Teknoloji transfer ofisleri, girişimlerin ülke ekonomisine kazandırılmasını sağlıyor

İSTANBUL (AA) – Yeditepe Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Müdürü (YUTTO) Prof. Dr. Serkan Topaloğlu, teknoloji transfer ofislerinin (TTO), katma değer ve nitelikli istihdam yaratma potansiyeline sahip teknoloji girişimlerinin ülke ekonomisine kazandırılmasına aracı olduğunu belirtti.

Yeditepe Üniversitesi'nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Topaloğlu, TTO hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Herhangi biri kendilerine başvurduğunda bilgi birikimleri doğrultusunda rehber olmaya ve yönlendirmeye çalıştıklarına değinen Topaloğlu, "Fikirleri dinliyoruz, değerlendiriyoruz ve globalleşene kadar desteklemeye gayret ediyoruz." diye konuştu.

TTO’ların, katma değer ve nitelikli istihdam yaratma potansiyeline sahip teknoloji girişimlerinin ülke ekonomisine kazandırılmasına aracı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Topaloğlu, bu girişimlere uluslararası işbirliği ağları yaratarak ihracat odaklı sanayileşmelerine de katkı sağlayabileceğini belirtti.

– Bir arayüz görevi görüyor

TTO’ların; öğrenciler, mezunlar, öğretim üyeleri, idari personel gibi girişimci olmak isteyen ve teknoloji odaklı bir iş fikri olan herkesin yanında olduğunu söyleyen Topaloğlu, bunun yanında üniversiteler ile sanayi arasında bir arayüz görevi gördüğünü anlattı.

TTO’ların Ar-Ge faaliyetleri yürüten sanayi kuruluşları, girişimcilik ve Ar-Ge ekosistemine katkı sağlayan tüm kurum ve kuruluşlarla işbirliğine açık olduğunu kaydeden Topaloğlu, "Bana göre TTOların en önemli paydaşlarından bir tanesi girişimcilerdir. Bu girişimci Ar-Ge projesine başvuracak bir öğretim üyesi de olabilir, üniversitelerle işbirliği yapmak isteyen sanayi temsilcileri de olabilir; teknoloji odaklı bir iş fikriyle şirketini kurmak ve katma değer yaratmak isteyen bir öğrenci, mezun, çalışan da olabilir. TÜBİTAK’ın da teşvikleri ve beklentileri bu yönde zaten. Biz de TÜBİTAK’ın önemli destekleri ile yol almakta olan bir TTO’yuz." şeklinde konuştu.

– TTO’ya başvuran nasıl bir yol izler?

Topaloğlu, TTO’ya ilk adımını attığı andan itibaren girişimcilerin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini ise şöyle açıkladı:
"Öğrenci, mezun, akademik veya idari personel, veya herhangi bir girişimci öncelikle YUTTO’nun 2016 yılından bu yana yürüttüğü "7Tepe Yeni Fikir Erken Aşama Girişim Hızlandırma Programı"na iş fikri başvurusunu gerçekleştirebilir. YUTTO’nun uzman ekibinin gerçekleştirdiği ön değerlendirme sonrası hızlandırma programı ile iş geliştirme ve mentorluk destekleri sağlanacak girişimciler belirlenir.

Belirlenen girişimcilere fikir ve ihtiyaç doğrulama, kanvas iş modeli oluşturma, gelir modeli oluşturma, satış ve pazarlama teknikleri, takım kurma ve yönetme, startup hukuku ve fikri haklar, yatırımcı sunumu başlıklarında iş geliştirme eğitimleri verilir. Bunun yanı sıra farklı alanlarda uzman mentor havuzu ile girişimci-mentor eşleştirmeleri gerçekleştirilir. YUTTO, girişimcilere iş fikri aşamasından büyüme aşamasına kadar uçtan uca bir destek sağlar ve program sonrasında da girişimcilerin performans takiplerini yapar."

