Tunceli'de yabani hardal çiçekleri tarlaları sarıya bürüdü

Munzur, Hel, Yılan ve Sülbüs dağları arasında kurulu olan kent, ilkbaharın gelişiyle çiçeklerle süslendi.

Tunceli’de yabani hardal çiçekleri tarlaları sarıya bürüdü

Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinde, yabani hardal çiçeklerinin açmasıyla buğday ve arpa tarlaları sarıyla kaplandı. ( Sidar Can Eren – Anadolu Ajansı )

Zengin florası, yaban hayatı varlığı ve biyolojik çeşitliliğiyle öne çıkan Çemişgezek ilçesinde de havaların ısınmasıyla birlikte sarı yabani hardal çiçekleri açtı.

Her yıl nisan ile mayıs ayı aralığında ilçeye bağlı Payamdüzü ve Akçapınar köylerindeki tarlalarda açan bu çiçekler, doğal güzellikleriyle çevre il ve ilçelerden ziyaretçilerin ilgi odağı oluyor.

Günibirlik gezilerle bölgeye gelen ziyaretçiler, çiçeklerin arasında doyasıya vakit geçirerek, fotoğraf çekimi yapıyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

Tunceli’nin Pülümür ilçesindeki havuzlarda doğal yöntemlerle üretilen kaynak tuzu, yurt içinde satışa sunuluyor.

Bitki örtüsü, verimli arazileri ve yaylaların fazla olması sebebiyle tarım ve hayvancılığın yaygın yapıldığı kentte, son yıllarda devlet teşvikleri ve hibe yardımlarıyla ceviz, bal ve dut üreticiliği de artmaya başladı.

Kente bağlı Ovacık ilçesinde kuru fasulye, nohut ve barbunya ekimi yaygınken, Mazgirt ilçesinde sebze ve meyve üretimi, Pertek ve Çemişgezek ilçelerinde ise buğday ve arpa gibi zengin tahıllar ile dut ve ceviz yetiştiriciliği dikkati çekiyor.

Sahip olduğu endemik türler ve zengin florasıyla öne çıkan Pülümür ilçesinde de arıcılığın yanı sıra doğal yöntemlerle ortaya çıkarılan yeraltı kaynak tuzu, yöre insanı için önemli gelir kaynakları arasında yer alıyor.

İlçe merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki Göneli Mezrası’ndaki tuz işletmesinde çalışan üreticiler de yıllardır ekmeğini yerin altından çıkan kaynak suyu ile ürettikleri tuzdan kazanıyor.

Yeraltından çıkarılan tuzlu su depolarda biriktiriliyor

Üreticiler, bölgedeki yeraltı su kaynaklarının kaya tuzu tabakalarını eriterek yüzeye çıktığı noktalara sondaj vurup, yüzeye çıkan tuzlu suyu depo şeklindeki kuyularda biriktiriyor.

Motor yardımıyla kuyudaki suları ihtiyaca göre işletmedeki ana havuzlara tahliye eden tuz üreticileri, bu sayede suyun hem dinlendirilmesini hem de ağır maddelerin zemine çökerek temizlenmesini sağlıyor.

Birkaç günlük bekleyişin ardından ana havuzlardaki sular, üreticilerce borular aracılığıyla asıl tuz üretiminin yapılacağı çok sayıda havuza aktarılıp güneşin etkisiyle buharlaştırılıyor.

Yaklaşık bir haftalık süre sonunda suyun iyice buharlaşmasıyla oluşan kristal halindeki tuz, ardından belirli aralıklarla üreticiler tarafından kürekler yardımıyla havuzun bazı noktalarına çekiliyor.

Pülümür tuzu tüketiciden yoğun talep görüyor

Tuz birikintileri neminden arındırılıp beyaz rengine kavuştuktan sonra işçilerce 5 kilogramlık torbalara doldurulup kent merkezi başta olmak üzere çevre il ve ilçelerde satışa sunuluyor.

