TSKB Ekonomik Araştırmalar “İklime Dair” raporunda su temasına odaklanıyor

İSTANBUL (AA) – Türkiye Sınai Kalkınma Bankası AŞ (TSKB) Ekonomik Araştırmalar tarafından Yeşil Kuğu Platformu kapsamında üç ayda bir yayımlanan, "İklime Dair" başlıklı raporun ikinci sayısında su teması ele alındı.

TSKB'den yapılan açıklamaya göre, raporda, Finish markasının su farkındalığına yönelik kampanyasının stratejik danışmanlığı kapsamında gerçekleştirdiği hesaplamaları paylaşan TSKB Ekonomik Araştırmalar, Finish Su Endeksi'nin 2020 yılının son çeyreğinde yüzde 1,7 gerilediğine dikkati çekiyor.

Falkenmark Göstergesi'ni de ele alan raporda Türkiye’nin kişi başına yıllık bin 358 metreküp su potansiyeli olduğuna vurgu yapılıyor.

2019'un şubat ayında "Su: Yeni Elmas" başlıklı raporuyla su ve elmas paradoksuna dikkati çekmeyi hedefleyen TSKB, İklime Dair'in ikinci sayısında su konusuna odaklanan özel bir temayla analizlerini paylaşıyor. Sürdürülebilir ve kapsayıcı kalkınmanın önündeki en büyük engel olan iklim krizine karşı ortak hareket etmek amacıyla Yeşil Kuğu Platformu çalışmalarını sürdüren TSKB, platform bünyesinde Ekonomik Araştırmalar Departmanı aracılığıyla hazırladığı İklime Dair raporlarıyla, özel verilerle zenginleştirilmiş içerikler sunuyor. İklimle ilgili beklenmeyen ancak yüksek yıkıcılıktaki risklere dikkat çeken Yeşil Kuğu Platformu kapsamında hazırlanan İklime Dair'in ikinci raporu iklim kriziyle mücadelede etkili olabilecek analiz ve görüşleri içeriyor.

Hayati bir kaynak olan suyun fiyatının, hayati fonksiyonu olmayan elmasın fiyatının altında kalması paradoksu sebebiyle su temasını ele alan TSKB Ekonomik Araştırmalar, 2020 yılında artan kuraklıkla birlikte su konusunun daha da önem kazandığına vurgu yapıyor.

İklime Dair'in ikinci sayısında; Finish markasının su farkındalığına yönelik kampanyasının stratejik danışmanlığı kapsamında hesapladığı Finish Su Endeksi’ni (FSE) paylaşan TSKB Ekonomik Araştırmalar'ın çalışmasına göre, FSE’nin 2020 Aralık ayı ortalaması 84,92 değeri ile bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 geriledi.

İklime Dair'de ayrıca, kişi başına kullanılabilir yenilenebilir suyun hesaplanmasına ilişkin geliştirilen Falkenmark Göstergesi değerlerine de dikkat çekiliyor.

Türkiye'nin Falkenmark Göstergesi değeri bin 358 metreküp/kişi-yıl ile su yönetiminin daha planlı ve dikkatli bir şekilde yapılması gereken bir ülke olduğu belirtiliyor.

– 2020 yılında yeşil tahvil piyasası 269 milyar dolar büyüklüğe ulaştı

Raporun, "İklim Finansmanı" kısmında yeşil tahvil piyasasına dair rakamlar irdeleniyor. 2020 yılında toplam 269 milyar dolar büyüklüğe erişen piyasanın yapısına ilişkin detaylar ve beklentiler de yer alıyor.

2020 yılında Avrupa Komisyonu'nun politika gündeminde geniş yer alan Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın (AYM) 2021 yılına ilişkin çalışma programını da derleyen TSKB Ekonomik Araştırmalar çalışmasına göre; bu yıl taksonomi çalışmalarının hız kazanması, atık yasalarının yenilenmesi, seçili sektörlere ilişkin sınırda karbon vergisi düzenlemesinin taslak metninin yayınlanması, Avrupa Birliği Orman Stratejisi ve daha pek çok politika adımının gerçekleşmesi söz konusu olacak.