Teknoloji odaklı olan, katma değer yaratacak her iş fikrinin TTO'ların kapısını çalabileceğini belirten Topaloğlu, bu fikirleri ‘takım’, ‘problem ve çözümü’, ‘iş modeli’, ‘sermaye ve fonlama stratejisi’, ‘pazara giriş stratejisi’, ‘rekabet’ ve ‘sürdürülebilirlik’ kriterlerine göre değerlendirip süreçleri başlattıklarını ifade etti.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince 12 Temmuz’da gerekçeli kararı tamamlanan Akıncı Üssü darbe girişimi davasının delilleri arasında Sökmen’in görüntüleri de yer aldı.

Gerekçeli kararda yer verilen görüntü döküm belgesine göre Sökmen, 143. Filo Komutanlığının güvenlik kameralarınca kaydedildiğinde saatler 10.21’i gösteriyor.

Ankara’yı bombalayan darbeci pilotlara talimat verilen 143. Filo Komutanlığının koridorunda ilerleyen Sökmen, filo komutanın odasının girişinde karşılaştığı eski pilot yarbay Tahir Neşet Öncü’ye güvenlik kameralarını işaret ederek, bir şeyler konuşuyor.Bu görüşmeden sonra elleri cebinde filo komutanının odasına yönelen Sökmen, kapı girişinde güvenlik kamerasının kadrajında yer almayan biriyle görüştükten sonra sivil imamların bulunduğu Öğretmen Gazinosu’na gidiyor. Sökmen’in, görüntülerdeki rahat tavırları dikkati çekiyor.

Dava dosyasındaki bu deliller, Sökmen’in firar etmeden önceki görüntüleri olarak kayıtlara geçti.

Görüntü döküm belgesine göre 143. Filo Komutanlığının güvenlik kamera saatlerinin 47 dakika geride olduğu, bu nedenle ekrana yansıyan saatlere bu sürenin eklenmesi gerektiği vurgulandı.

Konseyin karanlık yarbayı

AA muhabirinin dava dosyalarından derlediği bilgiye göre, 1976’da Erzincan’da dünyaya gelen Sökmen, FETÖ ile küçük yaşlarda tanıştı.

Örgüt içerisinde “Abdullah” kod adını kullanan Sökmen, Harp Okulundan mezun olduktan sonra mesleğe jandarma teğmen olarak başladı.

Hukuk fakültesi mezunu da olan Sökmen, darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığında Asayiş Şube Müdürü olarak görev yapıyordu.

İhanet girişiminin sivil kanadını oluşturan mahrem imamlardan Adil Öksüz başkanlığında 6-7-8-9 Temmuz 2016’da Ankara Konutkent’teki villada düzenlenen darbeye hazırlık toplantılarına katılan ve darbe girişimi akşamı Akıncı Üssü’nde olması istenen Sökmen’e ayrıca örgüt mensubu jandarma personelini koordine etme talimatı verildi.

Darbe girişiminin ilk saatlerinde planlandığı gibi Akıncı Üssü’ne giden Sökmen, 143. Filo’da Ankara haritası üzerinde bombalanacak yerlerin planlanmasına katıldı.

Ardından sabah saatlerine kadar darbe girişiminin başarılı olması için Akıncı Üssü’ndeki darbe eylemlerine katılan darbeci yarbay Sökmen, başarısız olduklarını anlayınca Akıncı Üssü’nden kaçmayı başardı.

Parmak izi çıktı

FETÖ’nün kriptolu haberleşme programı ByLock kullanıcısı olan Sökmen’in parmak izi, üzerinde “TİB İncek” ve “Gölbaşı Polis Özel Harekat” yazan haritalarda tespit edildi.

Yarbay rütbesinde olmasına rağmen darbeyi yöneten sözden “yurtta sulh konseyi”nde yer alması nedeniyle “karanlık yarbay” olarak da bilinen Sökmen, terörden arananlar listesinde kırmızı kategoride bulunuyor.

Başına 4 milyon lira ödül konulan Sökmen, olay tarihinde Türkiye genelinde yaşanan terör eylemlerinden sorumlu tutuluyor.

