TBB Başkanı Feyzioğlu, yargı reformu çalışmalarını değerlendirdi

SAMSUN (AA) – Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Metin Feyzioğlu, Yargı Reformu Strateji Belgesi ile ilgili, "İlk paket yürürlüğe girdiği hafta istinafta cezası düşünce özgürlüğe ilişkin suçlardan 10 bin kişi tahliye olmuş ve temyiz hakkı kazanmışlardır." dedi.

Feyzioğlu, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesi'nde düzenlenen "Yargı Reformu" konferansında, yargı reformu çalışmalarını değerlendirdi.

Niyetin doğru olduğunu, amelin de doğru olacağını belirten Feyzioğlu, "Yazılanın hayata geçmesi uygulama ile olur. Bir kanunu yazmak vardır, bir de kanunun gerçek yazıcısı denilen uygulamacısı vardır. Kanunlar yazılmaya başlanmıştır. Yargı Reformu Strateji Belgesi doğru bir belgedir. Biz de çok büyük katkı sunduk. Her satırında doğruluk, binlerce saatlik emek vardır. Arkasında da bir irade vardır." diye konuştu.

Reformun devamının geleceğine işaret eden Feyzioğlu, şöyle devam etti:

"Daha hızlı geçmesi lazımdı belki ama Türkiye bir türlü uluslararası kriz ortamından maalesef kurtulamadı. Bizim dışımızda gelişen olaylar. İkinci, üçüncü, dördüncü paket gelecektir. Hayatımızı ferahlatan, ihtiyacımız olan düzenlemelerdir bunlar. Birilerinin ucuzlatmaya çalıştığı gibi bir pasaporta indirgemek, çok büyük haksızlıktır. Çalışan insanların şevkini kırmaktan öteye giden bir iş değildir. İlk paket yürürlüğe girdiği hafta istinafta cezası düşünce özgürlüğe ilişkin suçlardan 10 bin kişi tahliye olmuş ve temyiz hakkı kazanmışlardır. Bunu küçümseyenlerin 10 bin kişinin ailesine, çoluğuna, çocuğuna sorsunlar."

– "Tuzu kuruların bunu anlamasını hiçbir zaman beklemedim"

Reform ile seri muhakeme usulünün de yürürlüğe girdiğine işaret eden Feyzioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yılda 180 bin dosyada şüpheliler, yıllarca sürecek soruşturma ve kovuşturma zorluğundan kurtulup tamamen adil yargılama ilkelerine saygı duyulacak düzenleme ile bir günde sonuç alınacak şekilde alternatif bir çözüm yöntemine kavuşturulmuşlardır. Vatandaşlarımız için çok büyük bir kazanımdır bu. Avukat meslektaşlarımız için de 180 bin dosya, daha önceden zorunlu olmayan avukatlık işi demektir. Tuzu kuruların bunu anlamasını hiçbir zaman beklemedim. Holdinglerin danışmanlığını yapıp baro yönetenlerden de beklemiyorum böyle bir anlayışı ama benim hizmet etmekle yükümlü olduğum, 51 bini 5 yılın altında kıdemli olup kira ve telefon faturasını ödemek için, 'Ben bu ay nereden iş bulacağım' diye kara kara düşünüp hayata küsen, gözündeki hayat ışığı sönmeye başlayan genç meslektaşlarıma borcum var."

Feyzioğlu, ülkenin ezici çoğunluğunun marjinal olmadığını dile getirerek,şöyle devam etti:

"Bu ülkenin ezici çoğunluğu sorunlara çözüm bekleyen insanlardır. Bizim de yöneten makamlarda şikayet değil, soruna çözüm bulma sorumluluğumuz, çözüm bulacak olanları ikna etme yükümlülüğümüz var. Avukatlık ikna etme mesleğidir. İdarecilik de ikna mesleğidir. Eğer benim başında bulunduğum kurumun kendi kendine çözebileceği bir sorun varsa bunu çözmeyerek mazeret üretirsem işimi yapmam ama her sorunu benim kurumum çözemez. Baro da çözemez. O zaman çözecek olana gidip onu ikna etmemiz lazımdır."