İklim'e Dair Rapor Çalışması'nın ikinci sayısından diğer satır başları ise, "'Tarladan Çatala Stratejisi Tarımsal Üretimi Düşürebilir', 'Kentleri Dönüştürmenin Tam Zamanı', 'Fed İklim Mücadelesinde Diğer Merkez Bankalarına Katılıyor','Avrupa Yatırım Bankası (EIB), İklim Bankacılığı Yol Haritasını Onayladı.'" şeklinde.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

KONYA(AA) – Uzmanlar, kuraklık ve yer altı sularının kontrolsüz kullanımı nedeniyle zor bir süreçten geçilen Konya Kapalı Havzası içerisindeki Konya Ovası’nda tarımsal sürdürülebilirlik ve verim için bölgenin yapısına uygun arpa buğday gibi daha az su tüketen bitkilere yönelime dikkat çekiyor.

Konya, Isparta, Niğde, Ankara, Aksaray, Nevşehir ve Karaman’ı içine alan Türkiye’nin tahıl ambarı Konya Kapalı Havzası’nda yer altı suları seviyesinde bu yıl normalin üzerinde bir düşüş yaşanıyor.

“Su düşüşü bazı bölgelerde 15 metreye varıyor”

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zengin, AA muhabirine, ovadaki kıraç alanlarda kuru tarım yapan çiftçilerin bir yıl buğday ya da arpa, ikinci yıl nadas sistemi ile ekim yaptığını, sulu alanlarda ise münavebe ile tarım yapıldığını söyledi.

Bölgede nasıl ekim yapıldığı kadar neyin ekildiğinin de önemli olduğuna dikkati çeken Zengin, “Sulu tarım yapan çiftçilerimiz yer altı sularını kullanıyor. Her yıl genellikle yer altı sularında 2 metre düşüş olurken, bu yıl Konya Ovası’ndaki su düşüşü bazı bölgelerde 15 metreye varıyor.” ifadesini kullandı.

Koşullara rağmen ovanın üçte birinde sulu tarım yapıldığını dile getiren Zengin, şunları kaydetti:

“Bölge, 2017 yılından bu yana kış aylarında çok fazla kar yağışı da almıyor. 2017 yılı Ocak ayında 70 santimetre kalınlığında 2,5 ay süreyle doğamızı bir beyaz yorgan gibi örten karın bereketiyle 4-5 yıldır gittik. Dua edelim ki önümüzdeki kış bolca kar yağsın, hem yer altı hem yer üstü suları beslensin. Dolayısıyla sulu tarımla geçinen çiftçilerimizin yüzü gülsün. Sofrada bu nimetler olmazsa yaşama şansımız yok. Peki bu nimetler nasıl oluyor; işgücüyle, tohumla, toprakla, suyla oluyor.”

Zengin, toprağın ve suyun daha çok korunması gereken bir dönemin yaşandığını belirterek, tarımsal sulamada ise basınçlı sulama sistemlerine geçilmesinin de bu anlamda faydalı olabileceğini vurguladı.

“Çiftçinin daha az su tüketen bitkilere yönelmesi gerekiyor”

Çiftçinin de uzun vadede kazanması için daha az su tüketen bitkilere yönelmesi gerektiğine değinen Zengin, şöyle devam etti:

“Örneğin arpa ve buğday daha az su tüketen bitkilerdir. Daha çok su tüketen şeker pancarı, mısır, patates, yonca gibi ürünleri yarı yarıya azaltır, onun yerine de kış yağışlarından daha çok yararlanan ve diğerlerine göre daha az su tüketen arpa-buğdayın ekilişini artırırsak, devlet de burada arpa ve buğdaya doyurucu bir taban fiyat verirse çiftçi ona yönelecek, suyumuz aynı kalacak, çiftçi yine kazanacak. Çiftçiyi koruyacaksak eğer, her havzada yağış ve su rejimine göre ekim planlaması yapmak lazım.”

SÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Soylu ise Türkiye’nin tarım arazilerinin yüzde 75’inde yağışa bağlı bir üretimin söz konusu olduğunu ancak yüzde 25’lik bir kısmının sulu tarımda değerlendirilebildiğini vurguladı.

