Tony Blair'in İslamiyet'i seçen baldızı Booth artık İstanbullu

Türkiye’de çalışan bir Müslümanla evlenen eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in baldızı, gazeteci ve aktivist Lauren Booth, hayatına İstanbullu olarak devam ediyor.

Blair’in eşinin kız kardeşi Lauren Booth, haber çalışması için gittiği Filistin’de İslam’ı tanımaya başlamasının ardından, 2010 yılında Müslüman oldu. İngiltere’de hazırladığı tek kişilik gösteri ile Müslümanlığı anlatan Booth, Türkiye’de çalışan bir Müslümanla evlendi. Geçen hafta İstanbul’a taşınan Booth, hayatını burada sürdürmek istiyor.

Müslümanlığı seçme nedenini AA muhabirine anlatan Booth, “Önceden, İslam benim yaşam planlarım arasında değildi ve asla düşünmemiştim. Ancak şimdi baktığımda 10 sene olmuş Müslüman olalı. Müslümanlarla çalışmaya başladığımda, ne kadar nezaket sahibi ve sabırlı olduklarını gördüm. Bende bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Bir ramazan ayında bir geceyi camide geçirdim, ertesi sabah olduğunda Allah’a iman ettim ve Hazreti Muhammed’in son peygamber olduğuna inandım. İşte benim hayatım o gün başladı.” dedi.

İslamiyet’i seçtikten sonra İslamofobi ile ilgili araştırmalar yapan Booth, dünya çapında, Müslümanlara karşı nefret söylemlerinin arttığını ifade etti. Booth, buna çözüm olarak Müslümanlığın olabildiğince her platformda anlatılması gerektiğini belirtti.

“Hollywood’u unutun, neden Helalwood olmasın?”

İslamofobinin yanlışlıkla ya da rastgele ortaya çıkmadığının altını çizen Booth, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Amerika’daki 3 büyük grup, Batı’da İslam karşıtlığı için fon sağlıyor. Araştırmalar bunu gösteriyor. Bu gruplar organizasyonlar düzenleyip, düşünce kuruluşlarında toplantılar gerçekleştiriyor. Bu toplantılar sonrası İslamofobi yayılıyor. Peki bu gruplar Müslüman karşıtlığı için para aktarırken, bizim cevabımız nerede? Bizim cevabımız neden çok zayıf? Cevabımız, zengin içerikli ve zekice olmalı. Film yapımcılarıyla bir araya gelip fikir üretmeliyiz, gazeteciler ve bu konuyla ilgilenen insanlarla alternatif bir bakış açısı üretmeliyiz. Birlikte çalışıp medya aracılığıyla tepkimizi göstermeliyiz. Hollywood’u unutun, neden Helalwood olmasın. İslamofobik parametrelere karşı ana akım medyada çok güçlü değiliz. İnsanlığa dair güzel bir hikayemiz ve güzel bir bakış açımız var fakat bunu aktarmak için kendimize çok güvenmiyoruz. Hayatımız olumlu örneklerle dolu. Temizliğe önem veriyoruz, komşularımızla iyi anlaşıyoruz, dinimizin gereklerini yerine getiriyoruz. Bu yaşam tarzını insanlar öğrenmeli.”

“Kamplardaki umut için ağladım”

Booth, İslam ülkelerinde milyonlarca insanın mağdur olduğunu dile getirerek, Türkiye’nin bu konuda “doğru ve merhametli” adımlar attığını ifade etti.

Bir gazeteci ve aktivist olarak birçok mülteci kampını ziyaret etme fırsatı bulduğunu anlatan Booth, “Lübnan, Ürdün, Gazze, Batı Şeria ve Gaziantep’e gittim. Gaziantep’teki Suriyelileri ziyaret ettim, çadırların arasında yürürken ağladım. Gerçekten ağlıyordum çünkü umut görmüştüm. Çünkü, insanlar haysiyetleriyle yaşıyorlardı.” dedi.

Mültecilerle ilgili soru sormak istediği resmi görevlinin kendisine, “Hayır, mülteci değil onlar bizim misafirimiz.” yanıtını verdiğini söyleyen Lauren Booth, global olarak insanların göçünün devam ettiğini belirtti. Avrupa’nın tarihin yanlış tarafında durduğunu dile getiren Booth, “Avrupalılar olarak yanlış saftayız. İnsanların İtalya’da banklar üzerinde ölmesini, mültecilerin Yunanistan sahilinde ölmesini izliyoruz. Suriyelileri kardeş olarak görmeliyiz. Türkiye ise yaptığı davranışla bize bir insanlık dersi veriyor.” diye konuştu.