Göneli tuzlasında işçi olarak çalışan Erdal Uludağ, AA muhabirine, Pülümür ilçesinde yıllardır aynı geleneksel yöntemlerle yeraltı kaynak tuzu üretimi yapıldığını söyledi.

Yeraltından çıkan tuzlu kaynak suyunu kuyularda biriktirdiklerini belirten Uludağ, daha sonra motor yardımıyla suları ana havuzlara aktarıp dinlendirmeye bıraktıklarını dile getirdi.

İşletmedeki büyük havuzlarda bekletilen suların ağır maddelerden temizlenmesiyle küçük havuzlara tahliye ettiklerini ifade eden Uludağ, “Su dört gün boyunca havuzlarda kalıyor ve ısısı değişiyor. Güneşin etkisiyle havuzlardaki ham su buharlaşıyor, geriye normal tuzlu su kalıyor. Tuzlu su da üç gün daha bekletildikten sonra tuza yatıyor ve yattıktan dördüncü veya beşinci günü tuz çekime hazır hale geliyor.” dedi.

Uludağ, havuzlarda oluşan tuzu kürekler yardımıyla belirli noktalara çektiğini dile getirerek, şöyle konuştu:

“Tuz orada kuruyor ve nemi iyice çekildikten sonra paketlemesini yapıyoruz. Satış için kilosunu ayarlıyoruz. Pülümür tuzunu çevre il ve ilçelere satıyoruz. Tuz üretimine haziran ayında başlıyoruz ve eylülün sonuna kadar hava sıcak olursa tuz oluşumu devam ediyor. Ama havalar soğursa tuz oluşumu yavaşlıyor, her şey güneşe bağlı.”

“Kuraklık tuz üretimi oranını olumsuz etkiledi”

Bu yıl tuz üretimi veriminin önceki yıllara göre düştüğü anlatan Uludağ, “Kuraklık var ve kaynak suyu olduğu için çekiliyor. Önceden burada 6 kişi çalışıyorduk. Şu anda verim düşük olduğu için iki kişi çalışıyoruz. Şu ana kadar 100 ton tuz ya çıktı ya da çıkmadı. Önceki senelerde 300-350 ton tuz çıkıyordu. Hiçbir katkı maddesi yok ve kimyasal hiçbir şey tuza atılmıyor.” dedi.

İşletmeden tuz satın alan Gündoğan Çağ da Pülümür tuzunun doğal yöntemlerle üretildiğini anlattı.

Gündoğan, yeraltı kaynak tuzunun insan sağlığına yararlı olduğunu belirterek, “Yemeklere ayrı bir tat katıyor ve herkese tavsiye ederim.” ifadesini kullandı.

Tunceli’nin Pertek ilçesine bağlı Tozkoparan köyünde yer alan ve binlerce yıllık tarihin izlerini taşıdığı değerlendiren höyüğün, köy yerleşim alanında kalması ve üzerine yapılan evler nedeniyle tahribata uğraması dolayısıyla başlatılan kurtarma kazısı sürüyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle, Tunceli Müzesi’nin öncülüğünde yürütülen kazı çalışmalarına çeşitli üniversitelerden akademisyenler de danışmanlık yapıyor.

Kentte 1968 yılından sonra ilk defa bilimsel metotlar kullanılarak yapılan kazı çalışmalarında antropolog, arkeolog, sanat tarihçi ve stajyer öğrencilerden oluşan yaklaşık 15 kişilik ekip görev alıyor.

Tarihi dokuya zarar vermemek için haftanın 5 günü çalışmalarını titizlikle sürdüren ekipler, bir çocuğa ait olduğu değerlendirilen iskelete rastladı.

Fırça ve spatula yardımıyla bulunduğu yerden çıkarılan iskelet parçaları, Tunceli Müzesi’nde koruma altına alındı.