– "Milli birliği sağlamanın en etkili yolu, yargıyı güvenilir kılmak"

Kavga etmek yerine diyalog kurma devrinin başladığını, Türkiye'nin de bu diyaloğa ihtiyacı olduğunun altını çizen Feyzioğlu, şunları söyledi:

"Türkiye'nin milli birliğe ihtiyacı var. Milli birliği sağlamanın benim bildiğim en etkili ve en sürdürülebilir yolu, yargıyı güvenilir kılmak. Yargı güvenilir olursa o ülkenin vatandaşları, devletin vatandaşı oldukları için güven hissederler. Nesilden nesile millet bilinci güvenilir bir yargı ile olur. Nitekim, 'Adalet mülkün temelidir' cümlesinin arkasında bu felsefe vardır. Eğer yargıya güvenmezsek, yargıya güven çökerse devletimizle gurur duyamaz hale geliriz. Gurur duyamadığımız için de milli bilincimizde eksilme başlar.

Milli birlik, herkesin aynı düşünmesi demek değildir ama meselelere milli pencereden bakıp farklı düşünceleri çarpıştırmak ve çarpışan düşüncelerden ortak akla ulaşmak meselesidir. Düşünce ve basın özgürlüğü en az yaşam hakkı kadar değerlidir. Demokratik olmayan rejimler dışarıdan güçlü gibi görünür ama içeriden giderek koflaşır, çöker. Türkiye'nin etrafındaki bütün devletler çöktüğü ve senaryolarla çökertildiği halde pek çok yıkıcı senaryoya direnmesinin ve krizlerden birlik içinde çıkmasının arkasında 200 yıllık demokratikleşme süreci vardır. Umutsuzluk kabul etmiyorum."

Feyzioğlu, yargı reformunun son derece önemli taahhütler içerdiğini belirterek, "Uygulamada yargı reformu ile bizzat Sayın Cumhurbaşkanı tarafından ortaya konulan özgürlükçü, çağdaş, ifade özgürlüğüne değer verilen bir ülke hedefini ihlal eden yaklaşımlar, kararlar, özetle uygulamalar bizzat yargı reformundaki hedefe zarar vermektedir. Demek ki yapacak işimiz çoktur. Doğru uygulamalarla doğru amaçlar hayata geçirilecektir diye düşünüyorum." diye konuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, yaptığı yazılı açıklamada, yaklaşık bir hafta önce 126 emekli büyükelçinin Montrö Sözleşmesi’ne ilişkin toplu bir açıklama yaptığını hatırlattı. Bunun bir tepki yaratmadığını ifade eden Feyzioğlu, çünkü geçmişte büyükelçilerin yaptığı bir darbenin bulunmadığını belirtti.

Metin Feyzioğlu, şunları kaydetti:

“Emekli am irallerin bildirisinin tepki çekmesinin nedeni, demokrasi tarihimizde yaşadığımız acı tecrübelerdir. Söz konusu bildiri hem olumsuz çağrışımlara sebebiyet verdiği hem Türkiye için son derece önemli olan Montrö Antlaşması’nın içeride sorgulandığı algısını yarattığı için yanlış olmuştur. Meselenin suhuletle sonuçlandırılmasının, ülkemizin yararına olduğunu düşünüyorum.”

İSTANBUL (AA) – Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Metin Feyzioğlu, “Türkiye Barolar Birliği kurulurken, Türkiye’nin birliği olması için hiçbir baronun kendisini figüran kabul etmesine izin verilmemiştir. Bugün İstanbul Barosu’nun, Ankara Barosu’nun, İzmir Barosu’nun sayısal üstünlüğü sebebiyle Ardahan Barosu, Kayseri Barosu, Kırşehir Barosu figüran rolündedir.” dedi.

Feyzioğlu, Bahçeşehir Üniversitesinde katıldığı bir programda, çoklu baro düzenlemesine ilişkin değerlendirmede bulundu.