“Tony Blair’e Müslüman olması için dua ediyorum”

Ablasının eşi eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in 2003 yılında ABD’nin Irak’ın işgalini desteklediğini hatırlatan Booth, şöyle devam etti:

“Irak’ın istila edilmesinden önce de savaş karşıtıydım. İngilizler yanlış bilgilerle savaşa sokuldu. Bu bir savaş suçudur. Eğer İngiltere savaş için ‘Hayır’ deseydi, Irak için tek taraflı harekete geçilecekti, böylece büyük 7 ülkenin hiçbiri savaşa destek vermezdi. Fakat Blair, başbakan olarak bunu kabul etti ve savaş gerçekleştirildi. Ayrıca Irak’taki acıların dinmesi için de dua ediyorum. Bütün liderler için dua ediyorum, eski liderlere de… Mesela Tony Blair’in Müslüman olması için dua ediyorum. Böylece iyi ve kötü arasındaki farkı anlayabilirler. Dünyadaki en kötü yaşam bile, İslam ile en iyi şekle dönüşebilir. Herhangi birinin Müslüman olması elbette mümkün. Mesela Hazreti Ömer’e bakın, ilk başta Peygamber’e karşıydı ama daha sonra Müslüman oldu.”

“Artık ben de bir İstanbul sakiniyim”

Türkiye’yi çok sevdiğini dile getiren Booth, İstanbul’un Londra ve Paris’ten daha güzel olduğunu söyledi. İki hafta önce İngiltere’den İstanbul’a taşındığını, yaşamını artık İstanbul’da sürdüreceğini belirten Booth, “Artık ben de bir İstanbul sakiniyim. Gönüllü olarak faaliyetlerde bulunmak istiyorum. Mesela, Süleymaniye Camisi’nde insanlara yardım edebilirim. İslam’ı ve Osmanlı tarihini anlatabilirim. Osmanlı tarihini kısmen biliyorum ancak elimden geldiğince öğrenmek istiyorum.” dedi.

İslamiyet’i seçmesiyle ilgili, “Finding Peace in the Holy Land” isimli kitap yazan Booth, kitabında Filistin’de insanlarla tanışmasını ve İslam’a yönelmesini anlattığını kaydetti. Kitabından yola çıkarak, “Accidentally Muslim” adlı bir de tiyatro oyunu yazdığını anlatan Booth, “Müslümanların kendi hikayelerini televizyonda, sinemada anlatmaları çok önemli. Mükemmel hikayelerimiz, harika bakış açılarımız var. Kendimize güvenerek bunları anlatmalıyız. Benim tiyatromda sahnede sadece ben varım ve 16 farklı karakteri oynuyorum. Şu an Türkiye’de mekan için araştırmalarım sürüyor. Misafir olabileceğim üniversiteler ya da alanlar bakıyorum. Uygun bir yer bulduğumda Türkiye’de gösterimini yapacağım.” ifadelerini kullandı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

LONDRA (AA) – İngiltere’de Avam Kamarasında yapılan Başbakana Sorular Oturumunda, İtalya’nın penaltılarla kazandığı 2020 Avrupa Şampiyonası (EURO 2020) finali sonrasında İngiliz siyahi futbolcuların sosyal medyada ırkçı saldırılara maruz kalması gündeme geldi.

Milletvekillerin yönelttiği soruları yanıtlayan ve ırkçılığı körüklediği gerekçesiyle eleştirilen Johnson, ırkçı tacizi tamamen kınadığını belirterek, hükümetin bu tür tacizlerden suçlu olanların maçlara gitmemelerini sağlamak için adımlar attığını söyledi.

Boris Johnson, hükümetin, İngiltere’de sistemik ırkçılığın bir sorun olmadığına dair inancının arkasında durup durmadığını sorusuna, “Irkçılığın İngiltere’de bir sorun olduğunu düşünüyorum.” yanıtını vererek, bunun ele alınması ve ortadan kaldırılması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Johnson ile EURO 2020’de taraftarların, ırkçılığı protesto etmek için “diz çökme” eylemi yapan İngiliz oyuncuları yuhalama hakkı olduğunu söyleyen İngiltere İçişleri Bakanı Priti Patel, futbolcuların maruz kaldığı son ırkçı tacizleri kınadıkları için “iki yüzlü” olmakla eleştiriliyor.

Johnson, ayrıca 2018’de İngiliz The Telegraph gazetesi için kaleme aldığı makalesinde, “Bana burkanın baskıcı olduğunu söylerseniz, o zaman size katılırım. Kadınların yüzlerini örtmesini beklemenin tuhaf ve zorbalık olduğunu söylerseniz, buna da kesinlikle katılıyorum. Daha ileri gidecek olursam insanların ‘mektup kutuları gibi’ etrafta dolaşmayı seçmelerinin kesinlikle saçma olduğunu söyleyeceğim.” ifadesini kullanmıştı.