Kazıda pişmiş toprakla yapılan çanak ve çömleklerin yanı sıra obsidiyen, kemik ve taştan aletler ile ok uçları da bulundu. Tarihe ışık tutacak eserler müzede sergilenecek.

Düzce Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yasemin Yılmaz, AA muhabirine, Tunceli’de yaklaşık 6 yıldır yüzey araştırması yaptıklarını ve kentte Alt Paleolitik dönemden itibaren olan tüm arkeolojik dönemleri tespit ettiklerini söyledi.

Bu yıl yüzey araştırmalarını tamamladıklarını belirten Yılmaz, Tunceli Müzesi Müdürlüğü başkanlığında Tunceli, Düzce, Erzurum ve Diyarbakır’daki üniversitelerden akademisyenlerin danışmanlığındaki heyetle Tozkoparan Höyüğü’nde kazı yaptıklarını dile getirdi.

“Çocuk yaşlarda bir bireye ait”

Höyüğün tahrip olduğu alanlarda çalışmalar yürüttüklerini anlatan Yılmaz, şöyle konuştu:

“Burada sit alanlarının sınırlarını belirlemeye çalışıyoruz. Yüzey toprağının hemen altından arkeolojik kalıntılar çıkmaya başladı. Kazının üçüncü gününde bir insan iskeleti açığa çıktı. Çocuk yaşlarda bir bireye ait. Toprağa açılan oval biçimli bir çukura büzülmüş biçimde yatırılmış bir birey, kuzey ve güney doğrultuda uzatılmış. Bu iskelet eski topluma ait ve o döneme ilişkin doğrudan bize bilgi sağlayan kalıntı olduğu için çok önemli.”

Yılmaz, son dönemlerde iskeletler üzerinde disiplinler arası çalışmalar yapıldığını belirterek, “İskeletlerin yaşını veya beslenme sistemini belirleyebiliyoruz. Kemikler üzerinde eğer geçirdiği hastalıklar iz bıraktıysa bunları belirleyebiliyoruz. Tabii tek bir örnekle çok fazla veri elde edemesek de başlangıç için sevindirici bir kalıntı.” ifadelerini kullandı.

Yüzey araştırmalarıyla kentin arkeolojik kronolojisini tamamladıklarını ve bu durumun mutluluk verici olduğunu ifade eden Yılmaz, “Yüzey araştırmalarında Fest Travel bizi destekledi. Bu yıl itibarıyla yüzey araştırmalarımızı, bütün hedeflerimizi gerçekleştirdiğimiz için tamamladık. Tunceli birçok medeniyetin geçiş güzergahı üzerinde yer alıyor. Bizim bulgularımız da bunu doğruladı. Bulgularımızı yayına hazırlamaya başladık.” dedi.

Yılmaz, hazırlayacakları bilimsel makalelerin yayımlanmasıyla kentin tarih ve arkeoloji tutkunlarının ilgisini çekeceğini aktardı.

“Tunceli Müzesinin açılmasıyla arkeolojik kazılar hız kazandı”

Kazı Başkanı ve Tunceli Müzesi Müdürü Kenan Öncel de kentte müzenin açılmasıyla birlikte arkeolojik çalışmaların hız kazandığını vurguladı.

Bu kapsamda Tozkoparan Höyüğü’nde ilk kurtarma kazısını başlattıklarını aktaran Öncel, “Yaklaşık bir ay daha alanda çalışma yapmayı düşünüyoruz. Amacımız, höyüğün yaygınlığını ve sınırlarını belirlemek. Çalışmalarımızı bu yönde devam ettiriyoruz. Tunceli Müzesi şu an Türkiye’nin en yeni müzesi. Bu kurtarma kazısında ele geçirilen eserlerimiz Tunceli Müzesi’nin koleksiyonunu zenginleştirecektir ve ayrıca ilin kültürel geçmiş tabakalanmasının ortaya çıkmasında önemli katkıları olacaktır.” diye konuştu.