. TBMM’nin çıkardığı bir kanunu ben yazamam, böyle bir yetkim yok.” diye konuştu.

Siyaset mekanizması ile oturup konuşmanın, ikna etmeye çalışmanın kanun yazmak olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu belirten Feyzioğlu, İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun hiçbir zaman “siyaset mekanizmasını ikna edeyim” diye bir sorunu olmadığını söyledi.

Türkiye Barolar Birliğinin sırtında 50 bin genç avukatın iş, istihdam ve aş sorununun bulunduğunu aktaran Feyzioğlu, “Ben o sorunlara çözüm bulmak zorundayım, o sorunları yüreğimde taşımak zorundayım. Yüreğinde bunun ızdırabını taşıyan bir yöneticinin Cumhurbaşkanı ile konuşması zorunludur.” ifadesini kullandı.

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile konuşmayı zül kabul edip, konuşmamayı marifet olarak takdim etmesini anlamasının mümkün olmadığını dile getiren Feyzioğlu, şöyle devam etti:

“Çözüm üretmek zorunda olan bir makamda kendisi. Millet Meclisi ile görüşmeyi reddetmesini ben anlayamam. Çözüm üretmek zorundayız. Biz, baro yönetim kurulunda kanun çıkarma yetkisini sahip miyiz? Değiliz. O zaman yasama organıyla görüşeceğiz. Sayın başkanım, bir sene önce Cumhurbaşkanı davet etti, gelmedi. Biz tüm hukukçu milletvekilleriyle yasama yılının başında görüşmeye davet ettik, gelmedi. Meclis komisyonuna davet ettik, gelmedi. Ondan öncesinde ‘Tüm siyasi parti meclis gruplarına derdimizi anlatalım.’ dedik, gelmedi. Cumhurbaşkanına gidelim, ‘Sayın Cumhurbaşkanına derdimizi anlatalım, alternatif bir teklif getirelim.’ dedim, cevap bile vermedi. Dolayısıyla siyaset mekanizması ile görüşmeyi zül kabul eden bir düşünce yapısının üretebileceği bir düşüncedir bence. Üzücü. İstanbul Barosu’nun sayın avukatları sorunlanın çözümü için ne gerekiyor, kendileri takdir etsinler ona göre karar versinler.”

“Türkiye Barolar Birliği dimdik ayaktadır”

Feyzioğlu, TBB’de bazı komisyonlarda yaşanan istifalara ilişkin, “Bunlar bizim ihtiyari komisyonlarımızdır. İstifa edebilirler, yerlerine yenisi gelir. Hiç problem değil, kendi takdirleridir, saygı duyarım ama Türkiye Barolar Birliği dimdik ayaktadır. Türkiye Barolar Birliğini bölmek gibi bir teşebbüs yasama organı tarafından yoktur, idare tarafından yoktur. İstanbul Barosu Sayın Başkanının da Türkiye Barolar Birliğini bölme ya da yıkma teşebbüsünü doğru bulmadığını ifade edeyim.” değerlendirmesini yaptı.

Kendisine yönelik istifa çağrılarına da değinen Feyzioğlu, şöyle konuştu:

“Şimdi bir fotoğraf yayınlıyorlar ve kanunun müzakeresini genel kurulda, izleyicilere ayrılmış bölümde seyrediyorum. Yanımdaki bütün koltuklar boş. Bunu birileri televizyonlarında utanç fotoğrafı olarak yayınlıyor O fotoğraf gurur fotoğrafıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisine saygı fotoğrafıdır. Ve o koltukların tamamında baro başkanları oturabilirdi. Kimse kimseye mahalle baskısı kurmasın. Meclisle görüşmeyi reddedenlerin, ‘Meclis bu kanunu niye çıkardı’ diye şikayet etme hakkı yoktur. Benim şikayet etme hakkım vardır, görüşenlerin şikayet etme hakkı vardır ama Meclisle görüşmeyi ve derdini anlatmayı rededenlerin hiç böyle bir hakkı yoktur.

‘Zaten sonuç belli.’ deyip duruşmaya girmekten vazgeçiyor muyuz? Dilekçe vermekten vazgeçiyor muyuz? İstinafa götürmekten vazgeçiyor muyuz? Temyize götürmekten vazgeçiyor muyuz? Üzerimize aldığımız bir vekaletin gereğini yapmak için sonuna kadar hukuki sorumluluğumuzu yerine getireceğiz değil mi? Instagram’dan mı anlatıyoruz hakime derdimizi, tweet mi atıyoruz hakime derdimizi? Gidiyoruz yüz yüze anlatmaya gayret ediyoruz. Bazen başarıyoruz, bazen başarmıyoruz ama Instagramdan, Twitter’den, Facebook’tan değil yüz yüze anlatarak bir sonuca ulaşmaya çalışıyoruz. Ayrıca Instagram’da paylaş bunu ne yapıyorsan ama git anlat, anlatmamanın mazereti olamaz.”

“Yine bana kızın ama gerçeği de öğrenin”

Feyzioğlu, TBB’nin de çoklu baro sistemine karşı olduğunu dile getirerek, şunları anlattı:

“Asıl mesele şudur, çoklu baroya hepimiz karşıyız. Sonuna kadar karşıyız çoklu baroya. Ancak bu kanunun gözden kaçırılan ve Türkiye’de temsilde adaleti amaçlayan öbür yönünü konuşmuyoruz. Öbür yönü şudur, bugün maalesef 65 ilin delegesini yan yana koyduğunuzda bir İstanbul Barosu delegesi yapıyor. 1969 tarihinde çıkan kanunumuzun genel kurulun oluşumuna ilişkin maddesine ilişkin gerekçesine lütfen bakınız, diyor ki, Türkiye Barolar Birliği avukatların birliği değildir, baroların birliğidir. Bu sebeple baroların avukat sayıları ne olursa olsun eşite yakın oranda temsil edilmeleri gerekir, sayısı fazla olan, avukat mevcudu fazla olan baroların çok sınırlı oranda ilave delegeyle temsiline izin verilmiştir ama ‘Bunun Türkiye’nin birliğini sağlamak anlamında muhakkak suretle çok sınırlı tutulması zorunludur’ diye yazıyor gerekçede. Ve bu gerekçe oy birliğiyle kabul edilmiş maddenin gerekçesidir.

Adalet Partisi zamanında, 1969’da Cumhuriyet Halk Partisi oy vermiştir. O tarihte İstanbul’un delege sayısı 10’dur, Anadolu illerinin delege sayısı 2’dir. İstanbul’da avukat sayısı Türkiye’nin avukatlarının yüzde 40’ıdır, bugünden hiçbir farkı yoktur. Türkiye Barolar Birliği kurulurken Türkiye’nin birliği olması için hiçbir baronun kendisini figüran kabul etmesine izin verilmemiştir. Bugün İstanbul Barosu’nun, Ankara Barosu’nun, İzmir Barosu’nun sayısal üstülüğü sebebiyle Ardahan Barosu, Kayseri Barosu, Kırşehir Barosu figüran rolündedir. Genel kurulda konuşturulmamaktadır delegesi. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün olabilir mi? Genel kurulda delegenin konuşturulmasına dahi oy verilip, ‘Yeter artık biz konuştuk.’ denilmektedir. Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunda kendine büyük diyen bir baromuzun delegesi, ‘Anadolu’ya niçin bizim paramızla eğitim veriyorsun?’ demiştir. Tutanaklardan buyrun okuyun. Yine bana kızın ama gerçeği de öğrenin.”

Muhabir: Kaan Bozdoğan