Avrupa Futbol Şampiyonası’nın finalinde İtalya ve İngiltere, Wembley Stadı’nda karşı karşıya gelmiş, normal süresi ve uzatma bölümü 1-1 sona eren maçta İtalya, penaltı atışlarında rakibine 3-2 üstünlük kurarak kupayı kazanmıştı.

İngiltere’nin son üç penaltısını kaçıran Marcus Rashford, Jadon Sancho ve Bukayo Saka, karşılaşmanın ardından ırkçı saldırılara maruz kalmıştı.

Muhabir: Zuhal Demirci

LONDRA (AA) – Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin Müslüman milletvekili Naz Shah, Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada polise gösterilerde daha fazla yetki veren yasa tasarısına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Pakistan asıllı siyasetçi Shah, tasarının yasalaşması durumunda heykellere zarar verenlere 10 yıla kadar hapis cezası verilebileceğini hatırlatarak, “Neden taş veya demirden bir heykele saldırana bir taş duvara ya da kapıya saldırandan daha fazla ceza verilecek.” diye seslendi.

Heykellerin milletin tarihi, sosyal ve kültürel hislerini temsil ettiğini, bu hassasiyetlere bağlı duyguların korunmasının sivil düzenin sağlanmasının esası olarak görüldüğünü kaydeden Shah, bu hassasiyetin dini şahsiyetlere karşı gösterilmediğine dikkati çekti.

Shah, “Bir Müslüman olarak benim, bu ülkede yaşayan milyonlarca Müslümanın ve dünyanın dörtte birini oluşturan Müslümanların bu dünyada her nefeste ve her gün sevgilimiz Hz. Muhammed kadar onurlandığı ve andığı başka bir şey yok. Ancak bağnazlar ve ırkçılar peygamberimiz Hz. Muhammed’e iftirada bulunduğunda kalplerimizde dayanılmaz manevi zarar oluşmaktadır. O, 2 milyar Müslümanın kalbinde andığı, hayatında onur duyduğu ve kimliğinin ve varlığının temelini oluşturduğu liderdir.” diye konuştu.

Ünlü İngiliz oyun yazarı George Bernard Shaw’ın Hz. Muhammed hakkında kullandığı “O bu dünyaya adım atan açık ara en dikkat çekici şahsiyetti” ifadelerini kullanan Shah, Hz. Muhammed hakkında yapılan karikatürleri de eleştirdi.

Shah, “Bu sadece karikatürdü diyenlere bunlar da sadece heykel demeyeceğim. Bu sadece çizgi film ya da heykel değil. Bizim için çok daha fazlasını temsil ve ifade ederler.” dedi.

Yasayla Oliver Cromwell ve Churchill gibi laik ve politik şahsiyetler söz konusu olduğunda kamu düzeninin ve duygusal zararın muhafaza edileceğini kaydeden Shah, ancak bu hassasiyetin modern İngiltere’deki birçok insanın kalbinde olan Hz. Muhammed, Musa, İsa, Raam, Buda, Guru Nanak gibi dini şahsiyetler için geçerli olmayacağını belirtti.

Tasarı

Tartışmalı tasarının yasalaşması durumunda polis, protestolar için başlama ve bitiş saatleri belirleyebilecek.

Belirli bir gürültü seviyesi belirlenebilecek ve gürültünün bir kurumun işlerini aksatacak, çevredeki kişiler üzerinde ciddi etki oluşturacak noktaya varması halinde gösteriye müdahale edilebilecek.

İçişleri Bakanı, parlamento onayı olmadan nelerin kurumlar ve halk için “ciddi aksaklık” oluşturduğunu tanımlama yetkisine sahip olacak. Dolayısıyla bakan, “ciddi aksaklık” oluşturduğuna karar vererek herhangi bir protestonun bitirilmesini isteyebilecek.

Resmi araçların yolunun kesilmesine müsaade edilmeyeceği için parlamento yakınlarındaki gösterilere de sınırlama getirilebilecek.

Heykellere zarar verilmesi durumunda 10 yıla kadar hapis cezası verilebilecek.

Tasarıya karşı gösterilerde polis araçları ateşe verilmişti

Londra’da nisanda düzenlenen gösteride ise polisle eylemciler arasında çatışma yaşanmış, 26 gösterici gözaltına alınmıştı.

Martta tasarıya karşı Bristol kentinde yapılan gösteride, eylemciler bir karakola saldırmış ve polis araçlarını ateşe vermişti.