Troya'da 150 yıl sonra Schliemann'ın tahribatları giderilmeye çalışılıyor

ÇANAKKALE (AA) – Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunan, açık hava müzesi niteliğindeki Troya Antik Kenti’ndeki kazı çalışmaları tarihe ışık tutuyor.

Resmi kazıları 150 yıl önce başlayan bölge, pek çok arkeolojik keşfe ev sahipliği yaptı.

5 bin yıldan daha eski bir tarihe sahip Troya Antik Kenti girişinde bulunan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 18 Mart 2019’da açılan 12 bin 750 metrekare kapalı alana sahip Troya Müzesi de ziyaretçilerini geçmişe götürüyor.

Kültür turizminin gözde adreslerinden olan antik kent burada bulunan eserlerle kültürel mirasa katkı sunuyor.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Troya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan, AA muhabirine, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan ve 5 bin 500 yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan kentte, Kültür ve Turizm Bakanlığının izin ve desteği, Türk Tarih Kurumu ve ana sponsor İÇDAŞ AŞ’nin sağladığı imkanlarla kazılara devam ettiklerini söyledi.

Troya’nın ilk kez 1863’te Frank Calvert tarafından kazılmaya başlandığını, resmi kazıların ise 1871’de ilk olarak Heinrich Schliemann, daha sonra Dörpfeld ve Blegen tarafından yürütüldüğünü aktaran Aslan, antik kentin, dünyadaki arkeolojik çalışmaların önemli alanlarından biri olarak kabul edildiğini hatırlattı.

Prof. Dr. Rüstem Aslan, kentteki kazıların 12 ay boyunca devam ettiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

“Biz 12 ay boyunca, tüm yıl çalışıyoruz fakat, aktif kazıya haziranda başladık. Troya 150 yıldır kazılıyor. Bu 150 yıl içinde pek çok tartışma, pek çok keşif, arkeolojik anlamda da çok önemli olaylar oldu. 1871’de başlayan Schliemann’ın resmi kazıları sırasında, hem ören yerine verdiği bir tahribat söz konusu hem de ören yerindeki buluntuları çalıp götürmesi iki büyük vaka. Burada, o dönemki kazıların sonrasında özellikle 1930’lu yıllardan itibaren Dörpfeld ve Blegen 1988’e kadar kazı yapıyor. Sonrasında da 1988’de başlayıp 2005’te vefat edinceye kadar Troya Kazı Başkanlığını yürüten Manfred Osman Korfmann’ın yaptığı çalışmalar var. Biz şu anda daha çok Schliemann dönemindeki tahribatların giderilmesi için çalışma yapıyoruz. Ayrıca onun ortadan kaldırdığı, bizim bazı arkeolojik sorunları anlamamız açısından önemli alanlarda kazılar yapıyoruz.”

“Troya II Kent Girişi” olarak adlandırılan alanda son birkaç yıldır çalıştıkları noktanın Schliemann dönemi kazılarının bir çalışma alanı olduğunu belirten Aslan, şöyle devam etti:

“Burada Schliemann yukarıdan aşağıya höyüğü keserek, tahrip ederek 1872’de burayı kazıyor. Buradaki buluntuları ve 1872’den sonraki buluntuları da buradan çalıp götürüyor. Biz burada 150 yıl sonra, özellikle Troya 2 kalesi olarak tanımlanan, belki de Troya döneminin en zengin kenti olarak tanımlayabileceğimiz alanda tahribatları gidermeye çalışıyoruz.

Burada restorasyon ve konservasyon ön çalışmalarını yapıyoruz. Aynı zamanda arkeolojik anlamda tahrip ettiği yerdeki bazı tarihlendirme sorunlarını da buluntularla açıklamaya çalışıyoruz. Yani şunu net olarak söyleyebiliriz, 150 yıl sonra bile Schliemann’ın verdiği tahribatları görmek mümkün. Ve bizim amacımız da bu sene restorasyon ve konservasyon ön çalışmalarını gerçekleştirmek. Ama aynı zamanda buradaki bazı arkeolojik tarihlendirme ve buluntularla ilgili sorunları da yeni kazı verileriyle açığa çıkarıp yayınlamak.”

“Troya Müzesi bu topraklardan giden eserler için en uygun yer”

Rüstem Aslan, Schliemann’ın hem kalıntıları ortadan kaldırdığını hem bölgeyi yıktığını ifade ederek, şunları anlattı:

“Şunu da söyleyebilirim ki, her kazı döneminde ortaya çıkardığı bir sonuç söz konusu. Schliemann bu tahribatları yapıyor, o dönem 19. yüzyıldaki tartışmalarda artık Hisarlık’ın Troya olduğu kabul ediliyor. Fakat o tahribatlar gerçekleşmiş oluyor. Bu hatasını da kendisi daha sonraki yıllarda anlıyor. Troya’da aslında pek çok dönüm noktası var. Bizim 1988’de Korfmann hocayla başlayan kazılarda, 1996’da Troya Tarihi Milli Parkı olması, 1998’de ören yerinin dünya kültür mirası listesine girmesi ve onun sonrasında gördüğümüz bir hayal vardı, ‘Troya Müzesi’, bu hayal Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan resmi açılış ile gerçekleşmiş oldu. Ve böylelikle şunu söyleyebiliyoruz, artık Troya Müzesi bu topraklardan giden eserlerin dönmesi için en uygun yer ve bu eserlerin geri dönmesini bekliyor.”

Muhabir: Burak Akay

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

AYDIN(AA) – Kazı heyeti başkanlığını yapan Hamburg Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden Prof. Dr. Christof Berns, gazetecilere yaptığı açıklamada, Antik Yunan medeniyetinde felsefe, bilim ve sanat bakımından öne çıkan kentlerin başında, ünlü filozof ve matematikçi Thales’in de yaşadığı Miletos’un geldiğini ve kentin “filozoflar şehri” olarak anıldığını söyledi.