ANKARA (AA) – Cumhuriyet’in kurulmasının ardından birçok kez çok partili hayata geçişle ilgili girişimde bulunan Türkiye’de, gerçek anlamda çok partili ilk demokrasi sınavı ise 21 Temmuz 1946’daki genel seçimleriyle yaşandı.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin siyasal yaşamı günümüze gelene kadar çok parti denemeleri ve askeri darbeler nedeniyle önemli badireler atlattı. Temeli Atatürk zamanında atılan çok partili hayata geçiş ise kolay olmadı.

Demokrasinin bir gereği olarak çok partili hayata geçişin öncülüğünü yapan Atatürk, Halk Fırkasını kurdu. Onun açtığı yolda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Ancak iki partinin çeşitli sorunlar nedeniyle kısa sürede kapanması nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatta olduğu dönemde çok partili hayata tam manasıyla geçilemedi.

Türkiye’de gerçek anlamıyla çok partili hayata geçişin dönüm noktası ise 2’nci Dünya Savaşı süreci oldu.

Türkiye, 1939-1945 yılları arasında yaşanan savaşa fiilen katılmamış olsa da savaşın olumsuz etkilerini ekonomik ve siyasi anlamda oldukça sert bir biçimde yaşadı. Savaş koşulları nedeniyle savunma harcamalarında yaşanan artış, bazı temel ihtiyaç mallarının yokluğu ve hayat pahalılığı, özellikle dar gelirli vatandaşları oldukça olumsuz şekilde etkiledi.

Sıkıntıları hafifletmek için tedbir alınsa da savaşın yıkıcılığı karşısında bu tedbirler de yeterli olamadı.

Savaş döneminde oluşan bu olumsuz hava, vatandaşlar arasında tek parti yönetimine yönelik hoşnutsuzluğu da artırmaya başladı. Bu hoşnutsuzluk ise çok partili hayata geçişin iç dinamiğini oluşturdu.

Avrupa’da özgürlük rüzgarları

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da demokratik olmayan yönetimler yıkılmış, özgürlük ve demokrasi gibi kavramlar önem kazanmaya başlamıştı. Bunun yanında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e girişi ve Batılı devletlerle yakınlaşması da daha demokratik bir sistemin yerleşmesine zemin hazırlamıştı. Bütün bu iç ve dış gelişmelerle beraber Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de savaşın zorunlu kıldığı şartlar ortadan kalktıkça, ülkenin siyasal ve kültürel hayatında demokratik ilkelerin gittikçe daha fazla yer tutacağını vurgulayarak, çok partili sisteme geçişin destekleyicisi olmuştu.

Türkiye’de tam olarak çok partili hayata geçiş, 18 Temmuz 1945’te, Nuri Demirağ’ın başkanlığında Milli Kalkınma Partisinin kurulmasıyla olmuştu ancak bu süreçte kurulan en önemli parti, Demokrat Parti oldu.

Demokrat Parti, 1945’te “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” görüşülürken CHP milletvekillerinden Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’ın muhalif bir tavır sergilemesi sonucunda kuruldu. Daha fazla demokrasi talep eden bu grup, Türkiye tarihine “Dörtlü Takrir” olarak geçen bir önerge verdi. Aynı milletvekilleri daha sonra Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılarak 7 Ocak 1946’da Demokrat Partiyi kurdu.

İlk seçimi CHP kazandı

13 partinin daha kurulduğu bu dönemde, 21 Temmuz 1946’da yapılan ilk çok partili seçimi Cumhuriyet Halk Partisi kazandı. Milletvekili genel seçimlerinde CHP 397, Demokrat Parti 61 ve bağımsızlar 7 milletvekilliği kazandı.

1950’de yapılan genel seçimler ise Demokrat Partinin zaferiyle sonuçlandı. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla sandıktan çıkarken, 27 yıldır ülkeyi yöneten CHP ise iktidarını kaybetti.

“Yeter söz milletindir” sloganı ile seçimlere giren Demokrat Parti, 487 milletvekilliğinin 416’sını kazandı. Böylece demokrasinin en önemli unsurlarından biri olan çok partili hayat Türkiye’de işlemeye başladı.

Demokrat Parti 1954 ve 1957 seçimlerini de kazanarak, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesiyle iktidardan indirilene dek 10 yıl boyunca ülkeyi yönetti.

Muhabir: Barış Gündoğan