“Çoklu baro teklifini Metin Feyzioğlu yazdı.” iddialarına değinen Feyzioğlu, “Milli iradeye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çok saygılı bir ifade olduğunu düşünmüyorum. Üzücü, Meclis açısından rencide edici bir ifade. TBMM’nin çıkardığı bir kanunu ben yazamam, böyle bir yetkim yok.” diye konuştu.

Siyaset mekanizması ile oturup konuşmanın, ikna etmeye çalışmanın kanun yazmak olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu belirten Feyzioğlu, İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun hiçbir zaman “siyaset mekanizmasını ikna edeyim” diye bir sorunu olmadığını söyledi.

Türkiye Barolar Birliğinin sırtında 50 bin genç avukatın iş, istihdam ve aş sorununun bulunduğunu aktaran Feyzioğlu, “Ben o sorunlara çözüm bulmak zorundayım, o sorunları yüreğimde taşımak zorundayım. Yüreğinde bunun ızdırabını taşıyan bir yöneticinin Cumhurbaşkanı ile konuşması zorunludur.” ifadesini kullandı.

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile konuşmayı zül kabul edip, konuşmamayı marifet olarak takdim etmesini anlamasının mümkün olmadığını dile getiren Feyzioğlu, şöyle devam etti:

“Çözüm üretmek zorunda olan bir makamda kendisi. Millet Meclisi ile görüşmeyi reddetmesini ben anlayamam. Çözüm üretmek zorundayız. Biz, baro yönetim kurulunda kanun çıkarma yetkisini sahip miyiz? Değiliz. O zaman yasama organıyla görüşeceğiz. Sayın başkanım, bir sene önce Cumhurbaşkanı davet etti, gelmedi. Biz tüm hukukçu milletvekilleriyle yasama yılının başında görüşmeye davet ettik, gelmedi. Meclis komisyonuna davet ettik, gelmedi. Ondan öncesinde ‘Tüm siyasi parti meclis gruplarına derdimizi anlatalım.’ dedik, gelmedi. Cumhurbaşkanına gidelim, ‘Sayın Cumhurbaşkanına derdimizi anlatalım, alternatif bir teklif getirelim.’ dedim, cevap bile vermedi. Dolayısıyla siyaset mekanizması ile görüşmeyi zül kabul eden bir düşünce yapısının üretebileceği bir düşüncedir bence. Üzücü. İstanbul Barosu’nun sayın avukatları sorunlanın çözümü için ne gerekiyor, kendileri takdir etsinler ona göre karar versinler.”

“Türkiye Barolar Birliği dimdik ayaktadır”

Feyzioğlu, TBB’de bazı komisyonlarda yaşanan istifalara ilişkin, “Bunlar bizim ihtiyari komisyonlarımızdır. İstifa edebilirler, yerlerine yenisi gelir. Hiç problem değil, kendi takdirleridir, saygı duyarım ama Türkiye Barolar Birliği dimdik ayaktadır. Türkiye Barolar Birliğini bölmek gibi bir teşebbüs yasama organı tarafından yoktur, idare tarafından yoktur. İstanbul Barosu Sayın Başkanının da Türkiye Barolar Birliğini bölme ya da yıkma teşebbüsünü doğru bulmadığını ifade edeyim.” değerlendirmesini yaptı.

Kendisine yönelik istifa çağrılarına da değinen Feyzioğlu, şöyle konuştu:

“Şimdi bir fotoğraf yayınlıyorlar ve kanunun müzakeresini genel kurulda, izleyicilere ayrılmış bölümde seyrediyorum. Yanımdaki bütün koltuklar boş. Bunu birileri televizyonlarında utanç fotoğrafı olarak yayınlıyor O fotoğraf gurur fotoğrafıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisine saygı fotoğrafıdır. Ve o koltukların tamamında baro başkanları oturabilirdi. Kimse kimseye mahalle baskısı kurmasın. Meclisle görüşmeyi reddedenlerin, ‘Meclis bu kanunu niye çıkardı’ diye şikayet etme hakkı yoktur. Benim şikayet etme hakkım vardır, görüşenlerin şikayet etme hakkı vardır ama Meclisle görüşmeyi ve derdini anlatmayı rededenlerin hiç böyle bir hakkı yoktur.