Yıllık yağışların miktarı ve dağılımının ülkenin tarımsal üretim ve potansiyelini doğrudan ilgilendirdiğini belirten Soylu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Özellikle 2021 yılı gibi aşırı kurak yıllarda bu da çok olumsuz etkiliyor. Bu yıl yaşadığımız gibi Beyşehir ilçemizde olduğu gibi hem göl hem tarım arazileri kuraklıktan çok olumsuz etkileniyor. Dolayısıyla inşallah bu küresel iklim değişikliğinden daha az etkilenerek ülkemizin, ülke tarımının en kısa sürede normal seyrine girmesini sağlarız.”

EDİRNE(AA) – Trakya Üniversitesi (TÜ) Genetik ve Biyomühendislik Bölümü Başkanı ve Bitki Islahı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Yalçın Kaya, AA muhabirine, küresel ısınmanın etkilerine bağlı yaşanan iklim değişikliğinin tüm dünyada etkisini gösterdiğini söyledi.

Yüksek sıcaklık ve kuraklığın tarımsal üretimi doğrudan etkilediğine dikkati çeken Kaya, “Küresel ısınmanın etkilerini bu yıl çok yakından yaşadık. Yüksek sıcaklıkların ve kuraklık stresinin bitkiler üzerinde ne kadar etkili olduğunu gördük.” dedi.

“Küresel ısınma etkileri ürünlerde görülmeye başladı”

Geçen yıl yaşanan kuraklıktan buğdayın, bu yıl ise ayçiçeğinin olumsuz etkilendiğini anımsatan Kaya, “Bu küresel ısınmanın beklenen sonucu. Her şey güzel giderken yağmurlar birden kesiliyor. Tam ihtiyaç olduğu anda, bitkide stresin en çok yaşandığı, verimin en fazla belirginleşeceği dönemde yaşanan sıcaklar bitkinin içindeki suyu kavurup götürüyor. Bu sene hem yağ oranları hem verimler ayçiçeğinde düşük.” diye konuştu.

Kaya, küresel ısınmayla mücadelede kalıcı çözümlerin bulunması gerektiğini dile getirdi.

Bitki ıslahçıları olarak kuraklığa karşı dayanıklı genleri yerel çeşitlerle melezleyip stresten etkilenmeyen dayanıklı buğday, ayçiçeği ve benzeri bitki çeşitleri ortaya çıkarmak için çalıştıklarını anlatan Kaya, erken ekim yapılmasının kuraklığın etkisini azaltmada önemli rol oynadığını vurguladı.

“Sıcaktan kaçınmak için erken ekim yapılmalı”

Yaz aylarındaki aşırı sıcaklardan kaçınmak için erken ekim yapılması önerisinde bulunan Kaya, şunları kaydetti:

“Mümkün mertebe bu sıcaklıklardan kaçmak için çiftçiler erken ekime yönelmeli. Çünkü bitkinin gelişim sürecinde süt olum devresinde yaşanan aşırı sıcaklık ve kuraklık olumsuz etki yapıyor. Süt olum devresinde yaşanan kuraklık gelişme dönemini kısaltıyor, yağ oranlarını, protein oranlarını düşürüyor ve verimi azaltıyor. Bu açıdan üreticiler yazlık ürünlerin ekimlerini olabildiği sürece erken yapmalı. Kışlık ürünlerde de yaz sıcaklıklarından korumak için ekimler geç yapılmalı. Bu açıdan küresel ısınmanın bu sonuçlarına gerek bilim adamları olarak gerekse üreticiler olarak hazır olmalıyız. Yeni ekim metotları geliştirip kuraklık stresinden daha az etkilenen çeşitleri tercih etmeliyiz. Kısacası tarlaya girilebilecek en erken dönemde yazlık ürünleri ekmemiz lazım. Çünkü süt olum devresinde yaşanan aşırı sıcaklar verimi yüzde 30-40 oranında aşağıya çekiyor ve olumsuz etkiliyor. O yüzden tarlaya girilebilen en erken dönemde ekim yaparak süt olum devresindeki aşırı sıcaklardan kaçmamız gerekli.”