Kentte “ızgara sistemi” olarak anılan iyi bir şehirleşme yapısı olduğunu aktaran Berns, bugüne kadar yürütülen çalışmalarda tiyatro, pazar yeri, tapınak gibi kamusal yapıları ortaya çıkardıklarını ifade etti.

“Kazı çalışmalarımızda şu an iki ağırlık noktası var, evler ve sokaklar…”

Berns, bu yılki kazılarda günlük yaşama ait evleri gün ışığına çıkarmayı istediklerini belirterek şöyle konuştu:

“Kazı çalışmalarımızda şu an iki ağırlık noktası var, evler ve sokaklar… Bu şimdiye kadar pek araştırılmayan bir konu. Yani çoğunlukla geçmişte kamusal yapılar kazıldı. Tapınaklar ve pazar alanları gibi ama Miletos’un günlük hayatından bir iz pek yok. O yüzden dedik ki, günlük yaşam ve normal insanların hayatından izleri araştıralım. 2 bin 400 yıl önceki normal insanların yaşadığı 2 konuta ulaştık. Evlerin boyutları küçük ama daha genişlerinin olduğunu da biliyoruz. Bu konuda çalışmalarımız devam ediyor. Evlerin oda sayısı ya da içindeki detaylara ilişkin çalışmalarımız sürüyor.”

Evlerin toplumda “sıradan” sayılan insanlara ait olduğunu anlatan Berns, bu yaşama ilişkin en geniş kapsamlı çalışmayı yaptıkları için heyecanlı olduklarını sözlerine ekledi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Umut Tuncer de Miletos’taki kazıların bu yıl çok verimli geçtiğine işaret ederek, böylesi yapıların gün yüzüne çıkmasıyla özellikle yabancı turistlerin antik kente ilgisinin artacağını dile getirdi.

DENİZLİ (AA) – Büyük Menderes Nehri kıyısındaki Yenicekent Mahallesi’nde yamaç üzerine kurulmuş antik kentte, 2012’de başlatılan kazı ve restorasyon çalışmaları, Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahadır Duman başkanlığında sürdürülüyor.

Geçen 9 yıllık sürede birçok eser gün ışığıyla buluşturulurken, Antik Dönem’de meydana gelen depremlerin izleri de araştırılıyor.

Birçok medeniyete ev sahipliği yapan antik kentte yıkıntılar arasında yapılan incelemelerde o yıllarda deprem nedeniyle hayatını kaybettiği düşünülen kemik iskelet parçalarına rastlandı.

Tripolis Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Bahadır Duman, AA muhabirine, kentte farklı bölgede yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Bu çalışmalar esnasında en dikkat çekici unsurlardan birinin, geçmişi milattan önce 5 bin 500’e dayanan kentteki yapıların defalarca depremlerle yıkılıp tekrar onarılması olduğunu ifade eden Duman, şöyle dedi:

“Depremlere rağmen tekrar burada yaşamın devam ettiğini gördük. Bir nevi Tripolisliler depremle yaşamayı öğrenmişler ve depremi tecrübe etmişler diyebilirim. Antik dönemde meydana gelen depremlerle ilgili tahribatı hem kamu yapılarında hem de halkın yaşadığı sivil mimariye ait konutlarda tespit ettik. Kazılar sırasında bazı evlerin odalarında hayvanlarla insanların beraberce depremde duvar altında kaldığını belirledik.”

Tripolis’te 4 büyük deprem tespit edildi

Tripolislilerin 1. derecedeki deprem bölgesinde yaşamayı öğrendiklerini, kazı yaptıkları her yapıda tespit ettiklerini vurgulayan Duman, şöyle devam etti:

“Depreme dayanıklı taşların tercih edildiğini görüyoruz. Birden fazla kata sahip kamu binalarında güçlendirici çeşitli materyallerin kullandığını belirledik. Tripolis konumu itibarıyla ılıman iklimi ve tarımsal olarak önemli bölgede yer aldığı için terk edilmemiş. Terk etmek yerine depremle mücadele etmeyi tercih etmişler. Yazıtlar ve kalıntılardan, kentin 4 defa büyük depreme maruz kalmış olduğunu düşünüyoruz. Milattan sonra 4. yüzyıla ait bir yazıtta, kentte meydana gelen depremde büyük kamu binalarının zarar gördüğü belirtiliyor.”

Duman, kentteki Ana Cadde’nin bitişiğinde yer alan ve “Kemerli Yapı” olarak isimlendirilen binadaki kazı çalışmaları esnasında da depremin izlerine rastladıklarını belirtti.

Depremde en az 11 kişi hayatını kaybetmiş

Depremlerin bölgede dramatik sonuçları olduğunu da aktaran Duman, “Deprem nedeniyle binanın yıkıntıları arasında 7-8 yaşlarında bir çocuk, biri 15-17, diğeri 18-19 yaşlarında iki genç, yetişkin bir kadın gibi çeşitli detaylara da sahip olabildiğimiz toplamda yedi kişinin hayatını kaybettiğini tespit etmiş bulunuyoruz. Farklı depremden etkilenen ve kentin konut alanı içerisinde yer alan bir evde gerçekleştirilen kazılarda yıkıntıların altında birisi kadın, ikisi erkek toplam dört bireyin yaşamını kaybettiği tespit edildi. Tripolis’te meydana gelen depremlerde, arkeolojik kazılar sayesinde öğrendiğimiz kadarıyla bilinen ya da tespit edilen kayıp sayısı en az 11.” değerlendirmesinde bulundu.