‘Zaten sonuç belli.’ deyip duruşmaya girmekten vazgeçiyor muyuz? Dilekçe vermekten vazgeçiyor muyuz? İstinafa götürmekten vazgeçiyor muyuz? Temyize götürmekten vazgeçiyor muyuz? Üzerimize aldığımız bir vekaletin gereğini yapmak için sonuna kadar hukuki sorumluluğumuzu yerine getireceğiz değil mi? Instagram’dan mı anlatıyoruz hakime derdimizi, tweet mi atıyoruz hakime derdimizi? Gidiyoruz yüz yüze anlatmaya gayret ediyoruz. Bazen başarıyoruz, bazen başarmıyoruz ama Instagramdan, Twitter’den, Facebook’tan değil yüz yüze anlatarak bir sonuca ulaşmaya çalışıyoruz. Ayrıca Instagram’da paylaş bunu ne yapıyorsan ama git anlat, anlatmamanın mazereti olamaz.”

“Yine bana kızın ama gerçeği de öğrenin”

Feyzioğlu, TBB’nin de çoklu baro sistemine karşı olduğunu dile getirerek, şunları anlattı:

“Asıl mesele şudur, çoklu baroya hepimiz karşıyız. Sonuna kadar karşıyız çoklu baroya. Ancak bu kanunun gözden kaçırılan ve Türkiye’de temsilde adaleti amaçlayan öbür yönünü konuşmuyoruz. Öbür yönü şudur, bugün maalesef 65 ilin delegesini yan yana koyduğunuzda bir İstanbul Barosu delegesi yapıyor. 1969 tarihinde çıkan kanunumuzun genel kurulun oluşumuna ilişkin maddesine ilişkin gerekçesine lütfen bakınız, diyor ki, Türkiye Barolar Birliği avukatların birliği değildir, baroların birliğidir. Bu sebeple baroların avukat sayıları ne olursa olsun eşite yakın oranda temsil edilmeleri gerekir, sayısı fazla olan, avukat mevcudu fazla olan baroların çok sınırlı oranda ilave delegeyle temsiline izin verilmiştir ama ‘Bunun Türkiye’nin birliğini sağlamak anlamında muhakkak suretle çok sınırlı tutulması zorunludur’ diye yazıyor gerekçede. Ve bu gerekçe oy birliğiyle kabul edilmiş maddenin gerekçesidir.

Adalet Partisi zamanında, 1969’da Cumhuriyet Halk Partisi oy vermiştir. O tarihte İstanbul’un delege sayısı 10’dur, Anadolu illerinin delege sayısı 2’dir. İstanbul’da avukat sayısı Türkiye’nin avukatlarının yüzde 40’ıdır, bugünden hiçbir farkı yoktur. Türkiye Barolar Birliği kurulurken Türkiye’nin birliği olması için hiçbir baronun kendisini figüran kabul etmesine izin verilmemiştir. Bugün İstanbul Barosu’nun, Ankara Barosu’nun, İzmir Barosu’nun sayısal üstülüğü sebebiyle Ardahan Barosu, Kayseri Barosu, Kırşehir Barosu figüran rolündedir. Genel kurulda konuşturulmamaktadır delegesi. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün olabilir mi? Genel kurulda delegenin konuşturulmasına dahi oy verilip, ‘Yeter artık biz konuştuk.’ denilmektedir. Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunda kendine büyük diyen bir baromuzun delegesi, ‘Anadolu’ya niçin bizim paramızla eğitim veriyorsun?’ demiştir. Tutanaklardan buyrun okuyun. Yine bana kızın ama gerçeği de öğrenin.”

Muhabir: Kaan Bozdoğan